MAHMÛD SÂMİ RAMAZANOĞLU HAZRETLERİ

MAHMÛD SÂMİ RAMAZANOĞLU HAZRETLERİ, NÜFUS KAYITLARINA GÖRE 1892 YILINDA ADANA’DA DÜNYAYA GELDİ. BABASI TARİHTE RAMAZANOĞULLARI DİYE BİLİNEN ÂİLEDEN MÜCTEBÂ BEY, ANNESİ İSE ÜMMÜGÜLSÜM HANIM’DIR. SÂMİ EFENDİ’NİN BÜYÜK CEDDİ ABDÜLHÂDİ BEY’İN TESBİT ETTİĞİ ÂİLE ŞECERESİNE GÖRE, RAMAZANOĞULLARININ ASLEN TÜRKLERİN OĞUZ BOYUNUN ÜÇOKLAR KABİLESİNDEN OLDUĞU VE HZ. HALİD B. VELİD (R. A.) NESLİYLE MÜNÂSEBETTAR BULUNDUĞU ANLAŞILMAKTADIR.

İLK, ORTA VE LİSE TAHSİLİNİ ADANA’DA TAMAMLAYAN SÂMİ EFENDİ, YÜKSEK TAHSİL İÇİN İSTANBUL’A GELDİ DARÛL-FÜNUN HUKUK MEKTEBİNE GİRDİ. HUKUK FAKÜLTESİNİ BİRİNCİLİKLE BİTİRDİKTEN SONRA ASKERLİK HİZMETİNİ ZÂBİT VEKİLİ (YEDEK SUBAY) OLARAK YİNE İSTANBUL’DA YAPTI.

ZÂHİR İLİMLERİNİ DEVRİN ULEMÂ VE MÜDERRİSLERİNDEN TAMAMLAYAN SÂMİ EFENDİ İÇİN SIRA MANEVİ İLİMLERE VE BÂTIN İMÂRINA GELMİŞTİ. FITRAT-I NECÎBESİNİN ŞİDDET-İ MEYLİ SEBEBİYLE TASAVVUF YOLUNA SÜLÛK ETTİ. DEVRİN MEŞHUR NAKŞİ TEKKESİ GÜMÜŞHÂNELİ DERGÂHINDA BİR MÜDDET ERBAÎN VE RİYÂZATLA MEŞGUL OLDUKTAN SONRA ARKADAŞI ESKİ BEŞİKTAŞ MÜFTÜSÜ FUAD EFENDİ’NİN BABASI RÜŞDÜ EFENDİ’NİN DELÂLETİYLE KELÂMÎ DERGÂHI ŞEYHİ VE MECLİS-İ MEŞAYIH REİSİ ERBİLLİ ES’AD EFENDİ’YE İNTİSAB ETTİ. KISA ZAMANDA KESB-İ KEMÂLÂT EYLEYİP SEYR U SÜLÛKUNU İKMALDEN SONRA HİLÂFETLE İRŞÂDA MEZUN OLDU. BİR MÜDDET DAHA MÜRŞİDİNİN YANINDA KALDI VE BİLÂHERE MEMLEKETİ ADANA’YA İRŞÂDA MUVAZZAF OLARAK GÖNDERİLDİ.

MAHMÛD SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ TEKKELERİN KAPATILMASINDAN SONRA MEMLEKETİ ADANA’DA BİR YANDAN CÂMİ-İ KEBİR’DE VAAZ VE HUSÛSİ SOHBETLERİYLE İRŞÂD HİZMETİNİ YÜRÜTÜRKEN, BİR YANDAN DA MAİŞETİNİ TEMİN İÇİN BİR KERESTE TİCÂRETHANESİNİN MUHASEBESİNİ TUTUYORDU. O, BABASINDAN VE ÂİLESİNDEN KENDİSİNE İNTİKAL EDEN BÜYÜK SERVETİ ALMAMIŞ VE “HİÇBİR KİMSE KENDİ KAZANCINDAN DAHA HAYIRLI BİR YİYECEK ASLA YEMEMİŞTİR” (BUHARÎ) HADÎSİ ŞERÎFİ GEREĞİNCE KENDİ EL EMEĞİYLE GEÇİNMEYİ TERCİH ETMİŞTİR. SÛFİLER İÇİNDE BABA MÎRASINI ALMAYANLAR İÇİNDE İLK OLARAK HÂRİS MUHÂSİBİ’Yİ GÖRÜYORUZ. O DA KADERİYE MEZHEBİNE BAĞLI BULUNAN BABASININ MİRASINI ALMAMIŞTI.

ADANA’DA UZUN YILLAR MÜŞTÂK GÖNÜLLERE AŞK-I İLÂHÎ ŞERBETİ SUNARAK HİZMET ETTİ. YAZLARI ADANA’NIN NAMRUN VE KIZILDAĞ YAYLASI İLE BAZAN DA KAYSERİ’NİN TALAS’INDA GEÇİRİRDİ. HAC YOLUNUN AÇILDIĞI 1946 YILINDA İLK DEFA HACCA GİTTİ.

1951 YILINDA İSTANBUL’A GELDİ. İKİ YIL KADAR İSTANBUL’DA KALDIKTAN SONRA 1953 YILINDA HAC MEVSİMİNDE ÖNCE HACCA, DÖNÜŞTE DE ARKADAŞI KONYALI SARAÇ MEHMED EFENDİ’YLE ŞAM’A GELDİ VE ORAYA YERLEŞTİ. BİLÂHERE ÂİLESİ, DAMADI İLE BİRLİKTE YANINA GİTTİ. ANCAK BU ŞAM HİCRETİ DOKUZ AY KADAR SÜRDÜ. DOKUZ AY SONRA TEKRAR İSTANBUL’A GELDİ. İSTANBUL’A BU GELİŞLERİNDE ÖNCE BAYEZİD-LÂLELİ’YE, SONRA DA ERENKÖY’ÜNE YERLEŞTİ. ŞAMDAN İSTANBUL’A BU GELİŞLERİNDE ZEVCELERİ VALİDE HANIM’A “İSTANBUL’A TEKRAR GELDİK. GÖNLÜMÜZ MEDİNE’DE ATIYOR. AHÎR ÖMRÜMÜZDE ORAYA HİCRET ETMEYİ ARZU EDERİZ,” BUYURMUŞLAR.

İSTANBUL’DA BULUNDUĞU YILLARDA DA ADANA’DAKİ GİBİ BİR YANDAN ERENKÖY ZİHNİPAŞA CAMİİNDEKİ VAAZLARI VE HUSÛSİ SOHBETLERİYLE İRŞÂD HİZMETİNİ YÜRÜTÜRKEN DİĞER YANDAN DA TAHTAKALE’DE BİR TİCÂRETHANENİN MUHASEBESİNİ TEDVİRLE MAÎŞETİNİ TEMİN ETMEKTEYDİ. O’ NUN BU VAAZ, İRŞÂD VE SOHBETLERİNDEN CEMİYETİN HER SINIFINDAN, FAKİR, ZENGİN, OKUMUŞ, OKUMAMIŞ, ESNÂF, İŞÇİ, MEMÛR, TÜCCÂR VE FABRİKATÖR BİNLERCE İNSAN İSTİFÂDE EDEREK FEYZ ALMIŞ, İSTİKAMET BULMUŞ VE BÖYLECE ETRAFINDA YEPYENİ BİR NESİL TEŞEKKÜL ETMİŞTİR. İHVANINI MÂNEVİ HİMÂYE KANATLARI ALTINDA TOPLAYARAK ONLARI CEMİYETİN HER TÜRLÜ KÖTÜ CEREYANINDAN KORUMAYA ÇALIŞMIŞTIR.

ÖMRÜNÜN SON YILLARINDA ŞÖHRETİNİN ARTMASI VE DIŞARIDA KENDİSİNE İLTİFATIN NAZAR-I DİKKATİ CELBEDECEK SEVİYEYE ULAŞMASI SEBEBİYLE KÛŞE-İ UZLETE ÇEKİLDİ. İHVANI İLE GEREK DEVLETHANESİNDE VE GEREKSE RAMAZAN’DA HATİMLE KILINAN TERAVİH NAMAZLARINDA GÖRÜŞÜYORDU. BU VESİLE İLE ONLARA İSLÂMÎ DÜSTURLARI MUHAMMEDİ HAKİKATLARI VE NEBEVÎ AHLÂKI ANLATARAK HÂLİYLE, KALİYLE İRŞÂD EDİYORDU.

1979 YILINDA GÖNLÜNDEKİ MUHABBETİ-İ RESÛLULLAH ATEŞİ ONU BELDE-İ TÂHİRE’YE HİCRETE MECBÛR ETTİ. ÇÜNKÜ ONUN SON ARZUSU PEYGAMBER ŞEHRİNDE HAKK’A VARMAKTI. NİTEKİM 1957 SENESİNDE YAKINLARI KENDİLERİNE EYÜP SULTAN’DAN KABİR YERİ ALMAYI TEKLİF ETTİKLERİNDE:

“HERKESİ ARZUSUNA BIRAKSALAR BİZ CENNETÜ’L-BAKİ’Yİ ARZU EDERİZ, BUYURMUŞLARDIR.”

CENAB-I HAK SEVDİĞİ KULUNUN ARZUSUNU KABUL BUYURDU. NİTEKİM İSTANBUL’DA BULUNDUĞU YILLARDA MÜBTELÂ OLDUKLARI AMANSIZ HASTALIK, ORADA DA YAKASINI BIRAKMADI. FAKAT EN ACILI, AĞRILI ZAMANLARINDA BİLE O, HİÇBİR ŞİKAYETTE BULUNMAMIŞ, YÜZÜNDEN TEBESSÜMÜ EKSİK OLMAMIŞTIR. VEFATI 10 CEMAZİYELEVVEL 1404 /12 ŞUBAT 1984 PAZAR GÜNÜ SAAT: 4.30’DA VÂKÎ OLMUŞ VE CENNETÜ’L-BAKİ’YE DEFNOLUNMUŞTUR. RAHMETULLAHİ ALEYH.

VEFATINA ŞU İFADELERLE TARİH DÜŞÜLDÜ. KUTB-İ VÂSILÎN Ü GAVS-I ŞUYÛH-I IZÂMI NÛR-İ HÜDÂ MÜRŞİD-İ MERDÜM-I İHTİRÂMİ BELDE-İ TAHİRE’DE TEVHİDLE DEYÜP ALLAH VASL-I CİNAN EYLEDİ ŞEYH MAHMÛD SÂMİ (1404 H.)

ŞEMAİL VE AHLÂKI

MERHUM RAMAZANOĞLU SÂMİ EFENDİ, UZUNA YAKIN ORTA BOYLU, NAHİF BEDENLİ, BUĞDAY TENLİ, SEYREK SAKALLI, KIVIRCIK SAÇLI, ELA GÖZLÜ MÜCESSEM BİR NÛRİDİ. MEHABETİNDEN YÜZÜNE BAKMAK, HELE GÖZ GÖZE GELMEK KÂBİL OLMAZDI. ETRAFA ZİYÂLAR SAÇAN GÖZLERİNİN İSABET ETTİĞİ VÜCÛD, TİR TİR TİTRERDİ. HATTA O’ NUN NAZARLARINDAN MÜTEESSİR OLUP CEZBEYLE DÜŞÜP BAYILANLAR BİLE OLURDU. TEMİZ VE DÜZGÜN GİYİNİRDİ. SAKALI BİR TUTAMI GEÇMEZDİ. SAÇLARINI YA TAMAMEN KESTİRİR VEYA KULAK MEMESİNE KADAR UZATIRDI. BÜTÜN BUNLAR SÜNNET-İ SENİYYEYE İMTİSÂLLERİNDENDİ.

SÂMİ EFENDİ, ÇOK AZ YER, İÇERDİ. SOHBETLERİNDE SIKÇA AZ YEMENİN FAZİLETİNDEN ÇOK YEMENİN ZARARLARINDAN BAHSEDER BUNU ÂYET, HADİS VE HİKMETLİ SÖZLERLE ANLATIRDI. KENDİSİ SÜNNET ÜZERE GÜNDE İKİ ÖĞÜNDEN FAZLA YEMEZDİ. YEDİĞİ ZAMAN DA YARIM DİLİM EKMEK VE BİR KAÇ LOKMA KATIKLA KİFÂF-I NEFS EDERDİ. İHVANLA BİRLİKTE YENİLDİĞİNDE “İHVANLA YENİLENDE BEREKET VARDIR VE BUNDAN SUÂL OLUNMAYACAKTIR” BUYURARAK FAZLACA YENİLMESİNE MÜSÂADE, HATTA TEŞVİK EDERLERDİ.

AZ UYURLARDI SEHER VAKTİNİ İHYÂ ETMEK EN BÜYÜK ZEVKLERİYDİ. EVİNDE MİSAFİR KALANLAR VEYA KENDİLERİYLE BİR YOLCULUĞA ÇIKANLAR, GECENİN HANGİ SAATİNDE KALKSALAR ONU AYAKTA BULURLARDI. HATTA ONUN ANLAYIŞINA GÖRE YATIP UYUMANIN ADI BİLE İSTİRAHATTI. NİTEKİM BİR DEFASINDA BAĞLILARINDAN BİRİNİN EVİNDE MİSAFİR BULUNDUKLARINDA GECENİN İLERLEYEN SAATLERİNDE HÂNE SAHİBİ KENDİLERİNE:

-EFENDİM ARTIK YATARSANIZ YATAK HAZIRLAYALIM, DER. O:

-YATMANIN ADI İSTİRAHATTIR, BUYURURLAR. BİR MÜDDET SONRA EV SÂHİBİ TEKRAR:

-YATAR MISINIZ? DEYİNCE O YİNE:

-YATMANIN ADI İSTİRAHATTIR. FAKİR İSTİRAHAT EDEYİM, SİZİ DE EKSİK KALAN DERSİNİZİ TAMAMLAYIN, BUYURUR. HÂDİSEYİ ANLATAN ZÂT DİYOR Kİ, “GERÇEKTEN O SABAH DERSİM YARIDA KALMIŞ VE AKŞAMA KADAR DA TAMAMLAMAYA FIRSAT BULAMAMIŞTIM.”

AZ KONUŞURLARDI. KONUŞTUKLARI ZAMAN YA HİKMET SÖYLERLER VEYA NASİHAT EDERLERDİ. DEĞİLSE SUKÛTU İHTİYAR EDERLERDİ. NİTEKİM MERHÛM ALİ YEKTÂ EFENDİ ŞÖYLE DİYOR: “EVLİYÂULLAH’IN TASARRUFLARI YA KAVLEN YA DA HAL İLE OLUR. SÂMİ EFENDİ’NİN TASARRUFU HAL İLEDİR. KELÂMİ DERGÂHININ EN FEYİZLİ GÜNLERİNDE ORAYA DEVAM EDEN PEK ÇOK ULEMÂ VE FUZALÂ VARDI. FAKAT SÂMİ EFENDİ O ZAMAN PEK GENÇ OLMASINA RAĞMEN BUGÜNKÜ GİBİ KÂMİL VE HÂL SÂHİBİ İDİ.”

ALİ YEKTÂ EFENDİ, MÜFTÜLÜĞÜNÜN YANISIRA KELÂMÎ DERGÂHINDA SEYR U SÜLÛKUNU ES’AD EFENDİ’DEN TAMAMLAYARAK HİLÂFET İCÂZETNÂMESİ ALMIŞ BİR ZATTIR. O, BU İCÂZETNÂMESİNİ ÖMRÜ BOYUNCA SAKLAMIŞ VE BİR GÜN TESÂDÜFEN O İCÂZETNÂMEYE MUTTALİ OLAN YAKINLARINA “ONU SAKIN KİMSEYE SÖYLEMEYİN. O VAZİFENİN EHLİ VE SALÂHİYETLİSİ SÂMİ EFENDİ’DİR.” DEMİŞTİ.

EDEB

SÂMİ EFENDİ’NİN BÜTÜN HAYATI EDEB ÇİZGİSİ İÇİNDE GEÇMİŞ, HER AN HADİS-İ ŞERİFDE İFADE BUYRULAN “ALLAH’I GÖRÜYORMUŞÇASINA İBADET ETMEK VE O’ NUN MUŞÂHEDESİ ALTINDA BULUNDUĞU DUYGUSUNA SÂHİB OLMAK” (BUHÂRI, TEFSİR SÛRE, 31) MÂNÂSINA GELEN İHSAN DUYGUSU İÇİNDE YAŞAMIŞTIR. EN CİDDİ İNSANLARIN, EN OTORİTER SİMALARIN BİLE BİR ZAAF VE HAFİFLİKLERİ BULUNABİLİR. FAKAT ONUN HAYATINDA BÖYLE BİR ZAAF VE HAFİFLİK HİÇBİR ZAMAN GÖRÜLMEMİŞTİR. İSTİKAMET VE EDEBİ HER YERDE VE HER AN MUHAFAZA EDEBİLMEK KESKİN KILICIN ÜZERİNDE YÜRÜMEYE BENZER. BU ANCAK KEMÂL EHLİ, TEVFİK-I İLÂHİYE MAZHAR KİMSELERİN KÂRIDIR. ALLAH RASÛLÜ (S.A.) EFENDİMİZ’İN “EMROLUNDUĞUN GİBİ İSTİKAMET ÜZRE OL!” (HÛD, 112) AYETİ BENİ İHTİYARLATTI”

BUYURMASI, BU İŞİN GÜÇLÜĞÜNE EN GÜZEL DELİLDİR.

O’ NUN SOHBETLERİNE DEVAM EDENLER BİLİRLER Kİ, O HİÇBİR ZAMAN AYAK AYAK ÜSTÜNE ATARAK, AYAK UZATARAK VEYA BAĞDAŞ KURARAK OTURMAMIŞTIR. DAİMA DİZÜSTÜ OTURMAYI TERCİH ETMİŞTİR. SOHBETLERİNDE SIK SIK:

EDEB BİR TÂC İMİŞ NÛR-İ HUDÂ’DAN GİY O TÂCI EMÎN OL HER BELÂDAN

BEYTİNİ OKUYARAK EDEBDEN BAHSEDERLERDİ. SOHBETLERDE KUR’ÂN TİLAVETİ ESNASINDA KENDİLERİ KOLTUK KANEPEDE BİLE OLSA HEMEN DİZÜSTÜ OTURUR KUR’ÂN OKUYACAK KİMSE YERDE İSE HEMEN KOLTUK VE SANDALYEYE OTURTULURDU.

BİR GÜN HALEP MEŞÂYIHINDAN MUHAMMED EN-NEBHÂNÎ İSTANBUL’A GELİR. SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ BAZI İHVÂNIYLA KENDİLERİNİ ZİYARETE GİDERLER. NEBHÂNÎ VE ARKADAŞLARI GAYET RAHAT VE SERBEST OTURURKEN SÂMİ EFENDİ VE İHVANI DİZÜSTÜ OTURURLAR. ONLARIN BU HALİNİ GÖREN MUHAMMED NEBHANÎ:

RAHAT OTURUN, DER EFENDİ HAZRETLERİ VE İHVÂNI OTURUŞLARINI DEĞİŞTİRMEDEN:

BİZ BÖYLE DAHA RAHATIZ, DERLER, NEBHÂNÎ DE BU EDEB KARŞISINDA:

EDEB, TÜRKLERDEDİR, DEMEKTEN KENDİNİ ALAMAZ.

KALB-İ SELÎM

SOHBETLERİNDE SIK SIK “O GÜN KALB-İ SELÎM’DEN BAŞKA NE EVLÂD, NE MAL; HİÇBİR ŞEY FAYDA VERMEZ.” (ŞUARÂ SÜRESİ: 88-89) AYETİNİ OKUYARAK KALB-İ SELÎMİ ÎZAH EDERLERDİ. O’NUN TEFSİRİNE GÖRE KALB-İ SELÎM, NE İNCİNEN, NE DE İNCİTEN KALBDİ. “İNCİNMEMEK İNCİTMEMEKTEN DAHA ZORDUR. ÇÜNKÜ İNCİTMEMEK ELDEDİR AMMA İNCİNMEMEK ELDE DEĞİLDİR,” DERLERDİ. VE İLÂVE EDERLERDİ: FAKİR HİÇ KİMSEDEN İNCİNMEM VE KİMSEYİ İNCİTMEMEYE ÇALIŞIRIM.” GERÇEKTEN DE BİR ASRA YAKLAŞAN ÖMRÜ BOYUNCA O’NUN HİÇ KİMSEYİ İNCİTTİĞİ GÖRÜLMEMİŞTİR.

KAPISINA GELEN HERKESİ KABUL EDİP ONLARLA GÖRÜŞMEK ONLARA İLTİFAT VE İKRAMLARDA BULUNMAK ADETLERİYDİ. BİR DEFASINDA ZİYARETİNE GELENLERE BİR YAKÎNİNİN: “EFENDİ’NİN İSTİRAHATA İHTİYACI VAR” DİYE GERİ ÇEVİRMESİNE MUTTALİ OLUNCA:

-         BURASI HAK KAPISIDIR. KİMSE GERİ ÇEVRİLMEZ. HEM DE İHVANIN KÖTÜSÜ OLMAZ, BUYURURLAR.

BU TAVIR, ONUN İNSANA VE MÜSLÜMANA VERDİĞİ DEĞERİN EN GÜZEL İFADESİDİR. TORUNU YAŞINDAKİLERE BİLE HİTAB EDERKEN İSİMLERİNİN SONUNA EFENDİ, BEY SIFATLARINI EKLEYEREK KONUŞMASI AYNI ANLAYIŞTAN KAYNAKLANMAKTADIR. H. SÂMİ EFENDİ, KENDİNİ ALLAH’A VE ALLAH’IN KULLARINA HİZMETE ADAMIŞ BİR HAKK DOSTU İDİ. DAHA SÜLÛKÜNÜN İLK YILLARINDA “YARATILANI YARATAN’INDAN ÖTÜRÜ SEVMEK” ESASINA BAĞLI KALARAK, HİZMETİ SOHBETE, GAYRETİ DE HİMMETE VESİLE BİLEREK ŞEVKLE ÇALIŞIRDI.

NİTEKİM KELÂMÎ DERGÂHI BAĞLILARINDAN CİDE MÜFTÜSÜ H. HÜSEYİN EFENDİ’YE YAPTIĞI HİZMETLER HER TÜRLÜ TAKDİRİN FEVKİNDEDİR. KELAMÎ DERGAHINDA BULUNAN H. HÜSEYİN EFENDİ SON ZAMANLARINDA HASTALANIR. HASTALIĞININ ŞİDDETİ HER GEÇEN GÜN ARTAR. VE NİHAYET MÜFTÜ EFENDİ YATAĞINDAN KALKAMAZ OLUR. MÜRİDÂN BİRER HAFTA NÖBETLEŞE BAKMAYA BAŞLARLAR. HASTALIĞIN ŞİDDETİ DAHA DA ARTIRINCA ACELE AİLESİNE BİR TELGRAF ÇEKİLMESİ KARARLAŞTIRILIR. BU HABERİ DUYAN O ZAMANLAR DERGAHIN EN GENÇ MÜRİDİ BULUNAN SAMİ EFENDİ MÜRŞİDİ ES’AD EFENDİ’YE:

- EFENDİM, MÜSAADE BUYURURSANIZ DA MÜFTÜ EFENDİ’YE BEN BAKSAM VE ÂİLESİNE TELGRAF ÇEKİLMESE, DER. ES’AD EFENDİ DE BU TEKLİFİ MEMNÛNİYETLE KABÛL EDER. H. SAMİ EFENDİ BUNDAN SONRA TAM ON SEKİZ AY MÜFTÜ EFENDİ’YE EN GÜZEL ŞEKİLDE HİZMET EDERLER. GÖRENLER ONUN BU HİZMETİNE İMRENİRLER. MÜFTÜ EFENDİ DE YAŞLI GÖZLERLE:

- ALLAH’IM! BANA NE İHSANDA BULUNMUŞSAN HEPSİNİ SAMİ EFENDİ’YE BAĞIŞLIYORUM, DİYE MÜNACÂTTA BULUNUR. VE ES’AD EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜKLERİNDE DE:

SAMİ EFENDİ EVLADIMIZ, BİZE HİZMETTE İNŞALLAH HAKK’IN RIZASINA ERDİ, DİYE TEBŞİRATTA BULUNUR.

ASLINDA HAYLİ ZAMANDAN BERİ DERGAHTAKİ HİZMETLERİN EKSERİSİ BU GENÇ İLMİYELİ DERVİŞ TARAFINDAN GÖRÜLMEKTE İMİŞ MEĞER. GECE HERKES YATAĞINA YATTIĞINDA O, GİZLİCE KALKAR, YAPILACAK HİZMETLERİ İFÂ EDER, HER TARAFI TEMİZLER, SULARI ISITIR VE ÖYLE YATAĞINA YATARMIŞ. NİTEKİM CİDE MÜFTÜSÜ HÜSEYİN EFENDİ, SAĞLIKLI ZAMANLARINDA ERKEN KALKMAYA ÇALIŞIP BU HİZMETLERİN KİMİN TARAFINDAN YAPILDIĞINI ÖĞRENMEK İSTERMİŞ. FAKAT NE MÜMKÜN. BİR SEFER AKŞAMDAN YATMAMAĞA KARAR VEREREK BİR KENARA GİZLENMİŞ. YATAĞINDAN KALKIP BU HİZMETLERİ GÖREN SAMİ EFENDİ TAM ÇÖP TENEKESİNİ ALACAĞI SIRADA HÜSEYİN EFENDİ TENEKEYİ KAPAR VE:

- EVLADIM BU HİZMETİ DE FAKÎRE MÜSAADE BUYUR, DER.

SAMİ EFENDİ NEZAKETLE ALMAK İSTERSE DE HÜSEYİN EFENDİ:

- ALLAH AŞKINA BIRAK DEYİNCE SAMİ EFENDİ DE BU HİZMETİ ONA BIRAKIR.

İRŞAD VAZİFESİYLE MEMLEKETİ ADANA’YA GÖNDERİLDİĞİNDE ORADAN İSTANBUL’A MÜRŞİDİNE HEDİYELER GÖNDERMEK ADETİYDİ. FAKAT O, HEDİYELERİNİN BİZZAT KENDİ ELİNİN EMEĞİ OLMASINA BÜYÜK İTİNA GÖSTERİRDİ. RİVAYETE GÖRE EKİNLER BİÇİLDİKTEN HASAD TOPLANDIKTAN SONRA TARLALARA GİDER, YERLERE DÖKÜLEN BAŞAKLARI TOPLAR, ONLARI GÜZELCE BULGUR YAPAR VE İSTANBUL’A GÖNDERİRDİ. O’NUN BU HÂLİNE MUTTALİ OLAN BABASI:

- OĞLUM, BENİM AMBARLARIM BUĞDAY OLDU. NİÇİN EFENDİ’NE ONLARDAN GÖNDERMİYORSUN? DEDİ. O DA:

- O KAPIYA LÂYIK OLAN EL EMEĞİ, GÖZ NURUDUR, BUYURURLAR.

H. SAMİ EFENDİ HAZRETLERİ KENDİSİNİ SEVENLERİ VE BAĞLILARINI ESKİ KÜLTÜRÜMÜZE VE BÂ-HUSÛS ESKİ HARFLERLE OKUYUP YAZMAYI ÖĞRENMEYE SEVK EDERLERDİ. HATTA BU YÜZDEN SON YILLARA KADAR ESERLERİNİ YENİ HARFLERLE NEŞRE MÜSAADE ETMEMİŞTİ.

AYRICA KENDİLERİ İYİ DERECEDE FRANSIZCA BİLDİKLERİ HALDE BATI KÖKENLİ KELİMELERİN TÜRKÇE’DE KULLANILMASINDAN HOŞLANMAZLAR, BÖYLE FRANSIZCA VEYA LATİNCE ASILLI KELİMELERİ ASLA KULLANMAZLARDI. MESELA İLAÇLARIN İSİMLERİNİ BİLE LATİNCE ADIYLA DEĞİL, KENDİLERİNİN ONA TAKTIKLARI BİR AD VEYA SIFATLA ZİKREDERLERDİ. KIRMIZI HAP, PEMBE ŞURUP GİBİ. BU DAVRANIŞ LİSANDA ÖZENTİ MERAKIYLA BATI KÖKENLİ VEYA UYDURMA KELİME KULLANMAYI İTİYAD EDİNENLERE BİR İBRETTİR.

SOHBETLERİNDE BİR ARA RÛHÛL-BEYAN TEFSİRİNDEN NAKLEN KÖPEĞİN ON HASLETİNDEN ISRARLA BAHSETMİŞLERDİ DE (BK MUSAHABE VI) HAL SAHİBİ BİR İHVAN “BİZ HENÜZ KÖPEĞİN MERTEBESİNE GELEMEDİK” DEMEKTEN KENDİNİ ALAMAMIŞTI. SOHBETLERİNDE NEFS DÜŞMANININ İNSANA KURDUĞU TUZAKLARDAN BAHSEDEN VE İHSANA NEFİSLERİNİN TEHLİKESİNDEN KORUNABİLMEK İÇİN ŞUNLARI TAVSİYE BUYURURLARDI:

1-AÇLIK VE AZ YEMEK, ORUCA DEVAM,

2-AZ UYUMAK VE TEHECCÜDE DEVAM,

3-HUŞÛ İLE İBADET, MÂNÂSINI DÜŞÜNEREK KUR’AN OKUMAK,

4-ZİKR-İ DAİM İÇİNDE BULUNMAK,

5-SALİH VE SADIKLARLA BERABER OLMAK.

SÂMİ EFENDİ, DAİMA HUZÛR-İ İLAHÎDE BULUNDUĞU VE HER NEFESİNİN SON NEFESİ OLABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİYLE DAİMA ABDESTLİ BULUNMAYA VE ABDEST ÜSTÜNE ABDEST ALMAYA BÜYÜK İTİNA GÖSTERİRDİ. NİTEKİM ONUN MUHASEBESİNİ TUTTUĞU BİR ZATIN TESBİTİNE GÖRE EFENDİ DEFTERLERİ ABDESTLİ YAZARDI. YAZMA İŞİ BİTİNCE DEFTERLERİ KALDIRIR, ABDEST ALIR, BİRAZ KUR’ÂN OKURDU. AZ SONRA EZAN OKUNUNCA BU SEFER NAMAZ İÇİN TEKRAR ABDEST ALIRLARDI.

ONUN İRŞADDAKİ USÛLÜ NEBEVÎ ÜSLÛPTA İDİ. İNSANLARIN KUSURLARINI YÜZLERİNE VURMAZ, HATALARINDAN DOLAYI ONLARI AZARLAMAZ VE HELE NEFSİ İÇİN HİÇ KIZMAZDI. ONLARA ÖRNEK OLMAK SÛRETİYLE İRŞAD ETMEYİ TERCİH EDERDİ. İRŞADDA EN GEÇERLİ YOL DA BUDUR. ÇÜNKÜ İRŞAD HALKALARI MERKEZDEN MUHİTE DOĞRU YAYILIR. “ÖNCE NEFSİNDEN BAŞLAMAK’ ESASTIR. HİÇ KİMSEYE AÇIKÇA “ŞUNU YAP, ŞUNU YAPMA” DEMEZ, DOLAYISIYLA BUNU İHSAS ETTİRMEYE ÇALIŞIRDI. HİÇ KİMSEYE “BİZDEN DERS AL, BİZİM SOHBETİMİZE KATIL GİBİ EMİRLER VERMEZDİ. HATTA KENDİLERİ DİKKAT ÇEKECEK, FİTNE UYANDIRACAK VE RİYÂYA DÂVETİYE ÇIKARACAK ŞEKLE MÜTEALLİK ŞEYLERDEN HUSÛSİYLE SAKINIRDI.

ANCAK YAKINLARINI HELAL KAZANCA, FAİZE BULAŞMAMAYA TEŞVİK EDERLER, BAZAN BUNU SAMİMİ BULDUKLARINA AÇIKÇA SÖYLERLERDİ. DEĞİLSE DOLAYLI OLARAK İFADE BUYURURLARDI.

ŞÖHRETTEN VE AŞIRI HÜRMETTEN ÇOK RAHATSIZ OLURLARDI. NİTEKİM İSTANBUL TAHTAKALE’DE ÇALIŞTIĞI YILLARDA ÖNCELERİ ÖĞLE VE İKİNDİ NAMAZLARINDA RÜSTEMPAŞA VE MARPUÇÇULAR CAMİLERİNE CEMAATA DEVAM EDERLERDİ. CAMİDE KENDİSİNİ TANIYANLARIN AŞIRI TÂZİM VE HÜRMETİ ONU RAHATSIZ ETMİŞ, BİLÂHARE BU NAMAZLARI YAZIHANEDE KILMAYA BAŞLAMIŞLARDIR. YALNIZ, İHVÂNA;

- SİZ CEMAATA DEVAM EDİN, O ŞEREF VE FAZİLETTEN MAHRUM KALMAYIN, BUYURMUŞLARDIR.

REİSÜ’L-KURRA VE HÂDİMU’L-KUR’ÂN GÖNENLİ MEHMED EFENDİ ONUN HAKKINDA “SÂMİ EFENDİ BU ÜMMETİN EN BÜYÜĞÜ İDİ. BAŞKA NE SÖYLENSE BOŞTUR ” DEMİŞTİ.

ALİ YAKUB HOCA EFENDİ DE:”TAKVA BÂBINDA BÜTÜN EVSÂFIYLA SELEF-İ SALİHİN ZÂHİD VE ÂBİDLERİNİ ANDIRAN BU ZATIN KEMÂLÂT-I MÂNEVİYESİ HAKKINDA SÖZ SÖYLEMEK BİZİM GİBİ NAÇÎZ BİR ABDI ACİZİN KÂRI DEĞİLDİR.” DER.

MÂHİR İZ HOCA EFENDİ, GÖRDÜĞÜ BİR RÜYA ÜZERİNE MUHIBB VE BAĞLILARI ARASINA KATILDIĞI H. SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ HAKKINDA “O HAZRETİ SAMİ’DİR. BİZ DEVRİ PÂDIŞÂHÎDEN BERİ NELER GÖRDÜK, FAKAT BÖYLESİNE TESADÜF ETMEDİK” DİYORDU.

BEKİR HAKİ EFENDİ DE SÂMİ EFENDİ’Yİ SEVİP TAKDİR EDENLERDENDİ VE SÂMİ EFENDİNİN BİR SOHBETİNDEN DÖNERKEN ŞUNLARI SÖYLÜYORDU.

“BU ZENGİNLERİ SAATLERCE DİZ ÜSTÜ SESSİZCE OTURTMAK. BOĞAZDAN GELEN BİR GEMİYİ SARAYBURNU’NDA BAĞLAMAKTAN DAHA ZORDUR. BİZLER BU İŞİ YAPAMAYIZ. BUNU ANCAK SÂMİ EFENDİ YAPABİLİR.”

BEKİR HAKİ EFENDİ BELKİ BUNLARI SÖYLERKEN ES’AD EFENDİ’NİN SÂMİ EFENDİ’YE VERDİĞİ İCAZETNAMEDE ÇİZDİĞİ İRŞAD STRATEJİSİNDEN HABERSİZDİ. ES’AD EFENDİ ŞÖYLE DİYORDU:

İCAZETNAMEDE “NE TİCARET, NE DE ALIŞVERİŞİN ALLAH’IN ZİKRİNDEN ALIKOYAMADIĞI KİMSELER VARDIR.” (NUR, 37) AYETİ CELÎLESİNİN İLAN HÜKÜMLERİNE VAKIF OLAN MUHTEREM İHVANIMIZA ARZ EDEBİLİRİM Kİ, BÂTININI TASFİYE VE NEFSİM TEZKİYEYE TALİB OLANLARIN… SÂMİ EFENDİ’NİN SOHBETLERİNE DEVAM VE AÇIKLAYACAĞI USÛL VE ADABA GÖSTERECEKLERİ GAYRET VE İHTİMAM SAYESİNDE BU İSTEKLERİNE KAVUŞACAKLARDA ŞÜPHE YOKTUR. ” (MEKTUBAT, 134 MEKTUP SH. 361)

About these ads
Görüştükleri Muhterem İnsanlar, Mahmud Sami Ramazanoğlu k.s. kategorisinde yayınlandı. Yorumlar Kapalı
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: