ŞEYHZADE AHMED ŞEVKİ YOZGADİ HAZRETLERİ

AHMET ŞEVKİ ERGİN HOCA EFENDİNİN HAYATI VE KİŞİLİĞİ

Dr. Ali Şakir ERGİN’in Dilinden


“EFENDİ BABAM”

AİLEMİZİN SOY KÜTÜĞÜ:

AİLENİN BABA TARAFINDAN BİLİNEN EN ESKİ KİŞİSİ DERVİŞ SÜLEYMAN EFENDİ’DİR. BUNUN İKİ OĞLU VARDIR. BİRİSİ SONRADAN “BÜYÜK ŞEYH” DİYE ANILACAK OLAN AHMET EFENDİ, DİĞERİ DE MUSTAFA EFENDİ’DİR. BİR DE KIZI VARMIŞ’. BABALARI ÇALATLI KÖYÜ’NDE YERLEŞMİŞ OLAN DERVİŞ SÜLEYMAN EFENDİ, 1700′ LÜ YILLARIN SONLARINDA ÇOCUKLARINI OKUTMAK ÜZERE YOZGAT’A GÖÇ EDEREK YERLEŞMİŞTİR. ŞEYH II. AHMET EFENDİ’NİN RIZAEDDİN EFENDİ, SADREDDİN EFENDİ, MUHYİDDİN EFENDİ, HAFIZ HAYREDİN EFENDİ VE ABDULLAH ARİF EFENDİ ADLARINDA BEŞ ERKEK EVLADI OLMUŞTUR.

ŞEYHZADE AHMED EFENDİ DİYE BİLİNEN BABAM, ŞEYH HACI AHMED EFENDİ’NİN BEŞİNCİ OĞLU ABDULLAH ARİF EFENDİ VE HAFİZE HANIM ÇİFTİNDEN OLMA TORUNUDUR. AHMED ŞEVKİ ERGİN VE ÖMER FARUK ERGİN OLMAK ÜZERE İKİ KARDEŞTİRLER.

ŞEYH HACI AHMED EFENDİ BABASIYLA BİRLİKTE ÇOK KÜÇÜK YAŞTA YOZGAT’A GELMİŞ VE ÇAMLIK ALTINDA BUGÜNKÜ TAŞKÖPRÜ MAHALLESİ’NDEKİ YERİNDE YERLEŞMİŞTİR. MEDRESE TAHSİLİNİ YOZGAT’TA TAMAMLAMIŞ, GENÇ YAŞTA MANEVÎ İLİMLERE VE TASAVVUF YOLUNA MERAK EDEREK ÇALIŞMAYA BAŞLAMIŞ’, KENDİSİNE SEYAHAT EMREDİLDİĞİ İÇİN YURT İÇİNDE VE DIŞINDA PEK ÇOK SEYAHATLER YAPMIŞTIR. NİHAYET HORASAN DİYARINDAN GELMİŞ VE ÇERKEŞ ŞEYHİ DİYE TANINMIŞ “PÎR-İ SÂNΔ LAKABIYLA ANILAN ÇERKEŞLİ MUSTAFA EFENDİ’YE İNTİSAP EDEREK, ONDAN ALDIĞI İCAZET İLE, YOZGAT’TA HALVETİ TARİKATI TEKKESİNİ KURAR VE MADDÎ MANEVÎ İLİMLERLE HALKI İRŞADA BAŞLAR. İKİ DEFA İSTANBUL’A GİTMİŞ PADİŞAH SULTAN ABDÜLMECİD HAN, HANIMI ŞEVKEFZA KADIN VE ŞEHZADE V. MURAD HAN İLE GÖRÜŞMELERİ OLMUŞ, PADİŞAH AİLESİNİN İLGİ VE SEMPATİSİNİ GÖRMÜŞ, ATİYYE VE İHSANLARA MAZHAR OLMUŞTUR.

V. MURAD’LA MEKTUPLAŞMALARI OLMUŞ, SİVAS VALİSİ MÜNİB PAŞA VE DAHA BAŞKA DEVLET RİCALİNDEN BİRÇOK KİMSE KENDİSİNE İNTİSAP EDEREK DERVİŞİ OLMUŞLARDIR. KENDİLERİ MUAMMERÎNDENDİRLER. YANİ, YÜZ SENEDEN FAZLA ÖMÜR YAŞAYANLARDANDIR. H.1313/ M. 1896 SENESİNDE 123 YAŞLARINDA VEFAT ETMİŞTİR. İKİ DEFA EVLENMİŞ, İKİNCİ EVLİLİĞİNDEN BEŞ ERKEK ÇOCUĞU OLMUŞTUR. GAYET SIHHATLİ YAŞAMIŞ, İYİ AT BİNER, KILIÇ KUŞANIRMIŞ, SPORTMEN VÜCUTLU, PEHLİVAN YAPILI OLUP GÜREŞ VE YÜZME BİLİRMİŞ. SAĞLIĞINDA ÜÇ DEFA HACCA GİTMİŞTİR. ÜÇÜNCÜ GİDİŞİNDE YAYA OLARAK VE HÎÇ-BİR AZIK ALMADAN HACCA GİDİP-GELMİŞTİR. VEFATINDA, YAPTIRDIĞI CAMİNİN AVLUSUNA DEFNEDİLMİŞ, BİR YIL SONRA OĞLU ŞEYH MUHYİDDİN EFENDİ, KABRİ ÜZERİNE ŞİMDİKİ TÜRBEYİ YAPTIRMIŞTIR.

ÇOCUKLUĞU:

EFENDİ BABAM, ŞEYHZÂDE AHMED ŞEVKİ ERGİN, YOZGAT’TA 1322/1906 YILINDA DOĞMUŞTUR. ŞEYHZADE LAKABIYLA TANINMIŞ OLMASINA RAĞMEN, KENDİSİ BÜYÜK ŞEYH HACI AHMED EFENDİ’NİN TORUNU VE BEŞİNCİ OĞLU ABDULLAH ARİF EFENDİ’NİN BÜYÜK OĞLUDUR. ANNELERİ İSE HACIVELİ AĞA SOYUNDAN MÜDERRİS MEHMED ALİ EFENDİ’NİN KIZI HAFİZE HANIM’DIR. KÜÇÜK YAŞTA BABASINI KAYBETMİŞ; ÇOCUKLUĞU, AMCALARI VE DAYILARININ HİMAYESİNDE GEÇMİŞTİR. İKİ ÇOCUKLA DUL KALAN ANNELERİ HAFİZE HANIM DAHA SONRALARI KAYINPEDERİ OLACAK OLAN AMCAZÂDESİ MÜDERRİS İ. ETHEM EFENDİ İLE EVLENEREK, ONUN HİMAYESİNE GİRMİŞLERDİR.

TAHSİL HAYATI:

EFENDİ BABAM, KÜÇÜK YAŞTA CEVHERİ ALİ EFENDİ MEDRESESİ’NDEKİ MAHALLE MEKTEBİNDE TAHSİL HAYATINA BAŞLAMIŞTIR. BÜYÜK ALİ EFENDİ VE DERVİŞ EFENDİ HOCALAR’INDAN FEYİZ VE İLK DERSLERİNİ ALMIŞTIR. BİR ARA SULTANÎDE ORTA OKULA BAŞLAMIŞ VE YOZGAT’TA DEMİRLİ MEDRESE’DE AÇILAN DARU’L-HİLÂFE MEDRESESİ’NİN İPTİDA HARİÇ ÜÇÜNCÜ SINIFINA KADAR BURADA OKUMUŞ VE BU OKULUN KAPALI İMASINDAN SONRA TAHSİLİNE DEVAM ETMEK ÜZERE İSTANBUL DARU’L-HİLAFESİ ÜÇÜNCÜ SINIF İMTİHANLARINI VERİP, BİR ÜST BÖLÜM OLAN İPTİDA DAHİL BİRİNCİ SINIFINA DEVAM ETMİŞTİR. BU SINIFTA İKEN, OKUDUĞU BU OKULLAR LAĞVEDİLMİŞ, AYNI YILLARDA AÇILAN İSTANBUL İMAM HATİP OKULU SON SINIFINA KABUL EDİLEREK, DEVAM ETMEYE BAŞLAMIŞTIR. BU SIRADA TUTULDUĞU BİR HASTALIK DOLAYISIYLA AMELİYAT OLUP, UZUN SÜRELİ İSTİRAHAT ALDIĞI İÇİN, OKULDAN TASDİKNAMESİNİ ALARAK YOZGAT’A DÖNMÜŞTÜR. İSTANBUL’DA BULUNDUĞU SIRADA DA ÂLİM VE FAZIL KİŞİLERİN PEŞİNDE DOLAŞMIŞ ONLARDAN İSTİFADE YOLLARI ARAMIŞTIR. FATİH MÜDERRİSLERİNDEN GÜMÜLCİNELİ MUSTAFA EFENDİ, BİR VESİLE İLE KENDİSİNE BURALARDA DOLAŞMAMASINI, YOZGAT’A GİDİP DEDİK-HASANLI ŞAKİR EFENDİ’YE İNTİSAP ETMESİNİ TAVSİYE ETMİŞTİR. YOZGAT’TA 1925 YILINDA ÖĞRETMENLİK İÇİN MÜRACAAT ETMİŞ VE ŞAKİR EFENDİ’YE YAKIN OLMAK AMACIYLA DA MERKEZ KARGA KÖYÜ VEKİL ÖĞRETMENLİĞİNİ TERCİH EDEREK GÖREVE BAŞLAMIŞ, BÖYLECE HAFTA SONLARINDA VE TATİL GÜNLERİNDE SIKÇA ZİYARET ETTİĞİ, DAHA SONRA ÖMRÜ BOYUNCA DA UNUTAMAYACAĞI DEĞERLİ HOCASI ŞAKİR EFENDİ’DEN İLK MANEVÎ DERSLERİNİ VE FEYİZLERİNİ ALMAYA BAŞLAMIŞTIR. BU GÖRÜŞMELER 1937 YILINDA ŞAKİR EFENDİ’NİN VEFATINA KADAR DEVAM EDER. DAHA SONRA ETHEM EFENDİ VE MEHMET HULUSİ EFENDİLERLE DE GÖRÜŞMESİNE RAĞMEN, ARAYIŞA DEVAM EDEN ŞEYHZADE AHMED EFENDİ; BİRKAÇ YIL SONRA GÖRDÜĞÜ BİR RÜYA VE MEHMED HULUSİ EFENDİ’NİN DE TAVSİYESİ İLE, MUSTAFA HULUSİ EFENDİ İLE YİNE İSTANBUL’DA BULUŞUR. RÜYASI GERÇEKLEŞİR VE MUSTAFA HULUSİ EFENDİ KISA ZAMANDA BÜTÜN LETÂİFİ TELKİN İLE ONU YETİŞTİRİP OLGUN HALE GELMESİNE YARDIMCI OLUR. AYRICA KENDİSİ HAKKINDA TAKDİR VE İLTİFATLARI DA VARDIR.

EVLİLİKLERİ:

EFENDİ BABAM, HANIMLARININ VEFATI DOLAYISIYLA ÜÇ DEFA EVLİLİK YAPMIŞTIR. İLK EVLİLİĞİ VEKİL ÖĞRETMEN OLARAK GÖREV ALDIĞI SENE (17 HAZİRAN 1925′ TE) AMCAZADESİ ETHEM EFENDİ’NİN KIZI ŞAKİRE HANIM’LADIR. BU HANIMDAN İKİ KIZI, BİR OĞLU HAYATTADIR. BİRİNCİ HANIMIN 1934 YILINDA VEFATI İLE, 6 AĞUSTOS 1934 TARİHİNDE ABDİ AĞAZÂDE AHMED EFENDİ’NİN KIZI MÜFERRİHA HANIM’LA İKİNCİ EVLİLİĞİNİ YAPAR. BU HANIMDAN OLAN İKİ OĞLU HAYATTADIR. 26 MAYIS 1980 TARİHİNDE İKİNCİ HANIMININ DA VEFATI İLE 19 ŞUBAT 1981 TARİHİNDE YEŞİLHİSARLI KADIN AYŞE İLE ÜÇÜNCÜ VE SON İZDİVACINI YAPMIŞTIR. BU HANIMINDAN ÇOCUĞU YOKTUR VE HAMINI HAYATTADIR.

MEMURİYETİ:

EFENDİ BABAM, İSTANBUL’DA İMAM-HATİP VE DİĞER OKULLARDAKİ ÖĞRENCİLİĞİ YILLARINDA, DEDESİ MÜDERRİS MEHMET ALİ EFENDİ’NİN DERS ARKADAŞI OLAN HOCALARININ TAVSİYESİ VE O ZAMANKİ İSTANBUL MÜFTÜSÜ MEHMET FEHMİ EFENDİ’NİN YARDIMLARIYLA, İLK DEFA KAPALI ÇARŞI’DAKİ BİR MESCİDDE AYLIK İKİ BUÇUK LİRA MAAŞLA İMAMLIK YAPTIĞINI ZEVKLE ANLATIRDI. YOZGAT’A DÖNDÜKTEN SONRA İLK RESMÎ GÖREVİ KARGA KÖYÜ ÖĞRETMENLİĞİDİR. BU KÖYDE 16 YIL KALMIŞTIR. DÖRT YIL GEZİCİ BAŞÖĞRETMENLİK YAPTIKTAN SONRA, İL MİLLÎ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ KÖY BÜROSU’NDA GÖREV ALMIŞTIR. BU GÖREVDE İKEN YOZGAT’LA 1953 YILINDA AÇILIŞINDA BÜYÜK EMEK VE GAYRET SARFETTİĞİ İMAM-HATİP OKULU’NDA ON YIL KADAR (ÖĞRETİM KADROSU TAMAMLANINCAYA DEK) MESLEK DERSLERİ (ARAPÇA, AKAİD, DİN DERSİ, SİYER VE AHLÂK) ÖĞRETMENLİĞİ, DAHA SONRA DA LİSEYE BAĞLI ORTAOKULDA DİN DERSİ ÖĞRETMENLİĞİ YAPMIŞ, YOZGAT ‘TA GÖREVDE BULUNDUĞU MÜDDETÇE 1987 YILI SONUNA KADAR DEDESİNİN ADIYLA ANDAN CAMİDE FAHRÎ OLARAK İMAM VE HATİPLİK GÖREVİNDE BULUNMUŞTUR. NİHAYET 1971 YILINDA, 47 YILLIK DEVLET HİZMETİNDEN SONRA 65 YAŞINI DOLDURDUĞU İÇİN YAŞ HADDİNDEN EMEKLİYE AYRILMIŞTIR. İKİ DEFA ASKERLİK GÖREVİ YAPMIŞTIR. BİRİNCİSİNDE İLK ALTI AYLIK KITA HİZMETİNİ YAPMAK ÜZERE DÖRTYOL’DAKİ 7. TÜMEN 41. ALAYDAKİ HAZIRLIK KITASINA 1 KASIM 1929 TARİHİNDE KATILMIŞTIR. İSTANBUL YILDIZ İHTİYAT ZABİT IV. YD. SUBAYI OLARAK 1 NİSAN 1930 DA GÖREV ALMIŞ VE 41.TÜM. 19. ALAY İAŞE SUBAYLIĞINDAN 1 NİSAN 1931 TARİHİNDE TERHİS OLMUŞTUR. İKİNCİ CİHAN HARBİ YILLARINDA İKİNCİ BİR ASKERLİĞİ DAHA VARDIR. BU ASKERLİĞİNE DE 41 .TÜM. 97. ALAY 3.TABUR İAŞE SUBAYI OLARAK 10.10.1941 TARİHİNDE KATILMIŞ VE 20 OCAK 1942 TARİHİNDE ÜSTEĞMENLİĞE YÜKSELMİŞ, AYNI KITADAN 29 MAYIS 1943 TARİHİNDE ÜSTEĞMEN OLARAK TERHİS OLMUŞTUR.

TASAVVUFÎ HAYATI:

EFENDİ BABAM, TASAVVUFUN HER DALINDA ZENGİN BİLGİ BİRİKİMİ VE TECRÜBE SAHİBİDİR. GÖRÜŞTÜĞÜ VE DERSLERİNE DEVAM ETTİĞİ OLGUN İNSANLARDAN SAĞLADIĞI YETKİ İLE NAKŞİ, HALVETİ VE KADİRÎ TELKİNATINDA KÂMİL BİR MÜRŞİDDİR. NAKŞİLİK’TE AYAZMA CAMİİ İMAM-HATİBİ MUSTAFA HULUSİ EFENDİ’DEN; HALVETÎLİK VE KADİRÎLİKTE İSE GÖREVİ (CEDDİNDEN DEVAM EDEN KOLUN SON TEMSİLCİSİ OLAN) DAMATZÂDE NECİP EFENDİ’DEN DEVRALMIŞTIR.

GÜNLÜK HAYATI:

EFENDİ BABAM, GÜNLÜK HAYATINDA HERKESTEN FARKSIZ SADE BİR İNSANDI. TOPLUMUN HER KESİMİNDEKİ FAALİYETLERE KATILIRDI. SÂDE VE GÖSTERİŞTEN UZAK BİR HAYAT TARZI VARDIR. HAREKETLERİNDE SON DERECE SAKİNDİ, TEMKİNLİ BİR TAVRI VARDI. BÜYÜK-KÜÇÜK KARŞISINDAKİ KİM OLURSA OLSUN İNSAN OLDUĞU İÇİN SAYGIYA DEĞER GÖRÜR, KONUŞURKEN YUMUŞAK SESİYLE, KONUŞTUĞU İNSANA DOĞRU DÖNEREK, YÜZÜNE BAKA BAKA KONUŞMASINI YAPARDI. KILIK KIYAFETİNE DİKKAT EDER, TEMİZ GİYİNİR, EV VE DIŞARI KIYAFETİNİ DEĞİŞİK SEÇER, TOPLUM İÇİNE ÇIKARKEN GENELDE AYAKKABI DAHİL, AÇIK RENK VEYA BEYAZ GİYİNMEYİ TERCİH EDERDİ. ANÎ VE FEVRÎ HAREKETLERDEN KAÇINIR, AHESTE YÜRÜR, YÜRÜRKEN ÖNÜNE, AYAKLARININ BASACAĞI YERE DOĞRU BAKARDI. “KOŞMAK İNSANIN VAKARINI BOZAR, DER VE HİÇBİR ZAMAN KOŞMAZDI. GEREKTİĞİNDE HIZLI YÜRÜR, AMA TELÂŞ ETMEZDİ. HOŞUNA GİTMEYEN SÖZ VE OLAYLARLA KARŞILAŞTIĞINDA DA İTİDALLE NETİCEYİ BEKLER VE BÖYLE DURUMLARDA YANINDAKİLERE ŞU İKİ TAVSİYEDE BULUNURDU: “YA KIZMAYACAKSINIZ, YA DA KIZDIĞINIZI BELLİ ETMEYECEKSİNİZ.” “KIZMAK YASAKTIR, ÖFKEYİ YENMEK ESASTIR. HELE ÖFKELİ İNSANLARI YATIŞTIRMAK İÇİN SÖYLEDİĞİ ŞU İZAHI İSE AYRI BİR GÜZELLİKTEDİR. “ÖFKE ŞEYTAN İŞİDİR, ŞEYTAN İSE ATEŞTEN YARATILMIŞTIR. ATEŞ İSE CEHENNEMİN TEMEL MADDESİDİR. DOLAYISIYLA; ÖFKE, SAHİBİNİ YAKAR, DİKKATLİ OLMALIDIR.” DERDİ. GİYİM-KUŞAMI DÜZENLİ OLDUĞU GİBİ, GÜNLÜK HAYATTA ZAMANI DA DÜZENLİ KULLANIR, İBADETLERİNİ BELİRLİ ZAMANLARDA YAPTIĞI GİBİ GÜNLÜK İŞLERİNİ DE DÜZENLİ VE BELİRLİ ZAMANLARDA YAPARDI, İNANDIĞI GİBİ DÜŞÜNÜR, DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAMAYA GAYRET EDERDİ. KENDİSİNE MÜRACAAT EDEN HERKESE İMKÂN NİSBETİNDE YARDIMCI OLMAYA ÇALIŞIR, KİMSEYİ REDDETMEMEYE GAYRET EDERDİ. KENDİSİNE HERHANGİ BİR KONUDA İSTİŞARE ETMEYE GELENLERİ ÖNCE DİNLER; OLUMSUZ CEVAP VERMESİ GEREKEN KİMSELERE BİLE, İNCİTMEMEK İÇİN OLUMSUZ CEVABI DOĞRUDAN SÖYLEMEZ, BİR FIKRA, BİR HİKÂYE VEYA BÜYÜKLERİN HAYATLARINDAN ALINMIŞ MENKIBELER ANLATARAK MUHATABINI İKNA ETMEYE ÇALIŞIRDI. BİR ASRA YAKIN YAŞADIĞI ACI TATLI HATIRALARLA DOLU BİR ÖMÜR OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDEN BAŞLAYARAK CUMHURİYET’E VE İKİ BİNLİ YILLARA KADAR UZANAN HAYAT GÖRGÜ VE TECRÜBESİNE İLAVE OLARAK ANADOLU’NUN YOKSUL KÖY HAYATINDAN BAŞLAYARAK ŞEHİRDE DÜĞÜMLENEN YARIM ASIRLIK DEVLET TECRÜBESİ MİLLÎ VE MANEVÎ DEĞERLERE BAĞLI OLARAK BERABERCE YÜRÜTTÜĞÜ DEVLET VE MEMURİYET HAYATI ONU MÜKEMMELLEŞTİRMİŞTİ. ALDIĞI DÎNÎ EĞİTİM VE ÖĞRETİMDEN SONRA BU UZUN YILLAR İÇERİSİNDE KENDİ ŞAHSÎ GAYRETİ İLE ÇALIŞMASI, İÇİNDE BULUNDUĞU ÇEVRE VE SEÇEREK GÖRÜŞÜP İSTİFADE ETTİĞİ MADDÎ MANEVİ BİRİKİMİ O’NU BİR KÂMİL ZATIN TABİRİYLE “YERYÜZÜNDE İNSANLARIN İMRENDİĞİ, GÖKYÜZÜNDE MELEKLERİN GIPTA ETTİĞİ İNSAN; ŞEYHZADE AHMED EFENDİ ” YAPTI. ÇOCUKLUĞUNDAN BERİ HİÇ NAMAZ BORCU OLMADIĞINI SÖYLERDİ. SABAHLARI ERKEN KALKAR, MEMURKEN HER SABAH TIRAŞ OLUR DAİREYE YÜRÜYEREK GİDER VE GELİRDİ. YOLDA YÜRÜRKEN KARŞILAŞTIĞI HERKES BÜYÜK KÜÇÜK ONA SELÂM VERİR, O DA KENDİNE SELÂM VERENLERE SÖZLE VE BAŞIYLA SELÂM VEREREK KARŞILIK VERİRDİ. OKUL ÇOCUKLARI AİLELERİNDEN VEYA ÖĞRETMENLERİNDEN ÖĞRENDİKLERİ ŞEKLİYLE YOL KENARLARINDA YAN YANA DİZİLEREK BAŞLARIYLA OKUL SELAMI VERİRLERDİ. ÇOCUKLARIN SELÂMINA DA BÜYÜK ADAMLAR GİBİ TEBESSÜMLE MUKABELE EDERDİ.

EMEKLİLİK SONRASI:

EFENDİ BABANI, 13 KASIM 1971 TARİHİNDE YARIM ASRA YAKIN BİR ZAMANDIR ÇALIŞTIĞI MEMURİYETİNDEN YAŞ HADDİ SEBEBİYLE VE KANUNİ MECBURİYETLE EMEKLİ OLDU. EMEKLİ OLDUĞUNDA, ÜZERİNDE YILLARIN YORGUNLUĞU BULUNMAKLA BERABER SIHHATLİ İDİ. GÖREVDEN AYRILMA KENDİ İSTEĞİ DEĞİLDİ. ÇÜNKÜ O, İNSANA HER GÖREVİN ALLAH TEÂLÂ TARAFINDAN VERİLDİĞİNİ SÖYLER, O GÖREVİ İSTEMİYORUM DEMEK DE KORKARIM ALLAH’ (C.C.)IN VERDİĞİ BU GÖREVİ BEĞENMİYORUM ANLAMINDA, İSYAN MÂNÂSINA GELİR DERDİ. BU SEBEPLE DE ERZURUMLU İSMAİL HAKKI HZ.NİN :

“HAK ŞERLERİ HAYR EYLER,

ZANNETME Kİ GAYR EYLER,

MEVLÂ GÖRELİM NEYLER,

NEYLERSE GÜZEL EYLER”

MISRALARINI SIK SIK TEKRAR EDEREK , “RABB’İMİN SEÇEREK HALKETTİĞİNDE HAYIR VARDIR” DİYE MIRILDANARAK TAM BİR TESLİMİYET ÖRNEĞİ GÖSTERİRDİ. EMEKLİ OLDUKTAN SONRA ÇEVRESİNE VE 1947 YILIDAN BERİ FAHRİ OLARAK YAPTIĞI DEDESİNİN CAMİİNDEKİ İMAM-HATİPLİK GÖREVİ İLE İBADETLERİNE DAHA FAZLA BİR ZAMAN AYIRMAK İÇİN, DÜNYA İŞLERİNİ TASFİYE ETTİ. BOŞ VAKİTLERİNİ TAM MANÂSIYLA İBADETLERİNE VE DOSTLARINA TAHSİS EDEREK ONLARLA SOHBET İMKÂNI BULDU SOHBETLERİNDE DAİMA KUR’AN VE SÜNNET IŞIĞINDA İYİYE-DOĞRUYA VE GÜZELE KARŞI SEVDİRİCİ VE ÖĞRETİCİ, AYNI ZAMANDA ETKİLEYİCİ BİR ÜSLÛPLA KONUŞUR, HERKESİ DE DİNLETİRDİ.

DİNÎ İLİMLERE VUKUFİYETİ:

EFENDİ BABAM, KÜÇÜKLÜĞÜNDEN BERİ DİNÎ KÜLTÜR ÇEVRESİNİN İÇİNDE BULUNMUŞ VE TAHSİL HAYATI DA BU KÜLTÜRE PARALEL OLARAK GELİŞMİŞTİR. OSMANLI DÖNEMİNDE İLK OLARAK BAŞLADIĞI MEDRESE TAHSİLİ VE BUNA DAYALI OLARAK DEVAM ETTİĞİ OKULLAR, DİN KÜLTÜRÜYLE EĞİLİM VE ÖĞRETİM YAPAN KURUMLARDIR. NE VAR Kİ, HOCA EFENDİ, SADECE BU OKULLARDA ALDIĞI BİLGİYLE İKTİFA ETMEMİŞ, “İLİM MÜ’MİNİN YİTİĞİDİR, NEREDE BULURSA ALIR, “HADİSİNİN MUCİBİNCE ÖMRÜ BOYUNCA KENDİNDEN ÜSTÜN VE BİLGİLİ KİMSELER ARAMIŞ SORMUŞ VE ONLARDAN İSTİFADE YOLLARI ARAMIŞTIR. KENDİSİ HÂFIZ-I KUR’AN DEĞİLDİ, AMA BİR HAFIZ KADAR SERİ OKUYABİLİRDİ. HER GÜN BİR CÜZ OKUR VE HER AY BİR HATİM YAPARDI. KISA VEYA UZUN SÜRELİ SEYAHATLERİNDE DE KUR’AN-I KERÎM’İNİ BERABERİNDE GÖTÜRÜRDÜ. OKUMAYI SEVER, HERKESİ OKUMAYA TEŞVİK EDER, KENDİSİ DE OKUYARAK HER GEÇEN GÜN YENİ BİLGİLER ÖĞRENİR VE KENDİNİ YENİLEMESİNİ BİLİRDİ. ÇEŞİTLİ KUR’AN TEFSİRLERİ VE HADİS MEAL VE ŞERHLERİNİ OKUR, ÖNCEDEN BİLDİĞİ VE ONLARDAN ÖĞRENDİĞİ YENİ BİLGİLERİ DE SOHBETLERİNDE ANLATARAK DOSTLARIYLA PAYLAŞIRDI. KONUŞMAK İSTEDİĞİ HER KONU İLE İLGİLİ ÂYET VE HADİSLERİ EZBERDEN OKUR, KONUŞMALARINA OKUDUĞU BU ÂYET MEALLERİ İLE BAŞLAR, SONRA AYNI KONUDA BİR KAÇ HADİS MEALİ DE İLAVE EDEREK SÖZLERİNİ DAHA SONRA GÜZEL DİLEK VE TAVSİYELERLE BİTİRİRDİ.

HAC VE UMRE HATIRALARI:

EFENDİ BABAM, İLKİ 1959 YILINDA OLMAK ÜZERE, YEDİ DEFA HAC VE ÜÇ DEFA DA UMRE ZİYARETİ YAPMIŞLARDIR. BUNLARDAN İLK HACCINA YALNIZ GİTMİŞ, DİĞERLERİNDE AİLE ÇEVRESİNDEN VE DOSTLARINDAN BAZI ARKADAŞLARIYLA BİRLİKTE OLMUŞTUR. İLK HAC ZİYARETİNDE BAYRAM ÖNCESİ KONTROL VE HAZIRLIK YAPMAK İÇİN KABE’NİN İÇİNE GİREN ARAP GÖREVLİLERLE BERABER, O DA İÇERİ GİRMEK FIRSALI BULMUŞ, KABE BİNASININ İÇİNDE DÖRT YÖNE DE AYRI AYRI NAMAZ KILMIŞ DAHA SONRA KABE’NİN DAMINA ÇIKMIŞ, İÇİNDEN VE DIŞINDAN KABE’Yİ YAKINDAN İNCELEME FIRSATI BULMUŞTUR. BEN, EFENDİ’NİN HEM HAC VE HEM DE UMRE ZİYARETİNDE BERABERİNDE OLDUĞUM OLDU. ÖZELLİKLE HAC MEVSİMİNDEKİ O MAHŞERÎ KALABALIĞIN ARASINDA YAPILAN TOPLU İBADETLERE DAHİ SON DERECE SAKİN, TELÂŞSIZ VE GÖNÜL HUZURU İÇİNDE BÜYÜK BİR TESLİMİYETLE HAZIRLANIR VE CEMAATLERE İŞTİRAK EDERDİ. HELE O’NUN TAVAF ESNASINDAKİ HUŞU İÇİNDE YÜRÜYÜŞÜ SIRASINDA BÜTÜN İNSANLARIN KOŞARAK, İTİŞEREK BİRBİRİNE YAPIŞTIĞI YERDE, ÖNDEN SANKİ BİRİLERİNİN YOL AÇIYORMUŞ GİBİ ÖNÜNÜN BOŞALARAK RAHATLIK İÇİNDE TAVAFA DEVAM ETTİĞİNİ GÖRMEK, İNSANI HAYRETE DÜŞÜRMEYE YETER DE ARTARDI BİLE. DİĞER İBADETLERİNDE OLDUĞU GİBİ HAC VE UMRE İBADETLERİNİ DE: SANKİ YAŞADIĞI DÜNYAYI UNUTMUŞ, BAŞKA BİR DÜNYADAYMIŞÇASINA VECD İLE YERİNE GETİRİRDİ.

SÜNNET ANLAYIŞI:

EFENDİ BABAM, SÜNNETE UYMA KONUSUNA GELİNCE: SAHABE-İ KİRAMDAN BAZILARININ Hz. ÂİŞE VALİDEMİZE GELEREK “BİZE PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN AHLÂKINI ANLATIR MISINIZ?” DİYE SORDULAR. O DA CEVAP OLARAK: “SİZ HİÇ KUR’AN OKUMUYOR MUSUNUZ?” DİYE SORMUŞ. ONLAR, EVET OKUYORUZ DEYİNCE “İŞTE O’NUN AHLÂKI KUR’AN’DIR” DİYE CEVAP VERMİŞTİ. İŞTE EFENDİ’NİN AHLÂKI PEYGAMBER AHLÂKININ VE SÜNNET-İ SENİYYENİN GÜNÜMÜZE YANSIDIĞI EN GÜZEL BİR CANLI ÖRNEĞİNİ TEŞKİL ETMEKTEYDİ. PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HAYATA DAİR TAVSİYELERİNİ İMKÂN DAHİLİNDE UYGULAMAYA ÇALIŞIR, İBADETLERE TAALLUK EDEN KISIMLARINI ÎFA ETMEKTE DE ASLA İHMÂL VE TEKÂSÜL GÖSTERMEZDİ. İBADETLERİNDEKİ DİKKAT, CİDDİYET VE ESASA RİAYET (TA’DÎL-İ ERKÂN) NAFİLE VE SÜNNETLERDE DE FARZLARDAN FARKSIZDI VE HEPSİNİ EKSİKSİZ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRİRDİ. İBADETİ, HAKKIYLA İBADET OLARAK YAPARDI.

TARİH ANLAYIŞI:

EFENDİ BABAM, DİNİNE, MİLLETİNE DEVLETİNE VE KÜLTÜRÜNE AYNI DERECEDE BAĞLI VE SAYGILI BİR İNSANDI. KİMSE HAKKINDA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEDİĞİ GİBİ BAŞKALARININ DA GEÇMİŞLE İLGİLİ KÖTÜ KONUŞMASINA ASLA MÜSAMAHA ETMEZ DERHAL MÜDAHALE EDEREK DİN VE DEVLET BÜYÜKLERİ HAKKINDA İYİ VE OLUMLU ŞEYLER KONUŞULMASINI TAVSİYE EDERDİ. GEÇMİŞTEKİ DİN VE DEVLET BÜYÜKLERİ İLE İFTİHAR EDER, OSMANLI PADİŞAHLARININ MEMLEKET VE MUKADDESAT SEVGİLERİ İLE İLİM, İRFAN, SANAT, EDEBİYAT, HAK VE ADALETE SAYGI VE BAĞLILIKLARINDAN SİTAYİŞLE BAHSEDERDİ. AYRICA OSMANLI PADİŞAHLARININ DEVLET YÖNETİMİ, OSMANLI-TÜRK MİLLETİNİ İDARE VE TEMSİLDEKİ BAŞARI VE KABİLİYETLERİNİ İSLÂM DİNİNE HİZMET VE BAĞLILIKLARIYLA İLGİLENDİRİR, HERHANGİ BİR İTİRAZDA BULUNANLARA KARŞI DA “OĞLUM, OĞLUM; OSMANLI PADİŞAHLARINDAN GAYET BAŞARILI, AKILLILARI VARDIR. BUNUN YANINDA ÇOCUK PADİŞAHLAR VARDIR. HATTÂ DELİ OLANLAR VARDIR. AMA TOPRAĞINA, MİLLETİNE VE MUKADDESATINA İHANET EDEN HAİN PADİŞAH YOKTUR.” DERDİ VE MECLİSTE BU SON SÖZ OLURDU… KIRK YEDİ YILLIK BAŞARILI, TEŞEKKÜR VE TAKDİRLE DOLU MEMURİYET HAYATI, O’NUN DEVLET VE İDARE İLE NASIL UYUMLU ÇALIŞTIĞININ EN GÜZEL İFADESİDİR. O HER ŞEYDEN EVVEL KARŞISINDAKİ KİMSEYİ İNSAN OLARAK GÖRDÜĞÜ İÇİN, MİLLET İÇİNDE BAŞKA IRK, MEZHEP VE DİNDEN DAHİ OLSA BÜTÜN İNSANLARA İNSANCA DAVRANIP, HERKESLE KOLAYCA DİYALOG KURARDI. BU SEBEPLE DE HERKES TARAFINDAN SEVİLİR, TAKDİR GÖRÜRDÜ..

EDEBİYATLA İLGİSİ:

EFENDİ BABAM, GAYET NAZİK RUHLU, İNCE ZEVKLİ, ŞİİRİ, EDEBİYATI VE BEDİÎ SANATLARI SEVEN BİR KİŞİ İDİ. İLK GENÇLİK YILLARINDA HECE VE ARUZ VEZNİYLE DENEME MAHİYETİNDE BİRKAÇ ŞİİR YAZMIŞ, ŞİİRLERİNDE “ŞEVKİY” MAHLASINI KULLANMIŞTIR. FAKAT DAHA SONRA BUNA DEVAM ETMEMİŞ, ŞİİRLERİNİN YAYILMASINI DA İSTEMEMİŞTİR. EZBERİNDE PEK ÇOK ŞİİR VE VECİZE MAHİYETİNDE MANZUMELER BULUNUP ONLARI KONUŞMALARI ESNASINDA SIRASI GELDİKÇE YUMUŞAK İFADESİYLE TATLI TATLI OKUYARAK SOHBETLERİNİ SÜSLERDİ. ÖZEL KÜTÜPHANESİNDE FUZÛLÎ, BAKÎ, KANUNÎ (MUHİBBİ), EŞREF, EŞREFOĞLU RUMÎ, ERZURUMLU AĞLAR İRŞADI BABA GİBİ BİRÇOK ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİVANI VARDIR. KONUŞURKEN VE YAZARKEN ZORLA SANAT YAPMAKTAN KAÇINIR, ANCAK HUTBELERİNDE GÜR AHENGİYLE SECÎ’Lİ CÜMLELER DE KULLANIRDI.

MÜSBET İLİM ANLAYIŞI:

EFENDİ BABAM, MÜSBET OLAN HER ŞEYİ TABİİ KARŞILAR, YÜKSEK AHLÂK, KÜLTÜR VE MEDENİYET SEVİYELERİNE ANCAK İLİMLE ULAŞILACAĞINI İFADE EDERDİ. İLMİN İBADETTEN ÖNDE GELDİĞİNİ, ALLAH(CC) TEÂLÂ’NIN PEYGAMBER EFENDİMİZ’E İLK EMRİNİN “OKU” OLDUĞUNU, DOLAYISIYLA OKUYUP “İLİM ÖĞRENMENİN MÜSLÜMAN HER KADIN VE ERKEĞE FARZ” OLDUĞUNU SÖYLERDİ. “İLİM İBADET İÇİN, İBADET DE ÖNCE KİŞİNİN KENDİNİ VE YARADAN’INI TANIMASI, SONRA DA İKİ DÜNYA HUZURU SAĞLAMASI İÇİN GEREKLİ OLDUĞUNU SÖYLERDİ. HER TÜRLÜ BİLİM VE TEKNOLOJİYE İLİMLE SAHİP OLUNACAĞINI İFADE EDER HERKESE OKUMAYI TAVSİYE EDER, ÖZELLİKLE GENÇLERE DE HANGİ DALDA OKURLARSA OKUSUNLAR SIRADAN BİR OKUMA DEĞİL, OKUDUKLARI SINIFIN EN İYİSİNİ VE EN İYİ ŞEKİLDE OKUMALARINI TAVSİYE EDERDİ. AYRICA İLİM SAHİPLERİNE, KENDİNDEN YAŞÇA KÜÇÜK OLSALAR BİLE LÂYIK OLDUKLARI SEVGİ VE SAYGIYI GÖSTERMEKTE KUSUR ETMEZDİ. DİNÎ İNANÇ VE YAŞAYIŞINA AYKIRI DÜŞMEYEN TEKNOLOJİK HER TÜRLÜ GELİŞME VE YENİLİĞE GÖNLÜ VE ZİHNİ AÇIK İDİ. KENDİSİYLE HER KONUDA RAHAT KONUŞULABİLİR, KABİL-İ HİTAP VE GÜVENİLİR BİR KİŞİYDİ.

SAĞLIĞI VE SON YILLARI:

EFENDİ BABAM’IN HİÇBİR ZARARLI ALIŞKANLIĞI OLMADIĞI, YEME VE İÇMESİNE DİKKAT ETTİĞİ İÇİN YETMİŞ BEŞ YAŞLARINA KADAR SIHHATLİ YAŞADI DENİLEBİLİR. ANCAK ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARINDAKİ YAŞADIKLARI MAHRUMİYETLERİN HER İNSANDA OLDUĞU GİBİ ONUN YAŞLILIĞINDA DA ETKİSİ AĞIR OLDU. 30 ARALIK 1992 TARİHİNDE GEÇİRDİĞİ BİR ŞEKER KOMASIYLA YATMAYA MECBUR OLDUĞU YATAKTAN BİR DAHA KALKAMADI. UZUN SÜREN BU YATAK HAYATINDA ÖGE EKLEMLERİN KİREÇLENMESİ SEBEBİYLE AYAKLAN ÜZERİNE KALKAMAZ OLDU. DAHA SONRAKİ YILLARDA GÖRME VE İŞİTME MELEKELERİNİ KAYBETTİ. HASTA YATTIĞI İLK KOMA GÜNLERİ HARİÇ HİÇBİR ZAMAN ŞUURUNU KAYBETMEDİ VE BİTKİSEL HAYAT YAŞAMADI. BU UZUN HASTALIĞI SÜRESİNDE KENDİSİNİ ZİYARETE GELENLERE HAL HATIR SORAR “NASILSINIZ?” DİYENLERE “BEN İYİYİM, SİZ NASILSINIZ” DİYE MUKABELEDE BULUNURDU. BİR DÖNEM HAFTANIN ÜÇ GÜNÜ UYKU HALİNDE, ÜÇ GÜNÜ UYKUSUZ GEÇERKEN; UYANIK OLDUĞU GÜNLERDE DİLİNDEN TESBİHATINI VE TEHLİLATINI EKSİK ETMEZDİ. VE BU HÂL O KADAR DEVAM EDERDİ Kİ, AĞZI İÇİNDE DİLİ ŞİŞER, KELİMELERİ TELÂFFUZ EDEMEZ HALE GELİRDİ. NİHAYET ÜÇÜNCÜ GÜNÜN SONUNDA YORGUN VE BÎTAP DÜŞER, ÜÇ GÜNÜ DE UYKUDAYMIS GİBİ HAREKETSİZ GEÇERDİ.. İRTİHALİNDEN İKİ GÜN ÖNCE YEMEDEN KESİLDİ. BİR ŞEY YEMEZ VE YİYEMEZ-İÇEMEZ OLDU. SON SAAT, SON DAKİKALARINA KADAR KENDİSİYLE DİYALOG KURULABİLİYOR VE REFLEKSLERİ CEVAP VERİYORDU. 7 OCAK 2002 PAZARTESİ GÜNÜ ÖĞLEDEN ÖNCE SAAT 10.15 SULARINDA RABB’İNİN DAVETİNE RADÎ VE MERDÎ OLARAK GÖÇTÜ VE GİTTİ. RUHU ŞAD, CENNETTE MAKAMI YÜCE OLSUN. ÂMİN…

BUNDAN SONRAKİ GÖREVİMİZ;

EFENDİ BABAM’IN İSMİNİ YAŞATMAK İÇİN , ÖNCE ONA LÂYIK EVLATLAR OLMAMIZ GEREKİR. ONDAN SONRA DA ONA LÂYIK HİZMETLER YAPARAK BİZLERE VE SEVENLERİNE MİRAS OLARAK BIRAKTIĞI BUNCA İYİ HATIRALARI YAŞAYARAK VE YAŞATARAK DEVAM ETTİRMEK ESAS GÖREVİMİZ OLACAKTIR. İNANIYORUM Kİ AİLE İÇİNDE HERKES BU SORUMLULUĞU DUYMAKTADIR.. [ MADDÎ HAYATINI İYİ BİLEN YOZGATLI HEMŞEHRİLERİMİZ VEFATI DOLAYISIYLA O’NUN MANEVÎ YÖNÜNÜ DE ÇOK İYİ TANIMA FIRSATI BULDU. KENDİSİNE LÂYIK OLDUĞU ŞEKİLDE MÜKEMMEL BİR CENAZE MERASİMİ YAPTI VE O’NU MANEVİYAT DÜNYASINDA MÜSTESNA BİR YERE YERLEŞTİRDİ. NÂMÜSAİT KIŞ ŞARTLARI İÇERİSİNDE TAHMİN EDİLEMEYECEK KADAR BÜYÜK BİR KALABALIĞIN HUŞU İÇERİSİNDE, PARMAKLAR ÜZERİNDE TABUTUNU TAŞIMALARI. O’NA KARŞI OLAN SON GÖREVE KATILMA ARZU VE İŞTİYAKLARIYDI. BU MERASİM BOYUNCA EN UFAK BİR TAŞKINLIĞIN VE DÜZENSİZLİĞİN OLMAMASI İSE AHMED EFENDİ’NİN OLGUN MANEVÎ KİŞİLİĞİNİN TOPLUMA YANSIMASIDIR. SON OLARAK ŞUNLARI SÖYLEMEK İSTİYORUM: EFENDİ BABAM DA HEPİMİZ GİBİ BİR İNSANDI. GEREK SAĞLIĞINDA VE GEREKSE VEFATINDAN SONRA O’NU İNSAN ÜSTÜ ULVÎ BİR VARLIK GİBİ DÜŞÜNMEK SON DERECE YANLIŞ BİR DAVRANIŞTIR. O, İSLÂM’IN EMRETTİĞİ, PEYGAMBER AHLÂKI İLE AHLÂKLANMIŞ, DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAYAN, İLMİYLE, SÖZ VE DAVRANIŞLARIYLA TOPLUMA ÖRNEK OLAN BİR İNSANDIR. MÜKEMMEL BİR İNSANDIR, FAKAT İNSANDIR. HİÇBİR ZAMAN O’NU İNSAN ÜSTÜ BİR VARLIK GİBİ DÜŞÜNÜP İLAHLAŞTIRMAMAK GEREKİR. AKSİ HALDE BUNDAN EN ÇOK O’NUN RUHU MUAZZEB OLUR. YÜCE MEVLÂ’DAN, O’NU VASÎ RAHMETİYLE KUCAKLAMASINI DİLİYOR, DOST VE YAKINLARINA SABIRLAR TAVSİYE EDİYOR, HATALARIMIZIN BAĞIŞLANMASINI CÂN-I GÖNÜLDEN NİYAZ EDİYORUM.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: