SEYYİD ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİ

  

 

 

SEYYİD ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİ, SON ASIRDA YETİŞEN, ZAHİR VE BATIN İLİMLERİNDE KAMİL VE DÖRT MEZHEBİN FIKIH BİLGİLERİNDE MAHİR, BÜYÜK ÂLİM VE RUH BİLGİLERİNİN MÜTEHASSISI BÜYÜK VELİDİR. SİLSİLE-İ ALİYYENİN OTUZ DÖRDÜNCÜSÜDÜR. BABASI SEYYİD MUSTAFA EFENDİDİR. 1865 YILINDA VAN’IN BAŞKALE KAZASINDA DOĞDU. 1943‘DE ANKARA’DA VEFAT ETTİ. KABİRLERİ ANKARA’NIN BAĞLUM NAHİYESİNDEDİR.

BABASI SEYYİD MUSTAFA EFENDİ VE BÜTÜN DEDELERİ, ZAMANLARININ ÂLİM VE FADILLARI İDİLER. İMAM-I ALİ RIZA BİN MUSA KAZIM SOYUNDAN OLUP, SEYYİD OLDUKLARI IRAK’TAKİ ŞER’İ MAHKEME DEFTERLERİNDE YAZILIDIR. ARVASİ AİLESİ, ALTI YÜZ SENEDEN BERİ İLİM YAYMAKLA VE EN ÜSTÜN İNSANLIK MEZİYETLERİNDE NUMUNE OLMAKLA TANINMIŞ VE HALK ARASINDAKİ AYRILIKLARI GİDERMEKTE, MİLLİ BİRLİĞİ SAĞLAMAKTA BÜYÜK VAZİFELER ÜSTLENMİŞ VE BUNLARI DEVAM ETTİREGELMİŞLERDİR.

İLK TAHSİLİNİ BABASININ HUZURUNDA GÖRDÜ. SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ NEHRİ’DE GÖRDÜĞÜ BİR RÜYA ÜZERİNE TAHSİLİNE DAHA BÜYÜK EHEMMİYET VERDİ. BU RÜYAYI ŞÖYLE ANLATMAKTADIR:

NEHRİ İSİMLİ KASABADA DİN VE FEN İLİMLERİ ÜZERİNE TAHSİL GÖRÜYORDUM. RAMAZAN AYINI AİLEMLE BİRLİKTE GEÇİRMEK ÜZERE MEMLEKETİME DÖNDÜM. HENÜZ İLK MEKTEP KİTAPLARINI TAHSİL ETTİĞİM ZAMANLARDI. RAMAZAN AYININ ON BEŞİNCİ SALI GECESİ, RÜYADA ALLAH’IN RESULÜNÜ GÖRDÜM. YÜCE BİR TAHT ÜZERİNDE RİSALET MAKAMINDA OTURMUŞLARDI. ONUN HEYBET VE CELALİ KARŞISINDA DEHŞETE DÜŞMÜŞ, YERE BAKARKEN, ARKAMDAN BİR KİMSE YAVAŞ YAVAŞ SAĞ TARAFIMA YANAŞTI. GÖZ UCUYLA KENDİSİNE BAKTIM. KISAYA YAKIN ORTA BOYLU, TOP SAKALLI, AYDINLIK ALINLI BİR ZAT… BU ZAT SAĞ KULAĞIMA İŞİTİLMEYECEK KADAR HAFİF BİR SESLE, FIKIH İLMİNİN HAYZ MESELELERİNDEN BİR SUAL SORDU: “HAYZ ZAMANINDA BİR KADININ, CAMİYE GİRMESİ UYGUN DEĞİLKEN, İKİ KAPILI BİR CAMİNİN BİR KAPISINDAN GİRİP ÖBÜR KAPISINDAN ÇIKMAKTA ŞER’AN SERBEST MİDİR?” ALLAH RESULÜNÜN HEYBETLERİNDEN BÜZÜLMÜŞTÜM. SUALİ TEKRAR SORMAMASI İÇİN GAYET YAVAŞÇA VE ALÇAK BİR SESLE; “DİNİN SAHİBİ HAZIRDIR, BURADADIR” DİYE CEVAP VERDİM. MAKSADIM, ONUN HUZURUNDA KİMSENİN DİN MESELELERİNE EL ATAMAYACAĞINI ANLATMAKTI. RESULULLAH EFENDİMİZ, SES İŞİTİLEMEYECEK BİR MESAFEDE BULUNMALARINA RAĞMEN CEVABIMI DUYDULAR. DURMADAN; “CEVAP VERİNİZ!” DİYE ÜST ÜSTE İKİ DEFA EMİR BUYURDULAR.

ERTESİ GÜN, ÖĞLE NAMAZI VAKTİNDE PEDERİMİN CAMİYE GELİŞ YOLLARI ÜZERİNDE DURDUM. KENDİLERİNE BİR ŞEYİ ARZ EDECEĞİMİ HİSSEDEREK YANIMA GELDİLER. RÜYAMI ANLATTIM. YÜZLERİNE BÜYÜK BİR SEVİNÇ DALGASI YAYILIRKEN; “SENİ MÜJDELERİM! ÂLEMİN FAHRİ SENİ MEZUN VE DİN BİLGİLERİNİ TEBLİĞE MEMUR BUYURDULAR. İNŞÂALLAH ÂLİM OLURSUN! BÜTÜN GÜCÜNLE ÇALIŞ” DİYEREK RÜYAMI TABİR ETTİ. BABAMA; “KÂİNATIN EFENDİSİ HUZURUNDA, BUNCA DİN MESELESİ DURURKEN BANA HAYZ BAHSİNDEN SUAL AÇILMASININ VE CEVABININ TARAFIMDAN VERİLMESİ HAKKINDAKİ RESULULLAHIN EMRİNİN HİKMETİ NEDİR?” DİYE SORDUM ŞU CEVABI VERDİ:

“HAYZ, FIKIH BİLGİLERİNİN EN ZORU OLDUĞU İÇİN, BÖYLE BİR SUAL, SENİN İLERİDE DİN İLİMLERİ BAKIMINDAN ÇOK YÜKSELECEĞİNE İŞARETTİR.”

BU RÜYADAN SONRA, ON SENE MÜDDETLE, CUMA GECELERİNDEN BAŞKA HİÇ BİR GECEYİ YORGAN ALTINDA GEÇİRDİĞİMİ HATIRLAMIYORUM. SABAHLARA KADAR DERSLE UĞRAŞIP İNSANLIK İCÂBI UYKUYU KİTAP ÜZERİNDE GEÇİRDİM. İNSAN GÜCÜNÜN ÜSTÜNDE DENİLEBİLECEK BİR GAYRET VE İSTEKLE ÇALIŞTIM.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ, ÖĞRENDİĞİ FIKIH, TEFSİR GİBİ İLİMLERİN YANINDA KENDİSİNİ MÂNEVİ YOLDAN YETİŞTİRECEK BİR REHBERE KAVUŞMA ARZUSU İLE YANIYORDU. DİĞER TARAFTAN SEYYİD TÂHÂ-İ HAKKÂRİ’NİN HALİFESİ SEYYİD FEHİM-İ ARVASİ, RÜYASINDA ALLAHÜ TEÂLÂNIN RESULÜNÜ GÖRDÜ. PEYGAMBER EFENDİMİZ KENDİSİNE; “ABDÜLHAKİM’İN TERBİYESİNİ SANA ISMARLADIM” BUYURMUŞTU.

NİHAYET SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ, 1878 (H.1295) YILINDA SEYYİD FEHİM-İ ARVASİ HAZRETLERİNİN HUZURUNA KAVUŞTU VE HOCASINDAN ALDIĞI İLK EMİR, TEVBE VE İSTİHARE OLDU. İSTİHAREDE ŞÖYLE BİR RÜYA GÖRDÜ:

SEYYİD TÂHÂ HAZRETLERİ, CAMİDE, TALEBESİ SEYYİD FEHİM’E ŞU EMRİ VERİYORDU: “ABDÜLHAKİMİ AL, ELBİSESİNİ SOY, CEVÂZİMÂT-I HAMS ÇEŞMELERİNDE KENDİ ELİNLE TAMAMEN YIKA! SONRA İKİMİZE DE İMAM OLSUN!.. SEYYİD FEHİM HAZRETLERİ ONU ALIP CEVÂZIMÂT-I HAMS ÇEŞMELERİNDE YIKIYOR, O DA ELİNİ ONUN OMUZUNA KOYARAK, SAĞ AYAĞINI KENDİSİ İÇİN SERİLMİŞ OLAN SECCADEYE BIRAKIYORDU.

BU RÜYA ONUN TALEBELİĞE KABUL EDİLDİĞİNE DAİR GAYET AÇIKTI. TABİRE MUHTAÇ KISMI SADECE CEVÂZIMÂT-I HAMS TABİRİ İDİ. CEVÂZIM CEZM’İN ÇOĞULU OLUP KAT’İ, KESİN DEMEKTİR. HAMS YANİ BEŞ ADEDİ İSE ÂLEM-İ EMRİN, LATİFENİN TASFİYESİNE İŞARET OLDUĞU AÇIKTI. RÜYANIN BAŞKA TABİRE MUHTAÇ OLMAYAN AÇIKLIĞI AYRI BİR İLAHİ LÜTUF VE SONSUZ BİR İHSANDI.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ, GÖRDÜĞÜ BU RÜYANIN TESİRİ İLE BÜYÜK BİR AŞKLA İLİM TAHSİL EDİP, İLİMDE İLERLEDİĞİ GİBİ, SEYYİD FEHİM HAZRETLERİNİN SOHBET VE TEVECCÜHLERİ İLE GÖNLÜNÜ NURLANDIRDI.

YÜKSEK TAHSİLİNİ ZAMANIN EN BÜYÜK ÂLİM VE EVLİYASI SEYYİD FEHİM ARVASİ HAZRETLERİNİN HUZURUNDA TAMAMLADI. 1300 HİCRİ SENE BAŞINDA İLM-İ SARF, NAHV, MANTIK, MÜNAZARA, VAD’, BEYAN, MEANİ, BEDİ’, BELAGAT, KELÂM, USUL-İ FIKIH, TEFSİR, TASAVVUF, ULUM-İ HİKEMİYYE YANİ HİKMET-İ TABİ’İYYE (FİZİK, BİYOLOJİ), HİKMET-İ İLAHİYYE, RİYAZİYYE (YANİ MATEMATİK, GEOMETRİ), HEY’ET (ASTRONOMİ) GİBİ ZAHİR İLİMLERDE İCAZET (DİPLOMA); TASAVVUFUN NAKŞİBENDİYYE, KADİRİYYE, KÜBREVİYYE, SÜHREVERDİYYE VE ÇEŞTİYYE YOLLARINDAN HİLAFET ALDI. BAŞKALE’DE OTUZ YIL KADAR TEDRİS VE İRŞAD İLE MEŞGUL OLDU. YANİ DERS OKUTTU VE İNSANLARA ALLAHÜ TEÂLÂNIN EMİR VE YASAKLARINI ANLATTI.

1914 (H. 1332)TE BİRİNCİ DÜNYA HARBİ ÇIKIP RUSLAR DOĞU ANADOLU’YU İŞGAL EDİNCE, BAŞKALE’DEN HİCRET EDİP, IRAK’A, ORADAN ADANA, ESKİŞEHİR VE 1919 (H. 1337)DA İSTANBUL’A GELDİ. EYÜP SULTAN’DA ÖNCE YAZILI MEDRESEYE, SONRA GÜMÜŞSUYU TEPESİNDEKİ MÜRTEZA EFENDİ DERGAHINA YERLEŞTİ VE KAŞGARİ HANEKAHI MEŞİHATINA TAYİN OLUNDU. İSLAM HALİFELERİNİN VE OSMANLI SULTANLARININ SONUNCUSU OLAN SULTAN VAHİDEDDİN TARAFINDAN MEDRESE-İ MÜTEHASSISİN DENİLEN İLAHİYAT FAKÜLTESİNDE TASAVVUF MÜDERRİSİ YANİ ORDİNARYÜS PROFESÖRÜ OLARAK 8 ZİLKADE 1919 (H. 1337) TARİHLİ FERMAN İLE TAYİN EDİLDİ.

ANADOLU’DA ÇARPIŞAN KUVAY-I MİLLİYENİN GALİP GELMESİ İÇİN PARA, MAL VE DUA İLE YARDIM EDİLMESİ, ELİ SİLAH TUTANLARIN ONLARA KATILMALARI İÇİN MİLLETİ TEŞVİK EDEREK ÇOK KİMSEYİ ANADOLU’YA GÖNDERDİ. ÇOK YARDIM YAPILMASINA SEBEP OLDU. UZUN ZAMAN İRŞAD, VAAZ VE TEDRİS İLE MEŞGUL OLUP HAYATININ SONUNA DOĞRU İZMİR’E GÖNDERİLDİ. ZOR ŞARTLAR ALTINDA İZMİR’DE KALDIĞI SIRADA İHTİYARLIĞIN DA VERDİĞİ TAKATSİZLİKLE HASTALANDI. ANKARA’YA GETİRİLDİ. ANKARA’YA GELDİKTEN BİRKAÇ GÜN SONRA 27 KASIM 1943 (H. 1362) TARİHİNDE SIKINTILARLA DOLU DÜNYADAN AHİRETE İNTİKAL ETTİ. ANKARA’NIN KUZEYİNDE BULUNAN BAĞLUM NAHİYESİNDE DEFNOLUNDU. KABRİ ZİYARET EDİLMEKTE, HUZURUNDA YAPILAN DUALAR KABUL OLUNMAKTADIR.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ VÜCUTÇA GAYET MUTEDİL VE KUSURSUZDU. BUĞDAY TENLİYDİ. ALNI GENİŞ VE AÇIKTI. KAŞLARI BİRER HİLAL GİBİ OLUP, KABARIK İNCE VE ÖLÇÜLÜYDÜ. NUR BAKIŞLI GÖZLERİ İRİCEYDİ. BURNU AHENKLİ VE NORMALDEN BÜYÜKÇEYDİ. YÜZÜ ZAYIFÇA OLUP SAKALI SIKTI. BEDENİ İRİ YAPILI OLUP, İNSANA MUTLAK SURETTE HÜRMET TELKİN EDİCİ BİR VAKAR VE HEYBETİ VARDI.

HER HÂLİ VE HAREKETİ İLE İSLAMİYET’E UYARDI. ÇOK MÜTEVAZI OLUP; “BEN” DEDİĞİ İŞİTİLMEMİŞTİ. ÇOK HEYBETLİ VE TEMKİN SAHİBİYDİ. ÇOK MİSAFİR SEVERDİ. YARDIM YAPMAKTAN HOŞLANIRDI. ZİYARETLERE GİDER, DAVETLERE İCABET EDERDİ.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ DİN BİLGİLERİNDE VE TASAVVUFUN İNCE MARİFETLERİNDE DERİN BİR DERYA İDİ. ÜNİVERSİTE MENSUPLARI, FEN VE DEVLET ADAMLARI, ÇÖZÜLEMEZ SANDIKLARI GÜÇ BİLGİLERİ SORMAYA GELİR; SOHBETİNDE, DERSİNDE BİR SAAT KADAR OTURUNCA, CEVABINI ALIR; SORMAYA LÜZUM KALMADAN O BİLGİ İLE DOYMUŞ OLARAK GERİ DÖNERDİ. TEVECCÜHÜNÜ, SEVGİSİNİ KAZANANLAR, SAYISIZ KERAMETLERİNİ GÖRÜRDÜ. ÇOK MÜTEVAZI, PEK ALÇAK GÖNÜLLÜYDÜ. EYÜP SULTAN, FATİH, BAYEZİD, BAKIRKÖY, KADIKÖY, BEYOĞLU’NDA AĞA CAMİ-İ ŞERİFLERİ KÜRSİLERİNDE SENELERCE İLİM NEŞRETMİŞTİR. SULTAN SELİM CAMİ-İ ŞERİFİ YANINDAKİ SÜLEYMANİYYE MEDRESESİNDE, TASAVVUF MÜDERRİSİ (PROFESÖRÜ) İKEN ER-RİYAD-ÜT-TASAVVUFİYYE KİTABINI YAZMIŞTIR. TASAVVUF HAKKINDA RİSALE BÜYÜKLÜĞÜNDE MÜTEADDİD MEKTUPLARI VARDIR. MEVLİD OKUNMASININ VE TESBİH KULLANMANIN BAŞLANGIÇ VE MEŞRUİYETİ HAKKINDA BİR RİSALE, RABITA-İ ŞERİFE RİSALESİ, SAHÂBE-İ KİRÂM VE ECDAD-I PEYGAMBERİ RİSALELERİ, İSLAM HUKUKU, KEŞKUL VE SEFER-İ AHİRET İSİMLİ ESERLERİ, ARABİ, FARİSİ VE TÜRKÇE ŞİİRLERİ PEK KIYMETLİDİR.

YETİŞTİRDİĞİ SEÇKİN DİN ADAMLARININ EN SELAHİYYETLİSİ; ÇEŞİTLİ DİN VE FEN KİTAPLARININ YAZARI, ECZACI, KİMYAGER VE EMEKLİ ÖĞRETMEN ALBAY HÜSEYİN HİLMİ IŞIK BEYEFENDİDİR. 1929’DAN 1943 SENESİNE KADAR O BÜYÜK ZATTAN DERS ALMIŞ, ARABİ VE FARİSİ TERCÜMELER YAPARAK GENÇLİĞE HİZMET İÇİN ÇALIŞMIŞTIR. TÜRKÇE, ARABİ, FARİSİ, ALMANCA, FRANSIZCA VE İNGİLİZCENİN YANINDA, BAŞKA DİLLERDE DE ÇEŞİTLİ DİN KİTAPLARI NEŞRETMİŞTİR. BÜTÜN İLİM VE FEYZİNİ, ABDÜLHAKİM ARVASİ’DEN ALDIĞINI ESERLERİNDE BELİRTMEKTEDİR.

25 YIL ÖNCEKİ RÜYADAKİ ŞAHIS

SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİ, 1897 YILINDA HAC VAZİFESİ İLE HİCAZ’A GELDİĞİNDE ÖNCE MEDİNE’YE GELİP PEYGAMBER EFENDİMİZİN KABR-İ ŞERİFİNİ ZİYARET ETTİ. YANINDA HACI ÖMER EFENDİ İSİMLİ EŞRAFTAN BİR ZAT VARDI. ONUNLA BERABER BİR GECE, MÜBAREK RAVZA’DA AKŞAM NAMAZINDAN SONRA, YÜZÜNÜ SAADET ŞEBEKESİNE DÖNDÜRMÜŞ, SON DERECE EDEP VE HÜRMET İÇERİSİNDE BEKLERKEN, SAĞ TARAFINDA OTURAN HACI

ÖMER EFENDİ KULAĞINA EĞİLİP YAVAŞÇA:

“REFİKAM, ŞU ANDA ÖZÜR SAHİBİDİR. PEYGAMBER MESCİDİNİ ZİYARETE GELEMEZ. BÂB-ÜS-SELÂM’DAN GİREREK PEYGAMBER HUZURUNDA BİR SELAM VERİP, BÂB-I CİBRİL’DEN ÇIKMASINA ŞER’AN MÜSAADE VAR MIDIR?” DEDİ.

SEYYİD ABDÜLHAKİM HAZRETLERİ O ANDA 25 YIL ÖNCEKİ RÜYANIN HATIRINA GELMESİ İLE KORKUYLA SARSILDI. HACI ÖMER EFENDİNİN YÜZÜNE BİR DAHA BAKTI. EVET 25 YIL ÖNCE RÜYASINDA GÖRDÜĞÜ ŞAHIS DA BU ŞAHISTI.

YAVAŞÇA:

“BU SUALİN CEVABINA MEZUN OLMAK ŞÖYLE DURSUN, BİLAKİS MEMURUM!” BUYURDU. ANCAK RÜYADA OLDUĞU GİBİ RESULULLAH EFENDİMİZİN HUZURUNDA BULUNDUĞUNDAN CEVAP VERMEKTE MAZUR OLDUĞUNU BİLDİRDİ. BÂB-I RAHME’DEN DIŞARI ÇIKTIKTAN SONRA HEM MESELEYİ CEVAPLANDIRDI VE HEM DE RÜYAYI TAFSİLATI İLE ANLATTI.

SULTANIN DUA VE YARDIM İSTEMESİ

SULTAN VAHİDEDDİN HAN KENDİLERİNİ ÇOK SEVER, TAKDİR EDERDİ VE DUALARINI İSTERDİ. NİTEKİM ABDÜLHAKİM EFENDİ HAZRETLERİ ŞÖYLE ANLATTI:

MEMLEKETİN İŞGAL ALTINDA BULUNDUĞU VE KURTULUŞ SAVAŞININ BAŞLADIĞI GÜNLERDİ. BEŞİKTAŞ’TA SİNANPAŞA CÂMİİNDE VAAZ EDİP ÇIKIYORDUM. KAPI ÖNÜNDE DURAN BİR SARAY ARABASINDAN, KİBAR BİR BEY İNİP; “EL MELİKÜ YAKRAÜKESSELÂM VE YED’UKE İLETTA’ÂM” YANİ “SULTAN SANA SELAM EDİYOR VE SENİ İFTARA ÇAĞIRIYOR” DEDİ. ARABA İLE SARAYA GİTTİK. İSTANBUL’UN SEÇİLMİŞ VAİZLERİ, İMAMLARI ÇAĞIRILMIŞTI. YEMEKTEN SONRA SER MÜSÂHİB GELDİ. SULTANIN SELAMI VAR. HEPİNİZDEN RİCA EDİYOR. ANADOLU’DA KÂFİRLERLE ÇARPIŞAN KUVÂY-I MİLLİYENİN GALİP GELMESİ İÇİN DUA ETMENİZİ VE ANADOLU’DAKİ MÜCAHİDLERE PARA VE DUA İLE YARDIM ETMELERİ, ELİ SİLAH TUTANLARIN ONLARA KATILMALARI İÇİN MİLLETİ TEŞVİK ETMENİZİ RİCA EDİYOR, DEDİ. BU EMİR ÜZERİNE ÇOK KİMSEYİ ANADOLU’YA GÖNDERDİM. ÇOK YARDIM YAPILMASINA SEBEP OLDUM.

BİR DEFASINDA DA SULTAN VAHİDEDDİN HAN, RAMAZÂN-I ŞERİF AYINDA HIRKA-I SEÂDETİN BULUNDUĞU ODAYI ZİYARET EDECEKTİ. SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİ’Yİ DE DAVET ETTİ. DİĞER İLERİ GELEN DEVLET ADAMLARI VE DİN ADAMLARI DA ORADAYDI. BU VAKANIN DEVAMINI HİZMETLERİNİ GÖREN ŞAKİR EFENDİ ŞÖYLE NAKLETMEKTEDİR:

SULTAN TAM HIRKA-İ SEÂDETİN BULUNDUĞU ODANIN KAPISINA GELİNCE, ABDÜLHAKİM EFENDİ NEREDEDİR? DİYE SORDU. ORADAKİ KALABALIK BİRBİRLERİNE BAKIŞTILAR. O İSİMDE BİRİSİNİ TANIMIYORLARDI. ARKAYA DOĞRU HABER VERDİLER. EFENDİ HAZRETLERİ, BENİM İSMİM ABDÜLHAKİM DER DEMEZ, SULTAN SİZİ BEKLİYOR DİYEREK, HEMEN YOL AÇTILAR. SULTAN KENDİLERİNİ BEKLEYİP YAN YANA BİRİ DÜNYA, BİRİ AHİRET SULTANI OLARAK, SULTANÜ’L-ENBİYA PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEÂDETLİ HIRKALARININ BULUNDUĞU ODAYA GİRDİLER. BERABERCE ZİYARET ETTİLER. ÇIKINCA SULTAN BEREKET SAYARAK ORADA OLANLARA BİRER MENDİL, ONA İSE İKİ MENDİL HEDİYE ETMİŞLER. BEN DIŞ KAPIDA EFENDİ’Yİ BEKLİYORDUM. GELDİLER VE ZİYARETLERİNİ ANLATTILAR. (SULTAN HERKESE BİR MENDİL VERDİ, BANA İKİ TANE VERDİ. BİRİSİ SENİNDİR) BUYURUP BİRİNİ BANA VERDİLER.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ SİYASETE HİÇ KARIŞMAMIŞ, SİYASİ FIRKALARA BAĞLANMAMIŞTIR. BÖLÜCÜLÜĞE KARŞIYDI. TALEBELERİ KENDİSİNE TEKKELERİN KAPATILMASI İLE İLGİLİ OLARAK SORDUKLARINDA:

“HÜKÜMET, TEKKELERİ DEĞİL, BOŞ MEKANLARI KAPATTI. ONLAR KENDİ KENDİLERİNİ ÇOKTAN KAPATMIŞLARDI” DEMİŞTİR. BU MUAZZAM GÖRÜŞ, O GÜNLERİN UMUMİ MANADA TEKKE VE DERGAH TİPİNE AİT TEŞHİSLERİN EN GÜZELİDİR.

KANUNLARA UYMAKTA ÇOK TİTİZ DAVRANIR, KONUŞMALARINDA DA BUNU TAVSİYE EDERDİ.

ABDÜLHAKİM EFENDİNİN YEMESİ, İÇMESİ, YATMASI, KALKMASI, KONUŞMASI, SUSMASI, GÜLMESİ, AĞLAMASI HEP İSLAMİYET’E VE RESULULLAH EFENDİMİZİN HÂLİNE UYGUNDU. ONUN YEMESİNİ GÖREN SANKİ ÂDET YERİNİ BULSUN DİYE YİYOR ZANNEDERDİ. AZ YER, LOKMALARI KÜÇÜK ALIR VE YAVAŞ YERDİ. YAKINLARI ONU OTUZ SENEDİR KAYLULE YAPARKEN VEYA YATARKEN BİR DEFA OLSUN SIRT ÜSTÜ VEYA SOL TARAFINA DÖNÜP YATMADIĞINI SÖYLEMİŞLERDİR. HEP SAĞ YANI ÜZERİNE YATAR, SAĞ ELİNİN İÇİNİ SAĞ YANAĞI ALTINA KOYAR, ÖYLE YATARDI. HER HÂLİ İSTİKAMET ÜZERE İDİ. “İSTİKAMET YANİ ALLAHÜ TEÂLÂNIN BEĞENDİĞİ DOĞRU YOL ÜZERE OLMAK KERAMETİN ÜSTÜNDEDİR” SÖZÜNÜ SIK SIK TEKRAR EDERDİ.

ÇOK MÜTEVAZI, PEK ALÇAK GÖNÜLLÜ İDİ. BEN DEDİĞİ HİÇ İŞİTİLMEMİŞTİ. İSLAM ÂLİMLERİNİN ADI GEÇTİĞİ ZAMAN:

“BİZLER O BÜYÜKLERİN YANINDA HAZIR OLSAK SORULMAYIZ, GAİB OLSAK ARANMAYIZ.” VE, “BİZLER O BÜYÜKLERİN YAZILARINI ANLAYAMAYIZ. ANCAK BEREKETLENMEK İÇİN OKURUZ” BUYURURDU. HALBUKİ KENDİSİ BU BİLGİLERİN MÜTEHASSISI İDİ.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNİN KIYMETLİ SÖZLERİNDEN BAZILARI:

“HER PEYGAMBER, KENDİ ZAMANINDA, KENDİ MEKANINDA, KENDİ KAVMİNİN HEPSİNDEN, HER BAKIMDAN ÜSTÜNDÜR. MUHAMMED ALEYHİSSELAM İSE HER ZAMANDA HER MEMLEKETTE, YANİ DÜNYA YARATILDIĞI GÜNDEN KIYAMET KOPUNCAYA KADAR, GELMİŞ VE GELECEK, BÜTÜN VARLIKLARIN, HER BAKIMDAN EN ÜSTÜNÜDÜR. HİÇ KİMSE, HİÇBİR BAKIMDAN ONUN ÜSTÜNDE DEĞİLDİR. BU OLAMAYACAK BİR ŞEY DEĞİLDİR. DİLEDİĞİNİ YAPAN, HER İSTEDİĞİNİ YARATAN, ONU BÖYLE YARATMIŞTIR. HİÇBİR İNSANIN ONU METHEDECEK GÜCÜ YOKTUR. HİÇBİR İNSANIN ONU TENKİT EDECEK İKTİDARI YOKTUR.”

“HAK TEÂLÂNIN HAKİMLİĞİNİ TANIDIĞINIZ, EMANETİ VE EMNİYETİ BOZMAYARAK ÇALIŞTIĞINIZ ZAMAN, BİRBİRİNİZİ NE KADAR SEVECEK, BİRBİRİNİZE NE KADAR BAĞLI KARDEŞLER OLACAKSINIZ. SİZİN O KARDEŞLİĞİNİZDEN ALLAH’IN MERHAMETİ NELER YARATACAKTIR. KAVUŞTUĞUNUZ HER NİMET, HEP HAKK’A İMANIN HASIL ETTİĞİ KARDEŞLİĞİN NETİCESİ VE ALLAHÜ TEÂLÂNIN MERHAMET VE İHSANIDIR. GÖRDÜĞÜNÜZ HER MUSİBET VE FELAKET DE; HEP KIZGINLIĞIN, NEFRETİN VE DÜŞMANLIĞIN NETİCESİDİR. BUNLAR İSE HAKKI TANIMAMANIN, ZULÜM VE HAKSIZLIK ETMENİN CEZASIDIR.”

“BÜYÜKLERİN SÖZÜ, SÖZLERİN BÜYÜĞÜDÜR.”

“EVLİYANIN SÖZÜNDE RABBANİ TESİR VARDIR.”

“İNSANI KAPLAYAN SIKINTILARIN BİRİNCİ SEBEBİ, HAKK’A KARŞI ŞİRK VE MÜŞRİKLİKTİR. İLİM VE FEN İLERLEDİĞİ HALDE, İNSANLIĞIN UFUKLARINI SARMIŞ OLAN FESAT KARANLIĞI HEP ŞİRKİN, İMANSIZLIĞIN, VAHDETSİZLİĞİN VE SEVİŞMEZLİĞİN NETİCESİDİR. BEŞERİYET NE KADAR UĞRAŞIRSA UĞRAŞSIN, SEVİP SEVİLMEDİKÇE, IZDIRAP VE FELAKETTEN KURTULAMAZ. HAKK’I TANIMADIKÇA, HAKK’I SEVMEDİKÇE, HAK TEÂLÂYI HAKİM BİLİP, ONA KULLUK ETMEDİKÇE, İNSANLAR, BİRBİRİ İLE SEVİŞEMEZ. HAK’DAN VE HAK YOLUNDAN BAŞKA HER NE DÜŞÜNÜLSE, HEPSİ AYRILIK VE PERİŞANLIK YOLUDUR.”

“MÜSLÜMANLARIN ÖĞRENMESİ LAZIM OLAN BİLGİLERE ULUM-İ İSLAMİYYE (MÜSLÜMANLIK BİLGİLERİ) DENİR. İSLAM DİNİNİN EMRETTİĞİ BU BİLGİLERİ RESULULLAH ALEYHİSSELAM İKİYE AYIRMIŞTIR. BİRİ, “ULUM-İ NAKLİYYE”, YANİ DİN BİLGİLERİ; DİĞERİ “ULUM-İ AKLİYYE” YANİ FEN BİLGİLERİDİR, BUYURMUŞTUR. DİN BİLGİLERİ, DÜNYADA VE AHİRETTE, HUZURU, SAADETİ KAZANDIRAN BİLGİLERDİR.

BUNLAR DA İKİYE AYRILIR: “ULUM-İ ALİYYE” YANİ YÜKSEK DİN BİLGİLERİ VE “ULUM-İ İBTİDAİYYE” YANİ ALET İLİMLERİ. İSLAM İLİMLERİNİN İKİNCİ KISMI OLAN AKIL BİLGİLERİNİN YANİ TECRÜBİ İLİMLERİN İYİ ÖĞRENİLMESİ, İNCE VE DERİN DİN BİLGİLERİNİN KOLAY VE AÇIK ANLAŞILMASINA YARDIM EDER. RİYAZİ FİZİK ÖĞRENMEK, DİN BİLGİLERİNİ KUVVETLENDİRİR. ASTRONOMİ, ARİTMETİK VE GEOMETRİ, DİNE YARDIMCI BİLGİLERDİR. TECRÜBİ FİZİKTEKİ (TECRÜBE VE İSBAT EDİLENLERE ESASEN UYMAYAN) BİRKAÇ YANLIŞ TEORİ VE HİPOTEZDEN BAŞKA HEPSİ DİNE UYMAKTA, İMANI KUVVETLENDİRMEKTEDİR. İLAHİ FİZİK (METAFİZİK) BİLGİLERİNDEN, ÇÜRÜK, BOZUK OLANLARI DİNE UYMAZ. BU İLİMLER ÖĞRENİLİNCE, DİN BİLGİLERİNİN AKLİ İLİMLERE UYAN VE AKLİ BİLGİLERLE ÇÖZÜLMEYEN YERLERİ VE SEBEPLERİ MEYDANA ÇIKAR VE AKLA UYGUN SANILMAYAN, AKLIN ERİŞEMEDİĞİ MESELELERİN İNKÂR EDİLEMEYECEĞİ ANLAŞILIR.”

“KUR’AN-I KERİMDEN VE RESUL ALEYHİSSELAMIN HADİS-İ ŞERİFLERİNDEN SONRA EN KIYMETLİ KİTAP, İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN MEKTUBAT KİTABIDIR. HANEFİ MEZHEBİNDE EN MÜKEMMEL VE EN KIYMETLİ FIKIH KİTABI, İBNİ ABİDİN’İN DÜRRÜL-MUHTAR HAŞİYESİDİR. ŞAFİİ’DE TUHFET-ÜL-MUHTAC KİTABIDIR.”

“İSLAM DİNİ, ALLAHÜ TEÂLÂNIN, CEBRAİL İSMİNDEKİ MELEK VASITASI İLE, SEVGİLİ PEYGAMBERİ MUHAMMED ALEYHİSSELAMA GÖNDERDİĞİ, İNSANLARIN, DÜNYADA VE AHİRETTE RAHAT VE MESUT OLMALARINI SAĞLAYAN, USUL VE KAİDELERDİR. BÜTÜN ÜSTÜNLÜKLER, FAYDALI ŞEYLER, İSLAMİYET’İN İÇİNDEDİR. ESKİ DİNLERİN GÖRÜNÜR GÖRÜNMEZ BÜTÜN İYİLİKLERİNİ, İSLAMİYET, KENDİNDE TOPLAMIŞTIR. BÜTÜN SAADETLER, MUVAFFAKİYETLER ONDADIR. YANILMAYAN, ŞAŞIRMAYAN, AKILLARIN KABUL EDECEĞİ ESASLARDAN VE AHLAKTAN İBARETTİR. YARADILIŞINDA KUSURSUZ OLANLAR ONU REDDETMEZ VE NEFRET ETMEZ, İSLAMİYET’İN İÇİNDE HİÇBİR ZARAR YOKTUR. İSLAMİYET’İN DIŞINDA HİÇBİR MENFAAT YOKTUR VE OLAMAZ.”

“SON ZAMANLARDA, TEKKELER CAHİLLERİN ELİNE DÜŞTÜ. DİNDEN, İMANDAN HABERİ OLMAYANLARA ŞEYH DENİLDİ. DİN DÜŞMANLARI DA, BU ŞEYHLERİN SÖZLERİNİ, OYUNLARINI ELE ALARAK DİNE HURAFELER KARIŞMIŞTIR, DEDİ. HALBUKİ BOZUK TARİKATÇILARIN SÖZLERİNİ, İŞLERİNİ DİN SANMAK, BUNLARI TASAVVUF BÜYÜKLERİ İLE KARIŞTIRMAK, ÇOK YANLIŞTIR. DİNİ BİLMEMEK, ANLAMAMAKTIR. DİNDE SÖZ SAHİBİ OLMAK İÇİN, EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERİNİ TANIMAK, O BÜYÜKLERİN KİTAPLARINI OKUYUP, İYİ ANLAYABİLMEK VE BİLDİĞİNİ YAPMAK LAZIMDIR. BÖYLE BİR ÂLİM BULUNMAZSA, DİN DÜŞMANLARI, MEYDANI BOŞ BULUP, DİN ADAMI ŞEKLİNE GİRER. VAAZLARI İLE, KİTAPLARI İLE, GENÇLERİN İMANINI ÇALARAK MİLLET VE MEMLEKETİ FELAKETE GÖTÜRÜRLER.”

“TEMİZ VE YENİ ELBİSE GİYİNİZ. GİTTİĞİNİZ YERLERDE, AHLAKINIZLA, SÖZLERİNİZLE, İSLAM’IN VAKARINI, KIYMETİNİ GÖSTERDİĞİNİZ GİBİ, GİYİMİNİZLE DE SAYGI VE İLGİ TOPLAYINIZ.”

“ÇEŞİTLİ, LEZZETLİ YEMEKLERLE VE TATLI, SOĞUK ŞERBETLERLE BEDENLERİNİZİ RAHAT VE HOŞ TUTUNUZ.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ, HER ŞEYİ BİR SEBEP ALTINDA YARATMAKTADIR. BU SEBEPLERE, İŞ YAPABİLECEK TESİR, KUVVET VERMİŞTİR. BU KUVVETLERE, TABİAT KUVVETLERİ, FİZİK, KİMYA VE BİYOLOJİ KANUNLARI DİYORUZ. BİR İŞ YAPMAMIZ, BİR ŞEYİ ELDE ETMEMİZ İÇİN, BU İŞİN SEBEPLERİNE YAPIŞMAMIZ LAZIMDIR. MESELA BUĞDAY HASIL OLMASI İÇİN, TARLAYI SÜRMEK, EKMEK, EKİNİ BİÇMEK LAZIMDIR. İNSANLARIN BÜTÜN HAREKETLERİ, İŞLERİ, ALLAHÜ TEÂLÂNIN BU ÂDETİ İÇİNDE MEYDANA GELMEKTEDİR. ALLAHÜ TEÂLÂ SEVDİĞİ İNSANLARA İYİLİK, İKRAM OLMAK İÇİN VE AZILI DÜŞMANLARINI ALDATMAK İÇİN BUNLARA, ÂDETİNİ BOZARAK SEBEPSİZ ŞEYLER YARATIYOR.”

“TEK VAKİT NAMAZIMI KAÇIRMAKTANSA, BİN KERE ÖLMEYİ TERCİH EDERİM.”

“NAMAZ, AMAN NAMAZ, NEREDE VE NE ŞART ALTINDA OLURSA OLSUN MUTLAKA NAMAZ KILIN.”

“EN BÜYÜK EDEP, İLAHİ HUDUDU MUHAFAZADIR, GÖZETMEKTİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ BİR KULUNA İMAN VERMİŞSE ONA DAHA NE VERMEMİŞTİR. İMAN VERMEMİŞSE ONA DAHA NE VERMİŞTİR!”

“BİZİM MECLİSİMİZDE BULUNANLAR, SÜKUT İÇİNDE OTURSALAR VE SÜKUTTAN BAŞKA BİR ŞEY GÖRMESELER BİLE, DİN BAHSİNDE ÂLİM GEÇİNENLERİN HATALARINI KEŞFEDERLER, BİR BİR ÇIKARIRLAR.”

“KUR’AN-I KERİM ŞİFADIR. FAKAT ŞİFA, SUYUN GELDİĞİ BORUYA TÂBİDİR. PİS BORUDAN ŞİFA GELMEZ.”

“GERÇEK KERAMET, KERAMETİN GİZLENMESİDİR. BUNUN DIŞINDA GÖRÜNENLER, VELİNİN İRADE VE İHTİYARI İLE DEĞİLDİR. İLAHİ HİKMET ÖYLE GEREKTİRİYOR DEMEKTİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ SIRRINI EMİNİNE VERİR. BİLEN SÖYLEMEZ, SÖYLEYEN BİLMEZ.”

“AHMAKLIK, HATADA ISRAR ETMEKTİR.”

“DİN BİLGİLERİ, DÜNYADA VE AHİRETTE, HUZURU, SAADETİ KAZANDIRAN BİLGİLERDİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ DİLEDİĞİNİ YAPAR. İSTER SEBEPLİ İSTER SEBEPSİZ, DİLEDİĞİ GİBİ AZAP VEYA LÜTFEDER. GÜZEL VE DOĞRU ONUN DİLEDİĞİDİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ BİZE RAHMETİYLE MUAMELE ETSİN. ADALETİYLE MUAMELE EDERSE YANARIZ.”

“RİYA OLMASIN DİYE CEMAATTEN KAÇANLAR AYRI BİR RİYA İÇİNDEDİRLER.”

“İLİM CEHLİ İZALE EDER, YOK EDER, AHMAKLIĞI DEĞİL.”

“CEMİYETTEKİ RUH HASTALIKLARININ SEBEBİ, İMAN EKSİKLİĞİDİR.”

TALEBELERİNDEN BAZILARI O İLİM DERYASI BÜYÜK VELİDEN ŞU SÖZLERİ VE MENKIBELERİ NAKLETMİŞLERDİR.

TALEBELERİNDEN HAFIZ HÜSEYİN EFENDİ ANLATIR:

TAHSİLİMİ İSTANBUL’DA YAPTIM. ARABİ VE FARİSİ’Yİ İYİ BİLİRDİM. HER TOPLULUKTA SÖZ SAHİBİYDİM. BİR GÜN BENİ ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNE GÖTÜRDÜLER. MAKSADIM ORADA DA SÖZ SAHİBİ OLMAKTI. KENDİSİNE ÇOK YAKIN BİR SANDALYEYE OTURDUM. SOHBETE BAŞLADI. HEMEN SONRA SANDALYEDE OTURMAKTAN HAYA EDİP, YERE İNDİM. SOHBETTE, HİÇ BİLMEDİĞİM, DUYMADIĞIM ŞEYLERİ ANLATIYORDU. YAKININDA YERE OTURMAKTAN DA HAYA EDİP BİRAZ GERİ ÇEKİLDİM. BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA DERKEN NİHAYET KENDİMİ KAPININ ÖNÜNDE BULDUM. NEREDE İSE KAPIDAN DIŞARI ÇIKACAK HÂLE GELMİŞTİM. BEN YILLARCA ŞEYHLİK POSTUNDA OTURMUŞ TALEBELERİ OLAN BİRİYDİM. SEYYİD ABDÜLHAKİMİ GÖRÜNCE ANCAK TALEBE OLACAĞIMI ANLADIM VE TALEBELERİME:

“SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİYİ GÖRÜNCE, TANIYINCA ŞEYHLİĞİN NE OLDUĞUNU ANLADIM, ETEĞİNE YAPIŞMAKTAN BAŞKA İŞİM KALMADI” DEDİM. O BÜYÜK ZATA TALEBE OLMAKLA ŞEREFLENDİM.

OTUZ YIL BOYUNCA YANINDAN AYRILMAYAN YAKINI ŞAKİR EFENDİ ANLATIR:

BİR SABAH DERGAHIN MESCİDİNDE NAMAZ KILIYORDUK. EFENDİ İLE İKİMİZDİK. HER ZAMANKİ GİBİ BENİ İMAM YAPTILAR. MESCİDİN GİRİŞ KISMI BAŞTAN BAŞA CAMEKÂN OLDUĞUNDAN GİRİŞTEKİ SOFA ŞEKLİNDE OTURMA YERİNDEN MESCİDİN İÇİ APAÇIK GÖRÜLÜRDÜ. BİZ NAMAZA HAZIRLANIRKEN ZEVCEM DE GELİP SOFA KISMINDA ÇAYLARIMIZI HAZIRLAMAYA KOYULMUŞTU. NAMAZ VE DUA BİTİNCE, SOFAYA GEÇTİK. GÖRDÜK Kİ SEMAVERİN ETRAFINDA İKİ ÇAY BARDAĞI YERİNE BİR SÜRÜ BARDAK. ZEVCEME, BU KADAR BARDAĞA LÜZUM OLMADIĞINI SÖYLEYİP, NİÇİN İKİDEN ÇOK BARDAK GETİRDİN, DEYİNCE, ŞU CEVABI ALDIM: “HAYRET! ARKANIZDA BÜYÜK BİR CEMAAT VARDI. ŞİMDİ DAĞILMIŞ.”

TALEBELERİNDEN İLYAS EFENDİ ANLATIR:

BİR GÜN YAŞLI BİR KADIN MARANGOZ DÜKKANIMA GELİP; “BİR ODALI EVİM VAR. İKİNCİ BİR ODA YAPTIRIYORUM. KİRAYA VERİP ONUNLA GEÇİNECEĞİM. BEDELİNİ KİRA PARASINDAN VERMEK ÜZERE, BANA BİR KAPI VE PENCERE YAPAR MISIN?” DEDİ. YARIN GEL, KONUŞURUZ DEDİM. MAKSADIM, SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİ’YE GİDİP DANIŞMAKTI. İKİNDİ VAKTİ DERGÂHLARINA GİTTİM. HÂLİMİ SORDULAR. “MÜŞTERİ GELİYOR MU?” DEDİLER. “GELİYOR” DEDİM. FAKAT SORMAK İÇİN GİTTİĞİM KADINI UNUTMUŞTUM. “SİPARİŞ VEREN OLUYOR MU?” DEDİLER. “BUGÜN YOK” DEDİM. “KADIN MÜŞTERİLERİNİZ OLUYOR MU?” BUYURDULAR. GENE HATIRLAMADIM. BUNUN ÜZERİNE; “BUGÜN GELEN KADININ İŞİNİ GÖR!” BUYURDULAR. ANCAK O ZAMAN HATIRLAYABİLDİM.

BİR GÜN BAYEZİD CAMİİNDE VAAZ VERİRLERKEN KONU İLE HİÇ İLGİSİ OLMADIĞI HALDE; “SİZDEN BİRİNİZ, EVE GİDİP, ÇOCUĞUNU ÇATIYA KİREMİTLER ÜZERİNE ÇIKMIŞ, GÜVERCİN KOVALAR GÖRÜRSE, BAĞIRMADAN, GÜZELLİKLE, YAVRUM BAK SANA NELER GETİRDİM, ŞEKER ALDIM, DESİN, ONU TUTUP İÇERİ ALDIKTAN SONRA AZARLASIN” BUYURDU. VAAZI DİNLEYEN AKHİSARLI BİR ZAT İÇİNDEN ŞİMDİ BUNUN DA NE İLGİSİ VAR DİYE GEÇİRDİ. VAAZDAN SONRA EVİNE GİDİNCE BAKTI Kİ ÇOCUĞU EVİN DAMINA ÇIKMIŞ, KİREMİTLER ÜZERİNDE GÜVERCİN YAKALAMAK PEŞİNDE, NEREDE İSE KENARDAN DÜŞECEK HALDE. ÇOCUK KÜÇÜK OLUP ÜÇ-DÖRT YAŞINDAYDI. HEMEN ABDÜLHAKİM EFENDİNİN NASİHATLERİNİ HATIRLADI VE ÖYLE YAPTI. ÇOCUK DÜŞMEKTEN KURTULDU.

NECİB FAZIL KISAKÜREK ANLATIR:

SENE 1941… ALMANLAR SINIRIMIZDA. BEN, BİR GAZETEDE ÇIKAN YAZILARIMDA DA ÜSTÜNE BASTIĞIM GİBİ, İKİNCİ DÜNYA HARBİNE GİRMEMİZİN BİR AN MESELESİ OLDUĞUNA KÂNİİM. BU MESELEYİ HUZURLARINDA SAVUNUYORUM. LÜTFEN DİNLİYORLAR. ETRAFLARINDA YAKINLARINDAN BİRKAÇ KİŞİ VE AVUKAT MAHMUD VEZİROĞLU İSMİNDE KENDİSİNİ SEVENLERDEN BİR ZAT… HARBE SÜRÜKLENMEK MECBURİYETİMİZİ RİYAZİ BİR VÂKIA HÂLİNDE GÖSTERİYOR VE ANLATIYORUM. SONUNA KADAR DİNLEDİKTEN SONRA BUYURDULAR Kİ: “HARBE GİRİLMEZ. YALNIZ BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE OLDUĞU GİBİ PAHALILIK OLMASA, VESİKA USULÜ ÇIKMASA.” BUYURDUKLARI GİBİ OLDU. HARBE GİRMEDİK. FAKAT PAHALILIK, VESİKA USULÜ MİLLETİ KAVURDU. MAHMUD BEY, BANA BU KERAMETİ SIK SIK TEKRAR EDER VE; “MÜTHİŞ, MÜTHİŞ!.. HERKES HARBİ BEKLERKEN; “HARBE GİRİLMEZ” VE KİMSE VESİKA USULÜNÜ BEKLEMEZKEN “O OLACAK” BUYURMALARI BÜYÜK KERAMET” DERDİ.

FARUK BEY ANLATIR:

BUNDAN YILLARCA EVVEL, OĞLUM NEVZAD, O ZAMANLAR OTURDUĞUMUZ APARTMAN KATININ BALKONUNDAN AŞAĞIYA, BETON BİR ZEMİN ÜZERİNE DÜŞTÜ. ÇOCUĞU KOMA HÂLİNDE BİR HASTANEYE YETİŞTİRDİK. AYILDI. FAKAT AKLİ MELEKELERİNİ KAYBETMİŞ HALDEYDİ. İSTANBUL’A GÖTÜRDÜK. BÜTÜN MÜTEHASSIS SİNİR VE AKIL DOKTORLARINA GÖSTERDİK. HEMEN HEPSİ ÜMİT GÖREMEDİKLERİNİ SÖYLEDİLER. BİR RUM DOKTOR ERKEN BUNAMA TEŞHİSİNİ KOYDU VE ŞİFASI YOK HÜKMÜNÜ BASTI. BÜLUĞ ÇAĞINDAKİ ÇOCUĞUMU, BÜYÜK AMCASI ABDÜLHAKİM EFENDİNİN KOLLARINA TESLİM ETTİM. ÇOCUK TEKKEDE KIRK GÜN KALDI. BU MÜDDET İÇİNDE, ONU NAZARLARINDAN AYIRMADILAR. SADECE; “MAHZUNUM, MAHZUNUM!” DİYE İÇLENEREK İŞİ, ALLAHÜ TEÂLÂYA HAVALE ETTİLER. KIRK GÜN SONRA NEVZAD, HİÇ BİR ZAMAN SAHİP OLMADIĞI MADDİ VE MANEVİ BİR SIHHATE KAVUŞTU. HUKUK FAKÜLTESİNİ BİTİRDİ. UZUN YILLAR DSİ’DE AVUKATLIK YAPTI, ORADAN EMEKLİ OLDU. ABDÜLHAKİM EFENDİ, BİRADERZADELERİ OLAN FARUK IŞIK EFENDİYİ ÇOK SEVERDİ. BİRİSİNİ METHETMEK İSTESEYDİ; “FARUK HARİÇ HEPİMİZDEN İYİDİR” DERDİ. KABRİ, ABDÜLHAKİM ARVASİ’NİN AYAK UCUNDADIR.

BAYEZİD CAMİİNDE; ERZİNCAN ZELZELE FELAKETİNDEN BİR HAFTA KADAR ÖNCE: “ALLAHÜ TEÂLÂ, ZİNANIN AŞİKÂR OLDUĞU YERLERE ZELZELE İLE CEZA VERİR. ERZİNCAN GİBİ” BUYURMUŞLAR. KİMSE O ESNADA BU MANAYI ANLAYAMAMIŞ, AMA BİR HAFTA SONRA, DUYANLAR BU BÜYÜK BİR KERAMETTİ, ANLAYAMADIK DEMİŞLERDİR.

TALEBELERİNDEN TAHİR EFENDİ ANLATIR:

ABDÜLHAKİM EFENDİ HAZRETLERİ BUYURDULAR Kİ: “EVLİYANIN HUZURUNA DOLU GİDEN BOŞ, BOŞ GİDEN DOLU DÖNER.” BİR GÜN BANA; “TAHİR EFENDİ, EVİNDE KİTAP KALMASIN, KİTAPLARI EVDEN ÇIKAR, BAŞKALARINA VER” BUYURDULAR. EVE GİTTİM. KIYMETLİ KİTAPLARIMA KIYAMADIM. EMİRLERİ YERİNE GELSİN DİYE, BİRKAÇ KİTAP VERDİM. YATSIDAN SONRA YATTIM. ABDÜLHAKİM EFENDİYİ GÖRDÜM. “TAHİR, KİTAPLARI EVDEN ÇIKARDIN MI?” BUYURDULAR. KALKTIM. ABDEST ALDIM. İKİ REKAT NAMAZ KILDIM. YİNE YATTIM. DAHA UYUYAMAMIŞTIM. ABDÜLHAKİM EFENDİ GELDİ. “HÂLÂ KİTAPLARI EVDE Mİ SAKLIYORSUN?” BUYURUP, CELÂLLENDİ. KORKTUM. HEMEN KALKIP, BÜTÜN KİTAPLARIMI EVDEN ÇIKARDIM. GELDİM YATTIM. ANCAK UYUYABİLDİM. SONRADAN ANLADIM Kİ, BİZİ TERBİYE ETMEK İÇİN, KİTAPLARDAN UZAKLAŞTIRIP, BENDE OLANLARI ALIP, KENDİNDE OLANLARI BİZE VERMEK İÇİN BU YOLU SEÇMİŞLERDİ.

NE ZAMAN ABDÜLHAKİM EFENDİ HAZRETLERİNE GİTSEM, ZİYA BEY YANINDA OTURURDU. ZİYA BEYE BİR KİTAP VERİR, OKUTURLAR VE İZAH EDERLERDİ. BİR GÜN YİNE ÖYLE BİR SOHBETTE, ZİYA BEYE KİTAP OKUTUP, KENDİLERİ İZAH EDİYORDU. İÇİMDEN, BENİM ARABİ VE FARİSİM ZİYA BEYDEN İYİDİR. NİÇİN HEP ONA OKUTURLAR DA, BANA HİÇ OKUTMAZLAR DİYE GEÇTİ. O GECE RÜYADA ABDÜLHAKİM EFENDİNİN HUZURUNDA İDİM. GENE ZİYA BEYE BİR KİTAP VERMİŞLER, OKUTUYORLARDI. AMA ZİYA BEYİ SARIKLI, ÂLİM KIYAFETİNDE GÖRDÜM. ABDÜLHAKİM EFENDİ, ZİYA BEYİ BANA GÖSTERİP; “BİZ, BOŞUNA EMEK VERMEYİZ” BUYURDULAR. UYANINCA O DÜŞÜNCEME ÇOK PİŞMAN OLDUM.

BİR GÜN ABDÜLHAKİM EFENDİYE GİDİYORDUM. YOLDA, KENDİ KENDİME, ABDÜLHAKİM EFENDİYE ARZ EDEYİM, EVLİYALIKTA YÜKSELMEK BÜYÜK İŞ, BİZİM KÜÇÜK GAYRETİMİZLE ELDE EDİLMEZ, HİMMET BUYURSUNLAR TEVECCÜH EYLESİNLER DE, O YÜKSEK MAKAMLARA BENİ KAVUŞTURSUNLAR DİYE DÜŞÜNÜYORDUM. VARDIM. BAHÇEDE YALNIZ OTURUYORLARDI. SELAM VERİP ELLERİNİ ÖPTÜM. YÜZÜME BAKIP; “TAHİR, ŞU AĞAÇ NE AĞACIDIR?” BUYURDU. “MANOLYA” DEDİM. “ŞU NEDİR?” BUYURDU. “GÜL” DEDİM. “YA TAHİR, BUNLARIN SUYU BİR, HAVASI BİR, TOPRAĞI BİR DE, NİÇİN BOYLARI FARKLIDIR? MESELA ŞU ÇİMENE NE YAPILSA GÜL AĞACI OLABİLİR Mİ, GÜL DE, MANOLYA KADAR BÜYÜR MÜ?” BUYURDU. “HAYIR EFENDİM” DEDİM. “DEMEK Kİ, FARKLILIK İSTİDATLARINDAN KABİLİYETTEN GELİYOR. VE DEMEK Kİ, ÇİM; OT, GÜL GİBİ, GÜL DE MANOLYA GİBİ OLMAZ!” BUYURUP TEKRAR BANA BAKTILAR. “KUSURUMU BAĞIŞLAYIN EFENDİM” DEDİM.

DİŞ HEKİMİ EMEKLİ ALBAY SABRİ BEY ANLATIR:

ABDÜLHAKİM EFENDİ, ARADA BİR BANA, TEYEMMÜM NASIL YAPILIR DİYE GÖSTEREREK ÖĞRETİRDİ. KENDİ KENDİME, ŞİMDİ SU OLMAYAN YER YOK, ACABA NEDEN BU KADAR TEYEMMÜM ÜZERİNDE DURUYOR DERDİM. VEFATINDAN OTUZ SENE SONRA, ELLERİMDE YARA ÇIKTI. HATTA BİR BAŞPARMAĞIMI KESTİLER. DOKTORLAR ELLERİNE SU VURMAYACAKSIN DEDİLER. ÜÇ SENE TEYEMMÜMLE YANİ ONLARIN GÖSTERDİĞİ ŞEKİLDE TEYEMMÜM EDEREK NAMAZ KILMAK ZORUNDA KALDIM.

HALİD TURHAN BEY ANLATIR:

BİR GÜN ZİYARETLERİNE GİTMİŞTİM. KÜTÜPHANELERİNDEN BİR KİTAP ÇEKİP, BİR YERİNİ AÇIP BANA VERDİLER VE; “BUYURUN, OKUYUN!” BUYURDULAR. ARAPÇA İDİ. OKUMAYA ÇALIŞTIM. YANLIŞ OKUYUNCA DÜZELTİRLERDİ. BİR DAHA OKUTTULAR VE GENE YANLIŞLARIMI DÜZELTTİLER. SONRA; “TÜRKÇEYE ÇEVİRİN!” BUYURDULAR. TAKILDIĞIM ÇOK İBARELER OLDU. YARDIM ETTİLER, HATTA KENDİLERİ TERCÜME ETTİLER. BİR DAHA OKUTUP, BİR DAHA TERCÜME ETTİRDİLER. İYİCE ANLAMIŞTIM. VEFATLARINDAN YİRMİ SENE KADAR SONRA, KÜTÜPHANE MÜDÜRLÜĞÜ İÇİN, ANKARA’DA İMTİHANA GİRDİM. İMTİHANDA ELİME BİR ARAPÇA KİTAP VERDİLER VE BİR YERİNİ AÇIP, OKUYUN DEDİLER. BİR DE NE GÖREYİM, ABDÜLHAKİM EFENDİNİN VERDİĞİ KİTAP VE AÇTIKLARI SAYFA DEĞİL Mİ? OKUDUM, TERCÜME ETTİM. İMTİHANI KAZANDIM. KÜTÜPHANE MÜDÜRÜ OLDUM. AMA İMTİHANDAN ÇIKINCA, EFENDİNİN BU BÜYÜK VE AÇIK KERAMETİNİ GÖRÜNCE HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLADIM.

Abdülhakim Arvasi Hazretleri kategorisinde yayınlandı. SEYYİD ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİ için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: