Konya’nın Mana Güneşi, Manevi Kumandanı..

SADREDDİN KONEVÎ HAZRETLERİ

KONYA’NIN BÜYÜK VELÎLERİNDEN. İSMİ MUHAMMED BİN İSHÂK, KÜNYESİ EBÜ’L-MEÂLÎ, LAKABI SADREDDÎN’DİR. 1210 (H.606) TÂRİHİNDEMALATYA’DA DOĞDU. 1274 (H.673) TÂRİHİNDE KONYA’DA VEFÂT ETTİ.KABR-İ ŞERÎFİ KONYA’DA KENDİ ADI İLE ANILAN CÂMİNİN BAHÇESİNDEDİR.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN BABASI İSHÂK EFENDİ, ANADOLU SELÇUKLULARI NEZDİNDE ÎTİBÂRLI, YÜKSEK MEVKI SÂHİBİ BİRİYDİ. KÜÇÜK YAŞTA BABASI İSHÂK EFENDİ VEFÂT ETTİ.ÜVEY BABASI MUHYİDDÎN-İ ARABÎ, SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN TERBİYESİ VE YETİŞMESİYLE MEŞGÛL OLDU. ÇOK İYİ BİR TAHSÎL GÖRDÜ. KELÂM VE TASAVVUF İLİMLERİNE ÂİT BİRÇOK KIYMETLİ ESERLER YAZDI.

MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAZRETLERİ, SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN TERBİYESİ İLE ÇOK YAKINDAN MEŞGÛL OLDU. YETİŞMESİNE HUSÛSÎ İHTİMÂM GÖSTERDİ. MUHYİDDÎN-İ ARABÎ’DEN KONYA’DA İLİM VE FEYZ ALAN VE ÇOK İSTİFÂDE EDEN SADREDDÎN-İ KONEVÎ, HOCASI İLEHALEP VE ŞAM’A GİTTİ.

MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAZRETLERİ SADREDDÎN-İ KONEVÎ’YE NEFSİNİ TERBİYE YOLLARINI ÖĞRETTİ. SADREDDÎN KONEVÎ GÜNLERİNİ RİYÂZET VE MÜCÂHEDE İLE NEFSİYLE UĞRAŞMAKLA GEÇİRDİ. NEFSİYLE UĞRAŞMASI ÖYLE BİR DERECEYE ULAŞTI Kİ, UYUMAMAK İÇİN MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAZRETLERİ ONU ALIR, YÜKSEK BİR YERE ÇIKARIR, O DA DÜŞME KORKUSUYLA UYUMAZ TEFEKKÜRLE MEŞGÛL OLURDU.

BİR GÜN ANNESİNE BİRKAÇ HANIM GELİP; “SEN ZENGİN, ÎTİBÂRLI BİR KİŞİNİN HANIMI İKEN ŞİMDİ BİR PÎR-İ MAĞRİBÎ’YE VARDIN. HÂLİN NASIL, HAYÂTINDAN MEMNUN MUSUN?” DEDİLER. O DA; “HÂLİMDEN MEMNUNUM. GEÇİMİM DE İYİDİR. LÂKİN GÖZÜMÜN NÛRU OĞLUM BÜYÜK SIKINTILAR İÇİNDEDİR. GECESİ DE GÜNDÜZÜ DE YOKTUR. EFENDİM MUHYİDDÎN-İARABÎ KENDİSİ KUŞ ETİ YER, BALLI ŞERBETLER İÇER, LÂKİN CİĞERPÂREME BİR ARPA EKMEĞİ DAHİ VERMEZ. YİMEMEK VE İÇMEMEKTEN BİR DERİ BİR KEMİK KALDI. ÜSTELİK ONU DA GÖREMEZ OLDUK. ONU KİMSEYE GÖSTERMEZ. UYKUSU GİTSİN DİYE ZENBİLE KOYUP BİR YERE ASAR.” DEDİ. O AKŞAM MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAZRETLERİ HANIMINDAN YİNE KIZARMIŞ BİR TAVUK İSTEDİ. YEMEKTEN SONRAMUHYİDDÎN-İARABÎ HAZRETLERİ HANIMINA; “TAVUĞUN KEMİKLERİNİ BİR YERE TOPLA.” BUYURDU. KADINCAĞIZ KEMİKLERİ BİR ARAYA TOPLADI. O ZAMAN MUHYİDDÎN HAZRETLERİ; “BİSMİLLAH! KALK GİT EY TAVUK!” BUYURDU. ALLAHÜ TEÂLÂNIN İZNİYLE HAYVAN ET VE KEMİĞE BÜRÜNDÜ VE KANATLANARAK UÇTU. BUNUN ÜZERİNE MUHYİDDÎN HAZRETLERİ; “HANIM! OĞLUN BÖYLE OLDUĞUNDA ANCAK TAVUK ETİNİ YİYECEK.” BUYURDU. O ZAMAN KADINCAĞIZ MUHYİDDÎN HAZRETLERİNİN ELLERİNE KAPANIP ÖZÜR DİLEDİ VE CÂN-U GÖNÜLDEN İSTİĞFÂR ETTİ. SONRA OĞLU SADREDDÎN-İ KONEVÎ MÂNEVÎ DERECELERİ GEÇİP BÜYÜK VELÎLER ARASINA GİRDİ.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ ANLATIR: “HOCAM MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAYATTA İKEN, BENİM YÜKSEK MAKAMLARA KAVUŞMAM İÇİN ÇOK UĞRAŞTI. LÂKİN HEPSİ MÜMKÜN OLMADI. VEFÂTINDAN SONRA BİR GÜN, KABRİNİ ZİYÂRET EDİP DÖNÜYORDUM. BİRDEN KENDİMİ GENİŞ BİR OVADA BULDUM. O ANDA ALLAHÜ TEÂLÂNIN MUHABBETİ BENİ KAPLADI. BİRDEN MUHYİDDÎN-İ ARABÎ’NİN RÛHUNU ÇOK GÜZEL BİR SÛRETTE GÖRDÜM. TIPKI SÂF BİR NÛRDU. BİR ANDA KENDİMİ KAYBETTİM. KENDİME GELDİĞİMDE ONUN YANINDA OLDUĞUMU GÖRDÜM. BANA SELÂM VERDİ. HASRETLE BOYNUMA SARILDI VE; “ALLAHÜ TEÂLÂYA HAMD OLSUN Kİ, PERDE ARADAN KALKTI VE SEVGİLİLER KAVUŞTU, NİYET VE GAYRET BOŞA GİTMEDİ. SAĞLIĞIMDA KAVUŞAMADIĞIN MAKAMLARA, VEFÂTIMDAN SONRA KAVUŞMUŞ OLDUN.” BUYURDU.

YİNE KENDİSİ ANLATIR: 1255 SENESİ ŞEVVÂL AYININ ON YEDİSİNE RASTLAYAN CUMARTESİ GECESİ, RÜYÂMDA HOCAM MUHYİDDÎN-İARABÎ HAZRETLERİNİ GÖRDÜM. ARAMIZDAKİ UZUN KONUŞMALARDAN SONRA, ONA, CENÂB-I HAKK’IN ESMÂ-İ HÜSNÂSI İLE İLGİLİ KALBİME DOĞAN BİLGİLERİ ARZ ETTİM. O DA; “ÇOK DOĞRU, PEK GÜZEL!” DEYİNCE, ONA; “EFENDİM! HAKÎKATTE GÜZEL OLAN SİZSİNİZ. ÇÜNKÜ BU İLİMLERİ BANA SİZ ÖĞRETTİNİZ. SİZ OLMASAYDINIZ, BU İLİMLERİ BANA KİM ÖĞRETİRDİ?” DEDİM. MÜBÂREK ELLERİNİ ÖPTÜM VE; “EFENDİM! BÜTÜN MAHLÛKÂTI, HER ŞEYİ UNUTUP ALLAHÜ TEÂLÂYI DÂİMÎ OLARAK HATIRIMDA TUTABİLMEM İÇİN BU FAKÎRE DUÂ VE HİMMETLERİNİZİ İSTİRHÂM EDİYORUM.” DİYE YALVARDIM. O DA, BENİM BU ARZUMA KAVUŞACAĞIMI MÜJDELEDİ VE UYANDIM.”

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ, BUNDAN SONRA ÇOK BÜYÜK MÂNEVÎ DERECELERE YÜKSELDİĞİNİ, MÂNEVÎ ÂLEMLERİN KENDİSİNE SEYRETTİRİLDİĞİNİ, HİÇBİR ZAMAN ALLAHÜ TEÂLÂYI HATIRINDAN ÇIKARMADIĞINI, BİR AN BİLE UNUTMADIĞINI NEFEHÂT İSİMLİ ESERİNDE BİLDİRDİ.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ HOCASI MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAZRETLERİNİN VEFÂTINDAN SONRA EVLİYÂNIN BÜYÜKLERİNDENEVHADÜDDÎN-İ KİRMÂNÎ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİNE KAVUŞTU. ONDAN DA YÜKSEK MÂNEVÎ BİLGİLER TAHSÎL ETTİ. SONRA HAC DÖNÜŞÜKONYA’YA GELİP YERLEŞTİ. ORADA GÜZEL HALLERİ VE KERÂMETLERİYLE ÇOK MEŞHÛR OLDU.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ KONYA’YA GELDİĞİNDE, ÇEŞME KAPISI İÇİNDEKİ BİR MESCİDDE İMÂMLIK YAPMAYA BAŞLADI. O GÜNLERDE KENDİSİNİ KİMSE TANIMAZ VE ÎTİBÂR ETMEZDİ. O DA TANINMAYI İSTEMEZDİ. BİR GÜN SELÇUKLU SULTANI ALÂEDDÎN’E, ŞAHDAN KIYMETLİ BİR CEVHER HEDİYE GELDİ. SULTAN, KUYUMCUBAŞISINI ÇAĞIRIP CEVHERİ SÜSLEMESİNİ EMRETTİ. KUYUMCUBAŞI, CEVHERİ ALIP GİDERKEN DÜŞÜRDÜ. SULTANALÂEDDÎN CEVHERİN DÜŞTÜĞÜNÜ GÖRÜNCE, VEZİRİ SÂHİB-İ ATÂ’YI GÖNDERİP ONU ALDIRDI VE BİR YERDE MUHÂFAZA ETMESİNİ SÖYLEDİ.

KUYUMCUBAŞI DÜKKÂNINA GELİNCE, YOLDA CEVHERİN DÜŞTÜĞÜNÜ ANLADIĞINDA KORKUDAN RENGİ SARARDI VE FERYÂD EDİP; “MAHVOLDUM.” DEDİ. AKLI BAŞINA GELDİĞİNDE, BÜYÜK BİR ÜZÜNTÜ İÇİNDE BU HÂLİNİ YAKININDAKİ CÂMİDE BULUNAN SADREDDÎN-İ KONEVÎ’YEARZ ETMEK İSTEDİ. SADREDDÎN HAZRETLERİ ONUN HÂLİNİ ÖĞRENİNCE; “EY KUYUMCUBAŞI! EĞER SIR ARAMIZDA KALIR DA KİMSEYE SÖYLEMEZSEN, CEVHERİ BULMAMIZ KOLAY OLUR.” BUYURDU. KUYUMCU BUNA SEVİNİP SÖZ VERDİ. O ZAMAN SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ BİR MİKDÂR TOPRAK GETİRTİP CEVHERİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ SORDU. KUYUMCUBAŞI DA; “YUMURTA KADAR.” DEYİNCE, SADREDDÎN HAZRETLERİ MÜBÂREK AĞZININ SUYUNDAN BİR MİKDÂR KATIP ÇAMURU GÜNEŞTE KURUTTU. ÇOK GEÇMEDEN O TOPRAK PARÇASI MİSLİ BULUNMAYAN BİR CEVHER HÂLİNE DÖNÜVERDİ. SADREDDÎN HAZRETLERİ CEVHERİ KUYUMCUYA VERDİ. KUYUMCU ÇOK SEVİNİP HEMEN ONU SULTAN ALÂEDDÎN’E GÖTÜRDÜ. SULTAN CEVHERİ GÖRÜNCE, HAYRETLER İÇİNDE KALDI. VEZÎRİ SÂHİB-İ ATÂ’YA EMREDİP ÖNCEKİ CEVHERİ GETİRTTİ. VEZİR CEVHERİ GETİRİP SULTANIN HUZÛRUNA KOYDU. KUYUMCUDAN BU İŞİN SIRRINI AÇIKLAMASINI İSTEDİLER. KUYUMCU ÇÂRESİZ KALIP BAŞINDAN GEÇENLERİ TEK TEK SULTANA ANLATIP, SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN KERÂMETİNİ HABER VERDİ. SULTAN DERHAL HAZIRLANIP, SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİ ZİYÂRET İÇİN ONUN MESCİDİNE KOŞTU.

SULTANIN, SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİ ZİYÂRET ETTİĞİ MEVSİM, NARLARIN OLGUNLAŞTIĞI SONBAHAR MEVSİMİ İDİ. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ ONA BİR TAS İÇİNDE NAR HEDİYE ETTİ VE BUNLARI GÖTÜRMESİNİ SÖYLEDİ. SULTAN BU NARLARI ALIP SARAYINA DÖNDÜ. KAPTAKİ NARLARA BAKTIĞINDA HER BİRİNİN MÜCEVHER HÂLİNE DÖNDÜĞÜNÜ GÖRDÜ. BUNUN BİR KERÂMET OLDUĞUNU ANLADI VE SADREDDÎN-İ KONEVÎ’YE KARŞI SEVGİSİ DAHA DA FAZLALAŞTI. SONRADAN BU MÜCEVHERLERLE KONYA İÇ KALESİNİ YAPTIRDIĞI RİVÂYET EDİLMEKTEDİR.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ KONYA’DA BİNLERCE TALEBEYE DERS VERDİ. MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ, SA’ÎDEDDÎN-İ FERGÂNÎ GİBİ BİRÇOK HİKMET VE TASAVVUF EHLİ KİMSELER YETİŞTİRDİ. ZAMÂNININ EN BÜYÜK ÂLİMLERİNDENDİ. KELÂM İLMİNDEKİ YERİ EŞSİZDİ. BU İLİMDE BİRÇOK İNCE MESELELERİ AÇIKLIĞA KAVUŞTURDU. MUHYİDDÎN-İARABÎ’NİN “VAHDET-İ VÜCÛD” HAKKINDA SÖYLEDİKLERİNİ VE YAZDIKLARINI DÎNE VE AKLA UYGUN OLARAK ÎZÂH ETTİ.

NASÎRUDDÎN-İ TÛSÎ İLE HİKMETE ÂİT BÂZI MESELELERDE MEKTUPLAŞMALARI OLDU VE ARALARINDAKİ UZUN SÜREN MÜNÂZARALARDAN SONRA, NASÎRUDDÎN-İ TÛSÎ ACZİNİ ÎTİRÂF EDEREK, ONUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ KABÛL ETTİ.SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN HAYÂTI, ZÜHD VE TAKVÂ İÇERİSİNDE GEÇTİ. HARAMLARDAN ÇOK SAKINIR, ŞÜPHELİ KORKUSUYLA MÜBAHLARIN FAZLASINDAN KAÇARDI. HİÇ KİMSENİN KALBİNİ KIRMAZ, DÜNYÂ MALINA ASLÂ MEYLETMEZDİ.

SULTAN ALÂEDDÎN ZAMÂNINDA HÂCECİHÂN ADINDA KONYA’DA ÇOK ZENGİN BİRİ VARDI. MALININ HESÂBI BİLİNMEZDİ. BU ZENGİNİN OĞLU SARA HASTALIĞINA TUTULDU. DERDİNE ÇÂRE BULUNAMADI. ZENGİNİN ONA ÇÂRE İÇİN BAŞVURMADIĞI TABÎB KALMADI. BUNUN İÇİN ÇOK PARA SARFETTİ. LÂKİN HİÇBİR ÇÂRE BULAMADI. HÂCECİHÂN’IN YOLU BİR GÜN SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN DERGÂHINA UĞRADI. DERDİNİ ONA AÇIP; “ŞU DÜNYÂDA BİR OĞLUM VARDI. O DA SARA HASTALIĞINA TUTULDU. NE OLUR BU ÇÂRESİZE BİR DERMAN OLUN.” DEDİ. BUNUN ÜZERİNE SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ ONA OĞLUNUN ADINI SORDU. HÂCECİHÂN; “İSMİALİCAN, VÂLİDESİNİN İSMİ DE HÂN’DIR.” DEDİ. SADREDDÎN HAZRETLERİ HİZMETÇİDEN KÂĞIT KALEM İSTEDİ VE EÛZÜ BESMELE OKUYUP; “BİSMİLLAHİLLEZÎ LÂ YEDURRU MAASMİHÎ ŞEY’ÜN FİL ERDI VELÂ FİS SEMÂÎ VE HÜVESSEMÎUL ALÎM. EÛZÜ Bİ KELİMÂTİLLAH-İT-TÂMMÂTİ KÜLLİHÂ MİN NEFSİHÎ VE İKÂBİHÎ VE ŞERRİ İBÂDİHÎ VE MİN HEMEZÂT-İŞ ŞEYÂTÎN.” YAZDI VE DUÂLAR ETTİ. HÂCE CİHÂN EVE GİTTİĞİNDE OĞLUNUN SARA İLLETİNDEN TAMÂMEN KURTULMUŞ OLDUĞUNU GÖRDÜ. ALLAHÜ TEÂLÂYA ŞÜKÜRLER ETTİ VE BUNUN KERÂMET OLDUĞUNU ANLAYIP, SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNE KARŞI SEVGİSİ ARTTI.

HORASAN’DAN BİR DERVİŞ BİRÇOK YERLER DOLAŞARAK ŞAM’A GELMİŞ VE ORADA SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN YÜKSEK HAL VE KERÂMET SÂHİBİ BİRİSİ OLDUĞUNU İŞİTMİŞTİ. BUNUN ÜZERİNE GÖRMEDEN ONA ÂŞIK OLDU VE KONYA’YA GELDİ. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN DERGÂHINA UĞRADI. DERVİŞ DERGÂHTA MİSÂFİR EDİLİP, KENDİSİNE HER GÜN NEFİS YİYECEKLER VE İÇECEKLER İKRÂM EDİLDİ. DERVİŞ, KONEVÎ HAZRETLERİNİN SOFRASININ BÖYLE ZENGİN OLMASINA HAYRET ETTİ. ORAYA KİM GELİRSE, SOFRA HAZIR OLUR VE İSTEDİĞİ YİYECEKLER ÖNÜNE GELİRDİ. HERKES İHTİYÂCI KADAR YEDİKTEN SONRA GİDERDİ. BU YİYECEK VE İÇECEKLERİN EKSİK OLDUĞU BİR GÜN GÖRMEDİ.

ACEM DİYÂRINDAN BİR DERVİŞ BİRÇOK YERLER DOLAŞIP BİRÇOK KİMSELER GÖRÜP KONYA’YA GELMİŞ VE SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN DERGÂHINA MİSÂFİR OLMUŞTU. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN MAL VE MÜLKÜNÜ, HİZMETÇİLERİNİN ÇOKLUĞUNU GÖRÜNCE, İÇİNDEN; “KEŞKE BU KİŞİNİN BU MALLARI KENDİSİNE AYAK BAĞI OLMASAYDI DA HAK YOLDA BULUNAYDI. KEŞKEACEM DİYÂRINA BİR GİDİP DE ORADAKİ EVLİYÂ İLE MÜNÂSEBETİ OLSAYDI. KENDİSİ İÇİN BU NE İYİ OLURDU.” DİYE GEÇİRDİ. BİR ZAMAN SONRA BU DÜŞÜNCESİNİ SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNE AÇTI VE; “EY EFENDİ! SİZ BİR ACEM DİYÂRINA GİTSENİZ ORADAKİ ÂLİM VE VELÎLERLE GÖRÜŞSENİZ BU DÜNYÂYA BAĞLILIĞI TERK EDİP CENÂB-I HAKK’A KAVUŞURSUNUZ.” DEDİ. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ DERVİŞİN BU SÖZLERİ ÜZERİNE; “EY DERVİŞ! PEKÂLÂ, BU DEDİKLERİNİ KABÛL ETTİM. GEL GİDELİM.” BUYURDU VE BİRLİKTE ACEM DİYÂRINA DOĞRU YOLA ÇIKTILAR. ON BEŞ GÜN KADAR YOL GİTTİKTEN SONRA DERVİŞ, HIRKASINI KONYA’DA UNUTTUĞUNU HATIRLAYIP, AKLI BAŞINDAN GİTTİ VE YÜZÜ ÜZERİNE YERE DÜŞTÜ. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ DERVİŞİN YÜZÜNE SU SERPİP AYILTTI. DERVİŞ; “EY ARKADAŞIM! BEN DERGÂHINIZDA ABDEST ALMAK İÇİN HIRKAMI ÇIKARMIŞTIM. ONU UNUTMUŞUM. ŞİMDİ HATIRIMA GELDİ DE ONDAN FENÂLAŞTIM.” DEDİ. BUNUN ÜZERİNE SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ ONA TEBESSÜM EDİP; “EY ACEM DERVİŞİ! DÜNYÂ SEVGİSİ BÜTÜN GÜNÂHLARIN BAŞIDIR. BİZ BUNCA MAL VE MÜLKÜ HİZMETÇİLERİ GERİDE BIRAKTIK. LÂKİN BİRİSİ HATIRIMIZA GELMEDİ. SEN İSE İKİ PARALIK HIRKANI TERK ETTİĞİNDE AKLIN BAŞINDAN GİTTİ.” BUYURDU. SONRA O DERVİŞİ YOLDA BIRAKIP KONYA’YA DÖNDÜLER.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ BİR GÜN, ALLAHÜ TEÂLÂYA YALVARIP; “YÂ RABBÎ! SANA LÂYIKI İLE İBÂDET, KULLUK YAPAMADIM VE SENİ HAKKIYLA TANIYAMADIM. SENİN LUTF VE İHSÂNINA GÜVENİYORUM. CENNET’TEKİ MAKÂMIMI GÖRMEK ARZU EDİYORUM.” DEDİ. O GECE BİR RÜYÂ GÖRDÜ. RÜYÂSINDA KIYÂMET KOPMUŞ VE İNSANLAR KABİRLERİNDEN KALKIYORDU. BU DURUMU KENDİSİ ŞÖYLE ANLATIR:

“BENİ DE RABBİMİN HUZÛRUNA GÖTÜRDÜLER. ALLAHÜ TEÂLÂ MELEKLERE EMREDİP; “ALIN CENNET’E GÖTÜRÜN.” BUYURDU. BENİ ALIP CENNET’E GÖTÜRDÜLER. ORADA TÜRLÜ TÜRLÜ KÖŞKLER VE BAHÇELER VARDI. ONLARI SEYRETTİM. BİR BAHÇE VARDI Kİ, ONUN MEYVESİ MİSKTİ. O ESNÂDA BİR ELMA MİKDÂRI MİSK ALMAK İSTEDİM VE ALDIM. İŞTE O ESNÂDA RÜYÂDAN UYANDIM. UYANDIĞIMDA SAĞ ELİMDE BİR AVUÇ MİSK DURUYORDU. O MİSKİN KOKUSU DA HER TARAFI KAPLAMIŞTI. BU MİSKİN KOKUSU HOCAM ŞEYH MUHYİDDÎN-İ ARABÎ HAZRETLERİNİN BANA HEDİYE ETTİĞİ HIRKA-İ ŞERÎFE SİRÂYET ETTİ.” BUYURDU. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ VEFÂT ETTİKLERİNDE KEFENİNE BU MİSKTEN KONULMUŞTUR.

BİR ZAMAN SADREDDÎN-İ KONEVÎ, MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ VE KÂDISİRÂCÜDDÎN VE BAŞKA ÂLİM VE SÂLİH ZÂTLAR KONYA’NIN MERAM BAĞLARINA GİTTİLER. MEVLÂNÂ HAZRETLERİ ORADAKİ BİR DEĞİRMENE GİRDİ VE UZUN BİR SÜRE KALDI. KÂDI SİRÂCÜDDÎN DEĞİRMENE GİRDİ. SONRA DA SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ GELDİ. DEĞİRMEN TAŞINI DİNLEDİLER. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ; “BEN DE BU TAŞIN ALLAHÜ TEÂLÂYI ZİKRETTİĞİNİ, SÜBBÛHUN KUDDÛSÜN, DEDİĞİNİ İŞİTTİM.” BUYURDULAR.

ŞEMS-İ TEBRİZÎ HAZRETLERİ KONYA’YA GELİNCE, MEVLÂNÂ HAZRETLERİ DEVAMLI SOHBET EDİP, HİÇ DIŞARI ÇIKMAZ OLDU. KONYA’NIN İLERİ GELEN DİĞER ÂLİMLERİ BUNA ÜZÜLÜP, HEP BİRDEN ŞEHRİ TERK EDEREK DENİZLİ’YE GİTTİLER. BUNU DUYAN SELÇUKLU SULTÂNI ÇOK ÜZÜLDÜ. ÇÜNKÜ ÂLİMLERİ SEVEN, ONLARI KORUYAN BİRİYDİ. BİR CUMÂ GÜNÜ SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNDEN RİCÂDA BULUNUP; “BEN ÂLİMLER ARASINDAKİ ŞEYLERE KARIŞAMAM. BU İŞ, PÂDİŞÂHLARIN KARIŞACAĞI BİR İŞ DEĞİLDİR. ANCAK CUMÂ NAMAZINDA ÂLİMLERİN BULUNMAMASI ŞÂNIMIZA NOKSANLIK VERİR. LÜTFEN BUNLARI BULUP GETİRİN!” DEDİ. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ HEMEN KATIRINA BİNEREK YOLA ÇIKTI. BİR ANDA KENDİSİNİ DENİZLİ’DE BULDU. ORADA ÂLİMLERİ BULUP; “CUMÂ NAMAZI VAKTİ GEÇMEDEN KONYA’YA DÖNMEMİZ LÂZIMDIR. SULTÂNIN KALBİNİ KIRMAYINIZ; PÂDİŞÂHLAR, ALLAHÜ TEÂLÂNIN EMRİNİ ÎFÂYA MEMUR KİŞİLERDİR. ONLARA KARŞI GELMEK, ONLARI ÜZMEK HİÇ UYGUN DEĞİLDİR. SONRAALLAHÜ TEÂLÂNIN GAZÂBINA UĞRARSINIZ.” BUYURDU. DAHA BUNA BENZER BİRÇOK İKNÂ EDİCİ SÖZLER SÖYLEDİ. YANINDA EVLİYÂDAN AHÎ EVREN DE VARDI. ÂLİMLER İKNÂ OLUR GİBİ OLDULAR. DEDİLER Kİ: “BİZ TEKLİFİNİZİ KABÛL EDİP GELECEK BİLE OLSAK, CUMÂ VAKTİ KONYA’DA BULUNMAMIZ İMKÂNSIZDIR.” SADREDDÎN-İ KONEVÎ DE; “SİZ KABÛL EDİN, ALLAHÜ TEÂLÂ MÜSLÜMANLARI SEVİNDİRENLERİ MAHCÛB ETMEZ.” BUYURDU. “ÂLİMLER TEKLİFİ KABÛL EDİP, HEMEN YOLA ÇIKTILAR. BİRKAÇ GÜNLÜK YOLU BİR ANDA KAT EDİP, CUMÂ VAKTİNDEN EVVEL KONYA’YA VARDILAR. SULTAN ALÂEDDÎN BUNA ÇOK MEMNUN OLDU. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNE OLAN SEVGİ VE MUHABBETİ DAHA DA ARTTI. İSLÂM ÂLİMLERİNE DÂİMÂ YARDIMCI OLDU.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ ANLATIR: “RÜYÂMDA FAHR-İ KÂİNÂT EFENDİMİZİ GÖRDÜM. YANLARINDAESHÂB-I KİRÂM OLDUĞU HALDE MEDRESEYİ TEŞRİF ETMİŞLERDİ. SOFANIN ORTASINA OTURDULAR. BU SIRADA MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ DE ORAYA GELİP, UYGUN BİR YERE OTURDU. PEYGAMBER EFENDİMİZ MEVLÂNÂ’YA ÇOK İLTİFÂT ETTİLER VE HAZRET-İ EBÛ BEKR’E DÖNEREK; “YÂ EBÂ BEKR! BEN, CELÂLEDDÎN İLE DİĞER PEYGAMBERLERİN ARASINDA ÖĞÜNÜRÜM. ÇÜNKÜ ONUN ÖĞRENDİĞİ İLİM, İŞLEDİĞİ AMELİN FEYZ VE NÛRU İLE ÜMMETİMİN GÖZLERİ AYDIN OLUR. O BENİM OĞLUMDUR.” BUYURDULAR. MEVLÂNÂ’YI SAĞ TARAFINA OTURTTULAR. PEYGAMBER EFENDİMİZ BU RÜYÂ İLE TALEBELERİNDEN MEVLÂNÂ’NIN DERECESİNİN YÜKSEKLİĞİNE İŞÂRET BUYURDULAR. BU DURUMU DİĞER TALEBELERE ANLATTIM Kİ, ONUN HATIRINI GÖZETİP İLMİNİN YÜKSEKLİĞİNİ ANLASINLAR.”

BİR GÜN BÜYÜK BİR İLİM MECLİSİ KURULMUŞ VE KONYA’NIN BÜYÜKLERİ ORADA TOPLANMIŞLARDI. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ DE ORADA BİR SECCÂDE ÜZERİNDE OTURUYORDU. MEVLÂNÂ İÇERİ GİRİNCE SECCÂDEYE OTURMASINI TEKLİF ETTİ. BUNUN ÜZERİNE MEVLÂNÂ; “SİZİN SECCÂDENİZE OTURURSAM, KIYÂMETTE BUNUN HESÂBINI NASIL VEREBİLİRİM?” DEDİ. SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ DE; “SENİN OTURMADA FAYDA GÖRMEDİĞİN SECCÂDE BİZE DE YARAMAZ.” DEYİP, SECCÂDEYİ ORADAN KALDIRDI. MEVLÂNÂ, SADREDDÎN-İKONEVÎ HAZRETLERİNDEN ÖNCE VEFÂT ETTİ. VASİYETİ ÜZERİNE, CENÂZE NAMAZINI SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ KILDIRDI.

ÖMRÜNÜ ALLAHÜ TEÂLÂNIN KULLARINA HİZMET ETMEKLE, İLİM VE EDEP ÖĞRETMEKLE GEÇİREN SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ DUÂLARINDA:

“YÂ RABBÎ! KALBİMİZİ SENDEN BAŞKA ŞEYE YÖNELMEKTEN VE SENDEN BAŞKASIYLA MEŞGÛL OLMAKTAN TEMİZLE. BİZİ BİZDEN AL, BİZİM YERİMİZE BİZİ KENDİNLE DOLDUR. BİZİ BAŞKALARINA VE ŞEYTANA OYUNCAK YAPMA. BİZE NÛR BAHŞET. DUÂLARIMIZI ÇABUCAK, KENDİ İSTEDİĞİN ŞEKİLDE KABÛL BUYUR. SEN İŞİTENSİN. SEN BİZE YAKINSIN. SEN DUÂLARA İCÂBET EDENSİN.” BUYURURDU.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ VEFÂT ETTİĞİNDE CENÂZE NAMAZI BÜYÜK BİR KALABALIK TARAFINDAN KILINDI. VASİYETİNE UYULARAK KABRİ ÜZERİ KAPATILMAYIP, AÇIK BIRAKILDI.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN KABRİNİ ZİYÂRET EDENLER, ONUN FEYZLERİNDEN İSTİFÂDE EDERLER. ONU VESÎLE EDEREK YAPILAN DUÂLAR, Bİ-İZNİLLAH KABÛL OLUR. SIKINTIDA KALANLAR ONDAN YARDIM İSTESELER, ALLAHÜ TEÂLÂNIN İZNİYLE RÛHÂNİYETLERİ İMDÂDA YETİŞİR.

1899 SENESİNDE SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMÎD HÂN, ŞAHSÎ PARASIYLA, SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN CÂMİİNİ VE TÜRBESİNİ ÎMÂR VE İHYÂ EDİP CANLANDIRDI.

TÜRBESİNE HİZMET EDENLERDEN BİRİ RİVÂYET ETTİ: “ZAMÂNIN DEVLET ERKÂNINDAN YÜKSEK RÜTBELİ BİR SUBAY TÜRBEYİ ZİYÂRETE GELDİ. CÂMİDE NAMAZI KILDIKTAN SONRA, SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN NEFSİNİ TERBİYE ETMEK İÇİN YAPTIRDIĞI ÇİLEHÂNESİNİ ZİYÂRET ETMEK İSTEDİ. KAPISINI AÇTIK. YALNIZ BİR KİŞİNİN NAMAZ KILABİLECEĞİ BÜYÜKLÜKTEKİ, FEYZ, BEREKET, HUZÛR VE SAÂDET MEKÂNI OLAN ÇİLEHÂNEYE GİRDİ. UZUN BİR SECDEDEN SONRA CENÂB-I HAKK’A YALVARMAYA BAŞLADI. DAHA SONRA KABR-İ ŞERÎFİN YANINA SADREDDÎN-İ KONEVÎ’NİN HUZÛRUNA GELİP, ALLAHÜ TEÂLÂYA, ONU VESÎLE EDEREK UZUN BİR DUÂ ETTİ. BİZ DE ÂMİN DEDİK. DUÂ BİTİNCE BİZE DÖNEREK; “BİZLER, ELLERİMİZDEKİ SİLÂHLAR VE DİĞER ASKERÎ GÜÇLERİMİZLE, MEMLEKETİMİZİN GÖRÜNÜRDEKİ BEKÇİLERİYİZ. FAKAT HUZÛRUNDA BULUNDUĞUMUZ SADREDDÎN-İKONEVÎ VE ONUN EMSÂLİ OLAN BÜYÜKLER, BU MEMLEKETİN HAKÎKÎ KUMANDANLARIDIR. ALLAHÜ TEÂLÂNIN YARDIMI VE BUNLARIN MÂNEVÎ DESTEKLERİ OLMADIKÇA, BİZİM GÖRÜNÜRDEKİ GÜÇ VE KUVVETİMİZİN HİÇBİR TESİRİ OLAMAZ. ONUN İÇİN BİZ, BİR MEMLEKETE VARDIĞIMIZ ZAMAN, ÖNCE O MEMLEKETİN MÂNEVÎ KUMANDANLARINI ZİYÂRET EDERİZ.” DEDİ.

KONEVÎ CÂMİİNE DEVAMLI GELENLERDEN BİRİ ANLATIR: “SADREDDÎN-İ KONEVÎ’Yİ İKİ DEFÂ RÜYÂMDA GÖRDÜM. İLK GÖRDÜĞÜM GECENİN GÜNDÜZÜNDE, BİR İŞ YÜZÜNDEN BİRÇOK KİMSENİN KALBLERİNİ KIRMIŞ, ONLARI ÇOK ÜZMÜŞTÜM. RÜYÂMDA HEYBETLİ BİR ŞEKİLDE GÖRÜNÜP BANA BUYURDU Kİ: “KİMSEYİ ÜZME, KİMSENİN KALBİNİ KIRMA, KALB KIRMAKTAN ÇOK SAKIN.” BU İHTAR BANA ÇOK TESİR ETTİ. BUNDAN SONRA KİMSENİN KALBİNİ KIRMAMAYA, HERKESLE İYİ GEÇİNMEYE ÇALIŞTIM.

İKİNCİ RÜYÂM DA ŞÖYLE OLDU: İLK RÜYÂMDAN SONRA ARTIK DEVAMLI ONUN KABRİNİN BULUNDUĞU CÂMİYE GİTMEYE BAŞLADIM. CÂMİNİN VE TÜRBENİN TÂMİRATI, BAKIMI VE TEMİZLİĞİ İLE UĞRAŞIYORDUM. BİR GECE RÜYÂMDA BANA GÜLER YÜZLE GÖRÜNÜP; “HİZMETLERİNDEN MEMNUNUM. ALLAHÜ TEÂLÂ BU HİZMETLERİNİ KARŞILIKSIZ BIRAKMAZ.” BUYURDU. BU İKİNCİ RÜYÂDAN SONRA SADREDDÎN-İ KONEVÎ’YE KARŞI SEVGİ VE MUHABBETİM DAHA DA ARTTI. BÜTÜN GÜNÜMÜ, CÂMİ VE TÜRBENİN İŞLERİYLE GEÇİRMEYE BAŞLADIM.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN NÜSÛS, HUKÛK, EN-NEFEHÂT-ÜL-İLÂHİYYE, MEFÂTÎH-ÜL-GAYB, FÂTİHA TEFSÎRİ, ŞERHU EHÂDÎS-İ ERBAÎN GİBİ ESERLERİ VARDIR.

FAKR NEDİR?

BİR DEFÂSINDA MEVLÂNÂ HAZRETLERİ SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN DERGÂHINA GİTMİŞTİ. KARŞILIKLI DURMUŞLAR, HİÇ KONUŞMUYORLARDI. BU SIRADA SADREDDÎN KONEVÎ’NİN HİZMETİNİ GÖREN DERVİŞLERDEN OLAN HACI MÂRUF KÂŞİFÎ İÇERİ GİRDİ. BU HİZMETÇİ DEFÂLARCA YAYA OLARAK HACCA GİTMİŞTİ. PEKÇOK VELÎNİN SOHBETİNDE BULUNMUŞTU. İÇERİ GİRİNCE, MEVLÂNÂ HAZRETLERİNE; “FAKR NEDİR?” DİYE BİR SUÂL SORDU. FAKAT HİÇ CEVAP VERMEDİ. BUNUN ÜZERİNE TEKRAR; “FAKR NEDİR?” DİYE SORDU. YİNE CEVAP VERMEDİ. TEKRAR TEKRAR SORUNCA, MEVLÂNÂ HAZRETLERİ KALKIP GİTTİ. BUNUN ÜZERİNE SADREDDÎN-İ KONEVÎ HUZURSUZ OLUP; “EY PÎR-İ HAM! NEDEN VAKİTSİZ SUÂL SORARSIN? SORDUN CEVAP VERDİLER. TEKRAR NEDEN SORDUN?” DEYİNCE, DERVİŞ; “NE CEVAP VERDİLER?” DEDİ. “FAKRIN TÂRİFİNİ YAPTI. O; “ALLAHÜ TEÂLÂYI TANIYINCA, DİL TUTULUR.” HADÎS-İ ŞERÎFİ GEREĞİNCE CEVAB VERDİ. ŞİMDİ LÂYIK OLAN ŞUDUR Kİ, DERVİŞ, ŞEYHİ HUZÛRUNDA TAM BİR TESLİMİYETLE BULUNMALIDIR…”

SON VASİYET

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ ÖMRÜNÜN SONLARINA DOĞRU ŞÖYLE VASİYETTE BULUNDU:

“RABBİME HAMD EDER, RESÛLULLAH EFENDİMİZE SALÂT Ü SELÂM EDERİM.

BEN YAKÎNEN İNANIYORUM Kİ, CENNET VE CEHENNEM HAKTIR. AMELLERİN TARTILACAĞI MÎZÂN HAKTIR, DOĞRUDUR. BEN BU İNANÇLA YAŞADIM VE BU ÎMÂNLA VEFÂT EDİYORUM.

SEVDİKLERİM VE TALEBELERİM VEFÂTIMIN İLK GECESİNDE ALLAHÜ TEÂLÂNIN BENİ HER TÜRLÜ AZÂBDAN BAĞIŞLAMASI VE KABÛL ETMESİ NİYETİYLE, YETMİŞ BİN KELÎME-İ TEVHÎD YÂNİ LÂ İLÂHE İLLALLAH DİYEREK TEVHÎD OKUSUNLAR.

DEFNEDİLDİĞİM GÜN KADIN, ERKEK, FAKİR, KİMSESİZ VE DÜŞKÜNLERE KÖR VE KÖTÜRÜM OLANLARA BİN DİRHEM SADAKA DAĞITILMASINI VASİYET EDİYORUM.

BEKÂR OLANLARINIZ ŞAM’A HİCRET ETMEYE ÇALIŞSIN. ÇÜNKÜ YAKINDA BURALARDA BİR TAKIM FİTNELER ZUHÛR EDECEK VE ÇOĞUNUZUN RAHATI KAÇACAK VE SİZE SÖYLEDİĞİMİ HATIRLAYACAKSINIZ. BEN İŞİMİ CENÂB-I HAKK’A HAVÂLE EDİYOR VE O’NA BIRAKIYORUM. DOSTLARIM DUÂLARINDA BENİ HATIRLASIN VE BANA HER TÜRLÜ HAKLARINI HELÂL ETSİNLER. BENİM BIRAKTIĞIM BİLGİLER DE ONLARA HELÂL OLSUN.

ALLAHÜ TEÂLÂDAN KENDİM VE SİZİN İÇİN MAĞFİRET DİLİYORUM. YÂ RABBÎ BANA MAĞFİRET ET. ŞÜPHESİZ SEN MERHÂMET EDİCİSİN.”

(SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİNİN; “YAKINDA ÖYLE BİR FİTNE KOPACAK Kİ, ÇOK KİMSELER BU ZULÜMDEN KURTULAMAYACAKTIR. ONUN İÇİN, EVLENMEYEN KİMSELER BUNDAN SONRA ŞAM’A GİDEBİLİRLER.” SÖZLERİYLE, MOĞOLLARIN SELÇUKLU DEVLETİNİ YIKACAKLARINI VE ÇOK ZULÜM EDECEKLERİNİ İŞÂRET ETMİŞLERDİR.)

MÂNEVÎ KUMANDAN

MEVLÂNÂ HAZRETLERİ, SADREDDÎN KONEVÎ’DEN,
ÖNCE GÖÇ ETMİŞ İDİ, BU DÜNYÂ ÂLEMİNDEN.

CENÂZE NAMAZINI, VASİYET GEREĞİNCE,
SADREDDÎN-İ KONEVÎ, KILDIRMAK İSTEYİNCE,

BİRDEN BİRE AĞLAYIP, KENDİNDEN GEÇTİ, FAKAT,
BU HÂLİNDEN HİÇBİR ŞEY, ANLAMADI CEMÂAT.

KENDİNE GELDİĞİNDE, KILDIRDI NAMAZINI,
SONRA SUÂL ETTİLER, ONA, AĞLAMASINI.

BUYURDU: “NAMAZ İÇİN, GEÇTİĞİMDE İLERİ,
GÖRDÜM SAF SAF DİZİLEN, BİNLERCE MELEKLERİ.

PEYGAMBER EFENDİMİZ, ÎMÂM OLMUŞ ONLARA,
CENÂZE NAMAZINI, KILARLARDI O ARA.”

SADREDDÎN KONEVÎ’YDİ, ONA HOCA VE ÜSTAD,
MEVLÂNÂ’DAN SONRA DA, O ETTİ HAKK’A VUSLAT.

ONU VESÎLE EDİP, DUÂ ETSE BİR KİŞİ,
ALLAH’IN İZNİ İLE, HÂSIL OLUR HER İŞİ.

O ZAMANLAR ORDUDA, YÜKSEK RÜTBELİ BİR ZÂT,
SADREDDÎN KONEVÎ’NİN, KABRİNE GELDİ BİZZAT.

ZİYÂRET EYLİYEREK, DUÂ ETTİ BİR NİCE,
SONRA DA CEMÂATE, HİTAB ETTİ ŞÖYLECE:

“HER NE KADAR ORDUDA, KUMANDAN İSEK DE BİZ,
MEMLEKETİN ZÂHİRDE, OLAN BEKÇİLERİYİZ.

VE LÂKİN SADREDDÎN-İ KONEVÎ GİBİ ZEVÂT,
BU DEVLETİN HAKÎKÎ, BEKÇİLERİDİR BİZZÂT.

BİZ BÖYLE VELÎLERİN, MÂNEVÎ DESTEĞİYLE,
KUVVETLİ OLUYORUZ, ALLAH’IN İZNİ İLE.

BUNUN İÇİN İLK DEFÂ, BİR YERE GELİNCE BİZ,
ÖNCE BU VELÎLERİ, ZİYÂRETE GİDERİZ,

HER NE KADAR KUMANDAN, İSEK DE GÜNÜMÜZDE,
MÂNEVÎ KUMANDANLAR, ONLARDIR ÖNÜMÜZDE.”

BİR MÜMİN DE BU ZÂTIN, KABRİNE SIK GİDERDİ,
ONUN FEYZ VE NÛRUNDAN, İSTİFÂDE EDERDİ.

BİR GÜN HAKSIZ OLARAK, BÂZI MÜSLÜMANLARI,
İNCİTİP ÜZMÜŞ İDİ, BİR SEBEPTEN ONLARI.

GÖRDÜ GECE RÜYÂDA, SADREDDÎN KONEVÎ’Yİ,
BUYURDU Kİ: “EVLÂDIM, İNCİTME HİÇ KİMSEYİ.

BU, KÂBE’Yİ YIKMAKTAN, GÜNAHTIR DAHA FAZLA,
ONUN İÇİN KİMSENİN, KALBİNİ KIRMA ASLÂ.”

ÖYLE TESİR ETTİ Kİ, ONA BU BİR NASÎHAT,
İNCİTMEDİ KİMSEYİ, ÖMRÜ BOYUNCA BU ZÂT.

İSTANBUL’DAN KONYA’YA, GİTMİŞ İDİ BİRİ DE,
LÂKİN BİR SIKINTISI, VAR İDİ O GÜNLERDE.

KONYA’DAKİ DOSTUNA, ANLATINCA DERDİNİ,
DEDİ Kİ: “ZİYÂRET ET, KONEVÎ’NİN KABRİNİ.

ONUN VESÎLESİYLE, DUÂ EYLE RABBİNE,
HALLOLUR BU SIKINTIN, O ZÂTIN HÜRMETİNE.”

O DA, BU MÜBÂREĞİN, TÜRBESİNE GİDEREK,
DUÂ ETTİ BU ZÂTI, VESÎLE EYLEYEREK.

SONRA DA İSTANBUL’A, KONYA’DAN ÇIKTI YOLA,
LÂKİN KISA BİR MÜDDET, BURSA’DA VERDİ MOLA.

HENÜZ VÂSIL OLMADAN, İSTANBUL’A BU KİŞİ,
BURSA’DAYKEN BİR GECE, HÂLLEDİLDİ O İŞİ.

İŞİN ÇABUKLUĞUNA, KENDİ DE HAYRET ETTİ,
DEDİ Kİ:”HAKÎKATEN, SERÎ İMİŞ HİMMETİ.”

O, KUR’ÂN-I KERÎMDEN, OKUSA HER NE ZAMAN,
ONUN DAHİ RÛHUNA, GÖNDERİR MUNTAZAMAN.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ, HÜRMETİNE İLÂHÎ,
CÜMLE SIKINTILARDAN BERÎ KIL BİZİ DAHİ.

Sareddin Konevi Hz. kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , . Konya’nın Mana Güneşi, Manevi Kumandanı.. için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: