NUZÜL SEBEPLERİ-BAKARA SURESİ 11-20 ARASI AYETLER

11- Âyet-i kerimede bunların hiçbiri ismen belirtilmemekle onlar ve tarih boyunca, kıyamete kadar onlar gibi olanlar hakkında bu âyetler inmiştir demek en toplayıcı görüş olacaktır.[23]

8. İnsanlardan öyleleri vardır ki iman etmiş olmadıkları halde “Allah’a ve âhiret gününe iman ettik.” derler. Halbuki onlar mü’minler değillerdir.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Müfessirler bu âyet-i kerimenin münafıklardan bir topluluk hakkında indiğinde ve bu âyette zikredilen sıfatların münafıkların sıfatı olduğunda ittifak etmişlerdir. [24]

2- İbn Cerîr Taberî’nin Tefsirinde İkrime veya Saîd ibn Cübeyr’in İbn Abbâs’dan rivayetine göre bu ayette Evs ve Hazrec’den münafıklarla onlar gibi olanlar kastedilmektedir. İbn Abbâs, Übeyy İbn Ka’b’den naklen bunların isimlerini de zikretmiştir.[25]

3- Abdullah b. Abbas, Katade, Mücahid, Abdullah b. Mes’ud, Rebi’ b. Enes ve İbn-i Cüreyc bu insanlardan maksadın Medine’de, müslümanlardan korkarak mümin okluklarını söyleyen münafıklar olduklarını söylemişlerdir. [26]

4- İbn Abbâs’tan gelen başka bir rivayette ise bu âyetin, mü’minlerle karşılaş­tıklarında iman ve tasdik üzere olduklarını açıklayıp “Biz, kitabımızda Muhammed’in vasıflarını buluyoruz.” diyen, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman ise bunun aksi davranan ehl-i kitab münafıkları hakkında nazil olduğu söylenmektedir ki Abdullah ibn Übeyy, Muattib ibn Kuşeyr ve Cedd ibn Kays bunlardandır.[27]

5- Esbat’ın es-Süddi’den yüce Allah’ın: “İnsanlardan…” buyruğu hakkında: “Onlar münafıklardır”, dediğini rivayet etmektedir.[28]

6- Sufi alimleri der ki: “en-Nas” bir cins ismidir. Ve­li (dost) edinilen kimselere ise cins ismiyle hitap edilmez. [29]

7- Taberi diyor ki:

“Aziz ve Celil olan Allah, hicret yurdu olan Medine-i Münevvere’de, Rasulullah’ı yerleştirip muzaffer kılınca ve onun davetini yayıp müslümanları çoğaltınca müslümanlar, putlara tapan müşrikleri ve ehl-i kitap olan kâfirleri mağlup edince Yahudi hahamları, sırf kıskançlıklarından ve azgın­lıklarından dolayı Rasulullah’a kin ve düşmanlık beslediler. Allah, bunlar hak­kında başka bir âyet-i kerimede şöyle buyurdu:

“Kitap ehlinden bir çoğu, hak kendileri için apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten dolayı, iman etmenizden sonra sizi tekrar kâfirliğe çevirmek isterler.”[30] Ehl-i kitap olan bu Yahudiler yanında Rasulullah’ı yurtlarında barındıran, onu destekleyen ve yardımına koşan Ensar’ın içinden bir kısım insanlar, şirklerinde ve cehaletle­rinde devam ettiler. Açıkça kâfir olduklarını söylemeleri halinde müslümanlar tarafından öldürüleceklerinden veya esir edileceklerinden korktukları için iman ettiklerini söyleyen fakat aslında iman etmeyen münafıklar ortaya çıkmışlardır. Bunlar da ehl-i kitabın kâfirleriyle işbirliği yaparak müminler aleyhine çeşitli tuzaklar kurmaya girişmişlerdir. Bunlar, Rasulullah’ı ve sahabileri gördüklerinde

“Biz, Allah’a, Peygamberine ve âhiret gününe iman edenleriz.” demişler, Yahu­dilerle başbaşa kaldıklarında da

“Biz, sizinle beraberiz. “Biz iman ettik” diyerek müminlerle alay ediyoruz.” demişlerdir. İşte Allah teala bu âyet-i kerimede bu tür insanları zikretmekte ve onların gerçekte iman etmediklerini açığa vurmakta ve “Halbuki onlar mümin değillerdir.” buyurmaktadır. [31]

11-12. Kendilerine “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiği zaman “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler. Dikkat ediniz! Onlar muhakkak bozguncula­rın ta kendileridir de durumlarının şuurunda değillerdir.

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Âyette zikredilen “Onlar”dan maksat, Abdullah b. Abbas. Abdullah b. Mes’ud ve diğer bir kısım sahabilere göre “Münafıklar”dır. Yapmamaları iste­nen “Bozgunculuk” ise “İnkarcılıkları ve günah işlemeleridir.”

Selman-ı Fârisî’den nakledilen başka bir rivayete göre ise “Onlar”dan maksat, o döneme kadar henüz dünyaya gelmemiş olan insanlardır. [32]

2- Taberi, “Onlar”dan maksadın. Rasulullah’ın döneminde bulunan münafıklar ve onlardan sonra gelip aynı sıfatı taşıyan bütün münafıklar olduğunu söyle­menin daha evla olacağını zikretmiş ve özetle şunları söylemiştir.

“Selman-ı Farisî, bu görüşüyle Rasulullah döneminde bulunan daha sonra da ölüp giden münafıkları değil Selman’ın yaşadığı dönemlerde henüz ortaya çıkmamış olan ve çıkmaları beklenen kimseleri kastetmiş olabilir. Bizim, diğer görüşü tercih etmemizin sebebi, bu hususta müfessirlerin ittifak etmeleridir.”[33]

13. Onlara, “Gelin insanların iman ettiği gibi, siz de iman ediniz”, denildiğinde, onlar şöyle dediler: “O beyinsizlerin inandıkları gibi biz de mi inanalım!?” İyi bilin ki, beyinsizlerin ta kendileri onlardır, ama bunu bilmezler.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İnsanlar’dan maksat, Hz. Peygamber ve ona iman edenlerdir. [34]

2- İnsanlar’dan maksat, Abdullah b. Selâm ile onun gibi İslâm’a girenlerdir. Çünkü bunlar da, Hz. Peygamberle beraber iman edenler gibi, iman etmişlerdir. [35]

3- Münafıkların burada, beyinsizlikle itham ettikleri kimselerden maksat, Abdul­lah b. Abbas, Abdullah b. Mes’ud, Rebi’ b. Enes ve Abdurrahman b. Zeyd’in de izah ettikleri gibi, Rasulullah’ın sahabileridir.[36]

4- Evs ve Hazreç’in çoğu müslüman idiler. Bu münafıklar da Evs ve Hazreç kabilesinden idiler, ama az idiler. Buna göre, umum ifâde eden lâfızlar, bazan ekseriyyet için de kullanılabilirler. [37]

5- Gerçekte insan olan, sadece müminlerdir. Çünkü, onlara insan olmanın gerçekliği verilmiştir. Sebebiyse, gerçek insanın diğer canlılar karşısındaki üstünlüğü, doğruya ileten akıl ve hidayet eden fikir iledir. [38]

14. Onlar, iman etmiş olanlara kavuştukları zaman “İman ettik.” derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise “Emin olun biz (onlarla) alay edicile­riz.” derler.

1- Ahmed b. Muhammed b. İbrahim, Şeybe b. Muhammed’den, o Ali b. Muhammed b. Kurra’dan, o Ahmed b. Muhammed b. Nasr’dan, o Yusuf b. Bilal’dan, o Muhammed b. Mervan’dan, o Kelbî’den, o Salih’ten, o da İbn Abbas’tan bize şunu rivayet etti:

“Bu âyet Abdullah b. Ubey ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Bu kişiler birgün çıkıp, Rasulullah (s.a.v.)’ın ashabından bir grupla karşılaşmışlardı. Abdullah b. Ubeyy de:

“Bakın bu beyinsizleri sizin başınızdan nasıl savacağım” demiş ve müteakiben gidip Ebû Bekr Sıddık’ın elini tutarak ona şöyle demişti:

“Teyme Oğulları’nın ulusu. İslam’ın büyüğü, mağarada Allah Rasulü’nün yanında bulunan iki kişinin ikincisi ve canını malını Allah yolunda cömertçe harcayan Sıddık’a merhaba.” Sonra Ömer’in elinden tutup ona da şunları söyledi:

“Adiy İbn Ka’b Oğulları’nın ulusu, hakla bâtılın arasını ayıran, Allah’ın dini hususunda taviz vermeyen canını ve malını Rasulullah (s.a.v.) için harcayan kimse için merhaba.” Sonra da Ali’nin elini tutup dedi ki:

“Rasulullah (s.a.v.)’ın amcazadesi ve da­madı, Rasulullah (s.a.v.)’ın içlerinden çıktığı Haşim Oğulları’nın ulusu olan kişiye mer­haba.” Sonra dağıldılar, Abdullah arkadaşlanna dedi ki:

“Gördünüz mü nasıl yaptım. Siz de onları gördüğünüz zaman böyle yapın.” Onlar da ona övgü yağdırdılar, müslümanlar Peygamber (s.a.v.)’e gelip bunu haber verdiler. Bunun üzerine Allah Teala da bu âyeti in­dirdi.”[39]

2- Kelbî’nin Ebu Salih’ten, onun da İbn Abbâs’tan rivayetine göre ise bu âyet yahudilerin durumu hakkında inmiştir. Buna göre “iman edin” emrinin muhatabları yahudiler, “insanların iman ettiği gibi” ifadesindeki insanlar da Abdullah ibn Selâm ve ashabı gibi müslüman olan yahudilerdir.[40]

3- İbn Abbas (r.a.)’dan şöyle nakledilmiştir:

“Bu âyetler Abdullah b. Ubey b. Selül, Muattib b. Kuşeyr ve Cedd b. Kays gibi Ehl-i kitab münafıkları hakkında inmiştir. Onlar mü’minlerle karşılaştıkları zaman iman ve tasdik eden kimseler olarak görünüyorlar ve: “Biz Muhammed (s.a.v.)’in vasıf ve özelliklerini kendi kitabımızda görüyoruz”, diyorlardı. Ancak içleri böyle değildi ki birbirleriyle yalnız kaldıklarında aksini konuşuyorlardı.”[41]

4- Ayet-i kerimede zikredilen “Onların şeytanları”ndan maksat, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes’ud’a göre, münafıkların inkârda önde giden elebaşılarıdır. Katade ve Rebi’ b. Enes’e göre bunlar, müşriklerdir. Mücahid’e göre bu şeytanlar, münafıkların, kâfirlerden, müşriklerden ve diğer münafıklardan olan arkadaşla­rıdır. Katade’den nakledilen diğer bir görüşe göre bu şeytanlardan maksat, mü­nafıkların elebaşıları ve şer işlerde önderleridir. [42]

17. Onların durumu, bir ateş yakmış olan kimsenin haline benzer: O ateş, onun etrafını aydınlatınca, Allah onların nurlarını giderir de, onları, hiçbir şey görmez oldukları karanlıklar içinde bırakır.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Said b. Cübeyr dedi ki:

“Bu ayet, yahudîlerin ve onların Hz. Peygamber’in zuhurunu gözlemeleri ve onların bu Peygamber vasıtasıyla müşrik Arablara galib gelme beklentileri hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber gönderilince onlar, O’nun nübüvvetini kabul etmemişlerdir. Böylece onların, Hz. Muhammed’i bekleyişleri “ateş tutuşturmak” gibi; onların, Hz. Peygamber’in ortaya çıkmasından sonra O’nu inkâr etmeleri de, bu nurun gitmesi gibi olmuştur.”[43]

2- Taberi der ki:

“Âyet-i kerime, görünüşte iman ettiklerini söyleyip te İslamın dünya­daki nimetlerinden faydalanan ve gerçekte iman etmeyerek âhirette Allah’ın müminlere vereceği nimetlerden mahrum edilecek olan münafıkları tasvir etmekte, onları, çevresini aydınlatmak için ateş yakan, daha sonra da ateşi söne­rek karanlıklar içerisinde kalan kimselere benzetmiştir.”[44]

19. Yahut onların hali gökten boşanan yağmura tutulmuşun hali gibidir ki onda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek çakışı vardır. Ölüm korkusuyla yıldı­rımlardan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatan­dır.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbnu Cerîr, Süddî’yi Kebir tarikından anlattı. O, Ebu Mâlik ve Ebu Salih’ten, onlar, İbnu Abbas ve Mürre’den, onlar, İbnu Mesud ve sahabeden bazılarından anlattılar:

“Medine münafıklarından iki kişi Allah’ın Rasûlü’nden müşriklere kaçmışlardı. Yolda Allah’ın, içinde şiddetli gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımlarla zikrettiği yağmura yakalandılar. Her yıldırımda yıldırım kulaklarına girecek de kendilerini öldürecek korkusuyla parmaklarıyla kulaklarını tıkıyorlar; her şimşek parıldamasında onun ışığında yürüyorlar, şimşek çakmayıp da bir şey göremez oldukları zaman da yürüyerek eski yerlerine geliyorlardı. Yıldırım ve şimşek korkusundan şaşıran iki münafık:

“Ah bir sabaha çıksak! Hemen Muhammed’e gelip elimizi eline koyalım (tekrar O’na imanla biat ede­lim).” demeye başladılar. Gerçekten de sabah olunca Hz. Muhammed’e gelip yeniden iman ettiler, ellerini Efendimizin eline koyup biat ettiler ve iyi müslümanlar oldular.

Allah Tealâ Medine’den Müşriklere katılmak üzere çıkan bu iki münafığın durumunu Medine’deki münafıklar için bir mesel kıldı: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in meclisinde hazır bulundukları zaman Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendileri hakkında bir şey (vahiy) nazil olduğunu söylemesinden veya herhangi bir şeyle adlarının anılmasından ve öldürülmelerinden korkarak Medine’den çıkan o iki münafığın parmaklarıyla kulaklarını tıkadıkları gibi kulaklarını parmaklarıyla tıkıyorlardı. Şimşek önlerini aydınlattığında yani malları, çocukları çoğalıp bir ganimet elde ettiklerinde veya bir fetih ele geçirdiklerinde o iki münafık nasıl şimşek çaktı­ğında onun aydınlığında yürüyor idiyseler bunlar da o aydınlıkta yürüyorlar; “Muhamed’in dini gerçekten doğru bir din imiş” diyorlar ve o dinde devam ediyorlar; önleri aydınlık olmayıp karardığında da dikilekalıyorlar yani malları ve çocukları helak olup başlarına bir belâ geldiğinde ise “Bu, Muhammed’in dini yüzünden.” diyor ve şimşek çakmayıp da karanlıkta kalan iki münafığın yaptığı gibi bunlar da dinden dönüp kâfirler oluyorlardı.”[45]

2- Saîd İbn Cubeyr diyor ki:

“Bu âyet yahudiler hakkında nazil olmuştur. Allah’ın Rasûlü (s.a.v.)’nün çıkışını bekliyor ve onunla araplara karşı zafer kazanacakları umudunu izhar ediyorlardı ama çıkınca onu inkâr ettiler. İşte Hz. Peygam­ber’in çıkışını beklemeleri aydınlanmak üzere ateş yakmalarına, çıkışından sonra inkâr etmeleri de yaktıkları ateşin aydınlığının zevaline benzetilmiştir.”[46]

3- İbn Abbas’tan gelen rivayete göre, bunlarla kastedilen yahudilerdir. Pey­gamber (s.a.v.) Bedir’de muzaffer olunca umutlandılar ve şöyle dediler:

“Allah’a yemin ederiz, Musa’nın bizlere geleceğini müjdelediği peygamber budur. Bu­nun hiçbir sancağı geri dönmez.” Ancak Uhud’da bozgun sözkonsu olunca irtidat ettiler ve şüpheye düştüler.

4- Kurtubi diyor ki:

“Bu açıklama şekli zayıftır, âyet münafıklar hak­kındadır. Ancak, İbn Abbas’tan bu rivayet daha sahih bir şekilde gelmiştir. Bu­nunla birlikte mana hepsini (kâfirleri de münafıkları da) kapsamaktadır.”

Hayat-ı Şerifleri kategorisinde yayınlandı. NUZÜL SEBEPLERİ-BAKARA SURESİ 11-20 ARASI AYETLER için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: