İmam Şarani “Uhudül Kübra”

Se k i z i n c i a h i d
Ulemayı sevmek ve saymak

Sallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de şudur: Alimleri seveceğiz, sayacağız, onlara ikram edeceğiz.
Bütün hayatımız boyunca onlara hizmet etsek, bütün servetimizi
onlara bağışlamış olsak da, yine kendimizde onlara mükâfatlandıracak
gücü bulamayız.
Yaşadığımız bu asırda tasavvuf yolunu izleyen bazı talebe ve müridler bu ahdin ahkâmını da sarsıp bozmuşlardır.
Bu talebelerin kendi hocalarına karşı gereken vecibeleri yerine getirmedikleri görülmektedir. Bu davranışları İslâm dini için büyük bir hastalıktır. Öte yandan ilmi küçük düşürmekte ve alimlere hürmet etmemizi emreden sallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bu emir ve
vasiyetlerini dahi rencide etmektedir. Durum öyle bir hale gelmiştir
ki, bakıyorsunuz bu talebelerden biri – çalışkanlığı ile kendisini hocasına beğendireceği yerde böyle yapmayarak -, hocasına yağ çekmekte,
sebepsiz yere onu övmektedir. Maksadı da böyle yapmakla kendi kötü
huyunu örtbas edebilmektir. Vela havle vela kuvvete illa billâhi’l-aliyyi’l-azîm.
Haber aldığımıza göre, İmam Nevv’i bir gün hocası İrbilli Kemal
yemeğe davet etmiş. Fakat talebesi hocasına, «Efendim beni bu
yemekten affedin; çünkü şer’i bir mazeretim vardır», diyerek hocasının davetine gitmemişti. Bunu merak eden arkadaşları kendisine,
“Mazeretin ne idi ki, hocanın davetini kabul etmedin”, diye sormuşlar. O da,
«Dikkat etmeden yiyeceğim bir lokmaya hocamın bakmasından endişe duydum», cevabını vermiştir.
Allah’ın rızası üzerine olsun yine; kendisi, hazırladığı dersi hocasına
okumak için dışarıya çıktığı vakit, bu dersten hayır görmek için
hocası hesabına sadaka verir ve şöyle dua ederdi: «Ey Allah’ım! Hocamın ayıp ve kusurlarını bana gösterme ve benden sakla ki, gözüm
onun eksiklerini görüp de haberim olmasın ve kimseden de hocam hakkında böyle şeyleri duymak istemem».
Ey kardeşim! Hocana karşı takınacağın edep dışı tavırların intaç
edeceği afetler en azından şunlardır: Ondan faydalanamazsın. Senin
aksi davranışlarından dolayı kinlendiğinden, öğreteciği faydalı şeyleri
senden saklar veya dili tutularak faydalı anlamları açıklayamaz. Öyle
bir hal doğar ki, sen onun dersinden ve konuşmasından bir sonuç alamazsın; bu da sana bir ceza olmuş olur.
Şayet aynı hocanın karşısına ahlâklı ve edebli biri gelecek olsa, o
kişinin edeb ve tavrından dolayı hocanın dili açılır ve dersini büyük
bir heves ve istekle verir.
Bütün bunlardan çıkan anlam şudur ki: Bir talebe hocası ile konuşurken
hocasının büyüklüğüne, şânına yakışacak bir tarzda terbiyesini bozmadan konuşmalı ve karşısında edeble durmalıdır. Bir padişah
karşısında alacağı tavrı takınmalıdır. İlim yönünden ondan alacağı
bilgilerle hocasıyla mücadele etmemelidir.
Şayet bir konu hakkında hocasına bir soruda bulunacaksa şöyle hitab etmelidir: Ey efendim! Geçenlerde bizlere vermiş olduğunuz dersle
bugunkü ders birbirinden farklı; bu iki dersten sizlerin güvendiğiniz
ve tavsiye edeceğiniz hangi ders olmalı ki, bizler de onu ezberleyelim,
bu yönde ne emir buyurursunuz, diye içinde terbiye ve edeb
taşıyan sözlerle konuşmalıdır.
Ve yine bir mürid veya talebe, hocasının hayatında -iyi veya
kötü olsun- boşadığı karısı ile veya öldükten sonra hocasının dul kalan eşi ile evlenmeye teşebbüs etmemelidir. Değil hayatında, hocasının
vefatından sonra dahi, ahlak ve edeb üstünde şer’i bir zaruret olmadan
hocasının evine veya halvetine gitmemelidir. Ölen hocasının yalnız çocuklarının değil, onun dost ve komşularının işlerini yapmaktan da
geri kalmamalıdır.
Her talebe ve mürid, hocasının yokluğunda hocasının hatıralarına
ve düşüncelerine aykırı olan her şeyden nefsini korumasını bilmelidir.
Nitekim ilerde bu kitabımın Satış Ahidlerinde bu konuya biraz ol-
sun değineceğiz.
Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
İmam Buhari’nin rivayet ettiğine göre, sallahu aleyhi ve sellem efendimiz
Uhud Harbi’nde şehit düşen ashabını ikişer ikişer bir kabre
koyuyor ve cemaate, «Bu iki kişiden hangisi Kur’an’ı daha çok biliyordu», diye soruyordu. Bunlardan hangisi gösteriliyordu ise, mezarda onu
ön tarafa koyuyordu.
Ben (imam Şa’râni) derim ki: Kur’an’ı daha çok ve okuyandan maksad, onunla diğerinden daha çok amel eden, geceleri ibadete kalkan, yasaklardan sakınan demektir.
Tırmızi ve Taberaní’nin ve Hákim’in de Müslim’in şartına göre sahihtir kaydıyla rivayet ettikleri hadiste, sallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz [bir konuşmasında], «Bereket ve hayır sizin büyüklerinizdedir» buyurmuşlardır.
İmam Ahmed, Tirmizi, İbn Hibban şu hadisi rivayet ederler: «Büyüklere hürmet, küçüklere de merhamet etmeyenler bizlerden değildir.
İmam Ahmed, Taberani, Hakim’in rivayet ettikleri bir hadiste,
«Büyüklerimizi saymayanlar, küçüklerimize merhamet etmeyenler,
Alimlerimizin haklarını bilmeyenler benim ümmetimden değildir» buyurulur. Bir rivayete göre de bu hadisin sonu şöyledir: «Büyüklerimizin şeref ve haysiyetini bilmeyen ve korumayan benim ümmetimden değildir».
Yine Taberani’nin rivayet ettiği bir hadiste rasullah Efendimiz,
“Sizleri yetiştirip öğretenlere karşı alçak gönüllü olunuz” buyurmuşlardır.
Ve yine Tabarani şu hadisi rivayet eder: «üç kimse vardır ki, onları
münafıktan başkası hafife almaz:
1 Müslüman ihtiyar,
2 İlim sahibi,
3 Adil imam (İdareci)».
İmam Ahmed, Taberani hasen senetlerle Abdullah ibn Bişr’den
şu hadisi rivayet ederler: Bu zat der ki, bir süre önce şöyle bir hadis
duymuştum: «Yirmi veya daha az veya daha çok kişiden oluşan bir
topluluk içinde bulunduğunda bunların yüzüne dikkatle bak. Eğer içlerinde Allah için kendisinden çekinilen bir kişi göremezsen, bil ki artık durum nazik bir hal almıştır».
Taberani ise şöyle bir hadis rivayet eder: “Ümmetim için üç şeyden
korkarım: [Taberaní] bu üç sakıncalı şeyden yalnız ilim sahibini gördüklerinde kendisini önemsemeyip soru sormamalarıdır” maddesini
zikretmiştir.
Hakk Teala daha iyisini bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. İmam Şarani “Uhudül Kübra” için yorumlar kapalı

25 Şevval

Ayet-i Kerime

 

12. Andolsun biz Lokman’a: Allah’a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.

13. Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.

14. Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.

15. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.

16. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

17. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.

18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.

19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.
Lokman suresi 12-19

 

Hadis-i Şerif

Vakid İbnu Muhammed

babasından, o da Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhümâ)’dan anlattığına

göre demişti ki:
“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (bir gün) parmaklarını kenetledi ve dedi ki:
“Ey Abdullah İbnu Amr! Ahidleri bozulup şöyle karmakarışık hale gelen bir kısım ayak takımı (hezele) kimselerle başbaşa kalırsan ne yaparsın?”
“Ne yapmamı tavsiye edersiniz, Ey Allah’ın Resulü!” dedim. Buyurdular ki:
“Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de

terkedersin. Kendi yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O

hezele takımı (ile de), onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin.” [Buhârî, Salat 88, Fiten 13; Ebu Davud, Melâhim 17, (4342); İbnu Mace, Fiten 10, (3957).]

 

Muhammed sıddık haşimi hz

Ey evlatlarım âlimlerin gönüllerini kırmaya değil onların gönüllerini almaya çalışın zira Mevlânâ celaleddin rumi hz şöyle buyurdu. bu gönül evinin içinde kimin bulunduğunu biliyorsanız, bu gönül sahibinin kapısı önünde ettiğiniz terbiyesizlik nedendir?”

“Ahmaklar, insan yapısı mescide saygı gösterirler de, gönül sahiplerine bîgâne kalarak onların gönüllerini kırarlar.” (c.2, 3108-3109)
Muhammed sıddık haşimi hz

Hayat-ı Şerifleri kategorisinde yayınlandı. 25 Şevval için yorumlar kapalı

Muhammed Mursi Vefat Etmiştir

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

Bakara Suresi 156. Ayet

Her nefis ölümü tadacaktır.
Ahirete göç eden kardeşimizin ruhu için 11 İhlas 1 Fatiha okuyalım.

....... kategorisinde yayınlandı. Muhammed Mursi Vefat Etmiştir için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: