HAKKIMIZA DÜŞEN RIZKA İNANMAK

HAKKIMIZA DÜŞEN RIZKA İNANMAK
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
biri de Hak Taâlâ’dan rızıklarımızı, yeterli ve güzel bir şekilde istememiz hakkındadır. Rızık temin edeceğiz diye oturmamalıyız, rastgele iş yapmamalıyız.
Allah’ın bizlere göndereceği bu rızka inancımız varsa, kullarına
ayırıp kısmet ettiği bu rızkın bir zerresini dahi ne gökler ve ne de yer
ehlinin geri çeviremeyeceği bilinmelidir. Yine Hak Taala’nın kullarına kısmet etmediği bir rızkı hiçbir güç ve kuvvet alıp da kullara
gönderemez.
İşte bu ahlak üzerine olanlardan biri de, salih ve bilgin kişilerden Allah’ın rahmeti üzerine olsun, öz kardeşim Abdulkadir idi. Bu
zat, buğday, bakla, susam gibi şeyleri, arkadaşları ile ortaklaşa eker,
kendisi, ekilen yeri, çıkan mahsulün nereye konduğunu ve harman
yerini bilmezdi. Böylece ortakları, bu mahsulleri toplar, harmanda rüzgara
tutarak danesini ayırır, kendi payına düşeni evinde teslim
alırdı. Kendi payını aldığı vakit de, bunun ne miktar, ne de ölçüsü hakkında arkadaşlarına bir şey sormaz, ne verirlerse kabul eder,
nefsi, hiçbir vakit ortaklarıyla hesaplaşmayı kabul etmezdi.
Bir vakitler kendisine bir haber salarak, bize ait olan ve kendisine yakın bulunan Cezire’deki yerimize ektiğimiz karpuzlara göz-
kulak olmasını ve mahsullerimizin olgunlaşıp yetiştikten sonra sevki için bir vasıta gönderinceye kadar bekçiliğini yapmasını istemiştim. Biraderim bu teklifimi kabul etmemişti. Bana gönderdiği haberde, «Allah’ın bu köy halkına yemesini nasip ettiği şeyleri hiç kimse
alıp Mısır’a götüremez. Allah’ın Mısır halkına kısmet ettiğini de, köyümüz ve eyaletimiz halkı, oradan alamaz ve yiyemez. Bu sebeple
mahsulün korunması için bekçiliğe lüzum yoktur» diyordu. Ben de
ona, «Sen bu tutumunla sebeplere yapışmayı muattal bırakıyorsun»
diye haber gönderdim. O da bana, «Allah’ın inayetiyle muattal olmaz. Bekçi koyma işi, imanı zayıf olanların iç huzuru duymaları için
düşünülen bir tedbirdir. Hak Taálá’nın bir kimseye kısmet edeceği
bir şeyin başkasına geçeceği veya o rızkın geri alınacağı düşüncesine
kapılmak hatalıdır. Sana gelince, Allah’a hamdolsun ki, inancın tamdır. Bu nedenle bekçiye lüzum yoktur” demişti.
Demek ki, herhangi bir kimse böyle bir imana erişirse, kapısını
kilitlemeye bile lüzum kalmaz. Ancak başkalarının emanetini koruyanlar, sapıtmış, kendini bilmez hırsızlardan bu emanetleri korumak
için kapısını kapayıp kilitlemelidir. Böyle bir tedbire baş vuran bir
kimse hırsızların işini zorlaştırarak bu emanetlerin çalınmasına mani olur.
Ve yine kişi evinde pişirip kendisi için hazırlamış olduğu kızarmış tavuk, veya badem tatlısı bulundurursa başkalarının bunları yememesi için kapısını kilitlemesi iktiza etmez.
Böyle bir olay da benim başımdan geçti. Şöyle ki: Bir gün bilginler bilgini kardeşim Şeyh Nurettin Tantai ile birlikte tavuk yiyorduk. O sırada Hak Taala hatırlatmada bulundu, dedim ki: «Bu yemeği öyle bir vakitte yiyoruz ki, dostum Şeyh Şemsüddin Hatip eş-Şirbini’nin bu vakitlerde bize uğraması gerekmektedir». O bu vakitlerde bize uğramak itiyadındaydı. Çünkü, her üçümüz arasında eskiden beri süregelen bir yakınlık ve dostluk vardı. Şeyh Nureddin bana, «Sen kapıyı kilitle, Hatip Şirbini gelip tavuğumuzu yemesin» deyince, ona, «Bu durumda iki ihtimal vardır, bu yemekten yeme kısmeti varsa, kapıyı kilitlemiş olsak dahi, girer yer ve mani olamayız,
zira o kapıyı kilitli bulsa da, duvardan iner, içeri girer ve kısmetini
yer. Şayet bu yemekte kısmeti yoksa, kapıyı kapamaya lüzum kalmaz», dedim. Fakat o bana «Sen kapıyı kapa, bunun sebebini sana
anlatayım», deyince, ben ona, «Bu durum üzerindeki ispat ve delilin
nedir?» sorusuna, “Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in, “Bir şeyi bağla, sonra Allah’a güven» hadisini söyledi. «Bu hadis, Efendimiz
tarafından, bir şeyi kaybetmekten korkan kişiler için söylenmiştir.
Bana gelince, ben hiçbir şeyden korkmuyorum», diye cevap verdim.
O. «Senin payına düşen tavuğu samimiyetle edeceğine dair niyet etmedikçe, yine onun yemesini engellemiş olursun” dedi. Ben de,
«Ben bu yemekten payıma düşeni şimdiden ona helal ettim, şayet kulun düşüncesi, içten, temiz ve huzur içinde bulunuyorsa, hırsız gelip
bu yemekten bir şey çalsa da, bu aldığı haram değildir. Bu alışı ve
yemesi haram değil de, harama yönelişi haramdır. Gerçekte çalınan
bir şeyin haram oluşu, mal sahibinin eza görmesi ve malının çalınmasına rıza göstermemesi, sebebiyledir, bu hususta, şeriat kanunlari sahihdir» dedim. Arkadaşım Şeyh Nureddin, bu sözlerime cevap
vermedi ve sustu. Bu sırada Hatib Şirbin içeri girdi, Hak Taala’nın
ona bu yemekten ayırdığı, payı yedi.
Ey kardeşim! Rızık peşinde koşarken, bir başkasını sakın sıkıştırıp gücendirme. Kalbinin aynasını, ihtiyacının gerçekleşmesine mani
olacak pas ve tozdan temiz tut. Bu amelinde, doğru bildiğin, seni vehim ve vesveselerden kurtarıp ilahi huzur ve yakınlık çevresine sokacak bir şeyhin eliyle başarıya varılacağını bilmelisin. Böyle olunca hakim ve sultanın huzurunda, alim ve salihlere dağıttığı maldan
sana ayırmadıklarında üzülmezsin. İsmin onlarla birlikte yazılmadığı için müteessir olmazsın. Şayet adın listede yazıldığı halde, biri onlara “Filâncanın adını çıkarın zira bu kişi zengindir, bir şeye ihtiyacı
yoktur» demiş olsa veya senin için «Buraya gelmeden ona bir şey
vermeyin zira bu kişi kibirlidir, kendisini büyük görür» gibi, bu ve
buna benzer şeyler söyleseler dahi bir üzüntü duymazsın.
Ey kardeşim! Bu sebepten gerek nefsini ve gerekse imanını imtihana tabi tut. Sana bu yönden bir ölçü ve terazi gösteriyorum. Çünkü sen nefsini iyi bilirsin: Nefsinin bu davranışlardan (vermedikleri
için) etkilenip üzüldüğünü anladığın vakit seni başarıya götürecek,
elinden tutup ilahi yakınlık çevresine sokacak bir şeyhe bağlanman
vaciptir. Bu imkanlar senin elindedir. Seni bundan uzak kılacak herhangi bir mazeret göstermeye çalışma. Aksi halde rızık arama yönünden inancça zayıf olarak ölürsün. Dünya sevgisi uğrunda nice
nice insanlar birbirlerini öldürmüşlerdir. Şayet bu insanlar rızık yönünden kendilerine düşen paya inanıp rıza göstermiş olsalardı, böyle sonucu kötü davranışlara düşmüş olmazlardı.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun hocam ve efendim, Aliyyü’l-Havvas’ın bu konu üzerinde şöyle konuştuğunu duymuştum: «Rızık, sahibini istek ve israrla arar ve onu bulmaya çalışır. Rızkın sahibi de
rızkını arar. Lakin bu arama işi nöbetledir… Birisi durunca diğeri harekete geçer. Yani ikisi aynı anda birbirlerini aramazlar».
Yine şöyle konuşurdu: «İnsan oğlu amelleri eksik olsa da, Rabbinin huzuruna bir inançla varmalıdır. Zira kişi Rabbinin huzuruna ins ve cinlerin yaptıkları amelle gelmiş olsa da inancında bir eksiklik veya bir gedik bulunmuş olsa, yaptığı bu ibadet ona hayır
getirmez. Çünkü mutluluk, inanç kemaliyle, doğrulukla bağdaşıp dolaşır».
Birçok müşterilerin kendisinden çok komşusuna gelmelerine
kalbinden acı ve sıkıntı duyan bir tacir, iman kemalinin zayıf olduğunu bilmelidir. Yine her bilgin ve şeyh de şunu bilmelidir ki, akranına
gelen talebenin çokluğunu veya kendi talebelerinin kendisini bırakıp bir diğer hoca veya bilgine gittiğini, çevresinde okutacak veya
öğretecek bir kimsenin kalmadığını gören ve anlayan ve bu sonuçtan içinde sıkıntı duyan bir bilgin ve şeyh, talebesinin kendisinden
uzaklaşmasından memnun kalmalıdır. Zira bu gibi sonuçtan üzülüp,
kederlenen bilgin ve şeyhlerin talebelerini kurtaracak, onları doğru
yola yöneltecek kısmet ve nasipleri yoktur. Bizlere verilen haberler
de bunu açıklamaktadır. Allah istediğini doğru yola yöneltir.
Hadisün-hasen kaydıyla, Tirmizí, İmam Malik, Ebu Davud, şu
hadisi rivayet ederler: «Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, «Güzel gaye (iyi niyyet), aceleci olmayıp teenni ile hareket etmek ve iktisatlı olmak peygamberliğin 24 sıfatından biridir». Ebu Davud ve
İmam Malik’in rivayetinde 25 sıfattan biri olduğu kaydedilir.
«Sahih»inde İbn Hibban, Buhari ve Müslim’in şartlarına göre,
sahihtir kaydıyla şu hadisi rivayet eder: «Sallâllahu aleyhi ve sellem
Efendimiz buyurur: «Rızkınızın geciktiğine tasalanmayın. Çünkü kul,
kendisi için mukadder son rızkını almadan ölmez. Bu nedenle helal
rızkı almaya, haram rızkı da bırakmaya çalışın. Binaenaleyh helali
temin ve haramı terk hususunda sa’y ü gayretle davranınız. Bir nefis rızkını almada geç kalsa da onu almadan ölmez. Bunun içindir ki,
Allah’ın helal kıldığını alın, haram olandan kaçının».
İbni Mace’nin rivayet ettiği bir hadiste, “Herkese kendisi için yazılanı yapacağı bir kolaylık bahşolunmuştur» buyurulmuştur.
Hákim’in rivayet ettiği bir hadis de şöyledir: «Birinizin rızkı gecikirse, Allah’a isyanı mucip yerlerde aramasın. Kişi Hak Taâlâ’nın
faziletini O’na karşı gelerek elde edemez.
İbni Hibban, Bezzar ve Teberani de şu hadisi rivayet ederler: “Ecel
insanı nasıl izleyip yakalarsa, rızık da kulu arayıp bulur». Taberanî’nin
metni şu meâldedir: “Rızık sahibini ecelinden daha ve çabuk arayıp bulur».
Taberanî, hasen senedlere dayanarak merfuan bu hadisi rivayet
eder: «Biriniz kendisine gönderilen rızkı almamak için kaçarsa, ölümün kendisini kovaladığı gibi, rızık da onu kovalayıp bulur».
Yine Taberani merfuan şu hadisi rivayet eder: “Sana kısmet olmayan veya sana verilmeyen bir şeyin peşinde onu elde etmek için koşma. Acele etmekle de ona yetişeceğini zannetme. Sana gönderilen ve
payına düşen rızkı almaktan da geri durma. Senin kısmetin olan bir şeyi almaktan geri durduğunda onun senden uzaklaştırılacağını zannetme.
Yeter ki Hak Taala, o şeyi sana kismet etmiş olsun”.
Taberaní ve Beyhakí rivayet ediyorlar: «Sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz bir yerden geçerlerken, yerde olgun bir hurma danesi görür
onu alarak bir fukaraya verir ve şöyle buyurur: «Sen bu hurma
danesine gelmeseydin, o sana gelirdi”.
Taberaní, İbn Mes’ud’un da sözü olduğu söylenen şu hadisi rivayet eder: «Bir kulun rızkına mani olmak için ins ve cin bir araya gelmiş olsa da bu işi başaramazlar».
İbni Hibban ise, “Sahih”inde şu hadisi rivayet eder: «Sallallahu
aleyhi ve sellem Efendimiz Allah’ın rızası üzerine olsun Hz. Halid bin
Zeyd ve Eba Eyyub el-Ensari’nin iki çocuğu olan Hasen ve Şevvar’i
yanına çağırır ve onlara: «Başınız bedeniniz üzerinde sallandığı sürece,
rızık darlığından ümitsizliğe düşüp kederlenmeyin. Zira insanı annesi
kırmızı olarak doğurur (Yani çıplak bir et parçası halinde, üstünde
bir gömlek olmadan) sonradan Hak Taala onun vücudunu örter ve
ona rızkını verir» buyurmuşlardır». Bu konu üzerinde daha birçok
meşhur hadisler vardır. Allah daha iyisini bilir.

Hayat-ı Şerifleri kategorisinde yayınlandı. HAKKIMIZA DÜŞEN RIZKA İNANMAK için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: