6 Cemaziyelahir

Mekke’de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. “Ankebût”, örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Elif. Lâm. Mîm.

2. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıcaklarınımı zannettiler ?

3. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
Ankebut suresi 1-3

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: “Sıddıklık (doğruluk) insanı birr’e (Allah’ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah’ın indinde sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalanda kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah’ın indinde yalancı diye kaydedilir.”

Kaynak : Buhari, Edeb 69, Müslim, Birr 102, 103, (2606, 2607), Muvatta, Kelam 16, (2, 989), Ebu Davud, Edeb 88, (4989), Tirmizi, Birr 46, (1972)

Evlatlarım âlemlerin rabbi olan allahımızın peygamberlerimizin evliyalarımızın yanında en güzel duruş sıddıklık doğruluk sadakat samimiyettir.en kötü duruş ise münafıklıklık yalancılık hainlik zalimlikdir.duruşumuz muttakiler (takva sahibleri sıddıklar) gibi olsun.vesselam
Es seyyid Muhammed Sıddık Haşimi hz

Hayırlı huzurlu bereketli nurlu cumalar olsun inşallah

....... kategorisinde yayınlandı. 6 Cemaziyelahir için yorumlar kapalı

Muhterem Ahmet Vanlıoğlu bugün hakkın rahmetine yürüdü

“Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na
döneceğiz. ”
İsmailağa Kur’an Kursumuzun bânisi, Ali Haydar Efendi ve
Çalekli Dursun Efendi’nin Öğrencisi, Mahmud Efendi
Hazretlerinin Kayınbiraderi ve öğrencisi olan
İstanbul’umuzun Kadim Müftü Vekillerinden ve Vaizlerinden
Muhterem Ahmet VANLIOĞLU Hocaefendi bugün hakka
yürüdü. Cenazesi yarın 29.01.2020/Çarşamba ikindi
namazına müteâkib Fatih Camiinden kaldırılacaktır.

Efendimiz hadisi şeriflerinde “Alimin ölümü, alemin ölümü gibidir” buyurmuşlardır. Hayatını Hak yoluna adayan Ahmet Vanlıoğlu Hocamız Rahmet-i Rahman’a yürümüştür. Nur-u Şems grubu olarak ailesine, sevenlerine ve tüm islam alemine baş sağlığı dileriz.

Rasulullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Saflarınız (namazda) bozuk olmasın, sonra o bozukluk kalplerinize sirayet eder.”

İbn-i Hanbel

En hayırlılarınız, görünüşü size Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi arttıran ve davranışları size ahirete teşvik edendir. Hadis-i Şerif

....... kategorisinde yayınlandı. Muhterem Ahmet Vanlıoğlu bugün hakkın rahmetine yürüdü için yorumlar kapalı

Verilen Nimetlerde Allahı Hatırlamak (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

Verilen Nimetlerde Allahı Hatırlamak
Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden biri de her yeni nimete mazhar olduğumuzda hemen Allah’ı hatırlamamız, bahşolunan nimetlerin zerresine dahi müstahak olmadığımız
halde, O’nun ihsan ve keremiyle o nimetlerin bize lutfedildiğini düşünmemiz ve kendisine hamdetmemizdir.
Allah’ın selâmı üzerine olsun, Hazret-İsa, havarilerine şöyle derdi: «Gerçek olana yemin ederim ki, Rabbimiz’in savurduğu küle bile
müstakil değiliz». Bir rivayete göre şöyle buyurduğu anlatılır: “Allah’a
yemin ederim ki, toprak yemek, köpeklerle çöplüklerde yatmak, palas
elbise giyinmek dahi dünya insanlarına yeter de artar bile».
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, şeyhim efendim, Aliyyü’l-Havvâs’ın
secdeye vardığında Allah’ına şöyle dua ettiğini duymuştum: «Ey Allah’ım. Huzurunda bulunduğum şu sırada itiraf ederin ki, dünya ve
âhiretim için, verdiğin nimetlerden bir zerresini dahi hak etmiş değilim. Ey Allah’ım! Yine huzurunda şunu doğrularım ki, şu ana kadar
vücudumun her organı tarafından işlenmiş herhangi bir suç ve kabahatim varsa, huzur ve rahatlık duymam için ulu mağfiretinden affımı
beklerim».
Yine şöyle dediğini duymuştum: «Bir kimse nimetlerin tükenmemesini dilerse, kendisine verilen nimetlere karşı, Allah’a şükürde
bulunmalı, hata ve suçlarını itiraf etmelidir. Gaflette olup da böyle davranmayanlar, kendisine verilen nimetlerin eksileceğini ve yok olacağını
bilmelidirler».
Zamanımızın insanları çoğunlukla nimetlere karşı, nankörce davranmaktadırlar. Aldığı nimetlerden habersizdirler. Allah’a şükür de akıllarının ucundan geçmez. Bu insanlar otlakta başıboş otlayan hayvanlara benzerler. Böylece nimetlerin kendilerinden uzaklaşmasına ve
yok olmasına sebep olurlar.
Bir hadis-i kudside Hak Taala Musa’ya Salat ve selim ona olsun— «Ey Musa! Bir kulum sana kurtlanmış bir bakla da vermiş olsa,
(onu benden bilerek yine) bana şükürde bulun. Nefsini bu hediyeye ehil
ve hak sahibi olarak görme. Zira bunu ben sana bir bağış olarak gönderiyorum. Kullara yakışan budur”, buyurur.
Allah’a şükür etmenin bir yönü de bir kimse yeni bir elbise giydiği
vakit, eskisini sadaka olarak vermelidir. Yanında tutmamalıdır. Meğer ki uzaktaki akrabalarına göndermek gibi meşru bir niyetle saklaya.
Şunu bil ki, nimete karşı şükrün en büyüğü sözle değil, fiilledir.
Fiilen yapılandır. Hak Teâlâ, buyurur: “Ey Davud hanedanı şükür için
çalışın (1). Dikkat edilirse ayette fiili şükür emredilmekte, kavli şükür
değil. Ümmet-i Muhammed’in makamı daha yüksek olduğuna göre onların fiili şükürde bulunmaları daha çok matlubtur.
Sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allah’a şükrü sizde bırakmamış, ayakları şişinceye kadar, ayakta Allah’ına şükredip yalvarmıştı. Şükretmek hasta ve güçsüz kimseler için bir ruhsattır.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, kardeşim Efdaluddin şöyle konuşurdu: “Şükreden bir kimse yaptığı şükürleri de Allah’ın lutfettiği nimetlerden bilmelidir. Yoksa şükretmekle Hakk’ın nimetine karşılık verdiğini zannetmemeli. Kişi ömrü boyu kor bir ateş üzerinde secdeye kapanıp bir nimetin şükrünü edaya kalkışsa yine de o nimetin şükrünü
ifa edemez».
Ebu Dâvud ve Hâkim merfuan şu hadisi rivayet ederler: «Bir kimse
yemek yedikten sonra, «Benim güç ve kuvvetim olmadığı halde bana
bu yemeği yediren, bu rızkı veren Allah’a hamd ü senalar olsun», diyerek, dua etmiş olsa, Allah o kimsenin daha önceden ve sonradan işlemiş
ve işleyeceği suçlarını af etmiş olur. Bir kimse yeni bir elbise giydiği vakit, «Benim güç ve kuvvetim olmadığı halde, bana bu elbiseyi giydiren, edeb yerlerimi örten, görünüşümü güzelleştiren Allah’a hamdler olsun», diyerek dua ederse, geçmiş ve gelecek günahları yarlığanır».
Hakim’in gelecek günahları…» kaydı yoktur.
Tirmizi ve diğerlerinin merfuan anlattıkları bir hadiste de, –Allah’ın rahmet ve rızası üzerine olsun-, Hazret-i Ömer yeni bir elbise giyerken, «Bana bu elbiseyi verip, edep yerlerimi örten, yaşantıma
ve görünüşüme güzellik veren Allah’a hamdolsun», diye dua ettikten sonra çevresindekilere şöyle hitab etmiştir: «Ben Resulullah Efendimiz’in bu konuda şöyle konuştuğunu duymuştum: “Bir kimse yeni bir elbise giyince, «Bana bu elbiseyi giydirip edep yerimi örten,
(1) es-Sebe’: 13
yaşantımı ve görünüşümü güzelleştiren Allah’a hamdler olsun”, dedikten sonra, üstünden çıkardığı elbiselerini bir yoksula sadaka olarak verirse, o kimse sağlığında ve öldükten sonra Hak Taâla’nın himaya ve sıyanetine girmiş olur”.
Beyhaki’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “Bir kimse yeni bir elbise giydikten sonra, eski elbisesini bir yoksula giydirirse, yoksulun
sırtında o elbiseden bir parça kaldığı sürece, o kimse sağlığında ve
ölümünde Allah’ın yanında ve Allah’ın zimmetinde olarak himaye
ve sıyanet görür»,
İbn Ebi’d-Dünya, Hakim ve Beyhaki’nin merfuan rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulur: “Hak Taala bir kuluna bir nimet verir, o kulu da bu nimetin Allah katından gönderildiğini anlar ve bilirse, o kul Allah’a hamd etmeden önce, Hak Taala o kuluna peşin
bir sükür yazmış olur. Bu kul bir suç işleyip o suçtan pişmanlık duysa, o kul, Hak Taala’ya tevbe ve istigfarda bulunmadan önce, Hak Taala o kuluna peşin bir af ve mağfiret yazmış olur. Bir kul yarım
veya bir dinara yeni bir elbise alır giyer, Allah’a hamd ederse, o elbise (yi daha giyerken) dizlerini örtmeden önce, Allah o kimseyi mağfirete kavuşturur”,
Allah daha doğrusunu bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. Verilen Nimetlerde Allahı Hatırlamak (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı

29 cemaziyelevvel

Nur 35.Ayet: Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O´nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Şu ayet indiği zaman, (mealen): “Sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle bu hususta mücadele edecek olursa de ki: “Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendinizi ve kendimizi çağırıp toplanalım, sonra niyaz edelim ki, Allah’ın laneti yalancılar üzerine olsun!” (Al-i İmran 61), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyn Radıyallahu Anh’i çağırdı ve: “Allah’ım, bunlar da benim ehlim (ailem)” buyurdu.

Kaynak : Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3002)

Al-i İmran 61.Ayet: Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah´tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.

Evlatlarım Peygamberlerimiz Aleyhimüsselam ve Ehli Beyti Rasûlullah insanlık için nurdur ışıkdır.onların nurlu ışıklı yollarında yürümeye devam.vesselam
Muhammed sıddık haşimi hz

....... kategorisinde yayınlandı. 29 cemaziyelevvel için yorumlar kapalı

İnsanlara Adaletli Davranmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

İnsanlara adaletli davranmak
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden biri de
kullara karşı merhametli olmamız, insanlar arasında adalet terazisini
doğrulukla işletmemiz, bir kula diğerinden üstün bir gözle bakmamamız hakkındadır.
Erkek, eşine karşı kalbten bağlı, vefalı ve güzel davranışlı olmaya çalışmalıdır. Kadın da kocasına karşı, doğru, vefalı, hak tanır, itaatli olmalıdır. Erkeğin isteklerine karşı gelmemesini öğretmeye
ve her kadına şeriatın getiricisi aleyhi ve sellem Efendimizin
bizlere öğütleyip öğrettiği şeyleri okumaya ve anlatmaya çalışmalıyız.
Açıklaması uzun ve önemli olan bu ahidle amel edenler zamanımızda
azalmıştır. Bu ahidle en iyi amel edenler, Kur’ân hâfızları,
ilim sahipleri olmalıdır. Bu gibi kimseler, cahil halka nisbetle bu
ilimleri bilen kimselerdir. İnsanlar çoğunlukla dinin temel kaidelerini bilmeyince, dinin teferruatını nasıl ve nereden öğrenir? İşte böyle Kur’àn hafızları, ilim sahibi olanlar, fakih kişiler, bir yerde halka
öğüt’te bulunduklarında, kadınların ve erkeklerin birbirlerine karşı
olan hukuklarını geniş açıklamalar yaparak anlatmalı, onları uyarmalıdırlar.
Mısır devlet erkanından biri olan Ebu Asbağ oğlu Emir Muhyiddin, günün birinde evine döndüğü sırada, bir hocanın buhari şerhini ailesine okuduğunu, özellikle kocaların eşlerine karşı olan vazifelerinden konuştuğunu duyar ve hocaya, «Ey kalbi kör olan kişi! Önce bunlara kocalarına karşı vazifelerini, onlara nasıl davranacaklarını
öğretmeye çalışmalısın. Onlar üzerimizdeki haklarını bilmedikleri halde isteklerine güç yetiremiyoruz, öğrenirlerse nasıl getirebiliriz?» der.
Ey kardeşim! Sende hakkı olanlara karşı ilmini silah olarak zinhar kullanmayasın. Bu, batılı hak ile temin etmeye çalışmaktır. Olabilir ki, sahip olduğun bu ilimle mezhebinde yeri bulunmayan birtakım görüşlerle hanımını ezer, onu çevreye zalim ve kötü gösterebilirsin. Halbuki gerçekte suçlu o değil, sensin!
Bu ahidle amel etmek isteyenlerin bir şeyhe ihtiyaçları vardır.
Bu hocanın irşadı ile aile geçimini, siyaset yolunu ve gerçek düşmanlarına karşı nasıl davranacaklarını, karşısına çıkan herhangi
bir kimsenin hakkını nasıl koruyacağını ve kendi hakkını nasıl elde edeceğini öğrenmiş olur. Bu siyaset yolunu bilmeyenler, bir olay
karşısında düşmanına karşı kendini nasıl savunacağını bilmeyeceğinden
adalet terazisi, tartısı dışına çıkmış olur.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Şeyh Aliyyü’l-Havvâs’ın bu konu
üzerinde şöyle konuştuğunu duymuştum: «Karı ve kocanın
inceleyince kadının ahlak ve davranışı erkeğinin ki gibidir, Çünkü kadın ondan yaratılmıştır. Bir kimse kendi huy ve ahlakından habersiz
ise, kendi eşinin ahlak ve huyuna bakmalıdır. O zaman kendi ahlak
ve huyunun aynada görmüş gibi kendisine göz kırptığını fark eder.
Ey Kardeşim eşinin doğru, güzel huylu ve güzel ahlaklı olmasını istiyorsan Allah’a karşı doğru olmaya bak. Birçok insanlar bu
ince yönü bilmediklerinden, nefislerinde taşıdıkları huy ve ahlaklarına bakmadan ve öğrenmeden eşlerinin ahlakından şikayetçi olmaktadırlar. Bu anlattıklarımızı bilmiş olsalardı, kendi nefislerine
dönüp bakarak huy ve ahlaklarını düzeltir, böylece kendi
ahlakları düzelince eşlerinin ahlakı da kendiliğinden düzelmiş olurdu.
Allah’ın rızası üzerine olsun, eşim Abdurrahman’ın annesi üzerinde birçok denemeler yaptım. Zahiri ve batıni eğri bir iş yaptığımda aynının onda tezahür ettiğini görürdüm. Halbuki gerçekte kendisinin huyu pek güzeldi. Misal olarak, oturduğumuz bir mecliste şehvet yönünden aklıma bir şey gelmiş olsa, o anda meclisteki huy ve ahlakı
istemeyerek değişirdi. Ben de bu değişmenin sebelini anlar, o düşüncemden uzaklaşırdım. O da eski güzel, hal ve davranışına dönerdi.
İmam Kuşeyri, «Risale»sinde Fudayl b. İyaz’dan söyle naklediyor.
«Ben Hak Taala’ya karşı bir ma’siyette bulunduğum zaman bu ma’siyetimi, evdeki eşeğimin, hizmetçimin veşimin huy ve ahlakından
anlardım. Bu ma’siyetimden nedamet duyup tevbe ve istiğfarda bulunduğum an, bu kötü davranışlar, huysuzluklar onların üzerinden silinip giderdi, Ben de o zaman tevbemin kabul olunduğunu anlardım. Birçok defa pişman olup, tevbe ve istiğfarda bulunduğum halde
eşeğimin huysuzluğu, kölem ve eşimin bana karşı kötü davranışları
sürüp giderdi. İşte, o vakit de tevbemin Allah katında kabul olunmadığını anlardım».
Ey kardeşim! Eşinden şikayet etmeden önce, kendi nefsindeki kötülükleri ara, bul. Keza, kadının da kocasından şikayetçi olmadan
önce, kendi nefsindeki kötü yönleri araştırıp bulması lazımdır. Bizim bu anlattıklarımız hemen hemen bütün insanlarda mevcut. Bazı veliler vardır ki, manevi hayatı çok muntazam olduğu halde, Allah, imtihan etmek için kötü huylu hanım ve dostları kendilerine
musallat kılar. Taberani ve diğerleri merfüan şu hadisi rivayet ederler: «Bir kimse az veya çok bir mihirle bir kadınla evlenmiş olsa, fakat mihri vermeye niyetli olmasa karısını aldatıp hakkını vermeden
(mihrini ödemeden) ölürse, Hak Taala’nın huzuruna Kıyamet gününde bir zani olarak çıkar”.
Şeyhayn da, şu hadisi rivayet ederler: “Tümünüz, sürüsünden sorumlu birer çobansınız. Köle veya hizmetçi efendisinin malının çobanıdır, malından sorumludur. Erkek de ailesinin çobanıdır, evinin
idare ve durumundan sorumludur. Kadın ise evinin çobanıdır, evinin içindekilerinden sorumludur”.
Tirmizi “Cami”inde ve İbn Hibban -Sahi-inden rivayet ediyor
Mü’minlerden en çok iman kemaliyle sıfatlanmış olanlar, ile efradına karşı, güzel ahlak ve incelikle davrananlardır.
İbn Hibban rivayet ediyor, “Sizlerden en hayırlı olanınız, ailesine
en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım
Yine İbn hadisi rivayet eder: “Kadın, eğe kemiğinden
yaratılmıştır, düzeltmeğe kalkışırsan kırarsın, ona müdara(1) da bulun ki, kendisi ile yaşayasın».
Şeyhayn ve diğerleri merfüan şu hadisi rivayet ederler: «Kadınlara hayırlı olmanızı öğüdlerim. Kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır.
Bu kemiğin en eğri kısmı tarafıdır, onu doğrultmaya uğraşırsan
kırarsın, kendi haline bırakırsan daima eğri kalır. Binaenaleyh kadınlara karşı iyi davranınız».
Müslim ise şu hadisi rivayet eder: «Kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır. O senin istediğin herhangi bir yolda asla müstakim olamaz.
Onu bu eğriliği ile kullanabilirsen kullan, ondaki eğriliği doğrultmaya
çalışırsan kırarsın, onun kırılması da talakıdır».
Yine Müslim şu hadisi rivayet eder: “İmanlı bir kimse beğenmediği bir huyundan dolayı eşine buğzetmesin. Çünkü hoşlanmadığı huyuna karşılık hoşlanabileceği diğer bir huyu vardır».
Ebu Davud ve İbni Hibbân, rivayet ediyor: Hayde oğlu Muaviye
sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e «Ey Allah’ın Resülü! Bizlerden birinin eşine olan hukuku nedir?» sorusuna Efendimiz, «Yediğin vakit
ona yedirmelisin, giyindiğin vakit (yani yeni elbise yaptırdığında) onu
giyindirmelisin, yüzüne karşı onu azarlayıp kötülememelisin, ondan
ayrı yatacak veya uzaklaşacaksan (kendisine küstüğünde) evinin içinde yapmalısın» buyurmuşlardır.
İbni Mâce rivayet ediyor: “Dikkat ediniz, kadınlara hayırlı öğüt ve
uyarıda bulunun. Çünkü onlar sizlerin yanlarında esirdirler. Bir ahlaksızlıklarını gördüğünüz takdirde onları yataklarında yalnız bırakınız. Onları zarar vermeyecek bir şekilde dövünüz. Size itaatli ve saygılı olurlarsa, aleyhlerinde yol aramayın. Çünkü sizlerin eşlerinize karşı, yapmanız gereken hakları vardır. Kadınların da sizlere karşı hakları vardır. Sizin onlarda olan haklarınızdan biri, sevmediğiniz bir kimseye döşeğinizi yayması, sevmediklerinizin evinize girmelerine izin
verilmemesidir. Onların sizlerdeki haklarına gelince güzelce gildirlimeleri ve güzelce yedirilmemelidir”.
İbn Mace, ve Tırmızi ve Hakim merfuan tahric ettikleri bir hadisde,
«Herhangi müslüman kadın (kocası ondan râzı olduğu halde) ölürse o cennete girer», buyrulmuştur.
(1) Müdara: Kadının dünyevi birtakım istehlerini şer’i bir hata işlemeden tatlı sözle idare etmek ve kusurlarına göz yummaktır; bu da müstehaptır. Yalnız dini sahadaki serkeşliğine göz yumulamaz, bu haramdır.
İbn Hibban rivayet ediyor: “Beş vakit namazı kılan, edep yerini
koruyan, eşine saygılı ve itaatli olan bir kadın, istediği herhangi bir
kapıdan cennete girebilir». Bezzar
ve Hakim Hazret-i Aişe’den rivayet ediyorlar: Hazret-i
Aişe, Efendimiz’e, «Ey Allah’ın Resülü, kadınlarda en çok hakkı olan kimlerdir?” sorusuna Efendimiz, “Eşleridir” buyurdular. Yine kendisine, «Peki, ya erkeklerde en çok hak sahibi kimlerdir» sorusuna da
Efendimiz, «Anasıdır» buyurmuşlardır. Bezzar
güzel senedlerle ve İbn Hibbân rivayet ediyor: “Adamın
biri sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e kızı ile birlikte gelir, «Kızım evlenmek istemiyor» diye şikâyette bulunur. Efendimiz kızar, «Ваbana karşı saygılı ve itaatli ol» buyurur. Kız, Efendimiz’e, «Hak peygamberi olarak seni gönderene yemin ederim ki, ben bir erkeğin eşi üzerinde ne gibi bir hakkı olduğunu öğrenmeden hiçbir vakit evlenmeyeceğim” der. Efendimiz şöyle cevap verir: «Bir erkeğin eşinde olan
hakkı şudur ki, erkeğinin üzerinde bir çıban yarası olsa, bunu diliyle
yalasa, bu yaradan kötü koku koklasa, ağzını kana bulayıp bu yaranın kanını yutsa da, bütün bu davranışı ile erkeğinin hakkını ödeyemez»,
Kız şöyle der: «Hak peygamberi olarak seni gönderene yemin ederim ki, hiçbir zaman evlenmeyeceğim». Bunun üzerine efendimiz (kızın
babasına), «Kızlarınızı, rıza ve izinleri olmadıkça evlendirmeyiniz»
buyurur.
İbn Mace ve İbn Hibban’ın rivayetlerinde şu ifade yer alır: «Kız, sallalahu
aleyhi ve sellem Efendimiz’e, «Seni hak peygamberi olarak
gönderene yemin ederim ki, dünyada sağ kaldıkça evlenmeyeceğim» der.
Ebu Davud merfuan şu hadisi rivayet eder: Efendimiz, «Bir kimsenin diğer bir kimseye secde etmesi için, emir verecek bir durumda olsam, öncelikle kadınların kocalarına secdeye varmalarını buyururdum. Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki, bir kadın kocasının hakkını yerine getirmedikçe, Rabbinin hakkını ödeyemez».
İbn Mace bu hadisi bu ziyadeyi ilâveten tahric etmiştir: «Kadın (doğum yapmak üzere) beklerken kocası onu istese, kadın onun isteğine tabi olur».
İbn Mace merfüan şu hadisi rivayet eder: “Adamın biri karısından kırmızı dağdan siyah dağa, sonra da siyah dağdan kırmızı dağa gidip
gelmesini istese, bu gidilecek dağlar ne kadar dik ve sarp olsa da, kocasının emrini yerine getirmesi icab eder».
Taberani merfuan şu hadísi rivayet eder: «Efendimiz, «Cennete
girecek kadınlarınızı sizlere haber vereyim mi?» buyurur. Ashab, «Haber ver ey Allah’ın Resulü”, derler. Efendimiz, «Genç, doğurucu bir kadın (sebepsiz) gücendirildiğinde veya ona kötü davranıldığında veyahut kendisine kocası kızdığında gazaba gelen kocasına, «İşte elim elindedir, sen memnun kalmadıkça uyumayacağım,” diye efendisinin gönlünü alan kadınlardır», buyurur.
Nesai ve Bezzar merfüan şu hadisi rivayet ederler: “Kocasına muhtaç olduğu halde, ona şükürde bulunmayan bir kadına Hak Taala, rahmet
nazarıyla) bakmaz».
Tirmizi, Nesai ve İbn Hibban merfüan hadisi rivayet ediyorlar: bir erkek bir işi (şehvetini dindirmesi) için eşini çağırdığında tandır başında
ateş karşısında olsa da kocasının bu çağrısına koşmalıdır».
Allah en iyisini bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. İnsanlara Adaletli Davranmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı

22 cemeziyelevvel

Araf 54.Ayet: Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş´a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah´tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O´na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu duayı çok yapardı: “Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!” Ben (bir gün kendisine): “Ey Allah’ın resulü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?” dedim. Bana şöyle cevap verdi: “Evet! Kalpler, Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir.”

Kaynak : Tirmizi, Kader 7, (2141)

Evlatlarım âlemlerin Rabbi olan Allahımızı anmak hatırlamak yaratılış üzerinde tefekkür etmek düşünmek muttakilerin takva sahiplerinin şiarıdır özelliğidir.düşün tefekkür et yolundan sakın ayrılma.şeytanın adımlarını takip etme.vesselam
Abdulhalıkıl gocduvani hz..

Hayırlı huzurlu bereketli nurlu cumalar olsun inşallah

....... kategorisinde yayınlandı. 22 cemeziyelevvel için yorumlar kapalı

18 Cemaziyelevvel

4. İnkâr edenler: Bu (Kur’an), olsa olsa onun (Muhammed’in) uydurduğu biryalandır. Başka bir zümre de bu hususta kendisine yardım etmiştir, dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır.

5. Yine onlar dediler ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.

6. (Resûlüm!) De ki: Onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.

7. Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı!

8. Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yeyip (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı. (Ayrıca) o zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız! dediler.

9. (Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller geti rdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.
Furkan suresi 4-9

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine: “Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: “Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?) dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.”

Kaynak : Ebu Davud, Edeb 40, (4874), Tirmizi, Birr 23, (1935), Müslim, Birr 70 (2589)

Evlatlarım ellerinizi dillerinizi gözlerinizi kulaklarınızı ayaklarınızı kalblerinizi şeytandan ve onun kalbinize üflemelerinden koruyınuz.kötü düşücelerden gıybetlerden Alemlerin Rabbi olan Allahımıza sığınalım.
Muhammed sıddık haşimi hz.

....... kategorisinde yayınlandı. 18 Cemaziyelevvel için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: