sıkıntılarımız esnasında Allaha dua etmek

sıkıntılarımız esnasında Allaha dua etmek
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
biri de, diinya ve ahiretimiz için yapacağımız bütün işlerde, başımıza gelecek, üstümüze çökecek şiddetli sıkıntı ve üzüntüler karşısında kendisini korumak için sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in, şahsı için
Allah’a dua ettiği gibi dua etmemiz hakkındadır.
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu gibi hallerde, ümmetinin
böyle davranmasını buyurmuşlardır.
İnsanların içine düşeceği bela ve sıkıntılı durumlarında uygunsuz,
uydurma dua ve niyazdan imkân ölçüsünde kaçınılmaz tavsiye edilmektedir. Duamızı yaparken Hak Taâlâ’nın kesinlikle bizlere icabet edeceğine inancımızın tam olması lazımdır. Hak Taâlâ’nın dualarımıza
icabet etmeyeceği korku ve düşüncesi mekruhtur. Çünkü, Allah kulunun zannına göredir, kuluna zannına göre muamele eder.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, efendim Şeyh Aliyyü’l-Havvâs’in
bu konu üzerinde şöyle konuştuğunu duymuştum: «İçinizden biri, çokça
yaptığı asiliklerden dolayı yapacağı duaya Allah’ın icabet etmeyeceğini
düşünür, içinde şüphe doğarsa, bir başkasının kendisi için dua etmesini istemelidir. Ancak kulun dünya lezzet rahatlığını taşıyan
bir iş için, özellikle Allah ehli olup, gözleri ilahi hicabı aşıp geçen sâlih ve kişileri aracı koyarak, kendi nefsi ve şehvetleri için böyle bir
dua yaptırmaması tavsiye edilir. Zira bu gibi ulu kişiler, bu niyetle
kendisine baş vuranların hesabına yapacakları duaya Allah’ın icabet
etmeyeceğini anlar ve bilirler. Bu sebeble böyle bir şeye teşebbüs etmemesi daha hayırlıdır. Kul, dünya mal ve lezzetleri için Allah’tan bir
dilekte bulunacaksa, bu dileğini yapacak aracı kimselerin ahiret için
gözleri çevreyi delip aşan sâlih kişiler değil, dünyasever kişiler
olması daha uygundur. Hak Taala böylelerine istediklerini verir. Onlar o isteğin gerçekleşmesi için daha dikkatle Allah’a yönelirler. Çünkü, ve sâlih kullar dünya şehvetlerini temin için çareler aramazlar,
hatta onlar bu şehvetlerden mahrum bırakılışlarını Allah’ın fazlı sayarlar».
Ben de nefsimde bu lezzeti tatmıştım. İnsanlardan bazıları bir haceti için bana gelir, dua etmemi isterlerdi. Ben de, bu arzunun terkinde, gerçekleşmemesinde büyük bir ecir ve sevabın bulunduğunu anlar
ve o işin tahakkuk etmemesini isterdim. Çünkü, arif kişiler nezdinde
halk çocuklar gibidir, onların her istediği yerine getirilmez!
Bunun içindir ki, bir haceti için Allah’a dua eden bir kimse Resulullah’tan merve dualarla dua etmelidir. Yoksa İmam el-Bani ve emsalinin (uydurduğu) birtakım dualarla istekte bulunmamalı. Çünkü peygamber sözleri, bizim sözlerimizden daha etkili ve açıklır, üstün edeb
anlamını taşır.
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere tavsiye ettiği dua ile
dua etmiş olsak, Rabbi ona göstermiş olduğu icabeti bizlere de gösterceği gibi, yüce Peygamberimiz’in kalbinde üstün bir saygı ve sevgi
kazanır, Allah’ın teveccühüne mazhar olur, icabetine de yaklaşmış
oluruz. Sallalahu
aleyhi ve sellem Efendimiz, Rabb’ine kendisine icabet
edeceği yolu hazırlamış ve Rabbi de icabet edeceği yolu göstermiştir.
Bütün bu yolları hazırladıktan, icabet yolunu Rabbinden öğrendikten
sonra, gereken usul ve düzen içinde dua etmemizi emretmiştir.
Sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e kalbinde büyük sevgi ve
saygı taşıyanlar yüce Rablerinin izini ve büyüklüğünü taşımayan bir yolda yürümekten çekinirler. Bu çekinmenin sebeblerini keşfedenler,
bu yolun sarp ve karanlık olduğunu, binbir tehlike ile dolu sevimsiz bir yol olduğunu görmüş olurlar. Birçok topluluklar ve bu işte uğraşanlar, devlet dahi sünnet-i şerifede belirtilmiş Peygamberimiz’in
dualarını bırakarak birtakım şartlara bağlı uydurma dualarla Allah’a dua ettikleri görülmektedir. Dualarında, yağlı yemeklerin yenmemesi,
aç kalınması, buhurlarla tütsülenmesi gibi şartlar koşarlar!… İmam
el-Buni’nin nefsi nerde, Resulullah’ın nefsi nerde!…
Ey kardeşim! Gel, birlikte Allah ehlinin yolunda yürüyelim. Resülullah Efendimiz’in terbiye ve edebiyle edeblen. O vakit Allah da seni sevmiş olur, seni doğru yolda yürütür.
Tirmizi ki metin onundur– ve Hakim şu rivayet ederler:
«Mükâteb bir köle ( – Hürriyetine kavuşması için efendisiyle bir miktar para üzerinde anlaşmış köle), Allah’ın rızası üzerine olsun Hazret-i Ali Efendimiz’e gelir ve, «Bedelimi ödemekten acze düştüm, bana yardım et» diye dilekte bulunur. Hazret-i Ali Efendimiz ona, «Sallâllahu
aleyhi ve sellem Efendimiz’in bana öğretmiş olduğu kelimeleri sana öğreteyim mi? Sübeyr Dağı cesametinde borcun olsa bu kelimeleri öğrenirsen Hak Taala borcunu, dileğini yerine getirir. Borcun varsa senin hesabına bunu öder. Şöyle ki: (Allahümme ekfini bi-helalike an
haramike ve agnini bi-fadlike ammen sivâk) (1)
(1) Ey Allahım! ettiklerinden bana kısmet et, haram kıldıklarından
beni uzak tut. Üstün faziletlerinle beni senden başkasına el açmaktan müstağni kıl

buyurmuşlardır».
Ebu Dâvud’un rivayet ettiği bir hadise göre: Sallalahu aleyhi ve
sellem Efendimiz, namaz vakti olmayan bir vakitte mescide girer ve birinin mescidde olduğunu görür. Ona, «Namaz olmayan bir vakitte burada oturmanın sebebi nedir?» diye sorar. O kimse, “Birtakım üzüntü ve sıkıntılarım var, öte yandan borçlarım var, işte bu dert ve sıkıntılar beni burada oturmaya zorladı” der. Efendimiz o kimseye, “Bu borç ve sıkıntıları üzerinden silkip atman için sana birkaç kelime öğreteyim mi?» buyurdular. O kimse de “Öğret, ey Allah’ın Resûlü” der.
Efendimiz, sabah ve akşam Allah’a şöyle dua et buyurur: (Allahümme inni
euzu bike min el-hemmi ve’l-hazeni, ezu bike min el-aczi vel-keseli, euzu bike min el-buhli ve’l-cubni ve euzu bike min galabeti deyni ve kahri’r-rical). O kimse der ki: «Efendimizin bana öğretmiş
olduğu bu duayı sabah akşam Allah’a yalvararak tekrarladım, ne derdim ve ne de borcum kaldı». Taberani şu hadisi rivayet eder: Sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Hazret-i Muâz’a, «Sana bir dua öğreteyim mi? Şu gördüğün Uhud
Dağı büyüklüğünde borcun olsa dahi Allah senin hesabına bu borcu öder (sana ödeme imkânlarını bahşeder)”
buyurduktan sonra, «Ey Muaz
şöyle dua et buyurur: (Allahümme Malike’l-mülki tü’til-mülke
men teşâü ve tenziu’l-mülke mimen teşâü, ve tüizzü men teşâü, ve tüzillü
men teşaü, bi-yedike’l-hayr inneke ala külli şey’in kadir. Rahmene’d-
dünya ve’l-âhireti ve rahimehüma tu’tihima men teşâü ve temneu min hüma men teşaü, irhamni rahmeten tu’nini biha ammen sivak).
Ve yine Taberani merfuan şu hadisi anlatır: Sallalahu aleyhi ve
sellem Efendimiz buyurmuşlar: «Şu duayı okuyana ne bir dert ve ne de bir keder gelir: (Allahümme inni abduke ve ibnu abdike ve ibnu
emetike nasiyeti bi-yedike madin fiyye hükmüke adlün fiyye kadâüke, es’elüke bi-külli ismin hüve leke semmeyte bihi nefseke ev enzeltehü
fi kitabike ev allamtehü ehaden min halkıke ev iste’serte bihi fi ilmi’l-gaybi
indeke en tecale’l-Kur’âne’l-Azime rebia e nure sadri, ve celae
huzni, ve zehâbe hemmi). Bu dua ile Allah’a dilekte bulunan bir kimseden Allah keder ve üzüntüyü yok ettiği gibi, bunun yerine kalbte bir sevinç ve ferahlık duygusu yaratır» buyurmuşlardır. Taberani
ve “Sahih”inde İbn Hibban merfuan şu hadisi rivayet
ederler: Efendimiz şöyle bir dua yapmışlardır: (Allahümme rahmeteke ercu
fela tekilni ila nefsi tarfete ayni, ve aslı li şa’ni küllehü bila ilahe illa ente) (1).
(1) Ey Allah’ım Senin rahmetini isterim. Göz açıp kapayacak bir zaman için
bile beni nefsimin eline bırakma. Senden başka ilah olmayan varlığın hürmetine benim işlerimi düzene koy.
benim düzene koy.
Tirmizi, Nesai ve Hakim merfuan şu hadisi rivayet ederler: “Kardeşim Hazret-i Yunus, balığın karnında iken şöyle dua etmişti: (La ilahe illa ente, sübhaneke inni küntü mine’z-zalimin). Bir müslüman
sıkıntı içinde bulunur, Allah’a bu duayı yaparsa, Allah muhakkak o
kimseye icabet eder».
Taberani ve Hakim merfuan şu hadisi rivayet ederler: “Bir kimse
(La havle kuvvete billahi’l-aliyyi’l-azim) diye Allah’a duada
bulunsa doksan dokuz derdine deva olur ki, bu dertlerin en hafifi de hemm-ü kederdir”, Bu yönden daha birçok meşhur hadisler vardır

....... kategorisinde yayınlandı. sıkıntılarımız esnasında Allaha dua etmek için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: