İnsanlara Adaletli Davranmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

İnsanlara adaletli davranmak
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden biri de
kullara karşı merhametli olmamız, insanlar arasında adalet terazisini
doğrulukla işletmemiz, bir kula diğerinden üstün bir gözle bakmamamız hakkındadır.
Erkek, eşine karşı kalbten bağlı, vefalı ve güzel davranışlı olmaya çalışmalıdır. Kadın da kocasına karşı, doğru, vefalı, hak tanır, itaatli olmalıdır. Erkeğin isteklerine karşı gelmemesini öğretmeye
ve her kadına şeriatın getiricisi aleyhi ve sellem Efendimizin
bizlere öğütleyip öğrettiği şeyleri okumaya ve anlatmaya çalışmalıyız.
Açıklaması uzun ve önemli olan bu ahidle amel edenler zamanımızda
azalmıştır. Bu ahidle en iyi amel edenler, Kur’ân hâfızları,
ilim sahipleri olmalıdır. Bu gibi kimseler, cahil halka nisbetle bu
ilimleri bilen kimselerdir. İnsanlar çoğunlukla dinin temel kaidelerini bilmeyince, dinin teferruatını nasıl ve nereden öğrenir? İşte böyle Kur’àn hafızları, ilim sahibi olanlar, fakih kişiler, bir yerde halka
öğüt’te bulunduklarında, kadınların ve erkeklerin birbirlerine karşı
olan hukuklarını geniş açıklamalar yaparak anlatmalı, onları uyarmalıdırlar.
Mısır devlet erkanından biri olan Ebu Asbağ oğlu Emir Muhyiddin, günün birinde evine döndüğü sırada, bir hocanın buhari şerhini ailesine okuduğunu, özellikle kocaların eşlerine karşı olan vazifelerinden konuştuğunu duyar ve hocaya, «Ey kalbi kör olan kişi! Önce bunlara kocalarına karşı vazifelerini, onlara nasıl davranacaklarını
öğretmeye çalışmalısın. Onlar üzerimizdeki haklarını bilmedikleri halde isteklerine güç yetiremiyoruz, öğrenirlerse nasıl getirebiliriz?» der.
Ey kardeşim! Sende hakkı olanlara karşı ilmini silah olarak zinhar kullanmayasın. Bu, batılı hak ile temin etmeye çalışmaktır. Olabilir ki, sahip olduğun bu ilimle mezhebinde yeri bulunmayan birtakım görüşlerle hanımını ezer, onu çevreye zalim ve kötü gösterebilirsin. Halbuki gerçekte suçlu o değil, sensin!
Bu ahidle amel etmek isteyenlerin bir şeyhe ihtiyaçları vardır.
Bu hocanın irşadı ile aile geçimini, siyaset yolunu ve gerçek düşmanlarına karşı nasıl davranacaklarını, karşısına çıkan herhangi
bir kimsenin hakkını nasıl koruyacağını ve kendi hakkını nasıl elde edeceğini öğrenmiş olur. Bu siyaset yolunu bilmeyenler, bir olay
karşısında düşmanına karşı kendini nasıl savunacağını bilmeyeceğinden
adalet terazisi, tartısı dışına çıkmış olur.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Şeyh Aliyyü’l-Havvâs’ın bu konu
üzerinde şöyle konuştuğunu duymuştum: «Karı ve kocanın
inceleyince kadının ahlak ve davranışı erkeğinin ki gibidir, Çünkü kadın ondan yaratılmıştır. Bir kimse kendi huy ve ahlakından habersiz
ise, kendi eşinin ahlak ve huyuna bakmalıdır. O zaman kendi ahlak
ve huyunun aynada görmüş gibi kendisine göz kırptığını fark eder.
Ey Kardeşim eşinin doğru, güzel huylu ve güzel ahlaklı olmasını istiyorsan Allah’a karşı doğru olmaya bak. Birçok insanlar bu
ince yönü bilmediklerinden, nefislerinde taşıdıkları huy ve ahlaklarına bakmadan ve öğrenmeden eşlerinin ahlakından şikayetçi olmaktadırlar. Bu anlattıklarımızı bilmiş olsalardı, kendi nefislerine
dönüp bakarak huy ve ahlaklarını düzeltir, böylece kendi
ahlakları düzelince eşlerinin ahlakı da kendiliğinden düzelmiş olurdu.
Allah’ın rızası üzerine olsun, eşim Abdurrahman’ın annesi üzerinde birçok denemeler yaptım. Zahiri ve batıni eğri bir iş yaptığımda aynının onda tezahür ettiğini görürdüm. Halbuki gerçekte kendisinin huyu pek güzeldi. Misal olarak, oturduğumuz bir mecliste şehvet yönünden aklıma bir şey gelmiş olsa, o anda meclisteki huy ve ahlakı
istemeyerek değişirdi. Ben de bu değişmenin sebelini anlar, o düşüncemden uzaklaşırdım. O da eski güzel, hal ve davranışına dönerdi.
İmam Kuşeyri, «Risale»sinde Fudayl b. İyaz’dan söyle naklediyor.
«Ben Hak Taala’ya karşı bir ma’siyette bulunduğum zaman bu ma’siyetimi, evdeki eşeğimin, hizmetçimin veşimin huy ve ahlakından
anlardım. Bu ma’siyetimden nedamet duyup tevbe ve istiğfarda bulunduğum an, bu kötü davranışlar, huysuzluklar onların üzerinden silinip giderdi, Ben de o zaman tevbemin kabul olunduğunu anlardım. Birçok defa pişman olup, tevbe ve istiğfarda bulunduğum halde
eşeğimin huysuzluğu, kölem ve eşimin bana karşı kötü davranışları
sürüp giderdi. İşte, o vakit de tevbemin Allah katında kabul olunmadığını anlardım».
Ey kardeşim! Eşinden şikayet etmeden önce, kendi nefsindeki kötülükleri ara, bul. Keza, kadının da kocasından şikayetçi olmadan
önce, kendi nefsindeki kötü yönleri araştırıp bulması lazımdır. Bizim bu anlattıklarımız hemen hemen bütün insanlarda mevcut. Bazı veliler vardır ki, manevi hayatı çok muntazam olduğu halde, Allah, imtihan etmek için kötü huylu hanım ve dostları kendilerine
musallat kılar. Taberani ve diğerleri merfüan şu hadisi rivayet ederler: «Bir kimse az veya çok bir mihirle bir kadınla evlenmiş olsa, fakat mihri vermeye niyetli olmasa karısını aldatıp hakkını vermeden
(mihrini ödemeden) ölürse, Hak Taala’nın huzuruna Kıyamet gününde bir zani olarak çıkar”.
Şeyhayn da, şu hadisi rivayet ederler: “Tümünüz, sürüsünden sorumlu birer çobansınız. Köle veya hizmetçi efendisinin malının çobanıdır, malından sorumludur. Erkek de ailesinin çobanıdır, evinin
idare ve durumundan sorumludur. Kadın ise evinin çobanıdır, evinin içindekilerinden sorumludur”.
Tirmizi “Cami”inde ve İbn Hibban -Sahi-inden rivayet ediyor
Mü’minlerden en çok iman kemaliyle sıfatlanmış olanlar, ile efradına karşı, güzel ahlak ve incelikle davrananlardır.
İbn Hibban rivayet ediyor, “Sizlerden en hayırlı olanınız, ailesine
en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım
Yine İbn hadisi rivayet eder: “Kadın, eğe kemiğinden
yaratılmıştır, düzeltmeğe kalkışırsan kırarsın, ona müdara(1) da bulun ki, kendisi ile yaşayasın».
Şeyhayn ve diğerleri merfüan şu hadisi rivayet ederler: «Kadınlara hayırlı olmanızı öğüdlerim. Kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır.
Bu kemiğin en eğri kısmı tarafıdır, onu doğrultmaya uğraşırsan
kırarsın, kendi haline bırakırsan daima eğri kalır. Binaenaleyh kadınlara karşı iyi davranınız».
Müslim ise şu hadisi rivayet eder: «Kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır. O senin istediğin herhangi bir yolda asla müstakim olamaz.
Onu bu eğriliği ile kullanabilirsen kullan, ondaki eğriliği doğrultmaya
çalışırsan kırarsın, onun kırılması da talakıdır».
Yine Müslim şu hadisi rivayet eder: “İmanlı bir kimse beğenmediği bir huyundan dolayı eşine buğzetmesin. Çünkü hoşlanmadığı huyuna karşılık hoşlanabileceği diğer bir huyu vardır».
Ebu Davud ve İbni Hibbân, rivayet ediyor: Hayde oğlu Muaviye
sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e «Ey Allah’ın Resülü! Bizlerden birinin eşine olan hukuku nedir?» sorusuna Efendimiz, «Yediğin vakit
ona yedirmelisin, giyindiğin vakit (yani yeni elbise yaptırdığında) onu
giyindirmelisin, yüzüne karşı onu azarlayıp kötülememelisin, ondan
ayrı yatacak veya uzaklaşacaksan (kendisine küstüğünde) evinin içinde yapmalısın» buyurmuşlardır.
İbni Mâce rivayet ediyor: “Dikkat ediniz, kadınlara hayırlı öğüt ve
uyarıda bulunun. Çünkü onlar sizlerin yanlarında esirdirler. Bir ahlaksızlıklarını gördüğünüz takdirde onları yataklarında yalnız bırakınız. Onları zarar vermeyecek bir şekilde dövünüz. Size itaatli ve saygılı olurlarsa, aleyhlerinde yol aramayın. Çünkü sizlerin eşlerinize karşı, yapmanız gereken hakları vardır. Kadınların da sizlere karşı hakları vardır. Sizin onlarda olan haklarınızdan biri, sevmediğiniz bir kimseye döşeğinizi yayması, sevmediklerinizin evinize girmelerine izin
verilmemesidir. Onların sizlerdeki haklarına gelince güzelce gildirlimeleri ve güzelce yedirilmemelidir”.
İbn Mace, ve Tırmızi ve Hakim merfuan tahric ettikleri bir hadisde,
«Herhangi müslüman kadın (kocası ondan râzı olduğu halde) ölürse o cennete girer», buyrulmuştur.
(1) Müdara: Kadının dünyevi birtakım istehlerini şer’i bir hata işlemeden tatlı sözle idare etmek ve kusurlarına göz yummaktır; bu da müstehaptır. Yalnız dini sahadaki serkeşliğine göz yumulamaz, bu haramdır.
İbn Hibban rivayet ediyor: “Beş vakit namazı kılan, edep yerini
koruyan, eşine saygılı ve itaatli olan bir kadın, istediği herhangi bir
kapıdan cennete girebilir». Bezzar
ve Hakim Hazret-i Aişe’den rivayet ediyorlar: Hazret-i
Aişe, Efendimiz’e, «Ey Allah’ın Resülü, kadınlarda en çok hakkı olan kimlerdir?” sorusuna Efendimiz, “Eşleridir” buyurdular. Yine kendisine, «Peki, ya erkeklerde en çok hak sahibi kimlerdir» sorusuna da
Efendimiz, «Anasıdır» buyurmuşlardır. Bezzar
güzel senedlerle ve İbn Hibbân rivayet ediyor: “Adamın
biri sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e kızı ile birlikte gelir, «Kızım evlenmek istemiyor» diye şikâyette bulunur. Efendimiz kızar, «Ваbana karşı saygılı ve itaatli ol» buyurur. Kız, Efendimiz’e, «Hak peygamberi olarak seni gönderene yemin ederim ki, ben bir erkeğin eşi üzerinde ne gibi bir hakkı olduğunu öğrenmeden hiçbir vakit evlenmeyeceğim” der. Efendimiz şöyle cevap verir: «Bir erkeğin eşinde olan
hakkı şudur ki, erkeğinin üzerinde bir çıban yarası olsa, bunu diliyle
yalasa, bu yaradan kötü koku koklasa, ağzını kana bulayıp bu yaranın kanını yutsa da, bütün bu davranışı ile erkeğinin hakkını ödeyemez»,
Kız şöyle der: «Hak peygamberi olarak seni gönderene yemin ederim ki, hiçbir zaman evlenmeyeceğim». Bunun üzerine efendimiz (kızın
babasına), «Kızlarınızı, rıza ve izinleri olmadıkça evlendirmeyiniz»
buyurur.
İbn Mace ve İbn Hibban’ın rivayetlerinde şu ifade yer alır: «Kız, sallalahu
aleyhi ve sellem Efendimiz’e, «Seni hak peygamberi olarak
gönderene yemin ederim ki, dünyada sağ kaldıkça evlenmeyeceğim» der.
Ebu Davud merfuan şu hadisi rivayet eder: Efendimiz, «Bir kimsenin diğer bir kimseye secde etmesi için, emir verecek bir durumda olsam, öncelikle kadınların kocalarına secdeye varmalarını buyururdum. Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki, bir kadın kocasının hakkını yerine getirmedikçe, Rabbinin hakkını ödeyemez».
İbn Mace bu hadisi bu ziyadeyi ilâveten tahric etmiştir: «Kadın (doğum yapmak üzere) beklerken kocası onu istese, kadın onun isteğine tabi olur».
İbn Mace merfüan şu hadisi rivayet eder: “Adamın biri karısından kırmızı dağdan siyah dağa, sonra da siyah dağdan kırmızı dağa gidip
gelmesini istese, bu gidilecek dağlar ne kadar dik ve sarp olsa da, kocasının emrini yerine getirmesi icab eder».
Taberani merfuan şu hadísi rivayet eder: «Efendimiz, «Cennete
girecek kadınlarınızı sizlere haber vereyim mi?» buyurur. Ashab, «Haber ver ey Allah’ın Resulü”, derler. Efendimiz, «Genç, doğurucu bir kadın (sebepsiz) gücendirildiğinde veya ona kötü davranıldığında veyahut kendisine kocası kızdığında gazaba gelen kocasına, «İşte elim elindedir, sen memnun kalmadıkça uyumayacağım,” diye efendisinin gönlünü alan kadınlardır», buyurur.
Nesai ve Bezzar merfüan şu hadisi rivayet ederler: “Kocasına muhtaç olduğu halde, ona şükürde bulunmayan bir kadına Hak Taala, rahmet
nazarıyla) bakmaz».
Tirmizi, Nesai ve İbn Hibban merfüan hadisi rivayet ediyorlar: bir erkek bir işi (şehvetini dindirmesi) için eşini çağırdığında tandır başında
ateş karşısında olsa da kocasının bu çağrısına koşmalıdır».
Allah en iyisini bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. İnsanlara Adaletli Davranmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: