Verilen Nimetlerde Allahı Hatırlamak (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

Verilen Nimetlerde Allahı Hatırlamak
Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden biri de her yeni nimete mazhar olduğumuzda hemen Allah’ı hatırlamamız, bahşolunan nimetlerin zerresine dahi müstahak olmadığımız
halde, O’nun ihsan ve keremiyle o nimetlerin bize lutfedildiğini düşünmemiz ve kendisine hamdetmemizdir.
Allah’ın selâmı üzerine olsun, Hazret-İsa, havarilerine şöyle derdi: «Gerçek olana yemin ederim ki, Rabbimiz’in savurduğu küle bile
müstakil değiliz». Bir rivayete göre şöyle buyurduğu anlatılır: “Allah’a
yemin ederim ki, toprak yemek, köpeklerle çöplüklerde yatmak, palas
elbise giyinmek dahi dünya insanlarına yeter de artar bile».
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, şeyhim efendim, Aliyyü’l-Havvâs’ın
secdeye vardığında Allah’ına şöyle dua ettiğini duymuştum: «Ey Allah’ım. Huzurunda bulunduğum şu sırada itiraf ederin ki, dünya ve
âhiretim için, verdiğin nimetlerden bir zerresini dahi hak etmiş değilim. Ey Allah’ım! Yine huzurunda şunu doğrularım ki, şu ana kadar
vücudumun her organı tarafından işlenmiş herhangi bir suç ve kabahatim varsa, huzur ve rahatlık duymam için ulu mağfiretinden affımı
beklerim».
Yine şöyle dediğini duymuştum: «Bir kimse nimetlerin tükenmemesini dilerse, kendisine verilen nimetlere karşı, Allah’a şükürde
bulunmalı, hata ve suçlarını itiraf etmelidir. Gaflette olup da böyle davranmayanlar, kendisine verilen nimetlerin eksileceğini ve yok olacağını
bilmelidirler».
Zamanımızın insanları çoğunlukla nimetlere karşı, nankörce davranmaktadırlar. Aldığı nimetlerden habersizdirler. Allah’a şükür de akıllarının ucundan geçmez. Bu insanlar otlakta başıboş otlayan hayvanlara benzerler. Böylece nimetlerin kendilerinden uzaklaşmasına ve
yok olmasına sebep olurlar.
Bir hadis-i kudside Hak Taala Musa’ya Salat ve selim ona olsun— «Ey Musa! Bir kulum sana kurtlanmış bir bakla da vermiş olsa,
(onu benden bilerek yine) bana şükürde bulun. Nefsini bu hediyeye ehil
ve hak sahibi olarak görme. Zira bunu ben sana bir bağış olarak gönderiyorum. Kullara yakışan budur”, buyurur.
Allah’a şükür etmenin bir yönü de bir kimse yeni bir elbise giydiği
vakit, eskisini sadaka olarak vermelidir. Yanında tutmamalıdır. Meğer ki uzaktaki akrabalarına göndermek gibi meşru bir niyetle saklaya.
Şunu bil ki, nimete karşı şükrün en büyüğü sözle değil, fiilledir.
Fiilen yapılandır. Hak Teâlâ, buyurur: “Ey Davud hanedanı şükür için
çalışın (1). Dikkat edilirse ayette fiili şükür emredilmekte, kavli şükür
değil. Ümmet-i Muhammed’in makamı daha yüksek olduğuna göre onların fiili şükürde bulunmaları daha çok matlubtur.
Sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allah’a şükrü sizde bırakmamış, ayakları şişinceye kadar, ayakta Allah’ına şükredip yalvarmıştı. Şükretmek hasta ve güçsüz kimseler için bir ruhsattır.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, kardeşim Efdaluddin şöyle konuşurdu: “Şükreden bir kimse yaptığı şükürleri de Allah’ın lutfettiği nimetlerden bilmelidir. Yoksa şükretmekle Hakk’ın nimetine karşılık verdiğini zannetmemeli. Kişi ömrü boyu kor bir ateş üzerinde secdeye kapanıp bir nimetin şükrünü edaya kalkışsa yine de o nimetin şükrünü
ifa edemez».
Ebu Dâvud ve Hâkim merfuan şu hadisi rivayet ederler: «Bir kimse
yemek yedikten sonra, «Benim güç ve kuvvetim olmadığı halde bana
bu yemeği yediren, bu rızkı veren Allah’a hamd ü senalar olsun», diyerek, dua etmiş olsa, Allah o kimsenin daha önceden ve sonradan işlemiş
ve işleyeceği suçlarını af etmiş olur. Bir kimse yeni bir elbise giydiği vakit, «Benim güç ve kuvvetim olmadığı halde, bana bu elbiseyi giydiren, edeb yerlerimi örten, görünüşümü güzelleştiren Allah’a hamdler olsun», diyerek dua ederse, geçmiş ve gelecek günahları yarlığanır».
Hakim’in gelecek günahları…» kaydı yoktur.
Tirmizi ve diğerlerinin merfuan anlattıkları bir hadiste de, –Allah’ın rahmet ve rızası üzerine olsun-, Hazret-i Ömer yeni bir elbise giyerken, «Bana bu elbiseyi verip, edep yerlerimi örten, yaşantıma
ve görünüşüme güzellik veren Allah’a hamdolsun», diye dua ettikten sonra çevresindekilere şöyle hitab etmiştir: «Ben Resulullah Efendimiz’in bu konuda şöyle konuştuğunu duymuştum: “Bir kimse yeni bir elbise giyince, «Bana bu elbiseyi giydirip edep yerimi örten,
(1) es-Sebe’: 13
yaşantımı ve görünüşümü güzelleştiren Allah’a hamdler olsun”, dedikten sonra, üstünden çıkardığı elbiselerini bir yoksula sadaka olarak verirse, o kimse sağlığında ve öldükten sonra Hak Taâla’nın himaya ve sıyanetine girmiş olur”.
Beyhaki’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “Bir kimse yeni bir elbise giydikten sonra, eski elbisesini bir yoksula giydirirse, yoksulun
sırtında o elbiseden bir parça kaldığı sürece, o kimse sağlığında ve
ölümünde Allah’ın yanında ve Allah’ın zimmetinde olarak himaye
ve sıyanet görür»,
İbn Ebi’d-Dünya, Hakim ve Beyhaki’nin merfuan rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulur: “Hak Taala bir kuluna bir nimet verir, o kulu da bu nimetin Allah katından gönderildiğini anlar ve bilirse, o kul Allah’a hamd etmeden önce, Hak Taala o kuluna peşin
bir sükür yazmış olur. Bu kul bir suç işleyip o suçtan pişmanlık duysa, o kul, Hak Taala’ya tevbe ve istigfarda bulunmadan önce, Hak Taala o kuluna peşin bir af ve mağfiret yazmış olur. Bir kul yarım
veya bir dinara yeni bir elbise alır giyer, Allah’a hamd ederse, o elbise (yi daha giyerken) dizlerini örtmeden önce, Allah o kimseyi mağfirete kavuşturur”,
Allah daha doğrusunu bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. Verilen Nimetlerde Allahı Hatırlamak (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: