müslümanların ayıblarını örtmek ve hatalarından dolayı onları uyarmak

müslümanlarin ayıblarını örtmek ve
hatalarından dolayı onları uyarmak
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
birinde de müslümanların utanç ve kusur sayılacak amel ve davranışlarını gizleyip saklamamız, onları bu hatalarından dolayı usulünce
uyarmamız buyurulmaktadır.
Bu davranışımızın yararını dünya hayatımızda bulacağımız gibi
áhiret gününde de gözlerimizle bu davranışımızın yararını görmüş
oluruz. Herhangi bir kimse bir diğerinin ayıbını örter ve gizlerse, kendi
ayıbı da örtülür ve gizlenir. İnsanları kötülüyenler de, kötülediği ölçüde kötülük görür.
Aklı başında olanların dahi bir suç işlemekten veya bir günaha
düşmekten uzak kalacakları kestirilemez. Henüz bir suç çukuruna düşmedi ise, her an bir suç çukuruna düşme ihtimali bulunur.
Bir kimse çevresinde olup bitenlere baktığı zaman, insanların başına gelenleri az çok görmüş ve anlamış olur. Bunlardan bazıları yaka-
paca vali evine götürüldüklerinde ona yaranmak için gayret gösterirler. Çünkü, insanların mayası farklı olmayıp bir hamurdan yapılmıştır.
Bunlardan farklı olanlar yalnızca Allah’ın koruduğu peygamberlerdir.
Bu anlatılanların en fenası da âsilerin âsi huzurunda tevbeye zorlanmalarıdır. Hatta meşhur sözdür: Halk, kötü kadın biri tevbe etmiş deyince, o kötü kadın şöyle demiş: «Valinin Allah’tan korkmayan köpeklerinin baskısından kurtulmak için öyle davrandım, yoksa tevbe etmiş değilim. Bu kadın kendisinin bulunduğu durumu ve işlediği suçu unutmuş, nedâmet duymamış!…
Ey kardeşim! Şunu bil ki, âsi, itaatsiz bildiğimiz bir kimse kapısını
kapadığı, asilik ve itaatsizliğini açığa vurmadığı sürece onun neler yaptığını
bilmiş olsak da yaptıklarını gizlememiz gerekmektedir. Şayet
kötülüğü herkesin gözü önünde veya herkesin duyacağı bir şekilde yapmyorsa bu kimse hakkında bildiklerimizi saklayıp açığa vurmamamız gerekmektedir.
gerekmektedir. Eğer bir kimsenin kapısı ardında veya kulübesinde veya bodrumunda bir kötülük yaptığını görürsen, bunu ona buna anlatmamalısın. Ancak, onu doğru yola sokmak için gördüklerini kendisine
anlatmanda bir sakınca yoktur. Olabilir ki, senin sözlerinden ders alarak tevbe ve istiğfarda bulunabilir.
Zamanımızda bu ahidle amel etmek en müşkül bir iş haline gelmiştir. Zira, senin işlemiş olduğun ayıpları görüp de gizleyecek vefalı
bir arkadaş veya dost bulamazsın. Aksine olarak ayıbını görenler çevreye anlatıp yayacaklardır.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, İmam Gazâli Hazretleri, «Bir kimseyi sınamadan onu dost bilip, ona güvenmemelidir», der. Zira, bir kimse seninle iyi olduğu sürece senden gördüğü suç ve ayıpları saklar,
aranız açıldığı gün seni gördükleriyle vurmaya çalışır. İşte, zamanımızda Allah’tan gayrısını dost edinenlerde bu haller görülmektedir. Nitekim, tanıdığım ulu kişilerden biri olan Şeyh Yusuf el-Acemi’nin başından böyle bir olay geçmiştir: Bu zatın yolunda üç sene oturup çalışan
adamın biri, şeyhinin iltifatına kazanamadığından, bunun sebeblerini
öğrenmek için şeyhine baskı yapar. Şeyh ona, «Sen benim kusur ve ayıplarımı örtüp gizleyecek çok sevdiğim evladım yerindesin. Bu sebeble sana bir sırrımı açıklayacağım. Ben bu gece aile efradım arasına
gizlice girmiş yabancı bir kimseyi öldürdüm. Şimdi, bu öldürdüğüm
kimse evimde bulunmaktadır. Gece olunca onu oradan al, şu karşıki
sırta götür göm. Bu hizmetine karşılık sana bir altın vereceğim» der.
O da şeyhinin dediğini yapar, adamı alır, gömer. Ertesi gün şeyh müridine karşı sert ve kötü davranır, tekkesinden ayrılması için onu eşyalarıyla birlikte sokağa atar. Aradan az bir zaman geçince vali vekili
adamlarıyla birlikte gelerek şeyhi cinayet suçundan tutuklamak ister
ve şöyle der: «Elimizde bu cinayeti ispat edecek kuvvetli izler olduğu
gibi, öldürülen kimsenin nerede gömüldüğünü de biliyoruz». Şeyh de
tekkede bulunanlardan birkaç fakiri yanlarına katarak onlarla birlikte ölünün gömüldüğü tepeye giderler. Mezar kazılır, cinayet kurbanı
çıkarılır; bunun insan olmayıp battaniyeye sarılı ölü bir koyun olduğu
görülür. Şeyhini şikayet edip de tekkeden kovulan mürid, iftira suçundan bir hafta sonra asılır.
Otuz sene Şeyh ebussud el-Cârihi’ye hizmet eden dostlarımdan
biri olan Şeyh Şemseddin el-Busiri, kendi durumunu bana şöyle anlatmıştı: «Ben şeyhime otuz sene geceli gündüzlü hizmet ettiğim halde,
şeyhim benim hakkımda kuşku ve dikkatini eksik etmemişti. Bir gün
şeyhime, «Efendim, senden bir isteğim vardır. O da ilahi gizliliklerden
bir kaçını bana gösterip öğretmenizi dilerim», dedim. Şeyhim bu sözüm
üzerine bana, «Ey Muhammed oğlum! Ona buna ifşa etmemen için,
bunca sene karşında oturduğum halde vücudumdan çıkacak kötü bir kokuyu dahi çıkarmaktan çekinip korktum», diye cevab vermişti».
Bugün insanlarla ilişki kuracak olan, nefsini öyle terbiye etmeli
ki, ağlayıp sızlayan fakat sesi duyulmayan bir köle sessizliği içinde olmalı, Allah’ın gazabına uğramaktan çekinmeli, hiç kimseye kusurlarını
söylememelidir. Özellikle ilimleriyle amel eden bilginler, Allah ehli
doğru fakirler çok uyanık davranmalıdırlar. Çünkü bazı kimseler bu
gibilerin inançlarında, amellerinde bir gerilik, noksanlık, bozukluk bulunduğunu düşünürler. Bu düşüncelerinin doğruluğunu anlamak için
kendilerine başvurmadan, sathi olarak onlar hakkındaki kötü düşüncelerini insanlar arasında yayarlar; bu yüzden Hak Taâlâ’nın gazabına
uğramış olurlar. Zira, insanlardan çok Allah’a dayanıp güvenen bir kimseye Hak Taala yardımda bulunur. İşte Allah ehli fakirlerin ve bilginlerin halleri böyledir. Hiç bir yaratığın yardımına eyilimli olmadıkları
gibi, birlikte iyi veya kötü bir iş yapsalar dahi onları hakim ve valilere
kimse şikayet etmez. Onlar da devlet makamlarına başvurup hiçbir
kimseyi gammazlıkta bulunmazlar. Çünkü, edecekleri kimselerin de kendileri gibi Allah’ın bir kulu olduğunu bildiklerinden, Allah’a
ikramda bulunmak üzere bunu gizlerler. Hak Taala da bu gibilerin
ikramını ikramla karşılar, makamlarını yükseltir.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, şeyhim Aliyyü’l-Havvâs’ın bu konuda bir defa şöyle konuştuğunu duymuştum: «Allah’ın kullarından eza
ve cefaya tahammül edemeyen bir kimse, ben Allah ehliyim derse bilin ki yalan söylemiş olur”.
Yine bu zatın şöyle konuştuğunu duymuştum: Nefis, bir müslümanım ayıplarını göstermek isterse ona şöyle söyle: “Yapacağın işin nasıl bir meyve vereceğine bak. Sen bir müslüman kardeşinin ayıbını
açıklarsan Kıyamet gününde, dünyada seni doğru bilenlerin önünde, şahidlerin başta olmak üzere seni rezil rüsvay etmek için bütün ayıpların sayılıp dökülecektir».
O zaman ihtimal ki, nefis gördüklerini açıklamayacak, gizleyecektir. İnsanların ayıplarını açıklayacak kimse, nefsini Hak Taâlâ’nın
gazabına uğratacağı gibi, kendisi de âlemin gözü önünde rezil rüsvay
olur. Bundan sonra insanlar ona buğz ve düşmanlıkla bakarak ondan
uzaklaşmaya bakarlar. İşte bu davranış bir ahlaksızlık, düşüklük ve
kötülükten başka bir şey değildir. Allah’tan afiyet dileyelim. İnsanların ayıplarını kollayıp gözetenler fasık, ruhen bozuk kimselerdir.
Zira kötülükten arınmış kalbler insanlar hakkında ancak hayırlı şeyler düşünür.
Ulu kişilerden Şeyh Ebu Medyen, kendisinin ders verdiği fakir
müridlerinden birinin güzel, yakışıklı bir gençle halvete girdikleri sırada diğer fakir müridin onları kollayıp gözetlediğini görünce, gözetleyen müridi tekkeden dışarı atar ve ona, «Sen kötü olmasaydın kötü
düşünmezdin» der. Kovulan mürid de şeyhine, «Ey efendim! Yaptığıma pişmanım. Bir daha yapmamaya tevbe ediyorum», der. Şeyh de
tevbesini kabul ederek ona, arkadaşlarına gerçek kötülük yapmadan, onları yalnızca kötü düşündürecek davranışlarda bulunmasını emreder. Diğer yönden onun iftira ve töhmetine uğrayanlara da insanlardan görecekleri iftira ve ezaya katlanmalarını emreder ve onlara şöyle
bir öğütte bulunur: «Töhmetler yolunda yürüyen bir kimse, kendisi
hakkında kötü düşünene önem vermez ve ondan etkilenmez».
Şunu bilmelisin ki, bir kimseyi şikayet eden ve ona hakim tarafından zulüm ve eziyet yaptıran bir kimse, Allah ehlinin yürüdüğü yolda yürüyemez ve bundan kısmetini alamaz.
Ey kardeşim! Bu sebebledir ki, dünyadan, her türlü kirden örtülü
temiz olarak çıkmak istiyorsan, dost ve arkadaşlarının ayıplarını örtüp
gizlemeye çalışmalısın.
Allah affedici ve merhametlidir.
Müslim, Ebu Davud ki metin Ebu Dâvud’undur… Tirmizi, Nesai
ve İbn Mace merfüan şu hadisi rivayet ediyorlar: «Bir müslümanın
ayıplarını örtüp gizleyen bir kimsenin Hak Taala dünya ve ahirette
kusur ve ayıplarını örter; kul, kardeşine yardımcı olduğu sürece Allah da o kula yardım eder”.
Müslim’in merfüan anlattığı bir hadîsde, «İmanlı bir kimse, bir din
kardeşinin ayıp yönünü görür, onu gizlerse, Allah da o kimseyi bu
davranışıyla cennete sokmuş olur», buyurulmuştur.
Ebu Davud, Nesâî, «Sahih»inde ve İbn Hibban ve Hakim’in rivayetlerine göre: Heysem, Ukbe bin Amir ile yazışır. Ukbe’ye şöyle bir şikayette
bulunur: «Bizim öyle bir komşularımız vardır ki, gece gündüz
içki içerler. Bunları buradan uzaklaştırmaları için mıntıkamızın başkanına haber vereceğim». Ukbe ona, «Onları uyar, korkut, yalnız şikayet etme”, der. Heysem, şikayette bulunacağını ısrarla söyler ve
“Ben onları uyardım, bu kötü işten men etmeye çalıştım, fakat bir sonuç alamadım. Bu yüzden valinin adamlarına bunları buradan atmaları için şikayet gideceğim», der. Ukbe ikinci defa ona, «Sakın böyle
bir şikayette bulunma. Çünkü, salllalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in
şöyle buyurduğunu duymuştum: «Ayıp bir işi örtüp gizleyen bir kimse, toprağa diri diri gömülmüş bir kimseye can vermiş gibi olur».
Ebu Davud ve Nesâi’nin anlattığı bir hadise göre: Maiz, Peygamber’e gelip zina yaptığını söyleyerek dört defa ikrarda bulunur. Efendimiz de, taşa tutulmasını emreder ve Mâiz’in velisi olan Hezâl’a, «Şayet onun bu ayıbını elbisenle örtseydin senin için daha iyi olurdu»,
buyurur.
Ebu Dâvud ve diğerleri aynı hadisi Muhammed bin Münkedir’den
naklen göyle anlatırlar: «Mâiz yetim olduğundan vasisi Hezâl idi. Mâiz,
mahallede Fatıma adlı bir carinin ırzına geçer, vâsisi Hezâl da af ve
istiğfar için onu sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e gönderir ve
ne yaptığım söylemesini emreder». Allah en doğrusunu bilir.
Taberani rivâyet ediyor: Sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz
buyurur: «Din kardeşinin kötülüğünü öğrenen bir kimse, bunu çevreye duyurmayıp gizlerse, Hak Taala da o kimsenin kusurlarını Kıyamet
gizlemiş olur».
İbn Måce rivayet ediyor: «Bir kimse bir müslüman kardeşinin ayıbını saklayıp örterse, Hak Taala da Kıyamet günü o kimsenin ayıbını
örtüp gizlemiş olur. Müslüman kardeşinin ayıbını yayan bir kimseyi de Hak Taala rezil rüsvay etmek için ayıbını ev halkının içinde yaymış olur.
Tirmizi ve diğerleri merfüan şu hadisi anlatırlar: Efendimiz bir
hutbesinde, “Ey kalbine iman girmemiş, diliyle islam olan insanlar!
Müslümanlara eziyet etmeyiniz, ayıplarını kollayıp izlemeyiniz. Müslüman kardeşinin ayıbını kollayıp izleyen bir kimsenin ayıbını Allah
izleyip kollar. Allah, ayıbını izlediği bir kimseyi de aşiretinin içinde
olsa da rezil rüsvay eder», buyurmuşlar.
Allah’ın rızası üzerine olsun, Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullah bir
gün Kabe’ye bakarak şöyle der: «Ne azametlisin, sana olan saygı da ne büyüktür! Lakin, imani tam bir kul, Allah katında senden daha
azametlidir».
«İlahi yasaklar» bölümünde konuyla ilgili birçok hadisler göreceğiz.
Allah her şeyin en iyisini bilir.

Hayat-ı Şerifleri kategorisinde yayınlandı. müslümanların ayıblarını örtmek ve hatalarından dolayı onları uyarmak için yorumlar kapalı

Hz. Adem (a.s) ile şeytan


Adem aleyhisselam şeytan için imtihan idi
Şeytanda Adem aleyhisselam için imtihan idi
İkiside imtihanı kaybetti
Adem aleyhisselamın imtihanı kaybettiği için tevbe etti imtihanı lehine çevirdi tekrar kazandı.yönünü Rabbimize ve cennete doğru çevirdi.
Şeytan imtihanı kaybetti itiraza devam etti imtihanı aleyhine çevirdi.ikinci kez kaybetti hala hatasına devam ediyor.sırtını Rabbimize çevirdi.yönünü cehenneme çevirdi.
Alemlerin Rabbi Olan Allahımız yönümüzü ve yüzümüzü sana çevirdik.Cenneten cemalini görmeyi nasib eyle.imtihanları kazanmayı nasip eyle.amin
Es Seyyid Muhammed Sıddık Haşimi Hz.

....... kategorisinde yayınlandı. Hz. Adem (a.s) ile şeytan için yorumlar kapalı

4 Recep

Bakara 154.Ayet: Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Ebu Sa’îdi’l-Hudrî Radıyallahu Anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah yolunda cihad eden kimse Allah’ın şu garantisi altındadır: “Allah onu ya mağfiret ve rahmetine dahil eder (şehit olur), yahud sevap ve ganimetle sağ salim geri çevirir. Allah yolunda cihad eden kimsenin misali, hiç ara vermeden geceleri hep namaz kılan, gündüzleri de hep oruç tutan kimse gibidir. Bu hal evine dönünceye kadar böyledir.”

Kaynak : İbnu Mace Sünen (2754) – Hds :(6845)

Ey Alemlerin Rabbi Olan Allahımız senin dinin uğruna canlarını feda eden yiğitlerimizi canlarımızı Peygamberlerine evliyalarına komşu eyle.
cennetten cemalini seyretmeyi nasib eyle.
vatan sağ olsun diyen bağrı yanık anne babalara kardeşlere sabır ihsan eyle.amin
Vesselâm
Es Seyyid Muhammed Sıddık haşimi hz.

Hayırlı huzurlu bereketli nurlu cumalar olsun inşallah

....... kategorisinde yayınlandı. 4 Recep için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: