Haksızlığa Uğrayanlara Yardım Etmek (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

Haksızlığa Uğrayanlara Yardım Etmek
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
biri de, haksızlığa uğramış, zulüm görmüş kimselere yardım etmemiz hakkındadır.
Bu duruma düşmüş kimseleri korumak, yardım etmek için bütün
din kardeşlerimizi güçleri yettiğince bu hayırlı davranışa özendirmemiz
ve yöneltmemiz gerekir.
Bu ahidle amel etmek isteyenlerin birbirine düşman iki kimse arasını bulmak için büyük bir siyaset ve idare bilmeye ihtiyaçları vardır.
Başarılı bir siyaset ve idare ile verilecek bir karar sayesinde her iki tarafın kendilerine düşen veya gösterilen işi yapmaları sağlanabilir.
Özellikle, kendini büyük gören, kötü nefisli, kavga ve çekişmeyi seven kişiler çoğunlukla iki yüzlü dönek kimselerdir.
Zalim kişiler bu tip insanların arasından çıkar. Bunlar zulüm etmek için insanların arasından kendisine yardımcı arar ve ister. Kendi isteğine karşı gelenleri acı ve kötü bir dille haşlar, ona yapmadığı kötülüğü bırakmaz. Günümüzde bu sınıftaki kimseler insanları baskı altında bulundurmaktadırlar. Bu sebeble bazı kimseler zulme uğrayan insanlara yardım elini
uzatmaktan çekinmektedirler. Mesela bu tutum yüzünden padişahın
askerleriyle çölde yaşayan Arap aşiretleri arasında sık sık sopalı ve
silahli çarpışmalar meydana gelmektedir. Hiçbir kimse bunların arasına sokulmaya ve onları barıştırmaya cesaret gösterememektedir, Ne
yazık ki, bazı idareci ve hâkim kişiler de iki düşman tarafı birbiriyle
barıştırmak isteyenlere düşman olmuşlardır. Bütün bu kötü davranışlar, maiyet ve raiyete karşı gerçek anlamda iyi ve yumuşak davranmamaktan doğmaktadır.
Ey kardeşim! Bu ahidle amel etmek istersen önce idåre ve siyaset
yollarını öğrenmeye, sonra da zulüm görenle birlikte olmaya çalışmalısın. Aksi halde zulüm görenin yerine düşer, zulüm görmüş olursun.
O zaman bu zulümden seni kurtaracak bir kimseyi arayıp bulmak zorunda kalırsın.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun bu konu üzerinde kardeşim Şeyh
Efdaluddin şöyle konuşmuştu: “Bir mazlumun en büyük yardımcısı
düşmanının zulmüne karşı sabırdır. Çünkü, mazlum kişi bu sabri ile
Hak Taâlâ’nın kendisini her an gördüğünü, rızasını kazanmış olacağını
bilir».
Ben de bu yönü kendi üzerimde denedim. Düşmanımın bana yaptığı çeşitli eza ve cefaya sabırla katlandım. Sonunda Hak bu zulmü yapanı beklemediği ve ummadığı bir bela ve musibete düşürmüştü.
Zira, bir kutsi hadiste şöyle buyruluyor: “Kullarımdan bir kul benden
yardım ister ve ben de onun kalbden yardım dilediğini tesbit edersem,
ona yer ve gök ehli tuzak kursa dahi muhakkak onlara karşı kendisini
muzaffer kılarım».
Diğer hadiste ise, «Ben, susan, ağız açmayan sabırlı bir kimsenin koruyucusuyum» buyurulmuştur.
Ben de düşmanımı yok etmek için bu hadisin anlamına göre davranıp sabır gösterdim. Fakat onun bana yaptıklarına karşılık yine ona
acımış, Allah’ın gazab ve belâsının üzerine çökmemesi için kendisine
zahiren karşılık vermiştim.
Hak Taala Kitabı’nda şöyle buyurmaktadır: “Allah’a yardımcı olursanız, Allah da sizlere yardımcı olur”. Denendiğine göre; bir kimse Allah için hiddetlenir gazaba gelirse, o kimsenin gazabı ile Hak Taalanın
gazabını göstermiş olur. Bir kimse asabiyet kızıpp gazaba gelirse, Hak Taala o kimsenin gazabıyla gazaba gelmez. Zira, o kimse
kalbi bir inançla değil, nefsinin hiddetine kapılarak gazaba gelmiştir.
Bu sebeble Hak böyle bir gazaba karşılıkta bulunmaz.

Allah’n rahmeti üzerine olsun, şeyhim Aliyyü’l-Havvâs’ın bu konuda şöyle konuştuğunu duymuştum: «Zulüm ve eza gören din kardeşinin kalbini sabır tavsiye ederek güçlendiren bir kimse ona yardım
etmiş sayılır». Bu hal her insana değil, ancak, Allah ehli fakir kimseler olan, ehline yakışacak bir durumdur. Bugün Allah için bağışlayanlar, belalara sabır göstererek ecirlerini Hak’tan dileyenler
azalmıştır. İnsanlar çoğunlukla bütün güçleriyle dünya işlerine yönelmişlerdir. Hak Taala kötülük görenlerin kötü davrananlara aynıyla
mukabelede bulunmalarına izin vermemiştir. Onların içini serin ve
ferah tutmak için bazı imtiyazlar vermiştir. Bir kimse, kin ve gazabını
içinde tutmasını bilirse hasmına hiç mukabelede bulunmaması çok daha iyidir. Ancak karşılık vermediğinde bir fitne ve kargeşalığın çıkmasından korkulur ve bu fitnenin yayılma ihtimâli bulunursa o takdirde
haksızı cezalandırmak gerekir. Zira, gizliden gizliye yayılıp tutuşan
bir fitne ve kargaşalık, mukabelede bulunmaktan doğacak bir fitneden
daha kötüdür. Bazı insanlar düşmanlarına kötülükle karşı gelmeden
çekinirler. Böylelerinin içleri kin ve hiddetle dolup taşar. Sonuç olarak
düşmanından gördüğü eza ve cefaya karşı, kat kat ona eza ve cefa çektirirler. Allah ehli kimseler kötülük yapana aynıyla mukabelede bulunmanın da bir kötülük olduğunu düşünerek, “Şayet bizler kötülük
yapana, yaptığı kötülük ölçüsünde karşılık verirsek o zaman kötülükten neyi bağışlamış ölürüz, biz de onlar gibi kötü kimselerden olmaz mıyız?» demişlerdir. Özellikle Allah Taala cezaya misliyle mukabelede
bulunma şartını koşarken mukabele etmemeye de işaret buyurmuştur.
Çünkü, söz ve fiillerle birbirlerine karşılık verme keyfiyeti etki ve eza
yönünden müşahhas bir kötülükle bir ölçüde tutulması imkânı yoktur.
Bunun için Allah ehli fakirler, barış ve affetmeyi kendilerine şiar edindiler. Allah affedici ve merhametlidir.
Ebu Dâvud merfuan şu hadisi rivayet eder: «Müslüman bir kimse
diğer bir müslümanı bir yerde rezil rüsvay eder, onun şeref ve haysiyetini kırar, ırz ve namusuna söz ve dille sataşırsa Hak Teâlâ o kimseyi kendinden yardım isteyeceği bir yerde rezil rüsvay eder. Bir müslümanın ırz ve namusuna sataşıldığı bir yerde, diğer bir müslüman o
kimseye yardım ederse, Hak Taals o kimsenin muhtaç olduğu bir yerde ona yardımda bulunur».
Ebu’ş-Şeyh ve İbn Hibbân merfuan şu hadisi rivayet ederler: «Allah’ın kullarından bir kula kabrinde yüz sopa vurulmuş buyurulmuştur. O kimse henüz bir sopa yemişti ki, Hak Taâla’ya yalvarıp yakarmaya başlar. Bunun üzerine kendisine bir değnek vurulur. Kabri ateşle
dolar. Bu ateş üzerinden kalktığı zaman, «Bana sopa vurulmasının
sebebi nedir?» diye sorar. Ona, «Sen hayatta iken bir kere taharetsiz (abdestsiz) namaz kılmış, yanından geçtiğin mazlum bir kişiye yardım
etmemiştin. Bunun için sana bu ceza verilmiştir», denir».
İbn Hibban’ın diğer bir rivayeti şöyle: «Hak Taala şöyle buyurur:
Yüce gücüme ve celâlime yemin ederim ki, nerde olursa olsun, erken
ve geç olsa da öcümü alırım. Yine zulüm gören bir kimseyi
görüp de ona yardım edecek durumu olduğu halde o kimseye yardım
etmeyenden de öcünü alırım».
Ebu Davud merfuan şu hadisi rivayet eder: “Bir münafıka karşı
bir mü’mini koruyan kimsenin etini Kıyamet günü cehennem ateşinden
koruyacak bir meleği ona gönderirim».
Şeyhayn ve diğerlerinin anlattıkları bir hadiste şöyle buyurulur:
Müslüman kardeşine zâlim veya mazlum olsun yardımcı ol». Bu sözleri duyanlar Efendimiz’e, «Ey Allah’ın Resülü! Din kardeşim zulüm
görürse ona yardımcı olurum (bunu anladım din kardeşime zulüm
eden bir zâlime nasıl yardım edeyim?» diye sorunca, Efendimiz, «Yaptığı zulmü durdurur, onun bu zulmüne mani olursun bu davranışınla
ona yardım etmiş olursun», buyurmuşlardır.
Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: «Bir kimse zâlim de olsa, mazlumda olsa din kardeşine yardımcı olmalıdır. Zâlim olduğunu görürse
zulmünü azaltmaya veya yumuşatmaya bakmalı. Böylece ona yardım
etmiş sayılır. Bir kimseyi mazlum olarak görürse ona yardım etmelidir».
Allah en doğrusunu bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. Haksızlığa Uğrayanlara Yardım Etmek (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: