insanlara karşı merhametli olmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

insanlara karşı merhametli olmak
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
birinde de, mü’min olsun kafir olsun, şer’i yoldan ayrılmadan Allah’ın yaratmış olduğu insanlara karşı merhametli olmamız buyurulmuştur. Fakat merhamette aşırılığa düşmemeliyiz. Mesela elimizle beslediğimiz bir koyuna acıdığımızdan kesemediğimiz gibi, merhamette de aşırı gitmememiz gerekmektedir, Zira merhametin de aşılmaması lazım gelen özel bir sınırı vardır.
Hak Taala, nefsine, merhametlilerin en merhametlisi anlamına
gelen «Erhamürrahimin» adını vermiştir. Hak Taálá, hayatımızı sürdürmemiz için bizlere hayvanların kesilmesini buyurmuşlardır. Bizler bu hayvanları keserken kalbimiz onların hesabına üzülür ve acır.
Yine sürüden bir hayvan ayrılır ve ardısıra bizi yorarsa, usulünce o
hayvanı döveriz. Çocuk olsun, köle olsun, hayvan olsun; toplumdan
ve sürüden sapanları, toplumuna veya sürüsüne katmak, doğru yola döndürmek için, onlardan öc almak gayesiyle değil, onlara acıyarak; terbiye etmek, uyarmak gayesiyle onları dövüp azarlarız. Bu türlü davranışımızla onlara kendi nefislerinden daha merhametli olduğumuzu Muhammed’in ahlakı veraseti ile göstermiş ve anlatmış
oluruz.
Ben, din kardeşlerim hayır yönünden bir şey kaybettikleri vakit
onların hesabına büyük üzüntü duyarım. Karınlarını doyurmaya,
ırz ve namuslarını koruyup örtmeye yetecek miktardan fazla bir mala sahip olmamalarını arzu ederim. Kendilerini Rablerinden uzaklaştıracak dünyalıklara kavuşmalarını hiç istemem. Halbuki onlar bunu arzu ederler. Yine ben, onların suç ve hatalarını affettirip giderecek hastalıklara maruz kalmalarını isterken, bu hastalıklar onları
üzmüş ve sıkmış olur. Yine onlar için sevdiğim bir şey de, zalim kişilerin zulüm ve eziyetlerine karşı insanların sabırlı olmaları, sopalarla, ayakkabılarla dövülseler dahi, başlarına gelen bu türlü bela
ve musibetlere rıza göstermeleridir. Yine onlar için sevmediğim diğer bir şey, insanların çok sevdiği nefislerine olan yardımlarıdır ki,
bu hal onların nefislerine yenilmelerine yardım eder. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yolunu izleyerek, onlardan çok, dinlerine
ve nefislerine karşı merhametli ve şefkatli bulunmaktayım. İlahi
yasaklar bölümünde anlatacağım gibi, şöyle bir rüya görmüştüm: Beyaz billurdan bir yere, gümüş zincire bağlı bir levhanın
indiğini gördüm. Levhada üç göze vardı ki, bu üç gözeden sütten beyaz, baldan tatlı, buzdan soğuk bir su akıyordu. En üstteki göze üzerinde, «Bu göze Allah’tan güç almaktadır-, ortadaki göze üzerinde,
“Bu göze Arş’tan güç almaktadır», aşağıdaki göze üzerinde de, “Bu
göze Kürsi’den güç almaktadır” yazılıydı. Cenab-ı Hakk’ın ilhamıyla Arş’ın gücünden doğan sudan doyuncaya kadar kana kana su içtim. Sonra bu gördüklerimi rüya tabir etmekle tanınan Şeyh Şehabeddin’e bildirdim. O da bana, «Belirli ve meşru sınırlar içinde herkese karşı merhamet ve şefkat içinde bulunmaktasın», demişti. Bundan dolayı alemlerin Rabbine hamdler olsun.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, efendim ve hocam Aliyyü’l-Havvasın bu konu üzerinde şöyle konuştuğunu duymustum: «Bir kimsenin insanlara şefkatli ve merhametli davranmasının şartlarından
biri de, canlılara gösterilen bu davranışın cansızlara da gösterilmesidir. Örnek olarak, su içtiğimiz bir cam bardağı bir yerden alıp bir
yere koyacağımız vakit o bardağın ziyana uğramaması
dikkatli ve yavaşça yerine koymamız, o cansıza olan şefkat ve merhametimizden ileri gelmelidir. Bir gün elimde bulunan bir bardağı
sertçe yere koyduğumda, ah ve aman dediğini duymuştum. O gün
bu gün her ne zaman elime bir bardak almış olsam, bir canlı gibi onu yumuşaklıkla, sertçe davranmadan yerine koyarım”.
Allah’ın rızası üzerine olsun— bu zat hayvanlara karşı üstün
merhamet ve şefkat gösterirdi. Mesela, köpekler gibi ağzı var dili
yok hayvancıkların susadıklarında kuyudan su çekip içemeyeceklerini, insanların da evlerinde bulunan su yalaklarının kirlenmemesi
için onları evlerine sokmayacaklarını bildiği için, köpeklerin su içtiği çanak ve kabları eliyle doldururdu. Her gün talebelerinden bazılarını mezbahaya göndererek kediler için ciğer ve dalak gibi kesilen
hayvanların sakatatını aldırır, onları doyurur ve, «Günümüzün insanları çoğunlukla evlerindeki kedileri dahi doyuramamaktadırlar.
Bu hayvancıklar hayatlarını sürdürmek için, acıktıkları zaman gözlerine kestirdiklerini kapıp yemektedirler», derdi.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, bu zat duvar yarıklarında yuva
yapmış karıncaları dahi yoklar, un, ekmek kırıntısı gibi yiyecekleri
yuvalarının ağzına bırakır ve, «Rızıklarını almak için bu hayvanların dağılıp yayılmasını böylece önlemiş oluruz», derdi. Devam ederek, «Zira, karınca acıktığında rızkını bulacağı yere kadar yuvasından uzaklaşır, nefsini tehlikeye atar. Su içinde veya bir ayak altında kalıp ölmesi veya ayaklarının kırılması işten bile değildir. Bu suretle yuvasının ağzında hazır yiyecek bulursa uzağa gitme ihtiyacını duymaz», buyururdu.
Benim de başımdan bir olay geçmişti. Şöyle ki: Eşim Fatıma, yani Abdurrahman’ın annesi, bir gün vücuduna felç inerek ölecek duruma girmiş, bütün duygularını kaybetmişti. Evde bulunanlarla kayınvalidem kızının bu feci durumundan ne yapacaklarını şaşırmış,
bağırıp çağırmaya, dövünmeye başlamışlardı. Eşimin mizac yõnünden bana benzemesi ve dinine aşırı bağlılığı yüzünden. onun bu feci hali, beni de fazlaca etkilemiş, derin bir acıya sokmuştu. Ne yapacağımı bilmez durumda iken bir ses bana, «Evinin boş, kullanılmayan bir yerine gir; duvar yarıklarından birinde yuva yapmış bir sineği, haşarattan biri kollayıp yemek istemektedir. Sinek de korkusundan yardım için bağırıp çağırmaktadır. Gidip onu kurtarırsan
biz de senin eşini õlümden kurtarırız» demişti. Vakit geçirmeden boş
olan odaya girdim, duvardaki yarığı arayıp buldum. Oraya kulağımı verince, gerçekten sineğin yardım feryadını duydum. Duvardaki yarık parmak giremeyecek kadar dar olduğundan bir ince cubuk bularak yuvaya soktum, onu oradan çıkararak kendisini yiyecek haşereden
kurtardım. Boş odadan dışarı çıkınca eşimin birden kendine
geldiğini, ayağa kalktığını gördüm. Başta annesi olmak üzere ev
halkının hepsi sevinç çığlıkları atmışlardı.
Bundan önce geçen ahidlerde de belirttiğim gibi, —Allah’ın rızası üzerine olsun— efendim Ahmed Rufai Hazretleri Ümmü Abide denilen bir yerde, insanların şehirden sürüp çıkardıkları uyuz, hastalıklı, üstü başı yara içinde dökülen bir köpeği görür. Çölde aç ve hasta kendi haline bırakılan bu köpeğe acıyarak yattığı yerin üzerine güneşten korunması için bir gölgelik yapar, hayvanı
ilaçlar hasta vücuduna yarayacak yağları sürer, karnını doyurur onu kaynar
sularla yıkayarak yaralarını temizler, kırk gün kırk gece bıkıp usanmadan bu hayvanı iyi edinceye kadar uğraşır ve sonunda şöyle konuşur: «Kıyamet gününde Hak Taala’nın-Senin kalbinde benim yaratıklarımdan biri olan köpeğe karşı merhamet ve şefkat hissi yok
muydu?» diye beni sorumlu tutmasından korktuğum için bu hayvana bakmış, onu iyi etmiş idim».
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, kardeşim Şeyh Efdalüddin’in bu
konu üzerinde şöyle konuştuğunu duymuştum: «Bir kul bir hayvana
bindiği zaman terbiye ve edeb icabı ona acımalı, üzerinden inmelidir. Ancak bir mecburiyet karşısında, çaresiz kaldığında ona binmelidir… Allah’ın rızası üzerine olsun, bu zatın çok duygulu ince bir kalbi vardı. Bir eşeğin üzerinden indiği zaman, hayvanına karşı suç
işlemiş gibi davranır, onun hatırını almak için eşeğini õper, ondan
özür dileyerek, «Hakkını helal et» derdi. Bu zat yine şöyle konuşurdu: «Allah ehli bir fakir, rızkını arayan bir karınca ile kendi arasına,
karıncanın yuvasına veya yolu üzerine katran gibi onu bir rızka yaklaştırmaya mani bir şey koyacağına, o hayvancığa belirli bir kısmeti, yuvası yakınına koyması daha uygun düşer». Zamanımızda insanlar çoğunlukla (Kur’an hafızları dahi) bu ahidle amel etmemektedirler. Halk, bu tutumları yüzünden, «Ben, filan ve falan şu yemeği
yerken onlara bakıyordum, beni cimri fakihin kedisi gibi bıraktılar”
sözleriyle onları darbıl mesel yaptı.
Ey kardeşim! Allah’ın yaratıklarına ve kullarına bulundukları
basamak ve derecelere göre şeriat sınırları içerisinde merhametli
davran. Allah seni doğru yola yöneltsin.
Şeyhayn, İmam Ahmed ve Tirmizi merfüan şu hadisi rivayet
ederler: «Insanlara merhamet duymayanlara Allah merhamet etmez».
Imam Ahmed’in rivayetinde şu hadis ziyade vardır: «Bağışlamayan
bağışlanmaz».
Taberáni rivayet ediyor: Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz
bir konuşmasında, «Merhametli olmadan imanlı olamazsınız», buyurmuşlardır. Efendimizin bu öğüdünü duyanlar, «Ey Allah’ın Resülü! Hepimiz merhametliyiz», derler. Resülullah Efendimiz, «Bu, içinizden
herhangi birinizin (yalnız) arkadaşına merhamet etmesiyle gerçekleşmez, bütün mahlükata karşı merhametli olmak gerekir.
buyurur.
Yine Tebarani şu hadisi rivayet ediyor “İnsanlara merhamet
duymayanlara Allah da merhamet etmez-,
Taberani’nin diğer bir rivayeti şöyle: «Yeryüzündekilere merhameti olmayanlara, göklerde bulunanlar da merhamet etmez-,
Ebu Davud ve Tirmizi rivayet ediyorlar «Merhametli olanlara
Rahman da merhametli olur. Yerdekilere merhametli davranın ki göklerde bulunanlar da sizlere merhametli davransınlar-,
Imam Ahmed rivayet ediyor: «Merhametli olunuz ki, merhamet
göresiniz. Affedin ki, affedilesiniz. Doğru bir sözü hor ve zelil görenlerin vay başına geleceklere!… Bilerek (kötü) bir iş yapmakta ısrar
edenlerin vay başına geleceklere…
İmam Ahmed, Tirmizi ve İbn Hibban şu hadisi rivayet ederler
Büyüğünü saymayan, küçüğüne merhamet duymayan iyilik yolunda emir vermeyen, günah işleri yasaklamayanlar bizlerden değildir…
Taberani merfüan olan şu hadisi rivayet ediyor: “Bu
iş (umür-ı devlet) Kureyş’in hakkıdır. Çünkü, onlar, merhamet istenildiğinde merhamet gösterirler. Hüküm verdiklerinde de Adil davranırlar».
Yine Taberani rivayet ediyor: “Yer ve duruma göre gönlünü alçak
tutan, dilenmeksizin nefsini zelil gören, helalinden topladığı malı
(hayır uğruna) infak eden, yoksul, biçâre, zelil kimselere merhamet
duyanlara müjdeler olsun».
Ebu Davud- ki buradaki metin onundur- Tirmizi ve İbn Hibban şu hadisi rivayet ediyorlar: «Merhamet (duygusu) ancak şaki
(bedbaht) kişinin gönlünden çekilip çıkarılır».
Şeyhayn, Ebu Davud ve Tirmizi şu olayı naklederler: «Sallallahu
aleyhi ve sellem Efendimiz yanında Akra’ bin Haris et-Temimi bulunduğu bir sırada –Allah’ın rızası üzerlerine olsun– Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin’i öper. Müşarünileyh, “Benim on tane çocuğum var hiçbirini öpmemişimdir!» der. Efendimiz ona manalı manalı bakarak, «Merhametli olmayan merhamet göremez», buyururlar».
Şeyhayn şu hadisi rivayet ederler: “Çöl Araplarından biri sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e gelir ve, «Sizler çocullarınızı öpüyorsunuz, bizler öpmeyiz» der. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz
de, «Allah senin kalbinden merhamet hissini çekip çıkarmışsa ben ne
yapabilirim?», buyurur».
Hakim rivayet ediyor: Adamın biri sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz’e, «Ben bir davarı keserken ona karşı hiç merhamet duymam», der. Efendimiz o kimseye, «Ona merhamet duyarsan, Allah ta sana merhamet duyar», buyurmuşlardır».
Taberani ve Hakim rivayet ediyorlar “Adamın biri bir koyunu kesmek için yere yatırır, bıçağını bilemeye ballar. Sallallahu
aleyhi sellem Efendimiz o kimseye, -Sen bu hayvanı kesip öldürmeden ona ölümler mi tattiracaksin? Hayvanı yatırmadan önce neden bıçağını
bilemedin?», buyurmuşlardır»,
Abdürrezzak’ın anlattığı bir hadise göre: “Allah’ın rızası üzerine
Olsun,
Hazret-i Ömer, bir koyunu kesmek üzere sürükleyerek götüren
bir adam görür. Ona, «Be adam! Bu hayvanı ölüme güzellikle
götür-,
buyurur…
Abdürrezzak’ın anlattığı bir hadis: «Kasabın biri bir koyunu kesmek
üzereyken, hayvan kasabın elinden kurtulup kaçar ve sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bulunduğu yere gelir. Kasab da onun peşinden gelir, hayvanı bacağından yakalar, kesmek üzere sürükleyerek götürmek ister. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz koyuna hitab ederek, •Allah’ım buyruğuna karşı sabırlı ol der. Öte yandan kasaba, «Sana gelince, bu hayvanı tatlılıkla götürbuyurur.
Ebu Davud, –Allah’ın rızası üzerine olsun İbn Mes’ud’dan
naklen şu hadisi anlatır: -Şöyle ki, bizler bir yolculukta sallallahu
aleyhi ve sellem Efendimiz’le birlikte bulunuyorduk. Efendimiz hacetini gidermek için yanımızdan ayrılmıştı. O sırada bir kayakuşunun iki yavrusunu gördük. Yavruları tutup aldık. O zaman anaları
gelip başımızın üzerinde uçmaya başladı. Biraz sonra yerine dönen
sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz geldi. Kuşların durumunu görünce bize, «Bu hayvanın yavrularına bu kötülüğü yapan kimdir?
Yavrularını hayvana geri verin”, buyurmuşlardı. Yine bizlerin yaktığı
bir karınca yuvasını görmüştü. Bizlere, “Bu yuvayı yakan kimdir? , diye sordu. Biz de, “Bizler yaktık”, dedik. Efendimiz de, «Ateşle ancak ateşin Rabbı azab eder», buyurmuşlardı».
Imam Ahmed ve Ebu Davud şu hadisi anlatırlar: Sallallahu
aleyhi ve sellem Efendimiz ensardan birinin kapalı bulunan avlusuna girer, içerde bağlı bir deve görür. Hayvan, Efendimiz’i görünce inler ve iki gözünden yaşlar akmaya başlar. Efendimiz ona yaklaşır,
göz yaşlarını eliyle siler. Hayvan da susar. Orada, «Bu hayvanın sahibi kimdir?», diye sorar. Ensardan genç bir çocuk gelir, «Ey Allah’ın
Resulü! Bu deve benimdir”, der. Efendimiz, “Allah’ın sana mal olarak verdiği bu hayvana yaptığından korkmuyor musun? Onu dövüp
fazlaca yormuşsun. Üstelik aç bıraktığını da bana söyledi ve senin
kötü davranışların hakkında bulundu”, diye o genci azarlamışlardır».
İmam Ahmed, Yala Ali bin Merre’den şu hadisi rivayet eder: «Günün birinde salllalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le birlikte oturuyorduk. O sırada sahibinden kaçan kızgın bir devenin gelip Efendimizin elleri arasına başını sokarak geviş getirdiğini, gözlerinden de
yaşlar aktığını gördük. Resulullah Efendimiz bizlere, “Bu zavallı
hayvanın bir şikayeti var. Bu devenin sahibini bana bulun, buraya getirin”, buyurmuşlardı, Ben sahibini aramaya gittim, Devenin
ensardan birine ait olduğunu öğrendim. Onu yanıma alarak birlikte
Efendimiz’in yanına geldik. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz
ona, «Bu deve neden senden şikayet ediyor?» diye sordu. Devenin sahibi, «Allah’a yemin ederim ki, hayvanımın derdini bilmediğim gibi
ona ne yaptığımı da bilmemekteyim. Hem binek, hem su taşımada
kullanıyordum. Su taşıyamayacak duruma geldiğinden dün, onu kesip etini paylaşmaya karar verdik», diye konuştu. Efendimiz, -Ona dokunmayın. Onu bana bağışla veya sat», buyurdu. Adam, «Bu hayvanı sana hediye ettim, ey Allah’ın Resülü!» dedi. (Råvi der ki:) Sonra o zat devesini (sadaka mallarına vurulan işaretle) işaretleyip
Efendimiz’in buyurduğu yere götürdü”.
İmam Ahmed’in rivayeti şöyle: «Sallållahu aleyhi ve sellem
Efendimiz bir devenin sahibine, «Deven senden neden müşteki? Herhalde bu deve yaşlandığından, senin onu keseceğini düşünerek senden şikayetçidir-, buyurdular. Devenin sahibi, Efendimiz’e, «Buyurduklarınız doğrudur. Seni Hak Peygamberi olarak gönderene
yemin ederim ki, bu deveyi artık kesmem», dedi».
Yine İmam Ahmed’in bir rivayeti şöyle: «Sallalalahu aleyhi ve sellem Efendimiz (sikayetçi devenin sahibine) “Onu bana sat”, der.
Adam da, “Hayır, bu hayvanı sana bağışlıyorum ey Allah’ın Resulü!
Bu hayvan ondan başka geçim vasıtası olmayan bir ev halkınındır»,
der. Efendimiz adamın bu sözüne karşılık, «Onun (devenin) bu durumunu (geçim vasıtanız olduğunu) söylüyorsun ama o, çok çalıştırdığınızdan, yemini de az verdiğinizden şikayet etti, O halde kendisine iyi davranın», buyurmuşlardır».
Ibn Måce, Temim ed-Dåri (r.a.)’den naklen şu hadisi anlatır.
«Bizler sallållahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yanında oturuyorduk. Bir ara bir deve bize yaklaştı, sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in önünde durdu. Efendimiz deveye, “Gerçek bir şikayetin varsa söyle, dinleyelim. Yalan söylersen bunun vebali sanadır. Bizlere
iltica edip sığınanları Hak Taala emniyete alır”, buyurdu. Bu durum
ve davranışı gören bizler Efendimiz’e, “Ey Allah’ın Resulü! Bu deve
ne söylemektedir?» diye sorduk. Efendimiz, «Bu deveyi sahipleri kesip etini yemek istemektedirler. Bundan dolayı yanlarından kaçıp
gelmiştir ve Peygamberinizden yardım istemektedir», buyurdu. O sırada devenin sahibi dostlarıyla birlikte gelip deveyi götürmek istedi. Deve onları görünce Efendimiz’in yanına sokuldukça sokuldu. Gelenler, «Ey Allah’ın Resulü! Bu deve üç gündür kayıp. Yanımızdan
kaçmıştır. Şimdi, senin ellerinin arasında bulunduğunu görüyoruz»,
dediler. Efendimiz onlara, «Deveniz kaçıp bana gelmiş, beni koru,
emniyete al diyerek sizlerden şikayet etmiştir. Sizler yaz günleri filanca
otlağa gitmek için üstüne binip gidermişsiniz. Kış olunca da onun sırtında sıcak olan yerinize dönermişsiniz. Bu hayvan büyüyünce onu damızlık olarak kullanmışsiniz. Bu sayede Allah sizlere
devenin sulbünden bir genç deve vermiş. Bu bereketli seneyi idrak ettiğinizde isr onu kesmeye ve etini yemeğe niyet etmişsiniz.
buyurdu. Onlar, «Ey Allah’ın Resulu Allah’a yemin ederiz ki, buyurduklarınız doğrudur-, derler. Efendimiz bizlere dönerek, “iyilik yapan bir köleye efendilerinin mükafatı böyle mi olur?», buyurdu, Onlar, “Ey Allah’ın Resülü Bizler bu deveyi ne keseceğiz ve ne de satacağız» dediler. Efendimiz onlara, “Sizler yalan söylemektesiniz.
Hayvan sizden yardım istedi, ona yardımda bulunmadınız. Benim
merhametim sizlerden daha öncelik kazanır. Zira, Hak Taala münâfıkların kalblerinden merhameti alarak iman edenlerin kalbine sokmuştur», buyurdular. Deveyi sahiplerinden yüz dirheme satın aldıktan sonra deveye, «Ey deve! Seni Allah uğruna hür kıldım», buyurdu. Deve, Efendimiz’in bu hitabına karşı büsbütün yanına yaklaştı.
Ağzını köpürdeterek bir şeyler mırıldandı, Efendimiz de -Amin- dedi. Deve ikinci defa yine Efendimiz’e sokularak ağzını oynattı, Efendimiz yine «Amin» dedi. Bu davranış dört defa tekrar edildi. Her seferinde Efendimiz “Amin” dedi. Devenin dördüncü defa Efendimiz’e
sokulup ağzını oynatmasından, Efendimiz’in gözlerinin yaşarıp ağladığını gördük. Bizler, sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e, “Ey
Allah’ın Resülü! Bu deve size neler söyledi?» diye sorduk
Efendimiz deve bana, «Ey Allah’ın Resülü! Allah seni İslåm’a Kurana bağışlayıp hayırlı kılsın», dediğinden ben de ona åmin diye cevap verdim
Sonra yine bana, «Benim korkumu nasıl üzerimden attıysan Allah
da Kıyamet gününde ümmetinin korkusunu üzerinden õylece atsın»,
dedi. Ben de onun duasına karşılık vererek amin dedim. Üçüncü defa deve bana, «Kanımın akmasına nasıl mani oldunsa, Hak Taala
ümmetinin kanını ümmetinin düşmanlarından korusun», dedi. Ben de
åmin dedim. Dördüncü defa bana, «Ümmetinin fertleri arasında onları birbirine düşürecek fitne veya kötülüğü Allah onlara kısmet etmesin», deyince kendimi tutamadım ağladım. Çünkü devenin bana
söylediği (dört hasleti) Rabbimden istemiş, Rabbim de bu hasletlerden (ilk üçünü bana vermiş, fakat sonuncusunu) vermemişti. Bu husustaki isteğimi geri çevirmişti. Cebrăil’in bana bildirdiğine göre,
ümmetimin fenasının (helákinin) kılıçla olacağı hususunda ilahi kader sebkat etmiş” buyurdular”.
Buhâri ve diğerleri merfüan şu hadisi rivayet ederler: «Kadının biri
bir kediyi, yerdeki artıkları ve haşereleri yememesi için bağlayıp aç bıraktığından ateşe girmiştir”.
Yine Buhâri’nin anlattığı bir hadisde, «Kadının biri bir kediyi yemeksiz ve susuz, bir yere hapsederek, yerin böceklerini dahi yemesine
mani olup, ölümüne sebebiyet verdiğinden azaba düşmüştür”, buyurulmuştur.
İbn Hibban’in rivayeti şöyle: Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, «Bir kedinin cehennemde bir kadını önünden ve arkasından tırmaladığını» gördüğünü anlatmış.
Imam Ahmed ve Taberani Veda Hacci’nda sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şöyle buyurduğunu rivayet ederler: “Köleleriniz(e
gelince) yediklerinizden onlara yedirin, giydiklerinizden giydirin. Onlar bir suç işler, affetmek de içinizden gelmezse Allah’ın kullarına azab
etmeyiniz, onları satınız”,
Tirmizi’nin köleler hakkında merfüan anlattığı bir hadisde; “Size karşı güzel davranırlarsa onları iyilikle karşılayın. Kötülük yapar, bir kusur ederlerse onları affediniz. Sizi alt edip yenmeye çalışırlarsa onları satınız, kendilerine azab etmeyiniz», buyurulmuştur,
Tırmızi ve Isbehani’nin rivayet ettikleri bir hadis: «Köle senin kardeşindir, ona güzel davran, onu perişan ve yenik görürsen, yardım et»,
İbn Hibban’ın merfuan rivayet ettiği diğer bir hadis: “Bir kölenin
yemesi, içmesi, giyinmesi, efendisine aittir. İnsana ancak gücü nisbetinde iş buyurulur. Öyleyse, kölelere bir vazife verdiğinizde, kendilerine
yardımcı olunuz. Sizin gibi yaratık (insan) olan Allah’ın kullarına eziyet etmeyiniz».
Ebu Davud ve diğerleri, Hazret-i Ali (r.a.)dan naklen şu hadisi anlatir: “Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ölmeden önceki son söz
ve öğüdü şöyle olmuştur: «Namaz, namaz… Emrinizde bulunanlar hakkinda (câriye ve köleleri kasdetmişlerdir) Allah’tan korkunuz”.
İbn Mace’nin rivayeti şöyle: «Yukarıdaki hadisi, Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun, Resullah Efendimiz dili duruncaya ruhunu teslim edinceye kadar tekrarlamışlardır».
Taberani ayni şöyle anlatır: “Sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz’in son sözü: “Emrinizde bulunanlar (câriye ve köleler) hakkında Allah’tan çekininiz. Bunların karınlarını doyururuz, giydiriniz,
onlara yumuşak, güzel sözler söyleyiniz».
Ebu Davud ve Tirmizi şu hadisi rivayet ederler: «Adamın biri Efendimiz’e, “Ey Allah’ın Resûlü! Hizmetçimi kaç defa affedeyim?» diye
sorar. Efendimiz o kimseye, «Günde yetmiş defa affet», buyurmuşlardır».
Bu konu üzerinde birçok hadisler vardır. Gelecek ahidlerde bunlardan bazılarını göreceğiz. Allah en doğrusunu bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. insanlara karşı merhametli olmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: