Akrabalarla Yakın İlişkide Bulunmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

Akrabalarla Yakın İlişkide Bulunmak
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
birinde de, bazı sebeplerle ilişkimiz kesilmiş olsa da, kan veya süt
yakınlarımız olan anne, baba, kardeş, kız kardeş ile anne kardeşlerinin kızları, dayıları, anne amcası kızları, amca kızları, hala, teyze
ve dayılarla devamlı ilişki ve yakınlığın kurulması, aradaki dargınlıkların giderilmesi buyurulmaktadır.
Bu yakın akrabalar yoksul oldukları takdirde bunlarla bağlantının kesilmemesi için, onlara yardım elini uzatmamız gerekmektedir. Onları yedirmek, doyurmak, hacetlerini gidermek, borçlu iseler
borçlarını ödemek, hapiste ise, onu oradan kurtarmak, kurtaramadığı takdirde ve uzakta bulunuyorsa hediye gönderip gönlünü almak,
yakında bulunuyorsa eliyle bir hediye götürüp vermek, hediye alacak mali gücü yoksa ona bir selâm gönderip hatırını sormak, gücümüz ölçüsünde bunları yapmak Allah ve Resulü’nün vasiyet ve emirlerindendir. Bunları yapacak gücü olup da, akraba ve yakınları ile
ilişkilerini kesenlerin hiçbir ameli Allah katına çıkmayacağı gibi, hiç
bir suç ve günahları da affa mazhar olmaz. Kadir Gecesi ve on beş Şaban gecesinde Hak Taala bütün halkını af ve mağfirete kavuştururken böyleleri bu mağfiretten mahrum kalırlar.
Zamanımızda, başkalarından geçtik, ilim talebelerinden ve meşahıstan bile bu ahidle amel edenler azalmıştır. Bunlardan biri, başarılı olup dünya hayatında biraz mal ve mülk sahibi olunca yoksul
bulunan yakın akrabalarını unutur, onlarla ilişkisini keser, hatta
daha ileri giderek, onlarla akrabalığını inkara dahi kalkışır. Bu gibiler, yakınlarına böyle davranmakla, kendisine hiçbir yönden akraba olmayan, bilgi ve düşünce yönünden de, kendilerine hiçbir yararı olmayan kimselere yardım elini uzatır, onları giydirir, doyurur,
sevinçli günlerinde de onlara malca yardımda bulunurlar. Bütün bu davranışları yabancılar gözünde kendisinin büyütülmesi, orada burada kendisi hakkında konuşulması için yapılmış boşuna bir gayretten başka bir şey değildir. Zira, bu gibiler akraba ve yakınlarına bakar, onları yedirir, giydirirse kendisine teşekkür edilmeyeceğini düşünürler.
Hak Taala bu gibilerin kalb gözlerini açmış olsaydı, Hak Taala’-ın buyruklarını öncelikle yerine getirirlerdi. Hak Taala bu gibilerin
kalb gözlerinden başka gören gözlerini de daha çok açmış olsaydı,
kendilerine teşekkür etmeyenlere daha çok yardım ve bağışta bulunurlardı. Onlar şükür etmeseler dahi, şükür edenlerden daha çok
sevinç ve huzur duymuş olurlardı. Zira, bağışta bulunan veya bir
yardım yapan bir kimseye teşekkür etmek yeterli sayılacağından bu
teşekkür ecir ve sevab taşıyamayacağından o kimse eli boş olarak
âhirete gitmiş olur. Bağışta bulunup da kendisine teşekkür etmeyenin ecir ve sevabını bir eksik yönü olmadan tümü ile ahiret gününde bulmuş olur.
Bu ahidle amel etmek isteyen bir kimsenin ilahi yakınlığın ne
olduğunu öğrenmek, kalb gözü ile ahiret gününü görmek, Allah’ın
buyruklarını yerine getirenlere Hak Taala’nın neler hazırladığını anlamak ve bütün bu yönlerde bilgi almak için yol sahibi bir şeyhe
bağlanması gerekmektedir.
Bir kul tarafından yapılacak şer’i bir iş yoktur ki, cennette basamağı olmasın. Yeter ki, o kul, Allah’ın buyruğunu yapmış olsun.
Kan bağını korumanın bir yararı yoktur, diyerek bunu bırakmakta
bir sakınca görmeyenlere âhiret gününde (akrabalık hukukunu gözetenler için hazırlanmış) makamlar gösterilerek işte, bu makamdan mahrum bırakıldın, denilir. Hadis-i şerifte, “Mü’min hayır yapmaktan doymaz», buyurulmuştur.
Şimdi biraz düşünelim, şayet dünyayı içindekilerle fazlaca seviyorsan dünya kazancı için uzak ülkelere gittiğin halde, Allah’ın anıldığı, Kur’ân’ın okunduğu bir mecliste oturduğun zaman, her yönden
seni uyku bastırıp uyuklamaya başlıyorsan, Hak Taala’nın anılmasında, ecir ve sevap yönünden senin için nelerin hazırlanmış olduğunu görmemiş ve anlamamışsın demektir. Bütün bunlar senin cenneti istemekte yavaş hareket ettiğinin bir delilidir.
Biraz dur da nefsine bak! Altın dolu deri bir tulumu bulunan bir
adam yanıbaşında oturup da sana, “Söylemiş olacağın her kelime
için bu tulumdan bir altın lira al» demiş olsa, artık sende uyku kalır mı? Bütün geceyi uykusuz geçirmeye çalışırsın. Biri sana, “Bu aldıkların yeter, bir iki saat uyu, biraz dinlen», demiş olsa sen dünyaya aşırı bir şekilde bağlandığından bu sözü duymamazlıktan gelirsin.
Şunu bil ki, Allah anılırken, Kur’ân okunurken, bu ve buna benzer dini bir ayin yapılırken uykusu gelenler, altın alma hırsı karşılığında uykusu kaybolanlar Allah’ın vaad etmiş olduğu ecir ve sevabın doğruluğunu anlamayan zayıf imanlı kimselerdir. Bu gibiler
dünya tokmağı ile vurup ses çıkaranlardır, herkesten çok ibadet etseler de Allah ehli olma yolunda kısmetleri olmayan kimselerdir.
Bunun için şöyle derler: «Olgun iman sahibi olmanın şartlarından
biri, Allah’ın gıyaben vaad etmiş olduğunu, önünde hazır duruyormuş gibi görmüş olmaktır». Bir insan en azından gözü ile gördüğünü görmediğinden üstün tutarsa o kimsenin imanının kemale ermedigi anlaşılır. Zamanımızda insanlar çoğunlukla kendi lisan halleriyle şöyle konuşurlar: “Peşin darı, mev’ud inciden daha iyidir”.
Ey kardeşim! Taşımakta olduğun hicab perdesinin inceliğine göre amel et. Akıllı ve öğretici yol sahibi bir şeyhe bağlanmalısın ki,
Allah’ın sana yapılmasını buyurduğu şeyleri öğrenip başarabilesin.
Uhrevi sevap peşinde koşma basamağından aşağı inenler kaybedenlerle (hüsrana uğrayanlarla) birlikte her şeylerini kaybetmiş olurlar.
Çünkü, böyleleri ne emre imtisalen ve ne de sevab kazanmak kastıyla amel
etmişlerdir. Halbuki ehl-i cennet bu iki esasa dayanarak
amel ederler. Kâmil insanlara gelince, cennetlik olan bu kimseler
sırf Allah’ın fazlına güvenirler. Bunların amelleri az da olsa çok da olsa durumları değişmez. Çünkü onlar amellere itimat etmezler. Onlar bilirler ki, amelleri yaratmak kendi kudretlerinde değildir. Ancak Allah’a karşı görgü âleminde olan Rububiyet hakkını vermek,
bunda kusur etmemek için çalışırlar. Allah’ın kendilerine gösterip
kısmet ettiği ve etmediği amellerinden dolayı, devamlı olarak Allah’a tevbe ve istiğfarda bulunurlar. Zira onların kalblerinde Allah ile birlikte bulunmanın hükümleri vardır ki, bu hususları açıklamak doğru değildir.
Şeyhayn merfüan şu hadisi anlatır: “Allah’a ve ahiret gününe
iman etmiş bir kimse kan akrabalığını sürdürsün (bu bağı koparmasın)».
Ve yine merfüan rivayet ettikleri bir hadisde, “Bir kimse rızkının genişleyip artmasını ve ömrünün uzamasını isterse kan yakınlığını
korumalıdır», buyurulmuştur.
Tirmizi merfuan şu hadisi anlatır: «Kan akrabalığınızı devam
getireceğiniz şeyleri soyunuzdan öğreniniz. Çünkü sıla-i rahim aile
sevgisini sürdürdüğü gibi malın çoğalmasına ve ecelin geciktirilmesine vesile olur».
Bezzar ve Hakim rivayet ediyorlar: “Bir kimse ömrünün uzamasını, rızkının çoğalmasını, kötü bir ölümle ölmemesini isterse Allah’tan korkmalı, kan bağını muhafaza etmelidir”.
Bezzari ve Hâkim’in diğer rivayetleri söyle: “Tevrat’ta şöyle yazılıdır: Hayatının uzamasını, rızkının çoğalmasını seven bir kimse
kan yakınlığını korumalıdır».
İmam Ahmed «Zevaid»inde, Bezzar Ceyd isnadla ve Hakim merfu olarak rivayet etmişlerdir: «Kimin ömrünün uzatılması, rızkının genişletilmesi ve kendisinden kötülüğün giderilmesi hoşuna giderse, Allah’tan korksun ve sıla-i rahimde bulunsun”.
Ebu Ya’lâ’nın merfüan anlattığı bir hadis: «Allah, sadaka vermek
ve kan bağını korumakla insanın ömrünü uzatır, bu iki hasletle kişiyi
kötü ölümden, mekruh ve sakıncalı şeylerden korur”.
Taberani ve Hakim rivayet ediyorlar: «Sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz buyurur: «Hak Taala toplumlarla ülkeleri yenileyerek, insanların mallarını artırarak onlara bolca verir, onları yarattığı günden beri kendilerine buğz ederek dönüp bakmamıştır», Efendimiz’in bu
konuşmasını dinleyenlerin, “Ey Allah’ın Resulü, sebebi nedir?» sorusuna Efendimiz, «Toplumların kan yakınlığını korumalarıdır», buyurur».
İmam Ahmed’in rivayeti şöyle: “Kan yakınlığını korumak, iyi
komşuluk yapmak, güzel ve üstün ahlakla ülkeler yenilenir, yeşerir,
ömürler artar»,
Taberani ve İbn Hibbân, Ebu Zer’den rivayet ediyorlar: “Ebu Zer
anlatır: «Dostum sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz bana, ters geri etse dahi (yüzvermese dahi) kan yakınlığını korumamı tavsiye etmişlerdir».
Allah en doğrusunu bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. Akrabalarla Yakın İlişkide Bulunmak (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı

Köre Ne? Virüsü


Enam 17.Ayet: Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.

Hayırlı bereketli nurlu huzurlu sabahlar
Yeni güne
Ya Allah ya Bismillah
Tevekkeltü ya Rahmân
ya Rahîm

....... kategorisinde yayınlandı. Köre Ne? Virüsü için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: