abdest tazelemeye devam etmek (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

abdest tazelemeye devam etmek
Sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerine göre, ilahi bağışları kabul etmeye hazır olabilmek için abdestimiz varken dahi abdest tazelemeye devam etmeliyiz.
Zira Hakk Taálá’nın kullarına bağışlamakta olduğu lütuf ve ihsanları hiçbir şekilde kesilmeyerek gece ve gündüz devamlı olarak
kullarına verilmektedir. Hak Taala bir kimsenin basiretini açtığı takdirde, o kimse kendi nefsinin devamlı olarak Allah Taâlâ’nın huzurunda oturduğunu görür.
Özellikle bu sıfat Allah’ın yakın kulları olan salih kişilerle velilerine mahsustur. Zira zahiri ve batıni ilimlerde ilahi varidatın en
çoğu bu gibi zatlara indirilir. Birçokları bu yönden gaflettedirler.
Zamanımızda ileri basamaklarda gördüğüm asrımız velilerinden
bazısı şunlardır: Şeyh Muhammed ibn Anan, Şeyh Muhammed ibn
Davud, Şeyh Muhammed el-Adl ve yine bu mertebeye ulaşmış Mısır
Devleti’nin ileri gelenlerinden Emir Muhyiddin ibn Übey el-Esbağ,
babası Emir Yusuf, mübaşirlerden Abdülkadir Zermeki, tüccardan
Celalüddin ibn Fakusa, Alimlerden kardeşim el-Abd es-Salih Şemsüddin Şerbini ve dostu Şeyh Salih es-Simli, valinin adamlarından Hacı
Ahmed el- Kavvas. Bu zat, mescidde uyuklayan bir kişinin uyku halinde pis bir koku çıkardığını duyunca, bu işi kendisi de yapması korkusundan mescidde uyuklamadan vaz geçmiştir.
Şayet bu gibi haller emir’lerde ve valinin adamlarında görülürse hiç şüphesiz bilginlerin, salih kişilerin taharet ve nefis temizliğine
daha çok dikkat ve itina etmeleri gerekir.
Hocam ve efendim Şeyh Muhammed ibn Anan, abdest bozduktan sonra herhangi bir nedenle abdest suyu geç ulaştırıldığında ellerini duvara vurur, teyemmüm ederdi. Her ne kadar bu teyemmümle
namaz kılması caiz değilse de, bu işi sırf abdest suyunu bulup abdest alıncaya kadar abdestsiz kalmaması için yapardı.
Mısır’ın Kahire’sinde Kurtlar Hamamı sokağında kendi halvetgahında medfun olan Şeyh Tacüddin ez-Zâkiri de abdest aldıktan sonra
bir hafta süre ile beş vakit namazlarını aynı abdestle kılar ve abdest
tazelemezdi. Abdest bozmaya ancak cumadan cumaya çıkardı. Geri kalan günlerini gece ve gündüz, herkesin yaptığı gibi yiyip içmekle beraber, bir hafta abdest bozmadan aynı temizlik içinde geçirirdi.
Bu zat hakkında malumat isteyince, «Bu zatın ağzından karnına inen
her şeyin, şeyhin şiddetli cezbesinden yanıp gittiğini” söylemişlerdi.
Şeyh Muhammed el-Anan ise az yer, mümkün mertebe helâya
az giderdi. Bu yönden şöyle derdi: “Bizim gibiler farkına varmasalar
da Hakk Taala’nın meclisinde devamlı olarak bulunurlar.» Padişah, kölesine üç gün huzurumda ayrılmadan oturacaksın, kendini ona göre hazırla, demiş olsa; kölenin şerefli efendisinin bu emrini yerine getirmek için ilk alacağı tedbir yeme ve içmesini azaltmasıdır. Aksi takdirde tuvalet ihtiyacı hissedeceğinden edeb yerlerini açarak ve şeytanlar çevresini sarmış olarak abdest bozmaya çıkar ve orada bulunduğu sürece yanına melek dahi yaklaşmaz.
Haber aldığımıza göre İmam Buhari Hazretleri yemeğini o kadar
azaltmıştı ki, günde bir tek hurma veya bir tek bademe indirmişti. Bu
hareketinden hiçbir zarar da görmemişti.
Yine haber aldığımıza göre, Allah’ın rızası üzerine olsun, İmam
Malik Hazretleri üç günde bir kez yemek yerdi. Sebebini soranlara,
«Allah’ın huzurunda abdesthaneye gidip-gelmekten utanıyorum», buyurmuşlardı.
Değerli kardeşim Efdaluddin hacca gidip ihrama girince, tam on beş gün ne küçük suyunu dökmüş ve ne de büyük abdestini yapmıştır.
Sebebini soranlara, «İçimdeki çöpler ve artıklarla bu mukaddes toprakları kirletemem; Allah’tan utanırım», derdi,
Yine kardeşim ve kıymetli dostum, Allah’ın rahmeti üzerine olsun,
Ebu Abbas el-Harisi’nin abdest bozmaya çok az gittiğini görmüştüm.
Ey kardeşim, işte bu gibi kişileri izlemen icab eder. Efendim Ebü’l-
Mevahib şu beyti inşad etmişti:
«Sen daima huzurdasın
Ah! Bunu bir bilebilseydin!»
Bu cihetle bir hocaya bağlanmış olursan Allah’ın azametini, ilahi
meclisin heybet ve büyüklüğünü ve oraya devam edenleri öğrenmiş
olursun. Bir kere buna alıştın mı, artık oradan ayrılmak sana zor gelir.
Oradan ayrılmaktansa kılıç darbeleri altında acı çekmek sana daha kolay gelir. Hakk Taala meclisi sofrasındaki yemeğin lezzetini bilmedigin için o sofraya seni götürüp yerleştirecek birini bulmalısın; o vakit
Hakk Taala hidayetini üzerine almış olur.
İbn Mace sahih bir senedle, Hakim, Buhari ve Müslim’in şartlarına
göre sahihtir dediği, İbn Hibban’ın da «Sahih’inde merfuan rivayet ettiği bir hadiste, «Doğru yolda yürüyün; amellerinizin neticelerinin ne
olduğunu siz hesab edemezsiniz. En hayırlı ameliniz namazdır. Namaza (gerçek) müminden başkası devam edemez”, buyurulmuştur.
Ben derim ki: «Namaza mü’minden başkası devam edemez» sözünden maksad, “Her an Allah’ın huzurunda bulunduğuna inanan kişiden
başkası devam edemez» demektir. Çünkü iman her makama göre bir
özellik alır, Mesela «Öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler sözünden
sonra, «iman etmiyorlar» cümlesi gelse, bu cümle önceki cümleye bağlanarak «Dirilişe inanmıyorlar» anlamını ifade eder. Yoksa bütün imanın şubelerini içine almaz. Yine “Zina yapan kul, zina ederken mü’min olarak zina etmek” hadisinde geçen “Mü’min olarak zina etmez» cümlesi, «Allah’ın kendisini gördüğüne inandığı halde zina etmez» demektir. Eğer Allah’ın gördüğüne inancı olsaydı, zina yapmaya cesaret edemezdi. Binaenaleyh tekalif-i ilahiyeden herhangi birini yapıp yapmamakla imanın yok olması gerekmez, Fakat hadislerde geçen nefyin, imanın diğer sıfatlarını içine alması da muhtemeldir. Çünkü imanın tamamı bir bütün gibidir; bu bir olan bütünün bazı veya herhangi
bir kısmı çıkarılır atılırsa, imanın tümü çıkarılmış ve atılmış sayılır.
Mesela bazı kavimlerin, şu peygamberi tanırız, şunu tanımayız demeleri gibi… Bunlardan birini tanımayanlar, hiç birini tanımıyorlar
demektir. Bundan dolayı bu gibilerin imanı fasiddir, doğru değildir.
Allah daha iyisini bilir.

....... kategorisinde yayınlandı. abdest tazelemeye devam etmek (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: