Veba Hakkında

“HADİS”TE VEBA

Allah Resulü(s.a.v.)’in azatlısı Ebu Ubeyd şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah(s.a.v.), şöyle buyurdu:
“Cibril bana humma ve vebayı getirdi. Hummayı Medine’de tuttum; vebayı ise Şam’a gönderdim. Veba, ümmetim için bir şehâdet ve rahmettir; kâfir içinse bir azaptır.”
Rudani, C.1, H.no: 2337

Usame bin Zeyd’den rivayet edilmiştir:
Resulullah(s.a.v.) vebayı anarak şöyle buyurdu: “(Veba), İsrailoğulları’ndan bir güruha gönderilen bir ‘ricz’ veya azap bakiyyesidır. Veba bir yerde baş gösterir ve siz orada bulunursanız o yerden çıkmayınız! Şayet bir yerde baş gösterir ve siz orada olmazsanız o yere inmeyin!”
Tirmizi(O.Z. Mollamehmetoğlu), C. 2, H.no: 1071

Usame’ye: Taun hakkında Resulullah(s.a.v.)’den ne duydun? diye sorulmuş. Usame de: 
Resulullah(s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Taun(veba), bir azaptır. Beni İsrail’den bir kavme, yahut sizden önce geçen bir ümmete gönderilmiştir. Siz bir yerde o(nun çıktığı)nı duydunuz mu, o taunlu yere gitmeyiniz! İçinde bulunduğunuz bir yerde de taun zuhur ederse, ondan kaçarak oradan çıkmayınız!” 
Buhari, C.9, H.no: 1417, s. 206, 207.

Amir, babası Ebi Vakkas’dan naklediyor: Usame diyor ki: 
Resulullah(s.a.v.) şöyle dedi: “Taun(veba), bir ‘ricz’ veya azabdır. Yahut İsrail oğullarından bir kavme ya da sizden önce geçen bir ümmet üzerine gönderilmiş bir azaptır. Bir yerde onun zuhur ettiğini işittiniz mi o Taunlu yere gitmeyiniz. Bir yerde zuhur ederse, siz de orada bulunursanız, ondan kaçmak için oradan çıkmayın”.
Müslim, C.7, H.no: 92(2218)

Aişe’den gelen rivâyete göre, Aişe: Resulullah(s.a.v.)dan sordum da bana şöyle cevap verdi: “Taun(veba), şüphesiz bir azaptır; Allah dilediği kuluna gönderir. Yine muhakkak ki, Allah, taunu mü’minler hakkında şehadet vesilesi kılmıştır. Bir yerde taun zuhur eder de orada bulunan bir mümin, sabrederek, sevab umarak, bu taun yalnız Allah’ın takdir ettiği kimseye isabet eder, kanaatini besliyerek- bulunduğu şehirde kalırsa, muhakkak Allah ona şehit ecrinin misli sevap takdir eder.” 
Buhari, C.9, H.no: 1418

Usame’den: Allah Resulü(s.a.v.), “veba”dan söz ederek buyurdu ki: “Bu öyle bir ceza yada azaptır ki, bazı milletler buna uğratılmıştır. Daha sonra ondan bir kısmı yeryüzünde kalmıştır. Bazen gider, bazen gelir. Onun bir ülkede olduğunu duyan, oraya gitmesin. Bulunduğu ülkede olursa, ondan kaçmak için oradan ayrılmasın!” 
(Malik, Buhari, Müslim ve Tirmizi)Rudani, C.1, H.no: 2340, s. 346.

Ebu Musa şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah(s.a.v.), şöyle buyurdu: “Ümmetimin tükenişi ta’n ve taunla olacaktır.”  Denildi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Taun’u (vebayı) biliyoruz, peki ta’n nedir?” Cevap verdi: “Ta’n, ‘cinler’den olan düşmanlarınızın (şeytanların) çarpmasıdır. Mamafih her ikisinde de şehidlik vardır.”
Rudani, C. 1, H.no: 2344, s. 347.

Onun (Ebu Ya’la’nın) ayrıca Aişe’den benzeri rivayeti vardır ki, onda şöyle geçmektedir:
“(Ta’n) ümmetime develerin guddesi gibi, cin düşmanlarından arız olan bir şeydir. Kim ona sabredip durursa kendini Allah’a adamış gibi olur. Kim de ona yakalanıp ölürse şehit olur. Ondan kaçan ise, savaştan kaçmış gibidir.”
Rudani, C.1, H.no: 2345, s. 347.

Avf ibn-i Malik’den rivayet olunduğuna göre, şöyle demiştir: Nebi(s.a.v.) Tebuk gazasında meşinden (ma’mul) yuvarlak bir çadır içinde iken huzuruna girdim. 
(Görüşürken bana dedi ki:) “Kıyametin kopması yaklaştığı sıra (onun alametlerinden olmak üzere şu) altı şeyi say: 1) Benim ölümüm, 2) Beyt-i Makdis’in fethi, 3) (Taun-veba) ki, koyun kırımı gibi o sizi yakalayacaktır. 4) Mal çokluğu ki, siz, bir kişiye (ıvasız) yüz dinar verseniz bile (yine az ve küçük görerek) hoşnutsuzluğu ve husumeti sürüp gidecektir, 5) Bir fitne ki, Arap evlerinden girmediği hiçbir ev kalmayarak muhakkak girecektir, 6) Sizinle Benu Asfer (denilen Rum) arasında akdolunan bir sulh ki, düşmanlarınız musalahayı müteakip hıyanet ve nakz-ı ahd ederek üzerinize -her bayrağın altında on bin nefer olmak üzere- seksen kumandanın bayrakları altında üzerinize saldıracaklardır.”
Buhari, C. 8, Hno: 1313, s. 472, 473.

Enes b. Malik’den,
Nebi(s.a.v.)’in: “Veba (ile ölüm) her müslüman için şahadettir.” buyurduğu rivayet olunmuştur. 
Buhari, C. 8, H.no:1195, s. 292.

Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah(s.a.v.): “Medine’nin kapılarında ve giriş yerlerinde (muhafız) birtakım melekler vardır. Medine’ye taun(veba) ve Deccal giremez.” buyurdu.
Müslim, C.4, Hno: 1379, s. 265.

El-İrbâd bin Sâriye’den : Allah Resulü(s.a.v.) “Şehitlerle, yataklarında Ölen kimseler, Rabb’iniz katında vebadan ölenler hakkında tartışacaklardır. Şehitler: ‘Onlara da bizim öldürüldüğümüz gibi öldürüldüler’ diyecekler. Yataklarında ölenler ise: ‘Hayır, bu kardeşlerimiz tıpkı bizim gibi yataklarında öldüler’ diyecekler. Bunun üzerine Rabb’iniz şöyle diyecek: ‘Yaralarına bakın, eğer yaraları, Allah yolunda öldürülenlerin yarasına benziyorsa mutlaka onlardandır.’ Bakacaklar ve yaralarının onların yarasına benzediğini göreceklerdir.” 
(Nesai), Rudani, C.3, H.no:6149, s.201

İbn-, Abbas’dan: Ömer, Şam’a çıkıp Serğ mevkiine varınca kendisini Ebu Ubeyde b. el-Cerrah gibi ordu komutanları ve arkadaşları karşıladılar ve ona Şam’da veba olduğunu söylediler.
“Bana Ensâr’ı çağırın” dedi. Onları çağırdım. Onlarla da istişare etti. Onlar da aynen muhacirler gibi çeşitli görüşler bildirdiler. “Haydi siz de gidebilirsiniz, bana Kureyş’in yaşlılarından Fetih muhacirlerinden olanları çağır!” dedi. Onları da çağırdım. Onlar söz ve fikir birliği halinde, hatta aralarında iki kişi bile anlaşmazlığa düşmeden görüşlerini şöyle bildirdiler:
“Orduyu veba bulunan yere sürüklemeni istemiyoruz, geri dönmeni salık veriyoruz.” Bunun üzerine Ömer şöyle seslendi: “Ben deveme binip geri dönüyorum, haydi hazırlanın!”
Hepsi dönmek üzere hazırlandılar. Ebû Ubeyde şöyle dedi: “Ey Ömer! Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” Cevap verdi:
“Ey Ebu Ubeyde! Bunu keşke senden başkası söyleseydi!” Çünkü Ömer ona muhalefet etmekten hoşlanmazdı. İlave etti: “Biz Allah’ın bir kaderinden, yine Allah’ın diğer kaderine kaçıyoruz. Vallahi, senin develerin olsa; bir tarafı otluk, öbür tarafi çorak olan bir vadiye inerlerse ve sen de onları tercîhan otluk olan yerde otlatsan bu Allah’ın kaderiyle olmuş olmaz mı? Tutup onları çorak yere götürüp otlatsan yine bu da Allah’ın kaderiyle değil midir?”O sırada bazı işleri için orada bulunmayan Abdurrahman b. Avf çıkageldi. Onların aralarındaki ihtilâfı duyunca, şöyle dedi:
“Bu hususta benim bir bilgim vardır; Allah Resulü(s.a.v.)nün, şöyle buyurduğunu duydum:”Bir ülkede veba olduğunu duyarsanız, oraya gitmeyin. Eğer veba olan bir yerde bulunursanız sakın oradan çıkmayın!” Bunun üzerine Ömer, Allah’a hamd ü senada bulundu ve sonra oradan ayrıldı.
Ebu Davud, Hno:319, Buhari(Tıp 30/2)), Müslim, C. 7, Hno: 98(2219)

Not: Buhari’nin “Kitâbü’l-Enbiya” bölümünde; Taun(veba), şöyle tanımlanıyor:
Vücudun dirsek, koltuk, el ve parmak gibi yerlerinde çıkan ve şiddetli ağrılara, şişkinliklere sebep olan yaralardır. Yaranın etrafı siyah, yeşil veya menekşe rengi olur. Hastada kalp çarpıntısı ve kusmak gibi arazlar görünür.

....... kategorisinde yayınlandı. Veba Hakkında için yorumlar kapalı

7 Şaban

Enam 7.Ayet: Ve lev nezzelna aleyke kitaben fi kirtasin fe lemesuhu bi eydihim le kalellezine keferu in haza illa sihrum mubîn.

Enam 7.Ayet: Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.

Enam 14.Ayet: Kul e ğayrallahi ettehizu veliyyen fatiris semavati vel ardi ve huve yut’imu ve la yut’am, kul inni umirtu en ekune evvele men esleme ve la tekunenne minel muşrikîn.

Enam 14.Ayet: De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah´tan başkasını mı dost edineceğim! De ki: Bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi).

Enam 19.Ayet: Kul eyyu şey’in ekberu şehadeh, kulillahu şehidum beyni ve beynekum ve uhiye ileyye hazel kur’anu li unzirakum bihi ve mem belağ, e innekum le teşhedune enne meallahi aliheten uhra, kul la eşhed, kul innema huve ilahuv vahiduv ve inneni berium mimma tuşrikûn.

Enam 19.Ayet: De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur´an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: «Ben buna şahitlik etmem.» «O ancak bir tek Allah´tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım»

Enam 64.Ayet: Kulillahu yuneccikum minha ve min kulli kerbin summe entum

Enam 64.Ayet: De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan hastalıklardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine O´na ortak koşarsınız.

Enam 92.Ayet: Ve haza kitabun enzelnahu mubarakum musaddikullezi beyne yedeyhi ve li tunzira ummel kura ve men havleha, vellezine yu’minune bil ahirati yu’minune bihi ve hum ala salatihim yuhafizûn.

Enam 92.Ayet: Bu (Kur´an), Ümmü´l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.

Enam 59.Ayet: Ve indehu mefatihul ğaybi la ya’lemuha illa hu, ve ya’lemu ma fil berri vel bahr, ve ma teskutu miv verakatin illa ya’lemuha ve la habbetin fi zulumatil ardi ve la ratbiv ve la yabisin illa fi kitabim mubîn.

Enam 59.Ayet: Gaybın anahtarları Allah´ın yanındadır; onları O´ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O´nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

Enam 151.Ayet: Kul tealev etlu ma harrame rabbukum aleykum ella tuşriku bihi şey’a, ve bil valideyni ihsana, ve la taktulu evladekum min imlak, nahnu nerzukukum ve iyyahum, ve la takrabul fevahişe ma zahera minha ve ma betan, ve la taktulun nefselleti harramellahu illa bil hakk, zalikum vessakum bihi leallekum ta’kilûn.

Enam 151.Ayet: De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah´ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah´ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.

Enam 163.Ayet: La şerike leh, ve bi zalike umirtu ve ene evvelul muslimîn.

Enam 163.Ayet: O´nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.

Enam 11.Ayet: Kul siru fil ardi sümmenzuru keyfe kane akibetul mukezzibîn.

Enam 11.Ayet: De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!

Enam 44.Ayet: Felemma nesu ma zukkiru bihi fetahna aleyhim ebvabe kulli şey’, hatta iza ferihu bima utu ehaznahum bağteten fe iza hum mublisûn.

Enam 44.Ayet: Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.

Enam 88.Ayet: Zalike hudellahi yehdi bihi mey yeşau min ibadih, ve lev eşraku le habita anhum ma kanu ya’melûn.

Enam 88.Ayet: İşte bu, Allah´ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah´a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.

....... kategorisinde yayınlandı. 7 Şaban için yorumlar kapalı

kadınların evlerinde oturmaları (İmam Şarani-Uhudül Kübra)

kadınların evlerinde oturmaları
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de şudur: Kadınlara evlerinde oturmalarını, beş vakit namazlarını evlerinde kılmalarını emredip, evden dışarı çıkmaya heves etmemeleri ve yabancı vâizlerin vaazını dinlemeye ihtiyaç duymamaları için Allah ve Resulü’nün kendileri hakkında emrettiklerini yaptıkları takdirde ne derece fazilet kazanacaklarını onlara anlatacağız.
Çünkü bizler, ailemizin her durumundan dünya ve âhirette ve her yerde sorumlu bir durumdayız. Meğer ki ailemiz çok yaşlı ve insanı kendisinden uzaklaştıracak veya tiksindirecek çirkinlikte olsun. Böyle olduğu takdirde mesele kolaylaşmış olur. Zira fazilet ve güzellikler insana kerahet duygusu verecek tiksintilerle kuşatılıp sarılırsa, hiç şübhesiz faziletleri kazanmak için kerahet duyulanın bırakılması tercih edilir.
Zamanımızda vaaz dinlemeye giden kadınların başlarına gelenleri düşünecek olursak, hiçbir erkek aile reisinin karısının dışarı çıkmasına
izin vermemesi gerektiğini görürüz.
Zira bu zamanın kadınlarını bilgisizlik, yani cehalet öyle bir hale getirmiştir ki, bunların (genç kızlara) «Namaz yaşlıların ve ihtiyarların işidir…» veyahut «Namaz kadın hacılar içindir…» ve yine «Namaz köylü kadınlara farz değildir…» gibi sözlerini birkaç kez duymuştum.
Allah’ın rızası üzerine olsun, hocam Şeyh Ahmed ez-Zâhid kadınlara vaaz vermenin üstadı idi. Bütün vaktini kadınlara öğüt ve vaaz vermekle geçirir, onlar evlerinde tutsak olduklarından şeriat ahkâmından habersizdirler, diyerek kadınlar için yaptığı toplantılarda onlara
abdest alma usûlünü, namaz kılma keyfiyetini, oruç tutmayı, hacca gitmeyi, bunları yapmak için nasıl niyet edileceğini onlara öğretmeye çalışırdı.
Ve yine onlara koca hakkının ne olduğunu, kadınla erkeğin cimaını ve bunun âdâbını, orucun faziletlerini, ibadetlerin nasıl kemaliyle yapılacağını anlatır, öğüt ve dersler vererek onları eğitir, faydalı olmaya çalışırdı.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, bu hayırlı işte ondan daha ileri gidenlerden biri de Şeyh İbrahim el-Ca’beri idi [Bu zat Mısır’da Zafer
Kapısı dışında gönüllüdür. Kendisi kadınlara çok etkili vaaz ve öğütlerde bulunur, onlara dinlerinin inceliklerini ve ahkamını
öğretmeye çalışırdı.
Zamanımızın avam tabakasından geçtik, ilim tabakasına bakacak
olursak bunların bile gaflette olduklarını görürüz. Bu ilim talebesinden
birinin ev haline bakacak olursanız karısının gece ve gündüz yıkanmadan cenabet olarak gezdiğini, hiçbir vakit namazını kılmadığını görürsüniz. Kocası ise bunları gördüğü ve bildiği halde karısı sanki kendisinin efendisi imiş gibi bu hareketlerine hiç ses çıkarmadan onu öper,
kucaklar v.s. Erkeğin bu şekilde davranışı ancak iki şekilde yorumlanabilir: Ya dinin emirlerini önemsemiyor, ya da karısının «Hamam parasını ver…» veya «Benimle cimada bulunmayı azalt…» gibi paylama ve tehdidlerinden korkarak bu ve benzeri din ahkâmına aykırı şeyleri yapmaktan çekinmiyor.
Kadınlar hayız, lohusalık ve ihtilâm gibi durumlarla karşılaştıklarında hamam paraları kendilerine aittir. Bununla beraber hayız ve ihtilâm gibi şeyler cimaa nisbetle çok az vuku bulur.
Erkeklerin ahlâk ve davranışlarına gelince; bu gibi hallerde cimrilik yapmayıp hanımlarının ihtiyaç duydukları paraları, vacib olmamakla beraber kendilerine vermeleri iyi olur.
Nasıl ki kadın, kendisinin birleşme arzusuna yardım edip tatmin
ediyorsa, onun da karısına yönleri öğretmesi, ona yardım edip yol
göstermesi, hayırlı olacak her şeyi ona tavsiye etmesi icap eder.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, hocam Ali el-Havas’ın bu konuda
şöyle dediğini duymuştum: «Şeriat, kadınlara evlerinde namaz kılmalarını emretmekle yabancı kadınlara bakmaktan çekinmeyen insanlara
bu fırsatı vermeyip maslahatlarını temin etmiştir. Bunlar, her daim
kendilerinin Hak Taâlâ’nın huzurunda olduklarını, Allah’ın kendilerine
baktığını bilselerdi, Allah kadınların da erkeklerle birlikte namaz kılmalarını emrederdi.
«Şöyle bir düşünün: İnsanlar kadınlı erkekli hacca niyet edip giderler; orada kalbleriyle birlikte ihrama girerler ve Hak Taâlâ’nın murakabesi ve heybetinin etkisi altında bulunurlar. Kadınların orada yüzlerini ve ellerini gösterip açmaları nasıl olur, diyeceksiniz. Halbuki
Hak Taala bu mukaddes yerinde bu şekilde davranmalarını kadınlara emretmiştir. Zira orada hiçbir kimse helal olmayan yabancı bir kadına dönüp bakmaz ve ilgi göstermez».
Ey kardeşim! Şunu bilmelisiniz ki, gerek ailenizin ve gerekse kadın
hizmetçilerinizin dini yönlerinden ve manevi ihtiyaçlarından da sizler sorumlusunuz. Hakk Taala sizleri hidayetine alsın!
İmam Ahmed, İbn Hüzeyme ile İbn Hibban da «Sahih»lerinde merfuan
şu hadisi rivayet ederler: Sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz,
Ebu Humey es-Saidi’nin hanımı kendisine “Ey Allah’ın Resulü, seninle namaz kılmayı seviyorum” demesi üzerine, “Evet benimle namaz kılmayı sevdiğini biliyorum. Şu var ki, odanda kılacağın namaz hücrende
kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Hücrende kılacağın namaz da evinin herhangi bir yerinde kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Evinde
kılacağın namaz da kavminin namaz kıldığı mescidde kılmandan daha
hayırlıdır. Kavminin mescidinde kıldığın namaz ise benim mescidimde kılacağın namazdan daha hayırlıdır» buyurmuşlardır.
Rivayete göre Efendimiz’in bu öğüdü üzerine adı geçen kadın evinin en tenha ve karanlık bir köşesinde kendine bir mescid yaptırarak,
Allah’a kavuşuncaya kadar evinden ayrılmadan nama, ını orada kılmıştır.
Hafız Münziri şöyle demiştir: İbn Huzeyme bu hadisi şu başlık altında ayrı bir bölüm olarak zikretmiştir: «Kadının hücresinde namaz kılmasının evinde namaz kılmasından, kavminin mescidinde namaz
kılmasının da, sallalahu aleyhi ve sellemin mescidinde Peygamberimizin mescidinde kılınan bir rekât namaz, Mescid-i Haram dışında kalan diğer mescidlerde kılınan bin rekât namazın sevabına muadil olsa
da namaz kılmasından daha faziletli olduğunun beyan edildiği bölüm», İbn Hüzeyme bu başlığın altında şöyle demiştir: Resulullah,
«Şu mescidimde kılınan her namaz, başka mescidlerde kılınacak bin
namazdan daha üstündür» sözleriyle erkeklerin namazını kastetmiştir,
kadınların namazını değil.
İmam Ahmed, İbn Hüzeyme, İbn Hibban ve Hâkim’in de senedleri
sahihtir diye rivayet ettiği bir hadisinde Efendimiz, «Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin en iç köşesidir» buyurmuşlardır.
Ebu Davud ise, “Mescidleri kadınlarımıza yasaklamayınız, fakat evleri kendileri için daha hayırlıdır» hadisini merfüan rivayet eder.
Taberani ise –ravileri sahih hadis rivayet etmekle maruf olan
şu hadisi merfuan rivayet etmiştir: “Kadın bir avrettir (yani eksik
olup utanç ve haya ile bezenmiştir); evinden çıktı mı şeytan onu karşılar. Kadının Allah’a en fazla yakın olduğu yer, evinin en mahfazalı
yeridir».
İbni Hibban ve İbn Huzeyme “Sahih”lerinde merfu kaydıyla şu hadisi rivayet ederler: «Kadının Allah’ın yüzüne (rızasına) en yakın olduğu vakit, evinin en mahfazalı yerinde bulunduğu vakittir”.
Taberani ise hasen isnadla şu hadisi rivayet eder: “Kadınlar avrettir (yani haya ve utanç taşırlar). Kadının evinden çıkmasında bir sakınca yoktur; ancak onu şeytan karşılar ve ona: Seni kim görürse beğeniyor, der. Kadın elbisesini giyinmeye başlayınca ona, nereye gideceksin, diye sorulur. O da, bir hastayı yoklamaya veya bir cenazeyi
teşyie veya bir mescidde namaz kılmaya gidiyorum, diye cevab verir.
Halbuki kadın Rabbine evinde ibadet ettiği gibi hiçbir yerde ibadet edememiştir. »
Hafız Münziri bu hadisi şöyle açıklar: “Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in, “Kadın evden çıkınca onu şeytan karşılar» sözünden maksad, onun yolunu keser, gözlerini ona çevirir, onunla ilgilenir, onunla
bir iş görmeyi tasarlar demektir. Çünkü kadın kendisine tasallut edilmesi için sebep hazırlamıştır; o sebep ise evinden dışarı çıkmasıdır».
Taberani’nin anlattığına göre, Ebu Amr eş-Şeybâni bir gün Abdullah’ın kadınları cuma günü mescidden çıkardığını ve onlara «Ey kadınlar! Buradan çıkıp evlerinize dönerseniz sizler için daha hayırlıdır»,
dediğini duyar.
Hak Taala daha iyi bilir, daha güzel, daha merhametlidir.

....... kategorisinde yayınlandı. kadınların evlerinde oturmaları (İmam Şarani-Uhudül Kübra) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: