Oruç Hakkında (Ruhul Beyan Tefsiri 2. Cilt sayfa:318-326)

“Ey o bütün iman edenler! Üzerinize oruç yazıldı;
nitekim sizden evvelkilere yazılmıştı.
Bakara 183
Gerek ki, korunursunuz.
Sayılı günler…
İçinizden hasta olan veya seferde bulunan ise, diğer
günler sayisinca…
Ona dayanip kalacaklar üzerine de fidye, bir miskin doyumu…
Her kim de hayrına fidyeyi artirirsa hakkinda daha
hayirlidir. Bununla beraber oruç tutmaniz, sizin için daha
hayirlidir; eğer bilirseniz.
Bakara 184
Hasan Basri hazretleri buyurdular: “Eğer sen Allahu Teala
hazretlerinin: “Ey o bütün iman edenler!” dediğini
işitirsen, onu dinlemek için kulağını kaldır yâni kulağını dört aç.
Çünkü o, ya sana emredilen bir emirdir veya sana nehyedilen bir
yasaktır. ”

Cafer-i hazretleri buyurdular: Nidâ’da bulunan bir
lezzet ibâdetlerdeki bütün yorgunluk ve zahmeti giderir. Nida
sevenin sevdiğinin emrine bağlılığını ve hemen emredilene
koştuğuna işaret eder. Hatta sevdiği kendisine canını ateşe
atmasını emretse bile (gözünü kırpmadan) bunu yapar. ”
Oruç farz kılındı
“Üzerlerinize oruç yazıldı;”
Yâni üzerinize Ramazan-ı şerif ayının orucu farz kılındı. Çünkü
Allahu Teâlâ hemen bu âyetin ardında:
“Sayılı günler olarak. ” buyurdu. Daha sonra:
“0 şehr-i ramazan ki, insanları irşad için hak furkanı, hidayet
delili beyyineler halinde Kur’an, onda indirildi. Buyurulduktan
sonra:
-“Onun için sizden her kim bu ay şuhudda (seferde ve hasta
değil) ise, oruç tutsun; kim de hasta yahut seferde ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerden kaza etsin. ”
Buyurdu. Bu farzedilen oruç, Ramazân-ı şerif ayında tutulan
oruçtur. Yani, oruç kelimesi şeriat dilinde, niyetle berâber,
gündüz alışılmış olan şeylerden imsak yani kendini tutmaktır.
Oruç, takva yönünden üç’e ayrılır.
1-Avâmın orucu,
2-Havâssın orucu,
3-Havâssu’l-havâssın orucu
Avâmın orucu, yemek – içmek ve cinsi münâsebetten (ve orucu bozan diğer şeylerden) sakınmaktır.
Havâssın orucu, yukarıdaki esaslarla berâber, gözün,
kulağını, dilini, elini, ayağını ve diğer organlarını günahtan
korumaktır. Ağzıyla Kur’ân okur, hayırlı ve güzel şeyler konuşur.
diliyle tesbih, tehlil, tahmid, tevhid söyler. Gözüyle ancak helale
bakar, ayağıyla sadece helâl olan yerlere yürür. Kalbiyle zikir ve
fikirde bulunur. Gıybet, haset, kin ve düşmanlık gibi bütün kötü
düşüncelerden kendini arındırır.
Havâssu’l-havâssın orucu işe, avâm ve havâssın orucuna ilaveten kalbine ve diğer letâifine oruç tutturmaktır. Kalbi, masivadan yani Allah’tan gayri her şeyden uzak ve tertemiz bulundurmaktır.
Adem aleyhisselam’dan bu yana peygamberlerin ve
ümmetlerin üzerine yazıldı. Bunda hükmü te’kid, teşvik ve
muhâtabların nefsini, gönlünü hoş tutmak da vardır. Çünkü oruç
gerçekten zor şeylerdendir. Zor olan şeyler umumileşince taşınması kolaylaşır.
O zaman insanlar, bir şekilde onu yerine getirmek ister.
Oruçtaki benzetme
Zahir olan ayeti kerimede geçen teşbih (yâni benzetme) oruç
farz oluşunun aslınadır. Yoksa farz kılınan oruç ibadetinin
keyfiyetinde ve vaktinin beyanında değildir. Orucun vaktinin
beyan edilmesi:
Adem aleyhisselam “Eyyam-ı Beyz” de oruç tutardı.
Musa aleyhisselam’ın kavmi “Aşürâ orucunu” tutardı.
Bu ümmete farz kılınan orucun, her cihetten, önceki
ümmetlere farz kılınan oruca benzemesi şart değildir. Duada
denildiği gibi:
Allahım, (Peygamber Efendimiz hazret-i) Muhammed’e ve
aline, rahmet eyle; Hazret-i İbrahim’e ve rahmet ettiğin
gibi. Muhakkak ki sen hamid ve mecidsin.
Allahım, (Peygamber Efendimiz hazret-i) Muhammed’i ve
alini, mübârek kıl; Hazret-i İbrâhim’i ve âlini mübârek kıldığın
gibi. Muhakkak ki sen hamid ve mecidsin…” Bu duada teşbih
tamdır.
Efendimiz (s. a. v.) hadís-i şeriflerinde buyurdular:
“Bu ayı gördüğünüz gibi muhakkak ki sizler. Rabbinizi de
yakında (Cennette) göreceksiniz.”
Bu hadis-i şerifteki teşbih (yâni benzetme), görüleni görülene
benzetme olmayıp, görmeyi görmeye benzetmedir. Yani ayın
ondördünde ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz.
demektir. Işte oruçtaki benzetme de böyle bir benzetmedir.
Oruç takvâ’nın kaynağıdır
Oruç, her günahın kaynağı olan şehveti kırar. Efendimiz
(s.a.v.) hazretleri buyurdular.
“Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse,
hemen evlensin. Çünkü bu gözü daha çok korur, iffeti daha çok
muhazafa eder. Kimin de gücü yetmezse, oruç tutsun. Çünkü
oruç onun için bir kalkandır ”
Hadís-i şerifte geçen emir, vücut içindir. Çünkü bu “Ey gençler topluluğu!” işareti ve karinesiyle gücün yetmesi haline bağlıdır. Çünkü gençler, gerçekten sağlıklı bir yaratılışa sahip olmaları halinde buna karşı istekleri ve tâkatları vardır.
Alimler buyurdular: “Şehveti kırmak, gündüzleri (oruç).
geceleri (ibâdet) etmek, şehvetleri hazfetmek yani akıldan
silip çıkartmak, onları unutmak ve şehevi arzuları uyandıran
şeyleri konuşmak, seyretmek ve diğer yollardan şehevi şeylere
çağrışım yapan herşeyi terketmekle hasıl olur. ” hadis no: 4678.
Suâl: Eğer sen dersen ki: “Kişi oruç tutuyor, geceleri ibâdetle
geçiriyor. fazla yemiyor ve içmiyor ama. yine de nefsinden şehevi
bir hareket ve zorlama görebiliyor?”
Cevâp: Buna cevâben derim ki: “Bu durum daha önce
kendisine yerleşmiş olan aşırı şehvetten ileri gelmektedir. O kişi
için bu aşırı şehveti, dertler, kederler, üzüntüler, ölümü
hatırlayarak, ecelinin yaklaştığını düşünmek, murâkabe, râbıta
yapmak, taat ve ibâdetleri muhafaza edip hakkıyla yerine
getirmekle mümkündür. ”

Oruç sayılı günlerdir
Yâni sayıları belirlenmiş olan günlerden ibârettir. Ya da az
sayıda günlerdir. Çünkü az olan mal sayılır, çok olan ise
sayılmaksızın ve ölçülmeden dökülür. Bu itibârla Allah, bize yıl
orucunu veya yılın büyük kısmını oruçlu geçirmeyi farz kılmamıştır. Çünkü Allah, hafiflik ve rahmet dilemiştir. Tüm ümmetlere verilen bu vazife ve yükümlülük bize çok kolaylaştırılmıştır.
“İçinizden hasta olan ise, ”
Kim oruç tutması halinde sağlığına zarar verecek bir hastalığa
yakalanmış ise veya oruç tutması halinde kendisine fazla bir zarar
gelecek ise.
“Veya seferde bulunan ise, ”
Veya yolculuğa çıkmak üzere binmiş ise… Burada şu
edilmektedir: Gün ortasında sefere çıkan kişi orucunu tamamlar
iftar etmez. Sefer onun üzerine binicinin merkebine binişiyle istila
etmediği içindir. Belki ona, yolculuktan bir şey dokunmuştur.
Ruhsat, ancak seferde olan kişi için sabittir.

“Sayısınca,”
hasta veya seferde olduğu günlerin sayısınca oruç
tutmak üzerine farzdır.
Sayısınca oruç tutar:
“Diğer günlerden…”
Hasta ve seferi olduğu günlerin dışında, yâni hasta ve sefer
olmadığı günlerde oruç tutar. İftar ettiği yâni, oruç tuttuğu
günler, ard arda gelen günler olsa da olmasa da, daha sonra kaza
eder. Ayet-i kerime, kasd edilen orucun farziyetinin sayılı
günlerde olduğunu, oruç tutabilmekte itibâr edilen şeyin, sıhhat olduğunu, hasta veya yolcu olanların ise, oruçlarını bu günlerde
değil de başka günlere tehir edip sonra da tutabileceklerini beyan
etmektir.
“Oruç tutmaya takatı
yetmeyenlerden murad, oruç tutmaya gücü yeten sağlıklı ve mukim kişilerdir. Bu kişiler, İslâm’ın ilk dönemlerinde, iki husus arasında
muhayyer bırakılmışlardı. Dilerlerse oruç turarlar, dilerlerse oruç tutmayıp, bunun yerine fidye öderlerdi. Çünkü henüz oruca alışık
olmadıklarından orucun kendilerine zor gelmemesi isteniyordu.
Daha sonra bu muhayyerlik neshedildi, Ve;
-“Onun için sizden her kim bu ay (Ramazan ayında)
(hazarda) ise, onu oruç tutsun; kim de hasta yahut seferde ise
tutamadığı günler sayısınca diğer günlerden kaza etsin
Buyuruldu. Ve böylece Ramazan ayının orucunu tutmak herkese
farz oldu. Sağlıklı insanların fidye vermesi neshedildi.
Ayetin manası şöyledir: Gücü oruç tutmaya yettigi, buna
takati olduğu halde, eğer iftâr ederler ve oruç tutmazlarsa:
” fidye vermek gerekir. O da:
“Bir miskin doyumudur. ” Bunun yemek değil de, eşya
olarak bedeli şöyledir:
Fidye miktarı buğdaydan olursa, yarım sa’ (1460) gr.
Ağırlığında bir ölçek veya para olarak bedelidir.
Eğer buğdayın dışında olursa, bir sa’ (2920) gr ölçek ve para
olarak onun bedelidir.
“Fidye, ” manasinadir. Bu da, bir seyin yerine kaim
(geçen) bedel ya da karşılık demektir.
Buna göre kerimenin
manası şöyledir: “Oruç tutmaya gücü yetmeyenler” demektir.
Onlar da, gençliklerinde oruç tutmaya güçleri yettiği halde, sonra yaşlanınca oruç tutmaktan aciz kalanlardır.
“Her kim de hayrına fidyeyi artırırsa, ”
Yâni kim fidyeyi fazla tutar da kendiliğinden hayır yaparsa,
veya nâfile olarak fazladan yapmış olduğu,
“O nafile” ve fazlalık:
“Kendisi hakkında daha hayırlıdır.
Nâfile ve fazladan yapılan hayrın üç şekilde olduğu zikredildi.
Birincisi: Kişi bir miskin (yoksul) yerine her gün iki miskini
veya daha çok miskini doyurur.
İkincisi: Her yoksulu doyururken, ona vermesi vâcip, yâni farz
olanın üzerinde yedirir.
Üçüncüsü: Kişi hem oruç tutar ve hem fidye verir. İşte bu
tümüyle hayırdır.
Ve (bununla berâber) oruç tutmanız, ”
Yâni: “Ey oruç tutmaya
gücü yeten hasta ve müsâfirler, oruç tutmanız. ” (1/290)
“Sizin için daha hayırlıdır. ”
Fidyeden daha faziletlidir.
(188) “Eğer bilirseniz. ”
Oruçta bulunan fazilet ve zimmeti temize çıkarmayı
bilirseniz… Şartın cevâbı mahzûftur. Oruç tutmayı tercih
ederdiniz, demektir.
“el-Eşbâh” isimli kitapta buyuruldu: “Seferde oruç tutmak,
iftar etmekten daha faziletlidir. Ancak seferde oruç tuttuğu
zaman hayatından korkarsa veya berâber yemek satın aldıkları
arkadaşları iftâr etmeye karar verirlerse, yolculukta arkadaşlarına
mühâlefet edip sorun çıkarmamak için, o da iftâr edebilir.
Eşbâh’ın sözleri bitti.
Oruç tutmak azímet olduğu için, yolcunun oruç tutması daha
faziletlidir. Orucu te’hir etmek ise ruhsattır. Ruhsatı terkedip.
azimut ile amel etmek ise daha faziletlidir. Amma Efendimiz
(s.a.v.) hazretlerinin,
“Sefer’de oruç tutmak, birr (erdemlik, ergenlik ve iyilik)”
değildir. Hadis-i şerífi, oruç tutması halinde zaif düşecek ve bu kendisini helâke götürecek olan kimseler için olması
muhtemeldir.
Ibni Melek’in “Şerhü’l-Menâr” isimli kitabında da bu böyle
anlatılmıştır.
İftar etmeyi mübah kılan, yâni oruç tutmamaya ruhsat veren
yolculuk, İmam-ı Azam Hanife hazretlerine göre, üç gün ve
üç gecelik olan yolculuktur.
Sünen-i Tirmizi, hadis no: 644; En-Nevâi: 2223;

....... kategorisinde yayınlandı. Oruç Hakkında (Ruhul Beyan Tefsiri 2. Cilt sayfa:318-326) için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: