KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

MEVLANA ŞEYH ES-SEYYİD EŞ-ŞERİF HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ, MİLADİ 1871 YILINDA YOZGAT’TA DOĞMUŞLARDIR.

BABALARININ İSMİ HASAN EFENDİ, ANNELERİ DE ULVİYE HANIMDIR. MAMALI TÜRKMEN AŞİRETİNE MENSUP BİR AİLEDEN OLAN HASAN EFENDİ, EMİN, CESUR VE FAZİLETLİ BİR İNSAN OLARAK TANINMIŞTIR.

HASAN EFENDİ, BİR SÜRE, SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN HAZRETLERİNİN YAVERLERİ OLARAK DA GÖREV YAPMIŞTIR. HASAN EFENDİ’NİN BABALARI VE DEDELERİ YOZGAT’IN SORGUN İLÇESİNDEN GELMEKTEDİR.

HASAN EFENDİ’NİN TEK ÇOCUKLARI OLAN HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ, İLK GENÇLİK DÖNEMLERİNİ YOZGAT’TA GEÇİRMİŞLERDİR. HAYATLARINI, ALLAH’IN DİNİNİ ANLAMAYA, YAŞAMAYA VE ANLATMAYA ADAYAN HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİNE, HALK ARASINDA (YOZGAT VE KIRŞEHİR HAVALİSİNDE ÖZELLİKLE KÖPRÜSÜ OLMAYAN KÖYLERE KÖPRÜ YAPILMASINA ÖNCÜLÜK ETTİKLERİNDEN DOLAYI) “KÖPRÜCÜ, KÖPRÜCÜ HOCA, KÖPRÜCÜ HOCAEFENDİ” GİBİ İSİMLER VERİLMİŞ VE BU İSİMLERLE ANILMIŞLARDIR.

KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ, MEMLEKETLERİNDEN MEMNUNE TANDOĞAN HANIMEFENDİ İLE EVLENMİŞ VE BU EVLİLİKTEN BEŞ TANE ÇOCUKLARI OLMUŞTUR.

KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ İLK EĞİTİMLERİNİ BABALARININ GÖZETİMİ ALTINDA BULUNDUKLARI YERDE ALMIŞLAR, DİNİ EĞİTİMLERİNİ İSE DEĞİŞİK HOCA EFENDİLERİN DERSLERİNDE BULUNARAK TAMAMLAMIŞLARDIR. KLASİK DİNİ İLİMLERİ DE ÖĞRENEN HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ, BU İLİMLERİ BİLHASSA, KAYSERİ’DEKİ MEŞHUR MEDRESE ALİMLERİ OLAN, HAMURCULUZADE VE KÜLEKCİZADE HOCALARDAN, HACI HÜSEYİN EFENDİ, ABDULLAH EFENDİ, HACI ZÜHDİ EFENDİ GİBİ ALİMLERDEN TAHSİL ETMİŞLERDİR.

MEVLANA ŞEYH ES-SEYYİD EŞ-ŞERİF HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ, ÇOK CİDDİ VE GENİŞ BİR DİNİ İLİM TAHSİL ETTİKTEN SONRA, DİNİ İLİMLERİ ÖĞRETMEKLE MEZUN VE YETKİLİ KILINMIŞLARDIR. KENDİLERİ, BİZATİHİ, OSMANLI DEVLETİNİN MÜDERRİSLERİNDEN OLDUKLARINI İFADE ETMİŞLERDİR.

KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ, HAYATLARININ ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜNDE İMAM HATİPLİK YAPMIŞ VE DE GEÇİMLERİNİ SAĞLAMIŞLARDIR.

KENDİLERİ HAYATLARININ SON YILLARINDA BİLHASSA SABİT OLUP İRŞAD HİZMETLERİNDE BULUNDUKLARINDAN DOLAYI, KENDİLERİNDEN ALINABİLEN BİLGİLERE GÖRE, BİRÇOK CAMİ VE MESCİTTE VAZİFE YAPMIŞLARDIR

HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ‘NİN HAYATLARINDAKİ EN ÖNEMLİ OLAYLARDAN BİRİ, ÇORUMLU ŞEYH HACI ÖMER LÜTFİ EFENDİ HAZRETLERİNE İNTİSAP ETMELERİ GELMEKTEDİR

KENDİLERİ BU İNTİSAPTAN ÖNCE DE ALİM BİR İNSAN OLDUKLARI HALDE, HOCALARININ KONTROLÜNDE SEYRİ SÜLUKLARINA DEVAM ETMİŞLER VE BU SIRADA, İMAM HATİPLİK VAZİFELERİNE DE DEVAM ETMİŞLERDİR.

BU DÖNEMLERDE, KÖPRÜCÜ HOCAEFENDİ HAZRETLERİNİN GÖREV YAPTIĞI YERLERDEN BİRİSİ YOZGAT’TAKİ OSMAN EFENDİ TEKKESİ MESCİDİDİR. OSMAN EFENDİ HAZRETLERİ, ANADOLU’DA AHMED YESEVİ HAZRETLERİNİN YESEVİLİK YOLUNUN BÜYÜK MÜRŞİDLERİNDENDİR. KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ, BU DERGAHTA VAZİFELİ OLDUKLARI DÖNEMDE, OSMAN EFENDİ HAZRETLERİ İLE MANEVİ OLARAK İRTİBATTA BULUNMUŞ VE KENDİLERİNDEN YESEVİLİK YOLUNU MANEVİ OLARAK TALİM ETMİŞLER, KENDİLERİNDEN FEYZ ALMIŞLARDIR…

KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ, BİR SÜRE KIRŞEHİR’İN ÇİÇEKDAĞI İLÇESİNE BAĞLI BÜYÜKTEFLEK KÖYÜNDE DE İMAM HATİPLİK YAPMIŞLARDIR. BU GÖREVLERİ ESNASINDA KENDİSİNİN ÇOK BÜYÜK BİR VELİ OLDUĞU ANLAŞILMIŞ VE KÖY HALKININ SAYGI VE SEVGİSİNE MAZHAR OLMUŞLARDIR. KENDİLERİNDEN GÜZEL MANEVİ HALLER VE KERAMETLER SADIR OLDUĞU KÖY HALKININ ANLATIMLARIYLA, HATIRALARIYLA BİLİNMİŞTİR.

BUNUNLA İLGİLİ OLARAK, MEVLANA ES-SEYYİD EŞ-ŞERİF M. SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİNİN KERİMELERİ SEYYİDE MÜNEVVER HANIM BİR HATIRALARINI ANLATMIŞLARDIR. KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ, KÖYDE İMAM HATİPLİK YAPTIKLARI DÖNEMDE, 6 YAŞINDA BİR ÇOCUK OLAN SEYYİDE MÜNEVVER HANIM, BİR GÜN RÜYASINDA HACI MUSTAFA HAZRETLERİ‘Nİ GÖRDÜKLERİNİ VE KENDİSİNE İHLAS SURESİNİ TAMAMIYLA ÖĞRETTİKLERİNİ DUYGULANARAK ANLATMAKTADIRLAR.

YİNE KÖY HALKINDAN YİĞİT EFENDİ, BİR GÜN SABAH NAMAZI VAKTİNDE CAMİYE GİTTİĞİNDE, İÇERİDE KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİNİN NAMAZ KILDIRDIĞINI VE ARKASINDA 3 TANE SARIKLI VE CÜBBELİ ZATIN CEMAAT TEŞKİL ETTİĞİNİ GÖRMÜŞTÜR. NAMAZ SONRASINDA, KENDİSİNE BU KİŞİLERİ SORDUĞUNDA, “MÜBAREKLER”, O KİŞİLERİN CAMİNİN, KÖY CAMİİNİN HAZİRESİNDE MEDFUN OLAN VELİ İNSANLAR OLDUKLARINI SÖYLEMİŞ VE BUNU BİR SIR OLARAK SAKLAMASINI TALEP ETMİŞTİR. NİTEKİM BU MANEVİ HAL DE ANCAK, KENDİLERİNİN AHİRETE İRTİHALLERİNDEN SONRA KÖYDE ANLATILMIŞTIR. BUNUNLA BİRLİKTE, KENDİLERİ, TALEBELERİYLE YAPTIKLARI SOHBETTE BU ÜÇ KİŞİNİN HEPSİNİN KENDİ DÖNEMLERİNDE KUTUPLUK MAKAMINA ERİŞMİŞ VE O KÖYDE YAŞAMIŞ KİŞİLER OLDUKLARINI ANLATMIŞLARDIR..

KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ, GENÇ DENİLEBİLECEK YAŞLARINDA YÜKSEK MANEVİ HALLERE ERİŞMİŞLERDİR. ÜSTADLARI ÇORUMLU HACI ÖMER LÜTFİ EFENDİ HAZRETLERİNİN EN SEVDİĞİ TALEBELERİNDEN OLAN “MÜBAREKLER”, GERÇEKTEN ÇOK SAMİMİ OLARAK HOCALARINA BAĞLANMIŞ VE TESLİM OLMUŞLARDIR.

MÜBAREKLER, HOCALARI İLE YAŞADIKLARI BİR MANEVİ HALLERİNİ ŞÖYLE ANLATMIŞLARDIR. “HOCAMLA ÇORUMDAN AYRILIP YOLA ÇIKMIŞTIK..AKŞAMA DOĞRU BİR KÖYE GELDİK VE GECEYİ BU KÖYDE GEÇİRDİK.. SABAH NAMAZI İÇİN KALKTIĞIMIZDA, EVİNDE MİSAFİR OLDUĞUMUZ KİŞİ SABAH NAMAZINA KALKMAYINCA, NAMAZI BİRLİKTE EDA ETTİK.. SONRA EFENDİM HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ BANA, HADİ OĞLUM HAZIRLAN, GİDİYORUZ, BUYURDULAR. BİRLİKTE YÜRÜMEYE BAŞLADIK, KÖYDEN ÇIKTIK, BİR MÜDDET YÜRÜYÜP BİRKAÇ DAĞ TEPE AŞTIKTAN SONRA, BİR OVAYA GELDİK.

TABİİ, BU ARADA EPEYCE BİR VAKİT YÜRÜDÜĞÜMÜZ İÇİN, OLDUKÇA ACIKMIŞTIM. ANCAK, YANIMIZDA YEMEK VEYA YİYECEK OLMADIĞI GİBİ, YİYECEK BULMAMIZ DA MÜMKÜN DEĞİLDİ. ZİRA UZUN SÜREDİR ISSIZ VE KIRSAL ARAZİDE YÜRÜYORDUK.. TAM BEN BUNLARI DÜŞÜNÜRKEN VE AÇLIKLA UĞRAŞIRKEN, UZAKTA KARŞIMIZDA BİR YEŞİLLİK VE AĞAÇLIK BİR YER GÖRDÜK.. EFENDİM, BANA, OĞLUM İNŞALLAH ORADA HEM SU OLUR, İÇERİZ HEM DE YİYECEK BULURUZ BUYURDULAR.. GERÇEKTEN DE O AĞAÇLIK YERE VARDIĞIMIZDA, KARŞIMIZDA BİR AĞAÇ GÖRDÜK Kİ, ÇOK İLGİNÇTİR, AĞACIN YANINDA BİR KAYANIN ÜZERİNDE, TIPKI BİR MASA MİSALİ, DÖRT TANE YENİ PİŞİRİLMİŞ BAZLAMA (BİR ÇEŞİT EKMEK) GÖRDÜK Kİ BAZLAMALARDAN YENİ PİŞMİŞ OLACAK Kİ, DUMAN ÇIKIYORDU… ÇOK ŞAŞIRDIM BAZLAMALARI GÖRÜNCE.. HOCAM BAZLAMANIN BİR TANESİNİ ALDILAR ANCAK YARISINI YEDİLER. O SIRADA BEN DİĞER BAZLAMAYI ÇOKTAN YEMİŞTİM. ÖYLE Kİ, BÖYLESİNE LEZZETLİ BİR BAZLAMAYI DAHA ÖNCE YEMEMİŞTİM. SANKİ CENNETTEN GELMİŞTİ Kİ DÜNYA NİMETİ OLAN BAZLAMALARDA BULUNMAYACAK KADAR TATLIYDI.. HOCAM, YARISINI YEDİKLERİ BAZLAMANIN KALAN YARISINI DA BENİM YEMEMİ İSTEDİLER..NEYSE, KARNIMIZI DOYURARAK YOLUMUZA DEVAM ETTİK.. BUNU HAYATIM BOYU HİÇ UNUTMADIM..ZİRA BU HADİSE, HEM HOCAMIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖSTEREN BİR KERAMETTİ HEM DE AÇIK BİR İKRAM-I İLAHİ İDİ..”

KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİNİN MUHTEREM HOCALARI MEVLANA ŞEYH HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ, BİLHASSA, İSTANBUL’DA VE ORTA ANADOLU’DA ÇOK TANINAN. SEVİLİP SAYILAN VE DE TALEBELERİ BULUNAN BİR ZATTI. “ÇERKEZ ŞEYHİ” OLARAK DA BİLİNEN VE AİLESİ KAFKAS KÖKENLİ OLAN HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ’NİN KABİRLERİ ÇORUM MERKEZDEKİ, HIDIRLIK CAMİİNDEDİR.

MEVLANA HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ, 1910’LU YILLARIN BAŞINDA YOZGAT’A GELDİKLERİNDE MANEVİ BİR HADİSE YAŞANMIŞTIR. BUGÜN, YOZGAT MERKEZDE, TONUSOĞLU İŞHANI YANINDA OLAN VE YENİ RESTORE EDİLEN MESCİTTE, GENİŞ KATILIMLI BİR TOPLANTI TERTİP EDİLMİŞ VE MEVLANA HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ MANEVİ SOHBET YAPMIŞ VE TALEBELERİ VE SOHBETİNE GELENLERLE BİRLİKTE ZİKRULLAH YAPMIŞLARDIR.

BU SOHBET ESNASINDA, BİR ARA, MURAKABE YAPAN MEVLANA HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ, MURAKABEDEN SONRA, YAŞLI GÖZLERİYLE, ZİKİR VE SOHBET HALKASINDA BULUNAN ALİ EFENDİ HAZRETLERİNE “OĞLUM ALİ, AYAĞA KALK, DİYE SESLENMİŞLER, SONRA DA KENDİLERİNE “OĞLUM, PEYGAMBER EFENDİMİZ SENİ “MAHSEN KÖYÜNE” KUTUP TAYİN ETTİLER. VEFAT EDİNCEYE KADAR BURADA YAŞAYACAK, İRŞAD HİZMETLERİNİ BURADAN YÜRÜTECEKSİN” BUYURMUŞLARDIR. SONRA DA HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİNİ AYNI ŞEKİLDE “OĞLUM, MUSTAFA, AYAĞA KALK” DİYEREK AYAĞA KALDIRMIŞ VE HERKESİN ŞAHİTLİĞİ ALTINDA, KENDİSİNE “OĞLUM, PEYGAMBER EFENDİMİZ SENİ DE GEZGİNCİ KUTUP OLARAK TAYİN ETTİLER. PEYGAMBER EFENDİMİZİN İKİNCİ BİR MANEVİ EMRİNE KADAR, İSLAM MEMLEKETLERİNDE, ŞEHİRLERİNDE GEZEREK İRŞADINA DEVAM EDECEKSİN” BUYURMUŞLARDIR.

“MÜBAREKLER” BU KUTLU HADİSE ÜZERİNE MAHSENLİ ALİ EFENDİ İLE MANEVİ KARDEŞ KILINDIKLARINI VE BU TARİHTEN SONRA, 1973 YILINA KADAR BİRÇOK YERE GİTTİKLERİNİ VE SEYAHAT GERÇEKLEŞTİRDİKLERİNİ ANLATMIŞLARDIR.

MÜBAREKLER, BU TARİHTEN SONRAKİ DÖNEMDE, EN ÖNEMLİ SEYAHATLERİNİ, KONYA’YA YAPMIŞLAR VE KONYA’DA, MEVLANA HAZRETLERİNİN 25 YIL TÜRBEDARLIĞINI YAPMIŞLARDIR.. BURADA İKEN MANEN MEVLANA HAZRETLERİNİN FEYZ VE HİMMETLERİNE ERİŞEN MÜBAREKLER, BURADAN AYRILMASINI DA MEVLANA HAZRETLERİNİN İSTEDİĞİNİ VE “OĞLUM MUSTAFA, ALLAH AŞKINA TAMAM, BURADA BİZE YAPTIĞIN HİZMET YETİŞİR, BEN YARIN MAHŞERDE SENİN HAKKINI ÖDEYEMEYECEĞİM OĞLUM, GİT, BAŞKA YERLERDE DE İNSANLARIN SANA İHTİYAÇLARI VAR, SEN MANA GÜNEŞİSİN, İNSANLARI KENDİNDEN MAHRUM EYLEME” BUYURDUKLARINI ANLATMIŞLARDIR..

1973 YILINA KADAR, YAKLAŞIK 60 YIL GEZGİNCİ VELİ OLARAK DİYAR DİYAR, KONYA’DAN HALEP’E, ŞAM’A VARINCAYA KADAR GEZEN VE HİZMETLERİNİ YÜRÜTEN “MÜBAREKLER”, MANA ALEMİNDE PEYGAMBER EFENDİMİZİN, “ARTIK, “YERKÖY”E YERLEŞECEK VE BEKLEYECEKSİN, İNSANLAR YANINA GELECEKLER” BUYURMALARI ÜZERİNE, SON OLARAK BİR KEZ DAHA KUTSAL TOPRAKLARI ZİYARET ETMİŞLER, BURADAN DA SON MEKANLARI OLACAK OLAN YOZGAT’IN YERKÖY İLÇESİNE GELMİŞLERDİR.

“MÜBAREKLER”, İLÇE HALKININ GAYET İYİ BİLDİKLERİ O KÜÇÜK TEK ODALI, MÜTEVAZI EVİNE YERLEŞMİŞLERDİR. YERKÖY’E MANEVİ OLARAK GELİP YERLEŞTİKLERİNDE, 102 YAŞLARINDA BULUNUYORLARDI. BU TARİHTEN SONRA, 13 YIL DAHA YAŞAMIŞ VE HAYATLARINI BURADA TAMAMLAMIŞLARDIR.

KISA BİR SÜRE SONRA, İLÇE VE HAVALİSİNDE YAŞAYAN İNSANLAR, KENDİLERİNE BÜYÜK BİR TEVECCÜH GÖSTERMİŞ, KENDİLERİNDEN İSTİFADE ETMİŞTİR. KENDİLERİNİ BU YILLARDA HEM HALKTAN İNSANLAR, HEM MANEVİYAT YOLUNDA OLAN İNSANLAR HEM DE DEVLET VE SİYASET ADAMLARI ZİYARET ETMİŞTİR..

MÜBAREKLER, HAYATININ SON DÖNEMLERİNDE BİRÇOK İNSANIN HİDAYETİNE VESİLE OLMUŞLAR, ONLARCA TALEBE YETİŞTİRMİŞLERDİR… ON İKİ TARİKATIN YOLUNU BİLEN VE TARİF ETME İCAZETİ BULUNAN MÜBAREKLERİN YETİŞTİRDİKLERİ TALEBELERİ, BUGÜNLERDE DAHİ, ÇEVRELERİNDE BÜYÜK BİR SAYGINLIKLA KARŞILANMAKTA VE SEVİLMEKTEDİR.

MAHSENLİ ALİ EFENDİ HAZRETLERİ‘NİN, HOCALARI ÇORUMLU HACI ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ’NİN 1924 YILINDA VEFATLARIYLA 1924’TEN 1951 YILINA KADAR 27 YIL KUTBUL AKTAB OLARAK GÖREV YAPTIKLARI VE KENDİLERİNİN HAKKA YÜRÜMELERİYLE DE KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİNİN 1951 YILINDA BU MAKAMA GETİRİLDİKLERİ VE VEFAT ETTİKLERİ 1986 YILINA KADAR DA TAM 35 YIL KUTBUL AKTAB OLARAK KALDIKLARI, TABİİ OLARAK, AZ KİŞİNİN BİLDİĞİ MANEVİ BİR SIRDIR. KENDİLERİNDEN SONRA DA BU KUTBUL AKTABLIK TACI MEVLANA ŞEYH ESSEYYİD EŞŞERİF MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİNE GİYDİRİLMİŞ VE M. SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ DE 1986 YILINDAN VEFAT ETTİKLERİ 1988 YILINA KADAR 2 YIL BU MANEVİ MAKAMDA BULUNMUŞLAR VE BU GÖREVİ İFA ETMİŞLERDİR.

MÜBAREKLER, YAŞADIKLARI DÖNEMDE, MEMLEKETİN ÖNDE GELEN MANEVİ KİŞİLİKLERİYLE DİYALOG İÇERİSİNDE OLMUŞLARDIR. BUNLARDAN BAZILARI, ŞEYH BÜYÜK HACI AHMED EFENDİ, MAHSENLİ ALİ EFENDİ, M. SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ, ŞEYHZADE AHMED EFENDİ, GEDİK HASANLI ŞAKİR EFENDİ, OSMAN NURİ BAĞDADİ EFENDİ, MUHAMMED RAŞİD EROL EFENDİ, BİLAL NADİR HAZRETLERİ GİBİ MUHTEREM İNSANLARDI..

MEVLANA ŞEYH ES-SEYYİD EŞ-ŞERİF KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ, MİLADİ 5 KASIM 1986 YILINDA ALLAHÜ TEALA HAZRETLERİNE KAVUŞTULAR.. CENAZELERİNİ, MEVLANA M. SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ İLE RAŞİD HOCAEFENDİLER YIKAMIŞLARDIR.

CENAZE NAMAZLARINA ÇOK BÜYÜK KATILIM OLMUŞ VE KENDİLERİ SABAH NAMAZI VAKTİ VEFAT ETTİKLERİ VE KİMSEYE DE TAM OLARAK VEFATLARI BİLDİRİLMEDİĞİ HALDE, ÜLKEMİZİN ÇOK UZAK ŞEHİRLERİNDEN BİLE ÖĞLENLEYİN KILINAN CENAZE NAMAZINA İŞTİRAK EDEN İNSANLAR OLMUŞTUR. SONRADAN VEFAT EDECEKLERİNİN BİRÇOK İNSANA, MANEN BİLDİRİLDİĞİ ANLAŞILMIŞ VE BU HALLER CEMAAT ARASINDA PAYLAŞILMIŞTIR.

CENAZE NAMAZLARINI YOZGATLI ŞEYHZADE AHMED ŞEVKİ ERGİN HOCAEFENDİ HAZRETLERİNİN KILDIRMALARINA KARAR VERİLMİŞSE DE, KENDİLERİ, CENAZEYE, MANEN EFENDİMİZ HAZRETLERİNİN VE BİRÇOK MANEVİ ZATIN İŞTİRAK ETTİKLERİNİ VE ONLARIN İMAM OLDUKLARI BU DURUMDA İMAM OLMAKTAN HAYA EDECEKLERİNİ İFADE ETMİŞLER, BUNUN ÜZERİNE DE NAMAZI, KENDİLERİNİN HALİFELERİNDEN HALİL EFENDİ KILDIRMIŞTIR.

MÜBAREKLER, TATBEKİRLİ KÖYÜ CAMİİ BAHÇESİNDE KENDİSİNDEN ÖNCE VEFAT ETMİŞ VE ORADA MEDFUN BULUNAN HANIMLARI SEYYİDE MEMNUNE HANIMEFENDİNİN YANINDA DEFNEDİLMİŞTİR (ÇOK MÜBAREK BİR İNSAN OLAN SEYYİDE MEMNUNE HANIMIN VEFATINDAN SONRA KABİRLERİNİN YAPILMASI İÇİN KABRİNİ AÇAN MÜBAREKLER, HANIMININ KABRİNDE SIRTÜSTÜ YATAR VAZİYETE GELDİKLERİNİ GÖRÜNCE, KENDİSİNİ KIBLEYE ÇEVİRMEK İSTEYİP BEDENİNİ TUTMAYA ÇALIŞTIKLARI ESNADA HANIMLARI KENDİLİKLERİNDEN KIBLEYE DÖNMÜŞLER VE BU OLAYIN DA KENDİLERİNİ OLDUKÇA ETKİLEDİĞİNİ İFADE ETMİŞLERDİR.).

HAYATLARINDA İKEN TALEBELERİNE YAPTIKLARI BİR VASİYETİN YERİNE GETİRİLMESİ OLARAK, BİR YIL SONRA KABİRLERİ AÇILMIŞ, VÜCUTLARININ AYNEN İLK DEFNEDİLDİKLERİ GİBİ BOZULMADAN DURDUĞU GÖRÜLÜNCE DE KENDİLERİ İÇİN TÜRBE YAPILMIŞTIR.

BİLİNDİĞİ ÜZERE, ALLAH’IN VELİ KULLARI İÇİN ÖLÜM YOKTUR. ONLAR BİZİM BİLEMEYECEĞİMİZ BİR KEYFİYETTE YAŞAMLARINA DEVAM ETMEKTE VE BUGÜN DAHİ İNSANLARA FEYZ VERMEKTE VE HİMMET EDEBİLMEKTEDİR. YUNUS EMRE HAZRETLERİNİN BUYURDUKLARI GİBİ;

BİZ AŞIĞIZ BİZ ÖLMEYİZ

ÇÜRÜYÜP TOPRAK OLMAYIZ

KARANLIKLARDA KALMAYIZ

BİZE LEYL Ü NEHAR OLMAZ..

NİTEKİM MEVLANA HAZRETLERİ DE, BİZİ, BİZDEN SONRA MEZARLARDA ARAMAYINIZ, BİZİM MEKANIMIZ “ARİFLERİN GÖNÜLLERİDİR” BUYURMUŞLARDIR… ONUN GİBİ, MÜBAREKLER DE KENDİSİNİ SEVEN TALEBELERİNİN VE SEVENLERİN VE BİLHASSA ARİFLERİN GÖNÜLLERİNDE MÜMTAZ BİR MEVKİDE HALEN YAŞAMAKTADIRLAR.. VE İSTENİLDİĞİ ANDA DA BİZLERLE MANEN BİR ARADA BULUNABİLMEKTE, TASARRUF EDEBİLMEKTE VE HİMMET EDEBİLMEKTEDİRLER…

ALLAHÜ TEALA HAZRETLERİ KENDİLERİNE KENDİ KATINDA, EFENDİMİZİN YANLARINDA BİR MEVKİ VERSİN VE KENDİLERİNİN ŞEFAATLERİNDEN DE BİZLERİ MAHRUM EYLEMESİN..AMİN..

YAZAR: AV. ERKAN YILMAZ

Reklamlar
Köprücü Hacı Mustafa Efendi kategorisinde yayınlandı. KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA EFENDİ HAZRETLERİ için yorumlar kapalı

ŞEYHZADE AHMED ŞEVKİ YOZGADİ HAZRETLERİ

AHMET ŞEVKİ ERGİN HOCA EFENDİNİN HAYATI VE KİŞİLİĞİ

Dr. Ali Şakir ERGİN’in Dilinden


“EFENDİ BABAM”

AİLEMİZİN SOY KÜTÜĞÜ:

AİLENİN BABA TARAFINDAN BİLİNEN EN ESKİ KİŞİSİ DERVİŞ SÜLEYMAN EFENDİ’DİR. BUNUN İKİ OĞLU VARDIR. BİRİSİ SONRADAN “BÜYÜK ŞEYH” DİYE ANILACAK OLAN AHMET EFENDİ, DİĞERİ DE MUSTAFA EFENDİ’DİR. BİR DE KIZI VARMIŞ’. BABALARI ÇALATLI KÖYÜ’NDE YERLEŞMİŞ OLAN DERVİŞ SÜLEYMAN EFENDİ, 1700′ LÜ YILLARIN SONLARINDA ÇOCUKLARINI OKUTMAK ÜZERE YOZGAT’A GÖÇ EDEREK YERLEŞMİŞTİR. ŞEYH II. AHMET EFENDİ’NİN RIZAEDDİN EFENDİ, SADREDDİN EFENDİ, MUHYİDDİN EFENDİ, HAFIZ HAYREDİN EFENDİ VE ABDULLAH ARİF EFENDİ ADLARINDA BEŞ ERKEK EVLADI OLMUŞTUR.

ŞEYHZADE AHMED EFENDİ DİYE BİLİNEN BABAM, ŞEYH HACI AHMED EFENDİ’NİN BEŞİNCİ OĞLU ABDULLAH ARİF EFENDİ VE HAFİZE HANIM ÇİFTİNDEN OLMA TORUNUDUR. AHMED ŞEVKİ ERGİN VE ÖMER FARUK ERGİN OLMAK ÜZERE İKİ KARDEŞTİRLER.

ŞEYH HACI AHMED EFENDİ BABASIYLA BİRLİKTE ÇOK KÜÇÜK YAŞTA YOZGAT’A GELMİŞ VE ÇAMLIK ALTINDA BUGÜNKÜ TAŞKÖPRÜ MAHALLESİ’NDEKİ YERİNDE YERLEŞMİŞTİR. MEDRESE TAHSİLİNİ YOZGAT’TA TAMAMLAMIŞ, GENÇ YAŞTA MANEVÎ İLİMLERE VE TASAVVUF YOLUNA MERAK EDEREK ÇALIŞMAYA BAŞLAMIŞ’, KENDİSİNE SEYAHAT EMREDİLDİĞİ İÇİN YURT İÇİNDE VE DIŞINDA PEK ÇOK SEYAHATLER YAPMIŞTIR. NİHAYET HORASAN DİYARINDAN GELMİŞ VE ÇERKEŞ ŞEYHİ DİYE TANINMIŞ “PÎR-İ SÂNΔ LAKABIYLA ANILAN ÇERKEŞLİ MUSTAFA EFENDİ’YE İNTİSAP EDEREK, ONDAN ALDIĞI İCAZET İLE, YOZGAT’TA HALVETİ TARİKATI TEKKESİNİ KURAR VE MADDÎ MANEVÎ İLİMLERLE HALKI İRŞADA BAŞLAR. İKİ DEFA İSTANBUL’A GİTMİŞ PADİŞAH SULTAN ABDÜLMECİD HAN, HANIMI ŞEVKEFZA KADIN VE ŞEHZADE V. MURAD HAN İLE GÖRÜŞMELERİ OLMUŞ, PADİŞAH AİLESİNİN İLGİ VE SEMPATİSİNİ GÖRMÜŞ, ATİYYE VE İHSANLARA MAZHAR OLMUŞTUR.

V. MURAD’LA MEKTUPLAŞMALARI OLMUŞ, SİVAS VALİSİ MÜNİB PAŞA VE DAHA BAŞKA DEVLET RİCALİNDEN BİRÇOK KİMSE KENDİSİNE İNTİSAP EDEREK DERVİŞİ OLMUŞLARDIR. KENDİLERİ MUAMMERÎNDENDİRLER. YANİ, YÜZ SENEDEN FAZLA ÖMÜR YAŞAYANLARDANDIR. H.1313/ M. 1896 SENESİNDE 123 YAŞLARINDA VEFAT ETMİŞTİR. İKİ DEFA EVLENMİŞ, İKİNCİ EVLİLİĞİNDEN BEŞ ERKEK ÇOCUĞU OLMUŞTUR. GAYET SIHHATLİ YAŞAMIŞ, İYİ AT BİNER, KILIÇ KUŞANIRMIŞ, SPORTMEN VÜCUTLU, PEHLİVAN YAPILI OLUP GÜREŞ VE YÜZME BİLİRMİŞ. SAĞLIĞINDA ÜÇ DEFA HACCA GİTMİŞTİR. ÜÇÜNCÜ GİDİŞİNDE YAYA OLARAK VE HÎÇ-BİR AZIK ALMADAN HACCA GİDİP-GELMİŞTİR. VEFATINDA, YAPTIRDIĞI CAMİNİN AVLUSUNA DEFNEDİLMİŞ, BİR YIL SONRA OĞLU ŞEYH MUHYİDDİN EFENDİ, KABRİ ÜZERİNE ŞİMDİKİ TÜRBEYİ YAPTIRMIŞTIR.

ÇOCUKLUĞU:

EFENDİ BABAM, ŞEYHZÂDE AHMED ŞEVKİ ERGİN, YOZGAT’TA 1322/1906 YILINDA DOĞMUŞTUR. ŞEYHZADE LAKABIYLA TANINMIŞ OLMASINA RAĞMEN, KENDİSİ BÜYÜK ŞEYH HACI AHMED EFENDİ’NİN TORUNU VE BEŞİNCİ OĞLU ABDULLAH ARİF EFENDİ’NİN BÜYÜK OĞLUDUR. ANNELERİ İSE HACIVELİ AĞA SOYUNDAN MÜDERRİS MEHMED ALİ EFENDİ’NİN KIZI HAFİZE HANIM’DIR. KÜÇÜK YAŞTA BABASINI KAYBETMİŞ; ÇOCUKLUĞU, AMCALARI VE DAYILARININ HİMAYESİNDE GEÇMİŞTİR. İKİ ÇOCUKLA DUL KALAN ANNELERİ HAFİZE HANIM DAHA SONRALARI KAYINPEDERİ OLACAK OLAN AMCAZÂDESİ MÜDERRİS İ. ETHEM EFENDİ İLE EVLENEREK, ONUN HİMAYESİNE GİRMİŞLERDİR.

TAHSİL HAYATI:

EFENDİ BABAM, KÜÇÜK YAŞTA CEVHERİ ALİ EFENDİ MEDRESESİ’NDEKİ MAHALLE MEKTEBİNDE TAHSİL HAYATINA BAŞLAMIŞTIR. BÜYÜK ALİ EFENDİ VE DERVİŞ EFENDİ HOCALAR’INDAN FEYİZ VE İLK DERSLERİNİ ALMIŞTIR. BİR ARA SULTANÎDE ORTA OKULA BAŞLAMIŞ VE YOZGAT’TA DEMİRLİ MEDRESE’DE AÇILAN DARU’L-HİLÂFE MEDRESESİ’NİN İPTİDA HARİÇ ÜÇÜNCÜ SINIFINA KADAR BURADA OKUMUŞ VE BU OKULUN KAPALI İMASINDAN SONRA TAHSİLİNE DEVAM ETMEK ÜZERE İSTANBUL DARU’L-HİLAFESİ ÜÇÜNCÜ SINIF İMTİHANLARINI VERİP, BİR ÜST BÖLÜM OLAN İPTİDA DAHİL BİRİNCİ SINIFINA DEVAM ETMİŞTİR. BU SINIFTA İKEN, OKUDUĞU BU OKULLAR LAĞVEDİLMİŞ, AYNI YILLARDA AÇILAN İSTANBUL İMAM HATİP OKULU SON SINIFINA KABUL EDİLEREK, DEVAM ETMEYE BAŞLAMIŞTIR. BU SIRADA TUTULDUĞU BİR HASTALIK DOLAYISIYLA AMELİYAT OLUP, UZUN SÜRELİ İSTİRAHAT ALDIĞI İÇİN, OKULDAN TASDİKNAMESİNİ ALARAK YOZGAT’A DÖNMÜŞTÜR. İSTANBUL’DA BULUNDUĞU SIRADA DA ÂLİM VE FAZIL KİŞİLERİN PEŞİNDE DOLAŞMIŞ ONLARDAN İSTİFADE YOLLARI ARAMIŞTIR. FATİH MÜDERRİSLERİNDEN GÜMÜLCİNELİ MUSTAFA EFENDİ, BİR VESİLE İLE KENDİSİNE BURALARDA DOLAŞMAMASINI, YOZGAT’A GİDİP DEDİK-HASANLI ŞAKİR EFENDİ’YE İNTİSAP ETMESİNİ TAVSİYE ETMİŞTİR. YOZGAT’TA 1925 YILINDA ÖĞRETMENLİK İÇİN MÜRACAAT ETMİŞ VE ŞAKİR EFENDİ’YE YAKIN OLMAK AMACIYLA DA MERKEZ KARGA KÖYÜ VEKİL ÖĞRETMENLİĞİNİ TERCİH EDEREK GÖREVE BAŞLAMIŞ, BÖYLECE HAFTA SONLARINDA VE TATİL GÜNLERİNDE SIKÇA ZİYARET ETTİĞİ, DAHA SONRA ÖMRÜ BOYUNCA DA UNUTAMAYACAĞI DEĞERLİ HOCASI ŞAKİR EFENDİ’DEN İLK MANEVÎ DERSLERİNİ VE FEYİZLERİNİ ALMAYA BAŞLAMIŞTIR. BU GÖRÜŞMELER 1937 YILINDA ŞAKİR EFENDİ’NİN VEFATINA KADAR DEVAM EDER. DAHA SONRA ETHEM EFENDİ VE MEHMET HULUSİ EFENDİLERLE DE GÖRÜŞMESİNE RAĞMEN, ARAYIŞA DEVAM EDEN ŞEYHZADE AHMED EFENDİ; BİRKAÇ YIL SONRA GÖRDÜĞÜ BİR RÜYA VE MEHMED HULUSİ EFENDİ’NİN DE TAVSİYESİ İLE, MUSTAFA HULUSİ EFENDİ İLE YİNE İSTANBUL’DA BULUŞUR. RÜYASI GERÇEKLEŞİR VE MUSTAFA HULUSİ EFENDİ KISA ZAMANDA BÜTÜN LETÂİFİ TELKİN İLE ONU YETİŞTİRİP OLGUN HALE GELMESİNE YARDIMCI OLUR. AYRICA KENDİSİ HAKKINDA TAKDİR VE İLTİFATLARI DA VARDIR.

EVLİLİKLERİ:

EFENDİ BABAM, HANIMLARININ VEFATI DOLAYISIYLA ÜÇ DEFA EVLİLİK YAPMIŞTIR. İLK EVLİLİĞİ VEKİL ÖĞRETMEN OLARAK GÖREV ALDIĞI SENE (17 HAZİRAN 1925′ TE) AMCAZADESİ ETHEM EFENDİ’NİN KIZI ŞAKİRE HANIM’LADIR. BU HANIMDAN İKİ KIZI, BİR OĞLU HAYATTADIR. BİRİNCİ HANIMIN 1934 YILINDA VEFATI İLE, 6 AĞUSTOS 1934 TARİHİNDE ABDİ AĞAZÂDE AHMED EFENDİ’NİN KIZI MÜFERRİHA HANIM’LA İKİNCİ EVLİLİĞİNİ YAPAR. BU HANIMDAN OLAN İKİ OĞLU HAYATTADIR. 26 MAYIS 1980 TARİHİNDE İKİNCİ HANIMININ DA VEFATI İLE 19 ŞUBAT 1981 TARİHİNDE YEŞİLHİSARLI KADIN AYŞE İLE ÜÇÜNCÜ VE SON İZDİVACINI YAPMIŞTIR. BU HANIMINDAN ÇOCUĞU YOKTUR VE HAMINI HAYATTADIR.

MEMURİYETİ:

EFENDİ BABAM, İSTANBUL’DA İMAM-HATİP VE DİĞER OKULLARDAKİ ÖĞRENCİLİĞİ YILLARINDA, DEDESİ MÜDERRİS MEHMET ALİ EFENDİ’NİN DERS ARKADAŞI OLAN HOCALARININ TAVSİYESİ VE O ZAMANKİ İSTANBUL MÜFTÜSÜ MEHMET FEHMİ EFENDİ’NİN YARDIMLARIYLA, İLK DEFA KAPALI ÇARŞI’DAKİ BİR MESCİDDE AYLIK İKİ BUÇUK LİRA MAAŞLA İMAMLIK YAPTIĞINI ZEVKLE ANLATIRDI. YOZGAT’A DÖNDÜKTEN SONRA İLK RESMÎ GÖREVİ KARGA KÖYÜ ÖĞRETMENLİĞİDİR. BU KÖYDE 16 YIL KALMIŞTIR. DÖRT YIL GEZİCİ BAŞÖĞRETMENLİK YAPTIKTAN SONRA, İL MİLLÎ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ KÖY BÜROSU’NDA GÖREV ALMIŞTIR. BU GÖREVDE İKEN YOZGAT’LA 1953 YILINDA AÇILIŞINDA BÜYÜK EMEK VE GAYRET SARFETTİĞİ İMAM-HATİP OKULU’NDA ON YIL KADAR (ÖĞRETİM KADROSU TAMAMLANINCAYA DEK) MESLEK DERSLERİ (ARAPÇA, AKAİD, DİN DERSİ, SİYER VE AHLÂK) ÖĞRETMENLİĞİ, DAHA SONRA DA LİSEYE BAĞLI ORTAOKULDA DİN DERSİ ÖĞRETMENLİĞİ YAPMIŞ, YOZGAT ‘TA GÖREVDE BULUNDUĞU MÜDDETÇE 1987 YILI SONUNA KADAR DEDESİNİN ADIYLA ANDAN CAMİDE FAHRÎ OLARAK İMAM VE HATİPLİK GÖREVİNDE BULUNMUŞTUR. NİHAYET 1971 YILINDA, 47 YILLIK DEVLET HİZMETİNDEN SONRA 65 YAŞINI DOLDURDUĞU İÇİN YAŞ HADDİNDEN EMEKLİYE AYRILMIŞTIR. İKİ DEFA ASKERLİK GÖREVİ YAPMIŞTIR. BİRİNCİSİNDE İLK ALTI AYLIK KITA HİZMETİNİ YAPMAK ÜZERE DÖRTYOL’DAKİ 7. TÜMEN 41. ALAYDAKİ HAZIRLIK KITASINA 1 KASIM 1929 TARİHİNDE KATILMIŞTIR. İSTANBUL YILDIZ İHTİYAT ZABİT IV. YD. SUBAYI OLARAK 1 NİSAN 1930 DA GÖREV ALMIŞ VE 41.TÜM. 19. ALAY İAŞE SUBAYLIĞINDAN 1 NİSAN 1931 TARİHİNDE TERHİS OLMUŞTUR. İKİNCİ CİHAN HARBİ YILLARINDA İKİNCİ BİR ASKERLİĞİ DAHA VARDIR. BU ASKERLİĞİNE DE 41 .TÜM. 97. ALAY 3.TABUR İAŞE SUBAYI OLARAK 10.10.1941 TARİHİNDE KATILMIŞ VE 20 OCAK 1942 TARİHİNDE ÜSTEĞMENLİĞE YÜKSELMİŞ, AYNI KITADAN 29 MAYIS 1943 TARİHİNDE ÜSTEĞMEN OLARAK TERHİS OLMUŞTUR.

TASAVVUFÎ HAYATI:

EFENDİ BABAM, TASAVVUFUN HER DALINDA ZENGİN BİLGİ BİRİKİMİ VE TECRÜBE SAHİBİDİR. GÖRÜŞTÜĞÜ VE DERSLERİNE DEVAM ETTİĞİ OLGUN İNSANLARDAN SAĞLADIĞI YETKİ İLE NAKŞİ, HALVETİ VE KADİRÎ TELKİNATINDA KÂMİL BİR MÜRŞİDDİR. NAKŞİLİK’TE AYAZMA CAMİİ İMAM-HATİBİ MUSTAFA HULUSİ EFENDİ’DEN; HALVETÎLİK VE KADİRÎLİKTE İSE GÖREVİ (CEDDİNDEN DEVAM EDEN KOLUN SON TEMSİLCİSİ OLAN) DAMATZÂDE NECİP EFENDİ’DEN DEVRALMIŞTIR.

GÜNLÜK HAYATI:

EFENDİ BABAM, GÜNLÜK HAYATINDA HERKESTEN FARKSIZ SADE BİR İNSANDI. TOPLUMUN HER KESİMİNDEKİ FAALİYETLERE KATILIRDI. SÂDE VE GÖSTERİŞTEN UZAK BİR HAYAT TARZI VARDIR. HAREKETLERİNDE SON DERECE SAKİNDİ, TEMKİNLİ BİR TAVRI VARDI. BÜYÜK-KÜÇÜK KARŞISINDAKİ KİM OLURSA OLSUN İNSAN OLDUĞU İÇİN SAYGIYA DEĞER GÖRÜR, KONUŞURKEN YUMUŞAK SESİYLE, KONUŞTUĞU İNSANA DOĞRU DÖNEREK, YÜZÜNE BAKA BAKA KONUŞMASINI YAPARDI. KILIK KIYAFETİNE DİKKAT EDER, TEMİZ GİYİNİR, EV VE DIŞARI KIYAFETİNİ DEĞİŞİK SEÇER, TOPLUM İÇİNE ÇIKARKEN GENELDE AYAKKABI DAHİL, AÇIK RENK VEYA BEYAZ GİYİNMEYİ TERCİH EDERDİ. ANÎ VE FEVRÎ HAREKETLERDEN KAÇINIR, AHESTE YÜRÜR, YÜRÜRKEN ÖNÜNE, AYAKLARININ BASACAĞI YERE DOĞRU BAKARDI. “KOŞMAK İNSANIN VAKARINI BOZAR, DER VE HİÇBİR ZAMAN KOŞMAZDI. GEREKTİĞİNDE HIZLI YÜRÜR, AMA TELÂŞ ETMEZDİ. HOŞUNA GİTMEYEN SÖZ VE OLAYLARLA KARŞILAŞTIĞINDA DA İTİDALLE NETİCEYİ BEKLER VE BÖYLE DURUMLARDA YANINDAKİLERE ŞU İKİ TAVSİYEDE BULUNURDU: “YA KIZMAYACAKSINIZ, YA DA KIZDIĞINIZI BELLİ ETMEYECEKSİNİZ.” “KIZMAK YASAKTIR, ÖFKEYİ YENMEK ESASTIR. HELE ÖFKELİ İNSANLARI YATIŞTIRMAK İÇİN SÖYLEDİĞİ ŞU İZAHI İSE AYRI BİR GÜZELLİKTEDİR. “ÖFKE ŞEYTAN İŞİDİR, ŞEYTAN İSE ATEŞTEN YARATILMIŞTIR. ATEŞ İSE CEHENNEMİN TEMEL MADDESİDİR. DOLAYISIYLA; ÖFKE, SAHİBİNİ YAKAR, DİKKATLİ OLMALIDIR.” DERDİ. GİYİM-KUŞAMI DÜZENLİ OLDUĞU GİBİ, GÜNLÜK HAYATTA ZAMANI DA DÜZENLİ KULLANIR, İBADETLERİNİ BELİRLİ ZAMANLARDA YAPTIĞI GİBİ GÜNLÜK İŞLERİNİ DE DÜZENLİ VE BELİRLİ ZAMANLARDA YAPARDI, İNANDIĞI GİBİ DÜŞÜNÜR, DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAMAYA GAYRET EDERDİ. KENDİSİNE MÜRACAAT EDEN HERKESE İMKÂN NİSBETİNDE YARDIMCI OLMAYA ÇALIŞIR, KİMSEYİ REDDETMEMEYE GAYRET EDERDİ. KENDİSİNE HERHANGİ BİR KONUDA İSTİŞARE ETMEYE GELENLERİ ÖNCE DİNLER; OLUMSUZ CEVAP VERMESİ GEREKEN KİMSELERE BİLE, İNCİTMEMEK İÇİN OLUMSUZ CEVABI DOĞRUDAN SÖYLEMEZ, BİR FIKRA, BİR HİKÂYE VEYA BÜYÜKLERİN HAYATLARINDAN ALINMIŞ MENKIBELER ANLATARAK MUHATABINI İKNA ETMEYE ÇALIŞIRDI. BİR ASRA YAKIN YAŞADIĞI ACI TATLI HATIRALARLA DOLU BİR ÖMÜR OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDEN BAŞLAYARAK CUMHURİYET’E VE İKİ BİNLİ YILLARA KADAR UZANAN HAYAT GÖRGÜ VE TECRÜBESİNE İLAVE OLARAK ANADOLU’NUN YOKSUL KÖY HAYATINDAN BAŞLAYARAK ŞEHİRDE DÜĞÜMLENEN YARIM ASIRLIK DEVLET TECRÜBESİ MİLLÎ VE MANEVÎ DEĞERLERE BAĞLI OLARAK BERABERCE YÜRÜTTÜĞÜ DEVLET VE MEMURİYET HAYATI ONU MÜKEMMELLEŞTİRMİŞTİ. ALDIĞI DÎNÎ EĞİTİM VE ÖĞRETİMDEN SONRA BU UZUN YILLAR İÇERİSİNDE KENDİ ŞAHSÎ GAYRETİ İLE ÇALIŞMASI, İÇİNDE BULUNDUĞU ÇEVRE VE SEÇEREK GÖRÜŞÜP İSTİFADE ETTİĞİ MADDÎ MANEVİ BİRİKİMİ O’NU BİR KÂMİL ZATIN TABİRİYLE “YERYÜZÜNDE İNSANLARIN İMRENDİĞİ, GÖKYÜZÜNDE MELEKLERİN GIPTA ETTİĞİ İNSAN; ŞEYHZADE AHMED EFENDİ ” YAPTI. ÇOCUKLUĞUNDAN BERİ HİÇ NAMAZ BORCU OLMADIĞINI SÖYLERDİ. SABAHLARI ERKEN KALKAR, MEMURKEN HER SABAH TIRAŞ OLUR DAİREYE YÜRÜYEREK GİDER VE GELİRDİ. YOLDA YÜRÜRKEN KARŞILAŞTIĞI HERKES BÜYÜK KÜÇÜK ONA SELÂM VERİR, O DA KENDİNE SELÂM VERENLERE SÖZLE VE BAŞIYLA SELÂM VEREREK KARŞILIK VERİRDİ. OKUL ÇOCUKLARI AİLELERİNDEN VEYA ÖĞRETMENLERİNDEN ÖĞRENDİKLERİ ŞEKLİYLE YOL KENARLARINDA YAN YANA DİZİLEREK BAŞLARIYLA OKUL SELAMI VERİRLERDİ. ÇOCUKLARIN SELÂMINA DA BÜYÜK ADAMLAR GİBİ TEBESSÜMLE MUKABELE EDERDİ.

EMEKLİLİK SONRASI:

EFENDİ BABANI, 13 KASIM 1971 TARİHİNDE YARIM ASRA YAKIN BİR ZAMANDIR ÇALIŞTIĞI MEMURİYETİNDEN YAŞ HADDİ SEBEBİYLE VE KANUNİ MECBURİYETLE EMEKLİ OLDU. EMEKLİ OLDUĞUNDA, ÜZERİNDE YILLARIN YORGUNLUĞU BULUNMAKLA BERABER SIHHATLİ İDİ. GÖREVDEN AYRILMA KENDİ İSTEĞİ DEĞİLDİ. ÇÜNKÜ O, İNSANA HER GÖREVİN ALLAH TEÂLÂ TARAFINDAN VERİLDİĞİNİ SÖYLER, O GÖREVİ İSTEMİYORUM DEMEK DE KORKARIM ALLAH’ (C.C.)IN VERDİĞİ BU GÖREVİ BEĞENMİYORUM ANLAMINDA, İSYAN MÂNÂSINA GELİR DERDİ. BU SEBEPLE DE ERZURUMLU İSMAİL HAKKI HZ.NİN :

“HAK ŞERLERİ HAYR EYLER,

ZANNETME Kİ GAYR EYLER,

MEVLÂ GÖRELİM NEYLER,

NEYLERSE GÜZEL EYLER”

MISRALARINI SIK SIK TEKRAR EDEREK , “RABB’İMİN SEÇEREK HALKETTİĞİNDE HAYIR VARDIR” DİYE MIRILDANARAK TAM BİR TESLİMİYET ÖRNEĞİ GÖSTERİRDİ. EMEKLİ OLDUKTAN SONRA ÇEVRESİNE VE 1947 YILIDAN BERİ FAHRİ OLARAK YAPTIĞI DEDESİNİN CAMİİNDEKİ İMAM-HATİPLİK GÖREVİ İLE İBADETLERİNE DAHA FAZLA BİR ZAMAN AYIRMAK İÇİN, DÜNYA İŞLERİNİ TASFİYE ETTİ. BOŞ VAKİTLERİNİ TAM MANÂSIYLA İBADETLERİNE VE DOSTLARINA TAHSİS EDEREK ONLARLA SOHBET İMKÂNI BULDU SOHBETLERİNDE DAİMA KUR’AN VE SÜNNET IŞIĞINDA İYİYE-DOĞRUYA VE GÜZELE KARŞI SEVDİRİCİ VE ÖĞRETİCİ, AYNI ZAMANDA ETKİLEYİCİ BİR ÜSLÛPLA KONUŞUR, HERKESİ DE DİNLETİRDİ.

DİNÎ İLİMLERE VUKUFİYETİ:

EFENDİ BABAM, KÜÇÜKLÜĞÜNDEN BERİ DİNÎ KÜLTÜR ÇEVRESİNİN İÇİNDE BULUNMUŞ VE TAHSİL HAYATI DA BU KÜLTÜRE PARALEL OLARAK GELİŞMİŞTİR. OSMANLI DÖNEMİNDE İLK OLARAK BAŞLADIĞI MEDRESE TAHSİLİ VE BUNA DAYALI OLARAK DEVAM ETTİĞİ OKULLAR, DİN KÜLTÜRÜYLE EĞİLİM VE ÖĞRETİM YAPAN KURUMLARDIR. NE VAR Kİ, HOCA EFENDİ, SADECE BU OKULLARDA ALDIĞI BİLGİYLE İKTİFA ETMEMİŞ, “İLİM MÜ’MİNİN YİTİĞİDİR, NEREDE BULURSA ALIR, “HADİSİNİN MUCİBİNCE ÖMRÜ BOYUNCA KENDİNDEN ÜSTÜN VE BİLGİLİ KİMSELER ARAMIŞ SORMUŞ VE ONLARDAN İSTİFADE YOLLARI ARAMIŞTIR. KENDİSİ HÂFIZ-I KUR’AN DEĞİLDİ, AMA BİR HAFIZ KADAR SERİ OKUYABİLİRDİ. HER GÜN BİR CÜZ OKUR VE HER AY BİR HATİM YAPARDI. KISA VEYA UZUN SÜRELİ SEYAHATLERİNDE DE KUR’AN-I KERÎM’İNİ BERABERİNDE GÖTÜRÜRDÜ. OKUMAYI SEVER, HERKESİ OKUMAYA TEŞVİK EDER, KENDİSİ DE OKUYARAK HER GEÇEN GÜN YENİ BİLGİLER ÖĞRENİR VE KENDİNİ YENİLEMESİNİ BİLİRDİ. ÇEŞİTLİ KUR’AN TEFSİRLERİ VE HADİS MEAL VE ŞERHLERİNİ OKUR, ÖNCEDEN BİLDİĞİ VE ONLARDAN ÖĞRENDİĞİ YENİ BİLGİLERİ DE SOHBETLERİNDE ANLATARAK DOSTLARIYLA PAYLAŞIRDI. KONUŞMAK İSTEDİĞİ HER KONU İLE İLGİLİ ÂYET VE HADİSLERİ EZBERDEN OKUR, KONUŞMALARINA OKUDUĞU BU ÂYET MEALLERİ İLE BAŞLAR, SONRA AYNI KONUDA BİR KAÇ HADİS MEALİ DE İLAVE EDEREK SÖZLERİNİ DAHA SONRA GÜZEL DİLEK VE TAVSİYELERLE BİTİRİRDİ.

HAC VE UMRE HATIRALARI:

EFENDİ BABAM, İLKİ 1959 YILINDA OLMAK ÜZERE, YEDİ DEFA HAC VE ÜÇ DEFA DA UMRE ZİYARETİ YAPMIŞLARDIR. BUNLARDAN İLK HACCINA YALNIZ GİTMİŞ, DİĞERLERİNDE AİLE ÇEVRESİNDEN VE DOSTLARINDAN BAZI ARKADAŞLARIYLA BİRLİKTE OLMUŞTUR. İLK HAC ZİYARETİNDE BAYRAM ÖNCESİ KONTROL VE HAZIRLIK YAPMAK İÇİN KABE’NİN İÇİNE GİREN ARAP GÖREVLİLERLE BERABER, O DA İÇERİ GİRMEK FIRSALI BULMUŞ, KABE BİNASININ İÇİNDE DÖRT YÖNE DE AYRI AYRI NAMAZ KILMIŞ DAHA SONRA KABE’NİN DAMINA ÇIKMIŞ, İÇİNDEN VE DIŞINDAN KABE’Yİ YAKINDAN İNCELEME FIRSATI BULMUŞTUR. BEN, EFENDİ’NİN HEM HAC VE HEM DE UMRE ZİYARETİNDE BERABERİNDE OLDUĞUM OLDU. ÖZELLİKLE HAC MEVSİMİNDEKİ O MAHŞERÎ KALABALIĞIN ARASINDA YAPILAN TOPLU İBADETLERE DAHİ SON DERECE SAKİN, TELÂŞSIZ VE GÖNÜL HUZURU İÇİNDE BÜYÜK BİR TESLİMİYETLE HAZIRLANIR VE CEMAATLERE İŞTİRAK EDERDİ. HELE O’NUN TAVAF ESNASINDAKİ HUŞU İÇİNDE YÜRÜYÜŞÜ SIRASINDA BÜTÜN İNSANLARIN KOŞARAK, İTİŞEREK BİRBİRİNE YAPIŞTIĞI YERDE, ÖNDEN SANKİ BİRİLERİNİN YOL AÇIYORMUŞ GİBİ ÖNÜNÜN BOŞALARAK RAHATLIK İÇİNDE TAVAFA DEVAM ETTİĞİNİ GÖRMEK, İNSANI HAYRETE DÜŞÜRMEYE YETER DE ARTARDI BİLE. DİĞER İBADETLERİNDE OLDUĞU GİBİ HAC VE UMRE İBADETLERİNİ DE: SANKİ YAŞADIĞI DÜNYAYI UNUTMUŞ, BAŞKA BİR DÜNYADAYMIŞÇASINA VECD İLE YERİNE GETİRİRDİ.

SÜNNET ANLAYIŞI:

EFENDİ BABAM, SÜNNETE UYMA KONUSUNA GELİNCE: SAHABE-İ KİRAMDAN BAZILARININ Hz. ÂİŞE VALİDEMİZE GELEREK “BİZE PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN AHLÂKINI ANLATIR MISINIZ?” DİYE SORDULAR. O DA CEVAP OLARAK: “SİZ HİÇ KUR’AN OKUMUYOR MUSUNUZ?” DİYE SORMUŞ. ONLAR, EVET OKUYORUZ DEYİNCE “İŞTE O’NUN AHLÂKI KUR’AN’DIR” DİYE CEVAP VERMİŞTİ. İŞTE EFENDİ’NİN AHLÂKI PEYGAMBER AHLÂKININ VE SÜNNET-İ SENİYYENİN GÜNÜMÜZE YANSIDIĞI EN GÜZEL BİR CANLI ÖRNEĞİNİ TEŞKİL ETMEKTEYDİ. PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HAYATA DAİR TAVSİYELERİNİ İMKÂN DAHİLİNDE UYGULAMAYA ÇALIŞIR, İBADETLERE TAALLUK EDEN KISIMLARINI ÎFA ETMEKTE DE ASLA İHMÂL VE TEKÂSÜL GÖSTERMEZDİ. İBADETLERİNDEKİ DİKKAT, CİDDİYET VE ESASA RİAYET (TA’DÎL-İ ERKÂN) NAFİLE VE SÜNNETLERDE DE FARZLARDAN FARKSIZDI VE HEPSİNİ EKSİKSİZ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRİRDİ. İBADETİ, HAKKIYLA İBADET OLARAK YAPARDI.

TARİH ANLAYIŞI:

EFENDİ BABAM, DİNİNE, MİLLETİNE DEVLETİNE VE KÜLTÜRÜNE AYNI DERECEDE BAĞLI VE SAYGILI BİR İNSANDI. KİMSE HAKKINDA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEDİĞİ GİBİ BAŞKALARININ DA GEÇMİŞLE İLGİLİ KÖTÜ KONUŞMASINA ASLA MÜSAMAHA ETMEZ DERHAL MÜDAHALE EDEREK DİN VE DEVLET BÜYÜKLERİ HAKKINDA İYİ VE OLUMLU ŞEYLER KONUŞULMASINI TAVSİYE EDERDİ. GEÇMİŞTEKİ DİN VE DEVLET BÜYÜKLERİ İLE İFTİHAR EDER, OSMANLI PADİŞAHLARININ MEMLEKET VE MUKADDESAT SEVGİLERİ İLE İLİM, İRFAN, SANAT, EDEBİYAT, HAK VE ADALETE SAYGI VE BAĞLILIKLARINDAN SİTAYİŞLE BAHSEDERDİ. AYRICA OSMANLI PADİŞAHLARININ DEVLET YÖNETİMİ, OSMANLI-TÜRK MİLLETİNİ İDARE VE TEMSİLDEKİ BAŞARI VE KABİLİYETLERİNİ İSLÂM DİNİNE HİZMET VE BAĞLILIKLARIYLA İLGİLENDİRİR, HERHANGİ BİR İTİRAZDA BULUNANLARA KARŞI DA “OĞLUM, OĞLUM; OSMANLI PADİŞAHLARINDAN GAYET BAŞARILI, AKILLILARI VARDIR. BUNUN YANINDA ÇOCUK PADİŞAHLAR VARDIR. HATTÂ DELİ OLANLAR VARDIR. AMA TOPRAĞINA, MİLLETİNE VE MUKADDESATINA İHANET EDEN HAİN PADİŞAH YOKTUR.” DERDİ VE MECLİSTE BU SON SÖZ OLURDU… KIRK YEDİ YILLIK BAŞARILI, TEŞEKKÜR VE TAKDİRLE DOLU MEMURİYET HAYATI, O’NUN DEVLET VE İDARE İLE NASIL UYUMLU ÇALIŞTIĞININ EN GÜZEL İFADESİDİR. O HER ŞEYDEN EVVEL KARŞISINDAKİ KİMSEYİ İNSAN OLARAK GÖRDÜĞÜ İÇİN, MİLLET İÇİNDE BAŞKA IRK, MEZHEP VE DİNDEN DAHİ OLSA BÜTÜN İNSANLARA İNSANCA DAVRANIP, HERKESLE KOLAYCA DİYALOG KURARDI. BU SEBEPLE DE HERKES TARAFINDAN SEVİLİR, TAKDİR GÖRÜRDÜ..

EDEBİYATLA İLGİSİ:

EFENDİ BABAM, GAYET NAZİK RUHLU, İNCE ZEVKLİ, ŞİİRİ, EDEBİYATI VE BEDİÎ SANATLARI SEVEN BİR KİŞİ İDİ. İLK GENÇLİK YILLARINDA HECE VE ARUZ VEZNİYLE DENEME MAHİYETİNDE BİRKAÇ ŞİİR YAZMIŞ, ŞİİRLERİNDE “ŞEVKİY” MAHLASINI KULLANMIŞTIR. FAKAT DAHA SONRA BUNA DEVAM ETMEMİŞ, ŞİİRLERİNİN YAYILMASINI DA İSTEMEMİŞTİR. EZBERİNDE PEK ÇOK ŞİİR VE VECİZE MAHİYETİNDE MANZUMELER BULUNUP ONLARI KONUŞMALARI ESNASINDA SIRASI GELDİKÇE YUMUŞAK İFADESİYLE TATLI TATLI OKUYARAK SOHBETLERİNİ SÜSLERDİ. ÖZEL KÜTÜPHANESİNDE FUZÛLÎ, BAKÎ, KANUNÎ (MUHİBBİ), EŞREF, EŞREFOĞLU RUMÎ, ERZURUMLU AĞLAR İRŞADI BABA GİBİ BİRÇOK ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİVANI VARDIR. KONUŞURKEN VE YAZARKEN ZORLA SANAT YAPMAKTAN KAÇINIR, ANCAK HUTBELERİNDE GÜR AHENGİYLE SECÎ’Lİ CÜMLELER DE KULLANIRDI.

MÜSBET İLİM ANLAYIŞI:

EFENDİ BABAM, MÜSBET OLAN HER ŞEYİ TABİİ KARŞILAR, YÜKSEK AHLÂK, KÜLTÜR VE MEDENİYET SEVİYELERİNE ANCAK İLİMLE ULAŞILACAĞINI İFADE EDERDİ. İLMİN İBADETTEN ÖNDE GELDİĞİNİ, ALLAH(CC) TEÂLÂ’NIN PEYGAMBER EFENDİMİZ’E İLK EMRİNİN “OKU” OLDUĞUNU, DOLAYISIYLA OKUYUP “İLİM ÖĞRENMENİN MÜSLÜMAN HER KADIN VE ERKEĞE FARZ” OLDUĞUNU SÖYLERDİ. “İLİM İBADET İÇİN, İBADET DE ÖNCE KİŞİNİN KENDİNİ VE YARADAN’INI TANIMASI, SONRA DA İKİ DÜNYA HUZURU SAĞLAMASI İÇİN GEREKLİ OLDUĞUNU SÖYLERDİ. HER TÜRLÜ BİLİM VE TEKNOLOJİYE İLİMLE SAHİP OLUNACAĞINI İFADE EDER HERKESE OKUMAYI TAVSİYE EDER, ÖZELLİKLE GENÇLERE DE HANGİ DALDA OKURLARSA OKUSUNLAR SIRADAN BİR OKUMA DEĞİL, OKUDUKLARI SINIFIN EN İYİSİNİ VE EN İYİ ŞEKİLDE OKUMALARINI TAVSİYE EDERDİ. AYRICA İLİM SAHİPLERİNE, KENDİNDEN YAŞÇA KÜÇÜK OLSALAR BİLE LÂYIK OLDUKLARI SEVGİ VE SAYGIYI GÖSTERMEKTE KUSUR ETMEZDİ. DİNÎ İNANÇ VE YAŞAYIŞINA AYKIRI DÜŞMEYEN TEKNOLOJİK HER TÜRLÜ GELİŞME VE YENİLİĞE GÖNLÜ VE ZİHNİ AÇIK İDİ. KENDİSİYLE HER KONUDA RAHAT KONUŞULABİLİR, KABİL-İ HİTAP VE GÜVENİLİR BİR KİŞİYDİ.

SAĞLIĞI VE SON YILLARI:

EFENDİ BABAM’IN HİÇBİR ZARARLI ALIŞKANLIĞI OLMADIĞI, YEME VE İÇMESİNE DİKKAT ETTİĞİ İÇİN YETMİŞ BEŞ YAŞLARINA KADAR SIHHATLİ YAŞADI DENİLEBİLİR. ANCAK ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARINDAKİ YAŞADIKLARI MAHRUMİYETLERİN HER İNSANDA OLDUĞU GİBİ ONUN YAŞLILIĞINDA DA ETKİSİ AĞIR OLDU. 30 ARALIK 1992 TARİHİNDE GEÇİRDİĞİ BİR ŞEKER KOMASIYLA YATMAYA MECBUR OLDUĞU YATAKTAN BİR DAHA KALKAMADI. UZUN SÜREN BU YATAK HAYATINDA ÖGE EKLEMLERİN KİREÇLENMESİ SEBEBİYLE AYAKLAN ÜZERİNE KALKAMAZ OLDU. DAHA SONRAKİ YILLARDA GÖRME VE İŞİTME MELEKELERİNİ KAYBETTİ. HASTA YATTIĞI İLK KOMA GÜNLERİ HARİÇ HİÇBİR ZAMAN ŞUURUNU KAYBETMEDİ VE BİTKİSEL HAYAT YAŞAMADI. BU UZUN HASTALIĞI SÜRESİNDE KENDİSİNİ ZİYARETE GELENLERE HAL HATIR SORAR “NASILSINIZ?” DİYENLERE “BEN İYİYİM, SİZ NASILSINIZ” DİYE MUKABELEDE BULUNURDU. BİR DÖNEM HAFTANIN ÜÇ GÜNÜ UYKU HALİNDE, ÜÇ GÜNÜ UYKUSUZ GEÇERKEN; UYANIK OLDUĞU GÜNLERDE DİLİNDEN TESBİHATINI VE TEHLİLATINI EKSİK ETMEZDİ. VE BU HÂL O KADAR DEVAM EDERDİ Kİ, AĞZI İÇİNDE DİLİ ŞİŞER, KELİMELERİ TELÂFFUZ EDEMEZ HALE GELİRDİ. NİHAYET ÜÇÜNCÜ GÜNÜN SONUNDA YORGUN VE BÎTAP DÜŞER, ÜÇ GÜNÜ DE UYKUDAYMIS GİBİ HAREKETSİZ GEÇERDİ.. İRTİHALİNDEN İKİ GÜN ÖNCE YEMEDEN KESİLDİ. BİR ŞEY YEMEZ VE YİYEMEZ-İÇEMEZ OLDU. SON SAAT, SON DAKİKALARINA KADAR KENDİSİYLE DİYALOG KURULABİLİYOR VE REFLEKSLERİ CEVAP VERİYORDU. 7 OCAK 2002 PAZARTESİ GÜNÜ ÖĞLEDEN ÖNCE SAAT 10.15 SULARINDA RABB’İNİN DAVETİNE RADÎ VE MERDÎ OLARAK GÖÇTÜ VE GİTTİ. RUHU ŞAD, CENNETTE MAKAMI YÜCE OLSUN. ÂMİN…

BUNDAN SONRAKİ GÖREVİMİZ;

EFENDİ BABAM’IN İSMİNİ YAŞATMAK İÇİN , ÖNCE ONA LÂYIK EVLATLAR OLMAMIZ GEREKİR. ONDAN SONRA DA ONA LÂYIK HİZMETLER YAPARAK BİZLERE VE SEVENLERİNE MİRAS OLARAK BIRAKTIĞI BUNCA İYİ HATIRALARI YAŞAYARAK VE YAŞATARAK DEVAM ETTİRMEK ESAS GÖREVİMİZ OLACAKTIR. İNANIYORUM Kİ AİLE İÇİNDE HERKES BU SORUMLULUĞU DUYMAKTADIR.. [ MADDÎ HAYATINI İYİ BİLEN YOZGATLI HEMŞEHRİLERİMİZ VEFATI DOLAYISIYLA O’NUN MANEVÎ YÖNÜNÜ DE ÇOK İYİ TANIMA FIRSATI BULDU. KENDİSİNE LÂYIK OLDUĞU ŞEKİLDE MÜKEMMEL BİR CENAZE MERASİMİ YAPTI VE O’NU MANEVİYAT DÜNYASINDA MÜSTESNA BİR YERE YERLEŞTİRDİ. NÂMÜSAİT KIŞ ŞARTLARI İÇERİSİNDE TAHMİN EDİLEMEYECEK KADAR BÜYÜK BİR KALABALIĞIN HUŞU İÇERİSİNDE, PARMAKLAR ÜZERİNDE TABUTUNU TAŞIMALARI. O’NA KARŞI OLAN SON GÖREVE KATILMA ARZU VE İŞTİYAKLARIYDI. BU MERASİM BOYUNCA EN UFAK BİR TAŞKINLIĞIN VE DÜZENSİZLİĞİN OLMAMASI İSE AHMED EFENDİ’NİN OLGUN MANEVÎ KİŞİLİĞİNİN TOPLUMA YANSIMASIDIR. SON OLARAK ŞUNLARI SÖYLEMEK İSTİYORUM: EFENDİ BABAM DA HEPİMİZ GİBİ BİR İNSANDI. GEREK SAĞLIĞINDA VE GEREKSE VEFATINDAN SONRA O’NU İNSAN ÜSTÜ ULVÎ BİR VARLIK GİBİ DÜŞÜNMEK SON DERECE YANLIŞ BİR DAVRANIŞTIR. O, İSLÂM’IN EMRETTİĞİ, PEYGAMBER AHLÂKI İLE AHLÂKLANMIŞ, DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAYAN, İLMİYLE, SÖZ VE DAVRANIŞLARIYLA TOPLUMA ÖRNEK OLAN BİR İNSANDIR. MÜKEMMEL BİR İNSANDIR, FAKAT İNSANDIR. HİÇBİR ZAMAN O’NU İNSAN ÜSTÜ BİR VARLIK GİBİ DÜŞÜNÜP İLAHLAŞTIRMAMAK GEREKİR. AKSİ HALDE BUNDAN EN ÇOK O’NUN RUHU MUAZZEB OLUR. YÜCE MEVLÂ’DAN, O’NU VASÎ RAHMETİYLE KUCAKLAMASINI DİLİYOR, DOST VE YAKINLARINA SABIRLAR TAVSİYE EDİYOR, HATALARIMIZIN BAĞIŞLANMASINI CÂN-I GÖNÜLDEN NİYAZ EDİYORUM.

Şeyhzade Ahmed Şevki Ergin Hocaefendi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , . ŞEYHZADE AHMED ŞEVKİ YOZGADİ HAZRETLERİ için yorumlar kapalı

SEYYİD ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİ

  

 

 

SEYYİD ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİ, SON ASIRDA YETİŞEN, ZAHİR VE BATIN İLİMLERİNDE KAMİL VE DÖRT MEZHEBİN FIKIH BİLGİLERİNDE MAHİR, BÜYÜK ÂLİM VE RUH BİLGİLERİNİN MÜTEHASSISI BÜYÜK VELİDİR. SİLSİLE-İ ALİYYENİN OTUZ DÖRDÜNCÜSÜDÜR. BABASI SEYYİD MUSTAFA EFENDİDİR. 1865 YILINDA VAN’IN BAŞKALE KAZASINDA DOĞDU. 1943‘DE ANKARA’DA VEFAT ETTİ. KABİRLERİ ANKARA’NIN BAĞLUM NAHİYESİNDEDİR.

BABASI SEYYİD MUSTAFA EFENDİ VE BÜTÜN DEDELERİ, ZAMANLARININ ÂLİM VE FADILLARI İDİLER. İMAM-I ALİ RIZA BİN MUSA KAZIM SOYUNDAN OLUP, SEYYİD OLDUKLARI IRAK’TAKİ ŞER’İ MAHKEME DEFTERLERİNDE YAZILIDIR. ARVASİ AİLESİ, ALTI YÜZ SENEDEN BERİ İLİM YAYMAKLA VE EN ÜSTÜN İNSANLIK MEZİYETLERİNDE NUMUNE OLMAKLA TANINMIŞ VE HALK ARASINDAKİ AYRILIKLARI GİDERMEKTE, MİLLİ BİRLİĞİ SAĞLAMAKTA BÜYÜK VAZİFELER ÜSTLENMİŞ VE BUNLARI DEVAM ETTİREGELMİŞLERDİR.

İLK TAHSİLİNİ BABASININ HUZURUNDA GÖRDÜ. SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ NEHRİ’DE GÖRDÜĞÜ BİR RÜYA ÜZERİNE TAHSİLİNE DAHA BÜYÜK EHEMMİYET VERDİ. BU RÜYAYI ŞÖYLE ANLATMAKTADIR:

NEHRİ İSİMLİ KASABADA DİN VE FEN İLİMLERİ ÜZERİNE TAHSİL GÖRÜYORDUM. RAMAZAN AYINI AİLEMLE BİRLİKTE GEÇİRMEK ÜZERE MEMLEKETİME DÖNDÜM. HENÜZ İLK MEKTEP KİTAPLARINI TAHSİL ETTİĞİM ZAMANLARDI. RAMAZAN AYININ ON BEŞİNCİ SALI GECESİ, RÜYADA ALLAH’IN RESULÜNÜ GÖRDÜM. YÜCE BİR TAHT ÜZERİNDE RİSALET MAKAMINDA OTURMUŞLARDI. ONUN HEYBET VE CELALİ KARŞISINDA DEHŞETE DÜŞMÜŞ, YERE BAKARKEN, ARKAMDAN BİR KİMSE YAVAŞ YAVAŞ SAĞ TARAFIMA YANAŞTI. GÖZ UCUYLA KENDİSİNE BAKTIM. KISAYA YAKIN ORTA BOYLU, TOP SAKALLI, AYDINLIK ALINLI BİR ZAT… BU ZAT SAĞ KULAĞIMA İŞİTİLMEYECEK KADAR HAFİF BİR SESLE, FIKIH İLMİNİN HAYZ MESELELERİNDEN BİR SUAL SORDU: “HAYZ ZAMANINDA BİR KADININ, CAMİYE GİRMESİ UYGUN DEĞİLKEN, İKİ KAPILI BİR CAMİNİN BİR KAPISINDAN GİRİP ÖBÜR KAPISINDAN ÇIKMAKTA ŞER’AN SERBEST MİDİR?” ALLAH RESULÜNÜN HEYBETLERİNDEN BÜZÜLMÜŞTÜM. SUALİ TEKRAR SORMAMASI İÇİN GAYET YAVAŞÇA VE ALÇAK BİR SESLE; “DİNİN SAHİBİ HAZIRDIR, BURADADIR” DİYE CEVAP VERDİM. MAKSADIM, ONUN HUZURUNDA KİMSENİN DİN MESELELERİNE EL ATAMAYACAĞINI ANLATMAKTI. RESULULLAH EFENDİMİZ, SES İŞİTİLEMEYECEK BİR MESAFEDE BULUNMALARINA RAĞMEN CEVABIMI DUYDULAR. DURMADAN; “CEVAP VERİNİZ!” DİYE ÜST ÜSTE İKİ DEFA EMİR BUYURDULAR.

ERTESİ GÜN, ÖĞLE NAMAZI VAKTİNDE PEDERİMİN CAMİYE GELİŞ YOLLARI ÜZERİNDE DURDUM. KENDİLERİNE BİR ŞEYİ ARZ EDECEĞİMİ HİSSEDEREK YANIMA GELDİLER. RÜYAMI ANLATTIM. YÜZLERİNE BÜYÜK BİR SEVİNÇ DALGASI YAYILIRKEN; “SENİ MÜJDELERİM! ÂLEMİN FAHRİ SENİ MEZUN VE DİN BİLGİLERİNİ TEBLİĞE MEMUR BUYURDULAR. İNŞÂALLAH ÂLİM OLURSUN! BÜTÜN GÜCÜNLE ÇALIŞ” DİYEREK RÜYAMI TABİR ETTİ. BABAMA; “KÂİNATIN EFENDİSİ HUZURUNDA, BUNCA DİN MESELESİ DURURKEN BANA HAYZ BAHSİNDEN SUAL AÇILMASININ VE CEVABININ TARAFIMDAN VERİLMESİ HAKKINDAKİ RESULULLAHIN EMRİNİN HİKMETİ NEDİR?” DİYE SORDUM ŞU CEVABI VERDİ:

“HAYZ, FIKIH BİLGİLERİNİN EN ZORU OLDUĞU İÇİN, BÖYLE BİR SUAL, SENİN İLERİDE DİN İLİMLERİ BAKIMINDAN ÇOK YÜKSELECEĞİNE İŞARETTİR.”

BU RÜYADAN SONRA, ON SENE MÜDDETLE, CUMA GECELERİNDEN BAŞKA HİÇ BİR GECEYİ YORGAN ALTINDA GEÇİRDİĞİMİ HATIRLAMIYORUM. SABAHLARA KADAR DERSLE UĞRAŞIP İNSANLIK İCÂBI UYKUYU KİTAP ÜZERİNDE GEÇİRDİM. İNSAN GÜCÜNÜN ÜSTÜNDE DENİLEBİLECEK BİR GAYRET VE İSTEKLE ÇALIŞTIM.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ, ÖĞRENDİĞİ FIKIH, TEFSİR GİBİ İLİMLERİN YANINDA KENDİSİNİ MÂNEVİ YOLDAN YETİŞTİRECEK BİR REHBERE KAVUŞMA ARZUSU İLE YANIYORDU. DİĞER TARAFTAN SEYYİD TÂHÂ-İ HAKKÂRİ’NİN HALİFESİ SEYYİD FEHİM-İ ARVASİ, RÜYASINDA ALLAHÜ TEÂLÂNIN RESULÜNÜ GÖRDÜ. PEYGAMBER EFENDİMİZ KENDİSİNE; “ABDÜLHAKİM’İN TERBİYESİNİ SANA ISMARLADIM” BUYURMUŞTU.

NİHAYET SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ, 1878 (H.1295) YILINDA SEYYİD FEHİM-İ ARVASİ HAZRETLERİNİN HUZURUNA KAVUŞTU VE HOCASINDAN ALDIĞI İLK EMİR, TEVBE VE İSTİHARE OLDU. İSTİHAREDE ŞÖYLE BİR RÜYA GÖRDÜ:

SEYYİD TÂHÂ HAZRETLERİ, CAMİDE, TALEBESİ SEYYİD FEHİM’E ŞU EMRİ VERİYORDU: “ABDÜLHAKİMİ AL, ELBİSESİNİ SOY, CEVÂZİMÂT-I HAMS ÇEŞMELERİNDE KENDİ ELİNLE TAMAMEN YIKA! SONRA İKİMİZE DE İMAM OLSUN!.. SEYYİD FEHİM HAZRETLERİ ONU ALIP CEVÂZIMÂT-I HAMS ÇEŞMELERİNDE YIKIYOR, O DA ELİNİ ONUN OMUZUNA KOYARAK, SAĞ AYAĞINI KENDİSİ İÇİN SERİLMİŞ OLAN SECCADEYE BIRAKIYORDU.

BU RÜYA ONUN TALEBELİĞE KABUL EDİLDİĞİNE DAİR GAYET AÇIKTI. TABİRE MUHTAÇ KISMI SADECE CEVÂZIMÂT-I HAMS TABİRİ İDİ. CEVÂZIM CEZM’İN ÇOĞULU OLUP KAT’İ, KESİN DEMEKTİR. HAMS YANİ BEŞ ADEDİ İSE ÂLEM-İ EMRİN, LATİFENİN TASFİYESİNE İŞARET OLDUĞU AÇIKTI. RÜYANIN BAŞKA TABİRE MUHTAÇ OLMAYAN AÇIKLIĞI AYRI BİR İLAHİ LÜTUF VE SONSUZ BİR İHSANDI.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ, GÖRDÜĞÜ BU RÜYANIN TESİRİ İLE BÜYÜK BİR AŞKLA İLİM TAHSİL EDİP, İLİMDE İLERLEDİĞİ GİBİ, SEYYİD FEHİM HAZRETLERİNİN SOHBET VE TEVECCÜHLERİ İLE GÖNLÜNÜ NURLANDIRDI.

YÜKSEK TAHSİLİNİ ZAMANIN EN BÜYÜK ÂLİM VE EVLİYASI SEYYİD FEHİM ARVASİ HAZRETLERİNİN HUZURUNDA TAMAMLADI. 1300 HİCRİ SENE BAŞINDA İLM-İ SARF, NAHV, MANTIK, MÜNAZARA, VAD’, BEYAN, MEANİ, BEDİ’, BELAGAT, KELÂM, USUL-İ FIKIH, TEFSİR, TASAVVUF, ULUM-İ HİKEMİYYE YANİ HİKMET-İ TABİ’İYYE (FİZİK, BİYOLOJİ), HİKMET-İ İLAHİYYE, RİYAZİYYE (YANİ MATEMATİK, GEOMETRİ), HEY’ET (ASTRONOMİ) GİBİ ZAHİR İLİMLERDE İCAZET (DİPLOMA); TASAVVUFUN NAKŞİBENDİYYE, KADİRİYYE, KÜBREVİYYE, SÜHREVERDİYYE VE ÇEŞTİYYE YOLLARINDAN HİLAFET ALDI. BAŞKALE’DE OTUZ YIL KADAR TEDRİS VE İRŞAD İLE MEŞGUL OLDU. YANİ DERS OKUTTU VE İNSANLARA ALLAHÜ TEÂLÂNIN EMİR VE YASAKLARINI ANLATTI.

1914 (H. 1332)TE BİRİNCİ DÜNYA HARBİ ÇIKIP RUSLAR DOĞU ANADOLU’YU İŞGAL EDİNCE, BAŞKALE’DEN HİCRET EDİP, IRAK’A, ORADAN ADANA, ESKİŞEHİR VE 1919 (H. 1337)DA İSTANBUL’A GELDİ. EYÜP SULTAN’DA ÖNCE YAZILI MEDRESEYE, SONRA GÜMÜŞSUYU TEPESİNDEKİ MÜRTEZA EFENDİ DERGAHINA YERLEŞTİ VE KAŞGARİ HANEKAHI MEŞİHATINA TAYİN OLUNDU. İSLAM HALİFELERİNİN VE OSMANLI SULTANLARININ SONUNCUSU OLAN SULTAN VAHİDEDDİN TARAFINDAN MEDRESE-İ MÜTEHASSISİN DENİLEN İLAHİYAT FAKÜLTESİNDE TASAVVUF MÜDERRİSİ YANİ ORDİNARYÜS PROFESÖRÜ OLARAK 8 ZİLKADE 1919 (H. 1337) TARİHLİ FERMAN İLE TAYİN EDİLDİ.

ANADOLU’DA ÇARPIŞAN KUVAY-I MİLLİYENİN GALİP GELMESİ İÇİN PARA, MAL VE DUA İLE YARDIM EDİLMESİ, ELİ SİLAH TUTANLARIN ONLARA KATILMALARI İÇİN MİLLETİ TEŞVİK EDEREK ÇOK KİMSEYİ ANADOLU’YA GÖNDERDİ. ÇOK YARDIM YAPILMASINA SEBEP OLDU. UZUN ZAMAN İRŞAD, VAAZ VE TEDRİS İLE MEŞGUL OLUP HAYATININ SONUNA DOĞRU İZMİR’E GÖNDERİLDİ. ZOR ŞARTLAR ALTINDA İZMİR’DE KALDIĞI SIRADA İHTİYARLIĞIN DA VERDİĞİ TAKATSİZLİKLE HASTALANDI. ANKARA’YA GETİRİLDİ. ANKARA’YA GELDİKTEN BİRKAÇ GÜN SONRA 27 KASIM 1943 (H. 1362) TARİHİNDE SIKINTILARLA DOLU DÜNYADAN AHİRETE İNTİKAL ETTİ. ANKARA’NIN KUZEYİNDE BULUNAN BAĞLUM NAHİYESİNDE DEFNOLUNDU. KABRİ ZİYARET EDİLMEKTE, HUZURUNDA YAPILAN DUALAR KABUL OLUNMAKTADIR.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ VÜCUTÇA GAYET MUTEDİL VE KUSURSUZDU. BUĞDAY TENLİYDİ. ALNI GENİŞ VE AÇIKTI. KAŞLARI BİRER HİLAL GİBİ OLUP, KABARIK İNCE VE ÖLÇÜLÜYDÜ. NUR BAKIŞLI GÖZLERİ İRİCEYDİ. BURNU AHENKLİ VE NORMALDEN BÜYÜKÇEYDİ. YÜZÜ ZAYIFÇA OLUP SAKALI SIKTI. BEDENİ İRİ YAPILI OLUP, İNSANA MUTLAK SURETTE HÜRMET TELKİN EDİCİ BİR VAKAR VE HEYBETİ VARDI.

HER HÂLİ VE HAREKETİ İLE İSLAMİYET’E UYARDI. ÇOK MÜTEVAZI OLUP; “BEN” DEDİĞİ İŞİTİLMEMİŞTİ. ÇOK HEYBETLİ VE TEMKİN SAHİBİYDİ. ÇOK MİSAFİR SEVERDİ. YARDIM YAPMAKTAN HOŞLANIRDI. ZİYARETLERE GİDER, DAVETLERE İCABET EDERDİ.

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ DİN BİLGİLERİNDE VE TASAVVUFUN İNCE MARİFETLERİNDE DERİN BİR DERYA İDİ. ÜNİVERSİTE MENSUPLARI, FEN VE DEVLET ADAMLARI, ÇÖZÜLEMEZ SANDIKLARI GÜÇ BİLGİLERİ SORMAYA GELİR; SOHBETİNDE, DERSİNDE BİR SAAT KADAR OTURUNCA, CEVABINI ALIR; SORMAYA LÜZUM KALMADAN O BİLGİ İLE DOYMUŞ OLARAK GERİ DÖNERDİ. TEVECCÜHÜNÜ, SEVGİSİNİ KAZANANLAR, SAYISIZ KERAMETLERİNİ GÖRÜRDÜ. ÇOK MÜTEVAZI, PEK ALÇAK GÖNÜLLÜYDÜ. EYÜP SULTAN, FATİH, BAYEZİD, BAKIRKÖY, KADIKÖY, BEYOĞLU’NDA AĞA CAMİ-İ ŞERİFLERİ KÜRSİLERİNDE SENELERCE İLİM NEŞRETMİŞTİR. SULTAN SELİM CAMİ-İ ŞERİFİ YANINDAKİ SÜLEYMANİYYE MEDRESESİNDE, TASAVVUF MÜDERRİSİ (PROFESÖRÜ) İKEN ER-RİYAD-ÜT-TASAVVUFİYYE KİTABINI YAZMIŞTIR. TASAVVUF HAKKINDA RİSALE BÜYÜKLÜĞÜNDE MÜTEADDİD MEKTUPLARI VARDIR. MEVLİD OKUNMASININ VE TESBİH KULLANMANIN BAŞLANGIÇ VE MEŞRUİYETİ HAKKINDA BİR RİSALE, RABITA-İ ŞERİFE RİSALESİ, SAHÂBE-İ KİRÂM VE ECDAD-I PEYGAMBERİ RİSALELERİ, İSLAM HUKUKU, KEŞKUL VE SEFER-İ AHİRET İSİMLİ ESERLERİ, ARABİ, FARİSİ VE TÜRKÇE ŞİİRLERİ PEK KIYMETLİDİR.

YETİŞTİRDİĞİ SEÇKİN DİN ADAMLARININ EN SELAHİYYETLİSİ; ÇEŞİTLİ DİN VE FEN KİTAPLARININ YAZARI, ECZACI, KİMYAGER VE EMEKLİ ÖĞRETMEN ALBAY HÜSEYİN HİLMİ IŞIK BEYEFENDİDİR. 1929’DAN 1943 SENESİNE KADAR O BÜYÜK ZATTAN DERS ALMIŞ, ARABİ VE FARİSİ TERCÜMELER YAPARAK GENÇLİĞE HİZMET İÇİN ÇALIŞMIŞTIR. TÜRKÇE, ARABİ, FARİSİ, ALMANCA, FRANSIZCA VE İNGİLİZCENİN YANINDA, BAŞKA DİLLERDE DE ÇEŞİTLİ DİN KİTAPLARI NEŞRETMİŞTİR. BÜTÜN İLİM VE FEYZİNİ, ABDÜLHAKİM ARVASİ’DEN ALDIĞINI ESERLERİNDE BELİRTMEKTEDİR.

25 YIL ÖNCEKİ RÜYADAKİ ŞAHIS

SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİ, 1897 YILINDA HAC VAZİFESİ İLE HİCAZ’A GELDİĞİNDE ÖNCE MEDİNE’YE GELİP PEYGAMBER EFENDİMİZİN KABR-İ ŞERİFİNİ ZİYARET ETTİ. YANINDA HACI ÖMER EFENDİ İSİMLİ EŞRAFTAN BİR ZAT VARDI. ONUNLA BERABER BİR GECE, MÜBAREK RAVZA’DA AKŞAM NAMAZINDAN SONRA, YÜZÜNÜ SAADET ŞEBEKESİNE DÖNDÜRMÜŞ, SON DERECE EDEP VE HÜRMET İÇERİSİNDE BEKLERKEN, SAĞ TARAFINDA OTURAN HACI

ÖMER EFENDİ KULAĞINA EĞİLİP YAVAŞÇA:

“REFİKAM, ŞU ANDA ÖZÜR SAHİBİDİR. PEYGAMBER MESCİDİNİ ZİYARETE GELEMEZ. BÂB-ÜS-SELÂM’DAN GİREREK PEYGAMBER HUZURUNDA BİR SELAM VERİP, BÂB-I CİBRİL’DEN ÇIKMASINA ŞER’AN MÜSAADE VAR MIDIR?” DEDİ.

SEYYİD ABDÜLHAKİM HAZRETLERİ O ANDA 25 YIL ÖNCEKİ RÜYANIN HATIRINA GELMESİ İLE KORKUYLA SARSILDI. HACI ÖMER EFENDİNİN YÜZÜNE BİR DAHA BAKTI. EVET 25 YIL ÖNCE RÜYASINDA GÖRDÜĞÜ ŞAHIS DA BU ŞAHISTI.

YAVAŞÇA:

“BU SUALİN CEVABINA MEZUN OLMAK ŞÖYLE DURSUN, BİLAKİS MEMURUM!” BUYURDU. ANCAK RÜYADA OLDUĞU GİBİ RESULULLAH EFENDİMİZİN HUZURUNDA BULUNDUĞUNDAN CEVAP VERMEKTE MAZUR OLDUĞUNU BİLDİRDİ. BÂB-I RAHME’DEN DIŞARI ÇIKTIKTAN SONRA HEM MESELEYİ CEVAPLANDIRDI VE HEM DE RÜYAYI TAFSİLATI İLE ANLATTI.

SULTANIN DUA VE YARDIM İSTEMESİ

SULTAN VAHİDEDDİN HAN KENDİLERİNİ ÇOK SEVER, TAKDİR EDERDİ VE DUALARINI İSTERDİ. NİTEKİM ABDÜLHAKİM EFENDİ HAZRETLERİ ŞÖYLE ANLATTI:

MEMLEKETİN İŞGAL ALTINDA BULUNDUĞU VE KURTULUŞ SAVAŞININ BAŞLADIĞI GÜNLERDİ. BEŞİKTAŞ’TA SİNANPAŞA CÂMİİNDE VAAZ EDİP ÇIKIYORDUM. KAPI ÖNÜNDE DURAN BİR SARAY ARABASINDAN, KİBAR BİR BEY İNİP; “EL MELİKÜ YAKRAÜKESSELÂM VE YED’UKE İLETTA’ÂM” YANİ “SULTAN SANA SELAM EDİYOR VE SENİ İFTARA ÇAĞIRIYOR” DEDİ. ARABA İLE SARAYA GİTTİK. İSTANBUL’UN SEÇİLMİŞ VAİZLERİ, İMAMLARI ÇAĞIRILMIŞTI. YEMEKTEN SONRA SER MÜSÂHİB GELDİ. SULTANIN SELAMI VAR. HEPİNİZDEN RİCA EDİYOR. ANADOLU’DA KÂFİRLERLE ÇARPIŞAN KUVÂY-I MİLLİYENİN GALİP GELMESİ İÇİN DUA ETMENİZİ VE ANADOLU’DAKİ MÜCAHİDLERE PARA VE DUA İLE YARDIM ETMELERİ, ELİ SİLAH TUTANLARIN ONLARA KATILMALARI İÇİN MİLLETİ TEŞVİK ETMENİZİ RİCA EDİYOR, DEDİ. BU EMİR ÜZERİNE ÇOK KİMSEYİ ANADOLU’YA GÖNDERDİM. ÇOK YARDIM YAPILMASINA SEBEP OLDUM.

BİR DEFASINDA DA SULTAN VAHİDEDDİN HAN, RAMAZÂN-I ŞERİF AYINDA HIRKA-I SEÂDETİN BULUNDUĞU ODAYI ZİYARET EDECEKTİ. SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİ’Yİ DE DAVET ETTİ. DİĞER İLERİ GELEN DEVLET ADAMLARI VE DİN ADAMLARI DA ORADAYDI. BU VAKANIN DEVAMINI HİZMETLERİNİ GÖREN ŞAKİR EFENDİ ŞÖYLE NAKLETMEKTEDİR:

SULTAN TAM HIRKA-İ SEÂDETİN BULUNDUĞU ODANIN KAPISINA GELİNCE, ABDÜLHAKİM EFENDİ NEREDEDİR? DİYE SORDU. ORADAKİ KALABALIK BİRBİRLERİNE BAKIŞTILAR. O İSİMDE BİRİSİNİ TANIMIYORLARDI. ARKAYA DOĞRU HABER VERDİLER. EFENDİ HAZRETLERİ, BENİM İSMİM ABDÜLHAKİM DER DEMEZ, SULTAN SİZİ BEKLİYOR DİYEREK, HEMEN YOL AÇTILAR. SULTAN KENDİLERİNİ BEKLEYİP YAN YANA BİRİ DÜNYA, BİRİ AHİRET SULTANI OLARAK, SULTANÜ’L-ENBİYA PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEÂDETLİ HIRKALARININ BULUNDUĞU ODAYA GİRDİLER. BERABERCE ZİYARET ETTİLER. ÇIKINCA SULTAN BEREKET SAYARAK ORADA OLANLARA BİRER MENDİL, ONA İSE İKİ MENDİL HEDİYE ETMİŞLER. BEN DIŞ KAPIDA EFENDİ’Yİ BEKLİYORDUM. GELDİLER VE ZİYARETLERİNİ ANLATTILAR. (SULTAN HERKESE BİR MENDİL VERDİ, BANA İKİ TANE VERDİ. BİRİSİ SENİNDİR) BUYURUP BİRİNİ BANA VERDİLER.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ SİYASETE HİÇ KARIŞMAMIŞ, SİYASİ FIRKALARA BAĞLANMAMIŞTIR. BÖLÜCÜLÜĞE KARŞIYDI. TALEBELERİ KENDİSİNE TEKKELERİN KAPATILMASI İLE İLGİLİ OLARAK SORDUKLARINDA:

“HÜKÜMET, TEKKELERİ DEĞİL, BOŞ MEKANLARI KAPATTI. ONLAR KENDİ KENDİLERİNİ ÇOKTAN KAPATMIŞLARDI” DEMİŞTİR. BU MUAZZAM GÖRÜŞ, O GÜNLERİN UMUMİ MANADA TEKKE VE DERGAH TİPİNE AİT TEŞHİSLERİN EN GÜZELİDİR.

KANUNLARA UYMAKTA ÇOK TİTİZ DAVRANIR, KONUŞMALARINDA DA BUNU TAVSİYE EDERDİ.

ABDÜLHAKİM EFENDİNİN YEMESİ, İÇMESİ, YATMASI, KALKMASI, KONUŞMASI, SUSMASI, GÜLMESİ, AĞLAMASI HEP İSLAMİYET’E VE RESULULLAH EFENDİMİZİN HÂLİNE UYGUNDU. ONUN YEMESİNİ GÖREN SANKİ ÂDET YERİNİ BULSUN DİYE YİYOR ZANNEDERDİ. AZ YER, LOKMALARI KÜÇÜK ALIR VE YAVAŞ YERDİ. YAKINLARI ONU OTUZ SENEDİR KAYLULE YAPARKEN VEYA YATARKEN BİR DEFA OLSUN SIRT ÜSTÜ VEYA SOL TARAFINA DÖNÜP YATMADIĞINI SÖYLEMİŞLERDİR. HEP SAĞ YANI ÜZERİNE YATAR, SAĞ ELİNİN İÇİNİ SAĞ YANAĞI ALTINA KOYAR, ÖYLE YATARDI. HER HÂLİ İSTİKAMET ÜZERE İDİ. “İSTİKAMET YANİ ALLAHÜ TEÂLÂNIN BEĞENDİĞİ DOĞRU YOL ÜZERE OLMAK KERAMETİN ÜSTÜNDEDİR” SÖZÜNÜ SIK SIK TEKRAR EDERDİ.

ÇOK MÜTEVAZI, PEK ALÇAK GÖNÜLLÜ İDİ. BEN DEDİĞİ HİÇ İŞİTİLMEMİŞTİ. İSLAM ÂLİMLERİNİN ADI GEÇTİĞİ ZAMAN:

“BİZLER O BÜYÜKLERİN YANINDA HAZIR OLSAK SORULMAYIZ, GAİB OLSAK ARANMAYIZ.” VE, “BİZLER O BÜYÜKLERİN YAZILARINI ANLAYAMAYIZ. ANCAK BEREKETLENMEK İÇİN OKURUZ” BUYURURDU. HALBUKİ KENDİSİ BU BİLGİLERİN MÜTEHASSISI İDİ.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNİN KIYMETLİ SÖZLERİNDEN BAZILARI:

“HER PEYGAMBER, KENDİ ZAMANINDA, KENDİ MEKANINDA, KENDİ KAVMİNİN HEPSİNDEN, HER BAKIMDAN ÜSTÜNDÜR. MUHAMMED ALEYHİSSELAM İSE HER ZAMANDA HER MEMLEKETTE, YANİ DÜNYA YARATILDIĞI GÜNDEN KIYAMET KOPUNCAYA KADAR, GELMİŞ VE GELECEK, BÜTÜN VARLIKLARIN, HER BAKIMDAN EN ÜSTÜNÜDÜR. HİÇ KİMSE, HİÇBİR BAKIMDAN ONUN ÜSTÜNDE DEĞİLDİR. BU OLAMAYACAK BİR ŞEY DEĞİLDİR. DİLEDİĞİNİ YAPAN, HER İSTEDİĞİNİ YARATAN, ONU BÖYLE YARATMIŞTIR. HİÇBİR İNSANIN ONU METHEDECEK GÜCÜ YOKTUR. HİÇBİR İNSANIN ONU TENKİT EDECEK İKTİDARI YOKTUR.”

“HAK TEÂLÂNIN HAKİMLİĞİNİ TANIDIĞINIZ, EMANETİ VE EMNİYETİ BOZMAYARAK ÇALIŞTIĞINIZ ZAMAN, BİRBİRİNİZİ NE KADAR SEVECEK, BİRBİRİNİZE NE KADAR BAĞLI KARDEŞLER OLACAKSINIZ. SİZİN O KARDEŞLİĞİNİZDEN ALLAH’IN MERHAMETİ NELER YARATACAKTIR. KAVUŞTUĞUNUZ HER NİMET, HEP HAKK’A İMANIN HASIL ETTİĞİ KARDEŞLİĞİN NETİCESİ VE ALLAHÜ TEÂLÂNIN MERHAMET VE İHSANIDIR. GÖRDÜĞÜNÜZ HER MUSİBET VE FELAKET DE; HEP KIZGINLIĞIN, NEFRETİN VE DÜŞMANLIĞIN NETİCESİDİR. BUNLAR İSE HAKKI TANIMAMANIN, ZULÜM VE HAKSIZLIK ETMENİN CEZASIDIR.”

“BÜYÜKLERİN SÖZÜ, SÖZLERİN BÜYÜĞÜDÜR.”

“EVLİYANIN SÖZÜNDE RABBANİ TESİR VARDIR.”

“İNSANI KAPLAYAN SIKINTILARIN BİRİNCİ SEBEBİ, HAKK’A KARŞI ŞİRK VE MÜŞRİKLİKTİR. İLİM VE FEN İLERLEDİĞİ HALDE, İNSANLIĞIN UFUKLARINI SARMIŞ OLAN FESAT KARANLIĞI HEP ŞİRKİN, İMANSIZLIĞIN, VAHDETSİZLİĞİN VE SEVİŞMEZLİĞİN NETİCESİDİR. BEŞERİYET NE KADAR UĞRAŞIRSA UĞRAŞSIN, SEVİP SEVİLMEDİKÇE, IZDIRAP VE FELAKETTEN KURTULAMAZ. HAKK’I TANIMADIKÇA, HAKK’I SEVMEDİKÇE, HAK TEÂLÂYI HAKİM BİLİP, ONA KULLUK ETMEDİKÇE, İNSANLAR, BİRBİRİ İLE SEVİŞEMEZ. HAK’DAN VE HAK YOLUNDAN BAŞKA HER NE DÜŞÜNÜLSE, HEPSİ AYRILIK VE PERİŞANLIK YOLUDUR.”

“MÜSLÜMANLARIN ÖĞRENMESİ LAZIM OLAN BİLGİLERE ULUM-İ İSLAMİYYE (MÜSLÜMANLIK BİLGİLERİ) DENİR. İSLAM DİNİNİN EMRETTİĞİ BU BİLGİLERİ RESULULLAH ALEYHİSSELAM İKİYE AYIRMIŞTIR. BİRİ, “ULUM-İ NAKLİYYE”, YANİ DİN BİLGİLERİ; DİĞERİ “ULUM-İ AKLİYYE” YANİ FEN BİLGİLERİDİR, BUYURMUŞTUR. DİN BİLGİLERİ, DÜNYADA VE AHİRETTE, HUZURU, SAADETİ KAZANDIRAN BİLGİLERDİR.

BUNLAR DA İKİYE AYRILIR: “ULUM-İ ALİYYE” YANİ YÜKSEK DİN BİLGİLERİ VE “ULUM-İ İBTİDAİYYE” YANİ ALET İLİMLERİ. İSLAM İLİMLERİNİN İKİNCİ KISMI OLAN AKIL BİLGİLERİNİN YANİ TECRÜBİ İLİMLERİN İYİ ÖĞRENİLMESİ, İNCE VE DERİN DİN BİLGİLERİNİN KOLAY VE AÇIK ANLAŞILMASINA YARDIM EDER. RİYAZİ FİZİK ÖĞRENMEK, DİN BİLGİLERİNİ KUVVETLENDİRİR. ASTRONOMİ, ARİTMETİK VE GEOMETRİ, DİNE YARDIMCI BİLGİLERDİR. TECRÜBİ FİZİKTEKİ (TECRÜBE VE İSBAT EDİLENLERE ESASEN UYMAYAN) BİRKAÇ YANLIŞ TEORİ VE HİPOTEZDEN BAŞKA HEPSİ DİNE UYMAKTA, İMANI KUVVETLENDİRMEKTEDİR. İLAHİ FİZİK (METAFİZİK) BİLGİLERİNDEN, ÇÜRÜK, BOZUK OLANLARI DİNE UYMAZ. BU İLİMLER ÖĞRENİLİNCE, DİN BİLGİLERİNİN AKLİ İLİMLERE UYAN VE AKLİ BİLGİLERLE ÇÖZÜLMEYEN YERLERİ VE SEBEPLERİ MEYDANA ÇIKAR VE AKLA UYGUN SANILMAYAN, AKLIN ERİŞEMEDİĞİ MESELELERİN İNKÂR EDİLEMEYECEĞİ ANLAŞILIR.”

“KUR’AN-I KERİMDEN VE RESUL ALEYHİSSELAMIN HADİS-İ ŞERİFLERİNDEN SONRA EN KIYMETLİ KİTAP, İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN MEKTUBAT KİTABIDIR. HANEFİ MEZHEBİNDE EN MÜKEMMEL VE EN KIYMETLİ FIKIH KİTABI, İBNİ ABİDİN’İN DÜRRÜL-MUHTAR HAŞİYESİDİR. ŞAFİİ’DE TUHFET-ÜL-MUHTAC KİTABIDIR.”

“İSLAM DİNİ, ALLAHÜ TEÂLÂNIN, CEBRAİL İSMİNDEKİ MELEK VASITASI İLE, SEVGİLİ PEYGAMBERİ MUHAMMED ALEYHİSSELAMA GÖNDERDİĞİ, İNSANLARIN, DÜNYADA VE AHİRETTE RAHAT VE MESUT OLMALARINI SAĞLAYAN, USUL VE KAİDELERDİR. BÜTÜN ÜSTÜNLÜKLER, FAYDALI ŞEYLER, İSLAMİYET’İN İÇİNDEDİR. ESKİ DİNLERİN GÖRÜNÜR GÖRÜNMEZ BÜTÜN İYİLİKLERİNİ, İSLAMİYET, KENDİNDE TOPLAMIŞTIR. BÜTÜN SAADETLER, MUVAFFAKİYETLER ONDADIR. YANILMAYAN, ŞAŞIRMAYAN, AKILLARIN KABUL EDECEĞİ ESASLARDAN VE AHLAKTAN İBARETTİR. YARADILIŞINDA KUSURSUZ OLANLAR ONU REDDETMEZ VE NEFRET ETMEZ, İSLAMİYET’İN İÇİNDE HİÇBİR ZARAR YOKTUR. İSLAMİYET’İN DIŞINDA HİÇBİR MENFAAT YOKTUR VE OLAMAZ.”

“SON ZAMANLARDA, TEKKELER CAHİLLERİN ELİNE DÜŞTÜ. DİNDEN, İMANDAN HABERİ OLMAYANLARA ŞEYH DENİLDİ. DİN DÜŞMANLARI DA, BU ŞEYHLERİN SÖZLERİNİ, OYUNLARINI ELE ALARAK DİNE HURAFELER KARIŞMIŞTIR, DEDİ. HALBUKİ BOZUK TARİKATÇILARIN SÖZLERİNİ, İŞLERİNİ DİN SANMAK, BUNLARI TASAVVUF BÜYÜKLERİ İLE KARIŞTIRMAK, ÇOK YANLIŞTIR. DİNİ BİLMEMEK, ANLAMAMAKTIR. DİNDE SÖZ SAHİBİ OLMAK İÇİN, EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERİNİ TANIMAK, O BÜYÜKLERİN KİTAPLARINI OKUYUP, İYİ ANLAYABİLMEK VE BİLDİĞİNİ YAPMAK LAZIMDIR. BÖYLE BİR ÂLİM BULUNMAZSA, DİN DÜŞMANLARI, MEYDANI BOŞ BULUP, DİN ADAMI ŞEKLİNE GİRER. VAAZLARI İLE, KİTAPLARI İLE, GENÇLERİN İMANINI ÇALARAK MİLLET VE MEMLEKETİ FELAKETE GÖTÜRÜRLER.”

“TEMİZ VE YENİ ELBİSE GİYİNİZ. GİTTİĞİNİZ YERLERDE, AHLAKINIZLA, SÖZLERİNİZLE, İSLAM’IN VAKARINI, KIYMETİNİ GÖSTERDİĞİNİZ GİBİ, GİYİMİNİZLE DE SAYGI VE İLGİ TOPLAYINIZ.”

“ÇEŞİTLİ, LEZZETLİ YEMEKLERLE VE TATLI, SOĞUK ŞERBETLERLE BEDENLERİNİZİ RAHAT VE HOŞ TUTUNUZ.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ, HER ŞEYİ BİR SEBEP ALTINDA YARATMAKTADIR. BU SEBEPLERE, İŞ YAPABİLECEK TESİR, KUVVET VERMİŞTİR. BU KUVVETLERE, TABİAT KUVVETLERİ, FİZİK, KİMYA VE BİYOLOJİ KANUNLARI DİYORUZ. BİR İŞ YAPMAMIZ, BİR ŞEYİ ELDE ETMEMİZ İÇİN, BU İŞİN SEBEPLERİNE YAPIŞMAMIZ LAZIMDIR. MESELA BUĞDAY HASIL OLMASI İÇİN, TARLAYI SÜRMEK, EKMEK, EKİNİ BİÇMEK LAZIMDIR. İNSANLARIN BÜTÜN HAREKETLERİ, İŞLERİ, ALLAHÜ TEÂLÂNIN BU ÂDETİ İÇİNDE MEYDANA GELMEKTEDİR. ALLAHÜ TEÂLÂ SEVDİĞİ İNSANLARA İYİLİK, İKRAM OLMAK İÇİN VE AZILI DÜŞMANLARINI ALDATMAK İÇİN BUNLARA, ÂDETİNİ BOZARAK SEBEPSİZ ŞEYLER YARATIYOR.”

“TEK VAKİT NAMAZIMI KAÇIRMAKTANSA, BİN KERE ÖLMEYİ TERCİH EDERİM.”

“NAMAZ, AMAN NAMAZ, NEREDE VE NE ŞART ALTINDA OLURSA OLSUN MUTLAKA NAMAZ KILIN.”

“EN BÜYÜK EDEP, İLAHİ HUDUDU MUHAFAZADIR, GÖZETMEKTİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ BİR KULUNA İMAN VERMİŞSE ONA DAHA NE VERMEMİŞTİR. İMAN VERMEMİŞSE ONA DAHA NE VERMİŞTİR!”

“BİZİM MECLİSİMİZDE BULUNANLAR, SÜKUT İÇİNDE OTURSALAR VE SÜKUTTAN BAŞKA BİR ŞEY GÖRMESELER BİLE, DİN BAHSİNDE ÂLİM GEÇİNENLERİN HATALARINI KEŞFEDERLER, BİR BİR ÇIKARIRLAR.”

“KUR’AN-I KERİM ŞİFADIR. FAKAT ŞİFA, SUYUN GELDİĞİ BORUYA TÂBİDİR. PİS BORUDAN ŞİFA GELMEZ.”

“GERÇEK KERAMET, KERAMETİN GİZLENMESİDİR. BUNUN DIŞINDA GÖRÜNENLER, VELİNİN İRADE VE İHTİYARI İLE DEĞİLDİR. İLAHİ HİKMET ÖYLE GEREKTİRİYOR DEMEKTİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ SIRRINI EMİNİNE VERİR. BİLEN SÖYLEMEZ, SÖYLEYEN BİLMEZ.”

“AHMAKLIK, HATADA ISRAR ETMEKTİR.”

“DİN BİLGİLERİ, DÜNYADA VE AHİRETTE, HUZURU, SAADETİ KAZANDIRAN BİLGİLERDİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ DİLEDİĞİNİ YAPAR. İSTER SEBEPLİ İSTER SEBEPSİZ, DİLEDİĞİ GİBİ AZAP VEYA LÜTFEDER. GÜZEL VE DOĞRU ONUN DİLEDİĞİDİR.”

“ALLAHÜ TEÂLÂ BİZE RAHMETİYLE MUAMELE ETSİN. ADALETİYLE MUAMELE EDERSE YANARIZ.”

“RİYA OLMASIN DİYE CEMAATTEN KAÇANLAR AYRI BİR RİYA İÇİNDEDİRLER.”

“İLİM CEHLİ İZALE EDER, YOK EDER, AHMAKLIĞI DEĞİL.”

“CEMİYETTEKİ RUH HASTALIKLARININ SEBEBİ, İMAN EKSİKLİĞİDİR.”

TALEBELERİNDEN BAZILARI O İLİM DERYASI BÜYÜK VELİDEN ŞU SÖZLERİ VE MENKIBELERİ NAKLETMİŞLERDİR.

TALEBELERİNDEN HAFIZ HÜSEYİN EFENDİ ANLATIR:

TAHSİLİMİ İSTANBUL’DA YAPTIM. ARABİ VE FARİSİ’Yİ İYİ BİLİRDİM. HER TOPLULUKTA SÖZ SAHİBİYDİM. BİR GÜN BENİ ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNE GÖTÜRDÜLER. MAKSADIM ORADA DA SÖZ SAHİBİ OLMAKTI. KENDİSİNE ÇOK YAKIN BİR SANDALYEYE OTURDUM. SOHBETE BAŞLADI. HEMEN SONRA SANDALYEDE OTURMAKTAN HAYA EDİP, YERE İNDİM. SOHBETTE, HİÇ BİLMEDİĞİM, DUYMADIĞIM ŞEYLERİ ANLATIYORDU. YAKININDA YERE OTURMAKTAN DA HAYA EDİP BİRAZ GERİ ÇEKİLDİM. BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA DERKEN NİHAYET KENDİMİ KAPININ ÖNÜNDE BULDUM. NEREDE İSE KAPIDAN DIŞARI ÇIKACAK HÂLE GELMİŞTİM. BEN YILLARCA ŞEYHLİK POSTUNDA OTURMUŞ TALEBELERİ OLAN BİRİYDİM. SEYYİD ABDÜLHAKİMİ GÖRÜNCE ANCAK TALEBE OLACAĞIMI ANLADIM VE TALEBELERİME:

“SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİYİ GÖRÜNCE, TANIYINCA ŞEYHLİĞİN NE OLDUĞUNU ANLADIM, ETEĞİNE YAPIŞMAKTAN BAŞKA İŞİM KALMADI” DEDİM. O BÜYÜK ZATA TALEBE OLMAKLA ŞEREFLENDİM.

OTUZ YIL BOYUNCA YANINDAN AYRILMAYAN YAKINI ŞAKİR EFENDİ ANLATIR:

BİR SABAH DERGAHIN MESCİDİNDE NAMAZ KILIYORDUK. EFENDİ İLE İKİMİZDİK. HER ZAMANKİ GİBİ BENİ İMAM YAPTILAR. MESCİDİN GİRİŞ KISMI BAŞTAN BAŞA CAMEKÂN OLDUĞUNDAN GİRİŞTEKİ SOFA ŞEKLİNDE OTURMA YERİNDEN MESCİDİN İÇİ APAÇIK GÖRÜLÜRDÜ. BİZ NAMAZA HAZIRLANIRKEN ZEVCEM DE GELİP SOFA KISMINDA ÇAYLARIMIZI HAZIRLAMAYA KOYULMUŞTU. NAMAZ VE DUA BİTİNCE, SOFAYA GEÇTİK. GÖRDÜK Kİ SEMAVERİN ETRAFINDA İKİ ÇAY BARDAĞI YERİNE BİR SÜRÜ BARDAK. ZEVCEME, BU KADAR BARDAĞA LÜZUM OLMADIĞINI SÖYLEYİP, NİÇİN İKİDEN ÇOK BARDAK GETİRDİN, DEYİNCE, ŞU CEVABI ALDIM: “HAYRET! ARKANIZDA BÜYÜK BİR CEMAAT VARDI. ŞİMDİ DAĞILMIŞ.”

TALEBELERİNDEN İLYAS EFENDİ ANLATIR:

BİR GÜN YAŞLI BİR KADIN MARANGOZ DÜKKANIMA GELİP; “BİR ODALI EVİM VAR. İKİNCİ BİR ODA YAPTIRIYORUM. KİRAYA VERİP ONUNLA GEÇİNECEĞİM. BEDELİNİ KİRA PARASINDAN VERMEK ÜZERE, BANA BİR KAPI VE PENCERE YAPAR MISIN?” DEDİ. YARIN GEL, KONUŞURUZ DEDİM. MAKSADIM, SEYYİD ABDÜLHAKİM EFENDİ’YE GİDİP DANIŞMAKTI. İKİNDİ VAKTİ DERGÂHLARINA GİTTİM. HÂLİMİ SORDULAR. “MÜŞTERİ GELİYOR MU?” DEDİLER. “GELİYOR” DEDİM. FAKAT SORMAK İÇİN GİTTİĞİM KADINI UNUTMUŞTUM. “SİPARİŞ VEREN OLUYOR MU?” DEDİLER. “BUGÜN YOK” DEDİM. “KADIN MÜŞTERİLERİNİZ OLUYOR MU?” BUYURDULAR. GENE HATIRLAMADIM. BUNUN ÜZERİNE; “BUGÜN GELEN KADININ İŞİNİ GÖR!” BUYURDULAR. ANCAK O ZAMAN HATIRLAYABİLDİM.

BİR GÜN BAYEZİD CAMİİNDE VAAZ VERİRLERKEN KONU İLE HİÇ İLGİSİ OLMADIĞI HALDE; “SİZDEN BİRİNİZ, EVE GİDİP, ÇOCUĞUNU ÇATIYA KİREMİTLER ÜZERİNE ÇIKMIŞ, GÜVERCİN KOVALAR GÖRÜRSE, BAĞIRMADAN, GÜZELLİKLE, YAVRUM BAK SANA NELER GETİRDİM, ŞEKER ALDIM, DESİN, ONU TUTUP İÇERİ ALDIKTAN SONRA AZARLASIN” BUYURDU. VAAZI DİNLEYEN AKHİSARLI BİR ZAT İÇİNDEN ŞİMDİ BUNUN DA NE İLGİSİ VAR DİYE GEÇİRDİ. VAAZDAN SONRA EVİNE GİDİNCE BAKTI Kİ ÇOCUĞU EVİN DAMINA ÇIKMIŞ, KİREMİTLER ÜZERİNDE GÜVERCİN YAKALAMAK PEŞİNDE, NEREDE İSE KENARDAN DÜŞECEK HALDE. ÇOCUK KÜÇÜK OLUP ÜÇ-DÖRT YAŞINDAYDI. HEMEN ABDÜLHAKİM EFENDİNİN NASİHATLERİNİ HATIRLADI VE ÖYLE YAPTI. ÇOCUK DÜŞMEKTEN KURTULDU.

NECİB FAZIL KISAKÜREK ANLATIR:

SENE 1941… ALMANLAR SINIRIMIZDA. BEN, BİR GAZETEDE ÇIKAN YAZILARIMDA DA ÜSTÜNE BASTIĞIM GİBİ, İKİNCİ DÜNYA HARBİNE GİRMEMİZİN BİR AN MESELESİ OLDUĞUNA KÂNİİM. BU MESELEYİ HUZURLARINDA SAVUNUYORUM. LÜTFEN DİNLİYORLAR. ETRAFLARINDA YAKINLARINDAN BİRKAÇ KİŞİ VE AVUKAT MAHMUD VEZİROĞLU İSMİNDE KENDİSİNİ SEVENLERDEN BİR ZAT… HARBE SÜRÜKLENMEK MECBURİYETİMİZİ RİYAZİ BİR VÂKIA HÂLİNDE GÖSTERİYOR VE ANLATIYORUM. SONUNA KADAR DİNLEDİKTEN SONRA BUYURDULAR Kİ: “HARBE GİRİLMEZ. YALNIZ BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE OLDUĞU GİBİ PAHALILIK OLMASA, VESİKA USULÜ ÇIKMASA.” BUYURDUKLARI GİBİ OLDU. HARBE GİRMEDİK. FAKAT PAHALILIK, VESİKA USULÜ MİLLETİ KAVURDU. MAHMUD BEY, BANA BU KERAMETİ SIK SIK TEKRAR EDER VE; “MÜTHİŞ, MÜTHİŞ!.. HERKES HARBİ BEKLERKEN; “HARBE GİRİLMEZ” VE KİMSE VESİKA USULÜNÜ BEKLEMEZKEN “O OLACAK” BUYURMALARI BÜYÜK KERAMET” DERDİ.

FARUK BEY ANLATIR:

BUNDAN YILLARCA EVVEL, OĞLUM NEVZAD, O ZAMANLAR OTURDUĞUMUZ APARTMAN KATININ BALKONUNDAN AŞAĞIYA, BETON BİR ZEMİN ÜZERİNE DÜŞTÜ. ÇOCUĞU KOMA HÂLİNDE BİR HASTANEYE YETİŞTİRDİK. AYILDI. FAKAT AKLİ MELEKELERİNİ KAYBETMİŞ HALDEYDİ. İSTANBUL’A GÖTÜRDÜK. BÜTÜN MÜTEHASSIS SİNİR VE AKIL DOKTORLARINA GÖSTERDİK. HEMEN HEPSİ ÜMİT GÖREMEDİKLERİNİ SÖYLEDİLER. BİR RUM DOKTOR ERKEN BUNAMA TEŞHİSİNİ KOYDU VE ŞİFASI YOK HÜKMÜNÜ BASTI. BÜLUĞ ÇAĞINDAKİ ÇOCUĞUMU, BÜYÜK AMCASI ABDÜLHAKİM EFENDİNİN KOLLARINA TESLİM ETTİM. ÇOCUK TEKKEDE KIRK GÜN KALDI. BU MÜDDET İÇİNDE, ONU NAZARLARINDAN AYIRMADILAR. SADECE; “MAHZUNUM, MAHZUNUM!” DİYE İÇLENEREK İŞİ, ALLAHÜ TEÂLÂYA HAVALE ETTİLER. KIRK GÜN SONRA NEVZAD, HİÇ BİR ZAMAN SAHİP OLMADIĞI MADDİ VE MANEVİ BİR SIHHATE KAVUŞTU. HUKUK FAKÜLTESİNİ BİTİRDİ. UZUN YILLAR DSİ’DE AVUKATLIK YAPTI, ORADAN EMEKLİ OLDU. ABDÜLHAKİM EFENDİ, BİRADERZADELERİ OLAN FARUK IŞIK EFENDİYİ ÇOK SEVERDİ. BİRİSİNİ METHETMEK İSTESEYDİ; “FARUK HARİÇ HEPİMİZDEN İYİDİR” DERDİ. KABRİ, ABDÜLHAKİM ARVASİ’NİN AYAK UCUNDADIR.

BAYEZİD CAMİİNDE; ERZİNCAN ZELZELE FELAKETİNDEN BİR HAFTA KADAR ÖNCE: “ALLAHÜ TEÂLÂ, ZİNANIN AŞİKÂR OLDUĞU YERLERE ZELZELE İLE CEZA VERİR. ERZİNCAN GİBİ” BUYURMUŞLAR. KİMSE O ESNADA BU MANAYI ANLAYAMAMIŞ, AMA BİR HAFTA SONRA, DUYANLAR BU BÜYÜK BİR KERAMETTİ, ANLAYAMADIK DEMİŞLERDİR.

TALEBELERİNDEN TAHİR EFENDİ ANLATIR:

ABDÜLHAKİM EFENDİ HAZRETLERİ BUYURDULAR Kİ: “EVLİYANIN HUZURUNA DOLU GİDEN BOŞ, BOŞ GİDEN DOLU DÖNER.” BİR GÜN BANA; “TAHİR EFENDİ, EVİNDE KİTAP KALMASIN, KİTAPLARI EVDEN ÇIKAR, BAŞKALARINA VER” BUYURDULAR. EVE GİTTİM. KIYMETLİ KİTAPLARIMA KIYAMADIM. EMİRLERİ YERİNE GELSİN DİYE, BİRKAÇ KİTAP VERDİM. YATSIDAN SONRA YATTIM. ABDÜLHAKİM EFENDİYİ GÖRDÜM. “TAHİR, KİTAPLARI EVDEN ÇIKARDIN MI?” BUYURDULAR. KALKTIM. ABDEST ALDIM. İKİ REKAT NAMAZ KILDIM. YİNE YATTIM. DAHA UYUYAMAMIŞTIM. ABDÜLHAKİM EFENDİ GELDİ. “HÂLÂ KİTAPLARI EVDE Mİ SAKLIYORSUN?” BUYURUP, CELÂLLENDİ. KORKTUM. HEMEN KALKIP, BÜTÜN KİTAPLARIMI EVDEN ÇIKARDIM. GELDİM YATTIM. ANCAK UYUYABİLDİM. SONRADAN ANLADIM Kİ, BİZİ TERBİYE ETMEK İÇİN, KİTAPLARDAN UZAKLAŞTIRIP, BENDE OLANLARI ALIP, KENDİNDE OLANLARI BİZE VERMEK İÇİN BU YOLU SEÇMİŞLERDİ.

NE ZAMAN ABDÜLHAKİM EFENDİ HAZRETLERİNE GİTSEM, ZİYA BEY YANINDA OTURURDU. ZİYA BEYE BİR KİTAP VERİR, OKUTURLAR VE İZAH EDERLERDİ. BİR GÜN YİNE ÖYLE BİR SOHBETTE, ZİYA BEYE KİTAP OKUTUP, KENDİLERİ İZAH EDİYORDU. İÇİMDEN, BENİM ARABİ VE FARİSİM ZİYA BEYDEN İYİDİR. NİÇİN HEP ONA OKUTURLAR DA, BANA HİÇ OKUTMAZLAR DİYE GEÇTİ. O GECE RÜYADA ABDÜLHAKİM EFENDİNİN HUZURUNDA İDİM. GENE ZİYA BEYE BİR KİTAP VERMİŞLER, OKUTUYORLARDI. AMA ZİYA BEYİ SARIKLI, ÂLİM KIYAFETİNDE GÖRDÜM. ABDÜLHAKİM EFENDİ, ZİYA BEYİ BANA GÖSTERİP; “BİZ, BOŞUNA EMEK VERMEYİZ” BUYURDULAR. UYANINCA O DÜŞÜNCEME ÇOK PİŞMAN OLDUM.

BİR GÜN ABDÜLHAKİM EFENDİYE GİDİYORDUM. YOLDA, KENDİ KENDİME, ABDÜLHAKİM EFENDİYE ARZ EDEYİM, EVLİYALIKTA YÜKSELMEK BÜYÜK İŞ, BİZİM KÜÇÜK GAYRETİMİZLE ELDE EDİLMEZ, HİMMET BUYURSUNLAR TEVECCÜH EYLESİNLER DE, O YÜKSEK MAKAMLARA BENİ KAVUŞTURSUNLAR DİYE DÜŞÜNÜYORDUM. VARDIM. BAHÇEDE YALNIZ OTURUYORLARDI. SELAM VERİP ELLERİNİ ÖPTÜM. YÜZÜME BAKIP; “TAHİR, ŞU AĞAÇ NE AĞACIDIR?” BUYURDU. “MANOLYA” DEDİM. “ŞU NEDİR?” BUYURDU. “GÜL” DEDİM. “YA TAHİR, BUNLARIN SUYU BİR, HAVASI BİR, TOPRAĞI BİR DE, NİÇİN BOYLARI FARKLIDIR? MESELA ŞU ÇİMENE NE YAPILSA GÜL AĞACI OLABİLİR Mİ, GÜL DE, MANOLYA KADAR BÜYÜR MÜ?” BUYURDU. “HAYIR EFENDİM” DEDİM. “DEMEK Kİ, FARKLILIK İSTİDATLARINDAN KABİLİYETTEN GELİYOR. VE DEMEK Kİ, ÇİM; OT, GÜL GİBİ, GÜL DE MANOLYA GİBİ OLMAZ!” BUYURUP TEKRAR BANA BAKTILAR. “KUSURUMU BAĞIŞLAYIN EFENDİM” DEDİM.

DİŞ HEKİMİ EMEKLİ ALBAY SABRİ BEY ANLATIR:

ABDÜLHAKİM EFENDİ, ARADA BİR BANA, TEYEMMÜM NASIL YAPILIR DİYE GÖSTEREREK ÖĞRETİRDİ. KENDİ KENDİME, ŞİMDİ SU OLMAYAN YER YOK, ACABA NEDEN BU KADAR TEYEMMÜM ÜZERİNDE DURUYOR DERDİM. VEFATINDAN OTUZ SENE SONRA, ELLERİMDE YARA ÇIKTI. HATTA BİR BAŞPARMAĞIMI KESTİLER. DOKTORLAR ELLERİNE SU VURMAYACAKSIN DEDİLER. ÜÇ SENE TEYEMMÜMLE YANİ ONLARIN GÖSTERDİĞİ ŞEKİLDE TEYEMMÜM EDEREK NAMAZ KILMAK ZORUNDA KALDIM.

HALİD TURHAN BEY ANLATIR:

BİR GÜN ZİYARETLERİNE GİTMİŞTİM. KÜTÜPHANELERİNDEN BİR KİTAP ÇEKİP, BİR YERİNİ AÇIP BANA VERDİLER VE; “BUYURUN, OKUYUN!” BUYURDULAR. ARAPÇA İDİ. OKUMAYA ÇALIŞTIM. YANLIŞ OKUYUNCA DÜZELTİRLERDİ. BİR DAHA OKUTTULAR VE GENE YANLIŞLARIMI DÜZELTTİLER. SONRA; “TÜRKÇEYE ÇEVİRİN!” BUYURDULAR. TAKILDIĞIM ÇOK İBARELER OLDU. YARDIM ETTİLER, HATTA KENDİLERİ TERCÜME ETTİLER. BİR DAHA OKUTUP, BİR DAHA TERCÜME ETTİRDİLER. İYİCE ANLAMIŞTIM. VEFATLARINDAN YİRMİ SENE KADAR SONRA, KÜTÜPHANE MÜDÜRLÜĞÜ İÇİN, ANKARA’DA İMTİHANA GİRDİM. İMTİHANDA ELİME BİR ARAPÇA KİTAP VERDİLER VE BİR YERİNİ AÇIP, OKUYUN DEDİLER. BİR DE NE GÖREYİM, ABDÜLHAKİM EFENDİNİN VERDİĞİ KİTAP VE AÇTIKLARI SAYFA DEĞİL Mİ? OKUDUM, TERCÜME ETTİM. İMTİHANI KAZANDIM. KÜTÜPHANE MÜDÜRÜ OLDUM. AMA İMTİHANDAN ÇIKINCA, EFENDİNİN BU BÜYÜK VE AÇIK KERAMETİNİ GÖRÜNCE HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLADIM.

Abdülhakim Arvasi Hazretleri kategorisinde yayınlandı. SEYYİD ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİ için yorumlar kapalı

MAHMÛD SÂMİ RAMAZANOĞLU HAZRETLERİ

MAHMÛD SÂMİ RAMAZANOĞLU HAZRETLERİ, NÜFUS KAYITLARINA GÖRE 1892 YILINDA ADANA’DA DÜNYAYA GELDİ. BABASI TARİHTE RAMAZANOĞULLARI DİYE BİLİNEN ÂİLEDEN MÜCTEBÂ BEY, ANNESİ İSE ÜMMÜGÜLSÜM HANIM’DIR. SÂMİ EFENDİ’NİN BÜYÜK CEDDİ ABDÜLHÂDİ BEY’İN TESBİT ETTİĞİ ÂİLE ŞECERESİNE GÖRE, RAMAZANOĞULLARININ ASLEN TÜRKLERİN OĞUZ BOYUNUN ÜÇOKLAR KABİLESİNDEN OLDUĞU VE HZ. HALİD B. VELİD (R. A.) NESLİYLE MÜNÂSEBETTAR BULUNDUĞU ANLAŞILMAKTADIR.

İLK, ORTA VE LİSE TAHSİLİNİ ADANA’DA TAMAMLAYAN SÂMİ EFENDİ, YÜKSEK TAHSİL İÇİN İSTANBUL’A GELDİ DARÛL-FÜNUN HUKUK MEKTEBİNE GİRDİ. HUKUK FAKÜLTESİNİ BİRİNCİLİKLE BİTİRDİKTEN SONRA ASKERLİK HİZMETİNİ ZÂBİT VEKİLİ (YEDEK SUBAY) OLARAK YİNE İSTANBUL’DA YAPTI.

ZÂHİR İLİMLERİNİ DEVRİN ULEMÂ VE MÜDERRİSLERİNDEN TAMAMLAYAN SÂMİ EFENDİ İÇİN SIRA MANEVİ İLİMLERE VE BÂTIN İMÂRINA GELMİŞTİ. FITRAT-I NECÎBESİNİN ŞİDDET-İ MEYLİ SEBEBİYLE TASAVVUF YOLUNA SÜLÛK ETTİ. DEVRİN MEŞHUR NAKŞİ TEKKESİ GÜMÜŞHÂNELİ DERGÂHINDA BİR MÜDDET ERBAÎN VE RİYÂZATLA MEŞGUL OLDUKTAN SONRA ARKADAŞI ESKİ BEŞİKTAŞ MÜFTÜSÜ FUAD EFENDİ’NİN BABASI RÜŞDÜ EFENDİ’NİN DELÂLETİYLE KELÂMÎ DERGÂHI ŞEYHİ VE MECLİS-İ MEŞAYIH REİSİ ERBİLLİ ES’AD EFENDİ’YE İNTİSAB ETTİ. KISA ZAMANDA KESB-İ KEMÂLÂT EYLEYİP SEYR U SÜLÛKUNU İKMALDEN SONRA HİLÂFETLE İRŞÂDA MEZUN OLDU. BİR MÜDDET DAHA MÜRŞİDİNİN YANINDA KALDI VE BİLÂHERE MEMLEKETİ ADANA’YA İRŞÂDA MUVAZZAF OLARAK GÖNDERİLDİ.

MAHMÛD SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ TEKKELERİN KAPATILMASINDAN SONRA MEMLEKETİ ADANA’DA BİR YANDAN CÂMİ-İ KEBİR’DE VAAZ VE HUSÛSİ SOHBETLERİYLE İRŞÂD HİZMETİNİ YÜRÜTÜRKEN, BİR YANDAN DA MAİŞETİNİ TEMİN İÇİN BİR KERESTE TİCÂRETHANESİNİN MUHASEBESİNİ TUTUYORDU. O, BABASINDAN VE ÂİLESİNDEN KENDİSİNE İNTİKAL EDEN BÜYÜK SERVETİ ALMAMIŞ VE “HİÇBİR KİMSE KENDİ KAZANCINDAN DAHA HAYIRLI BİR YİYECEK ASLA YEMEMİŞTİR” (BUHARÎ) HADÎSİ ŞERÎFİ GEREĞİNCE KENDİ EL EMEĞİYLE GEÇİNMEYİ TERCİH ETMİŞTİR. SÛFİLER İÇİNDE BABA MÎRASINI ALMAYANLAR İÇİNDE İLK OLARAK HÂRİS MUHÂSİBİ’Yİ GÖRÜYORUZ. O DA KADERİYE MEZHEBİNE BAĞLI BULUNAN BABASININ MİRASINI ALMAMIŞTI.

ADANA’DA UZUN YILLAR MÜŞTÂK GÖNÜLLERE AŞK-I İLÂHÎ ŞERBETİ SUNARAK HİZMET ETTİ. YAZLARI ADANA’NIN NAMRUN VE KIZILDAĞ YAYLASI İLE BAZAN DA KAYSERİ’NİN TALAS’INDA GEÇİRİRDİ. HAC YOLUNUN AÇILDIĞI 1946 YILINDA İLK DEFA HACCA GİTTİ.

1951 YILINDA İSTANBUL’A GELDİ. İKİ YIL KADAR İSTANBUL’DA KALDIKTAN SONRA 1953 YILINDA HAC MEVSİMİNDE ÖNCE HACCA, DÖNÜŞTE DE ARKADAŞI KONYALI SARAÇ MEHMED EFENDİ’YLE ŞAM’A GELDİ VE ORAYA YERLEŞTİ. BİLÂHERE ÂİLESİ, DAMADI İLE BİRLİKTE YANINA GİTTİ. ANCAK BU ŞAM HİCRETİ DOKUZ AY KADAR SÜRDÜ. DOKUZ AY SONRA TEKRAR İSTANBUL’A GELDİ. İSTANBUL’A BU GELİŞLERİNDE ÖNCE BAYEZİD-LÂLELİ’YE, SONRA DA ERENKÖY’ÜNE YERLEŞTİ. ŞAMDAN İSTANBUL’A BU GELİŞLERİNDE ZEVCELERİ VALİDE HANIM’A “İSTANBUL’A TEKRAR GELDİK. GÖNLÜMÜZ MEDİNE’DE ATIYOR. AHÎR ÖMRÜMÜZDE ORAYA HİCRET ETMEYİ ARZU EDERİZ,” BUYURMUŞLAR.

İSTANBUL’DA BULUNDUĞU YILLARDA DA ADANA’DAKİ GİBİ BİR YANDAN ERENKÖY ZİHNİPAŞA CAMİİNDEKİ VAAZLARI VE HUSÛSİ SOHBETLERİYLE İRŞÂD HİZMETİNİ YÜRÜTÜRKEN DİĞER YANDAN DA TAHTAKALE’DE BİR TİCÂRETHANENİN MUHASEBESİNİ TEDVİRLE MAÎŞETİNİ TEMİN ETMEKTEYDİ. O’ NUN BU VAAZ, İRŞÂD VE SOHBETLERİNDEN CEMİYETİN HER SINIFINDAN, FAKİR, ZENGİN, OKUMUŞ, OKUMAMIŞ, ESNÂF, İŞÇİ, MEMÛR, TÜCCÂR VE FABRİKATÖR BİNLERCE İNSAN İSTİFÂDE EDEREK FEYZ ALMIŞ, İSTİKAMET BULMUŞ VE BÖYLECE ETRAFINDA YEPYENİ BİR NESİL TEŞEKKÜL ETMİŞTİR. İHVANINI MÂNEVİ HİMÂYE KANATLARI ALTINDA TOPLAYARAK ONLARI CEMİYETİN HER TÜRLÜ KÖTÜ CEREYANINDAN KORUMAYA ÇALIŞMIŞTIR.

ÖMRÜNÜN SON YILLARINDA ŞÖHRETİNİN ARTMASI VE DIŞARIDA KENDİSİNE İLTİFATIN NAZAR-I DİKKATİ CELBEDECEK SEVİYEYE ULAŞMASI SEBEBİYLE KÛŞE-İ UZLETE ÇEKİLDİ. İHVANI İLE GEREK DEVLETHANESİNDE VE GEREKSE RAMAZAN’DA HATİMLE KILINAN TERAVİH NAMAZLARINDA GÖRÜŞÜYORDU. BU VESİLE İLE ONLARA İSLÂMÎ DÜSTURLARI MUHAMMEDİ HAKİKATLARI VE NEBEVÎ AHLÂKI ANLATARAK HÂLİYLE, KALİYLE İRŞÂD EDİYORDU.

1979 YILINDA GÖNLÜNDEKİ MUHABBETİ-İ RESÛLULLAH ATEŞİ ONU BELDE-İ TÂHİRE’YE HİCRETE MECBÛR ETTİ. ÇÜNKÜ ONUN SON ARZUSU PEYGAMBER ŞEHRİNDE HAKK’A VARMAKTI. NİTEKİM 1957 SENESİNDE YAKINLARI KENDİLERİNE EYÜP SULTAN’DAN KABİR YERİ ALMAYI TEKLİF ETTİKLERİNDE:

“HERKESİ ARZUSUNA BIRAKSALAR BİZ CENNETÜ’L-BAKİ’Yİ ARZU EDERİZ, BUYURMUŞLARDIR.”

CENAB-I HAK SEVDİĞİ KULUNUN ARZUSUNU KABUL BUYURDU. NİTEKİM İSTANBUL’DA BULUNDUĞU YILLARDA MÜBTELÂ OLDUKLARI AMANSIZ HASTALIK, ORADA DA YAKASINI BIRAKMADI. FAKAT EN ACILI, AĞRILI ZAMANLARINDA BİLE O, HİÇBİR ŞİKAYETTE BULUNMAMIŞ, YÜZÜNDEN TEBESSÜMÜ EKSİK OLMAMIŞTIR. VEFATI 10 CEMAZİYELEVVEL 1404 /12 ŞUBAT 1984 PAZAR GÜNÜ SAAT: 4.30’DA VÂKÎ OLMUŞ VE CENNETÜ’L-BAKİ’YE DEFNOLUNMUŞTUR. RAHMETULLAHİ ALEYH.

VEFATINA ŞU İFADELERLE TARİH DÜŞÜLDÜ. KUTB-İ VÂSILÎN Ü GAVS-I ŞUYÛH-I IZÂMI NÛR-İ HÜDÂ MÜRŞİD-İ MERDÜM-I İHTİRÂMİ BELDE-İ TAHİRE’DE TEVHİDLE DEYÜP ALLAH VASL-I CİNAN EYLEDİ ŞEYH MAHMÛD SÂMİ (1404 H.)

ŞEMAİL VE AHLÂKI

MERHUM RAMAZANOĞLU SÂMİ EFENDİ, UZUNA YAKIN ORTA BOYLU, NAHİF BEDENLİ, BUĞDAY TENLİ, SEYREK SAKALLI, KIVIRCIK SAÇLI, ELA GÖZLÜ MÜCESSEM BİR NÛRİDİ. MEHABETİNDEN YÜZÜNE BAKMAK, HELE GÖZ GÖZE GELMEK KÂBİL OLMAZDI. ETRAFA ZİYÂLAR SAÇAN GÖZLERİNİN İSABET ETTİĞİ VÜCÛD, TİR TİR TİTRERDİ. HATTA O’ NUN NAZARLARINDAN MÜTEESSİR OLUP CEZBEYLE DÜŞÜP BAYILANLAR BİLE OLURDU. TEMİZ VE DÜZGÜN GİYİNİRDİ. SAKALI BİR TUTAMI GEÇMEZDİ. SAÇLARINI YA TAMAMEN KESTİRİR VEYA KULAK MEMESİNE KADAR UZATIRDI. BÜTÜN BUNLAR SÜNNET-İ SENİYYEYE İMTİSÂLLERİNDENDİ.

SÂMİ EFENDİ, ÇOK AZ YER, İÇERDİ. SOHBETLERİNDE SIKÇA AZ YEMENİN FAZİLETİNDEN ÇOK YEMENİN ZARARLARINDAN BAHSEDER BUNU ÂYET, HADİS VE HİKMETLİ SÖZLERLE ANLATIRDI. KENDİSİ SÜNNET ÜZERE GÜNDE İKİ ÖĞÜNDEN FAZLA YEMEZDİ. YEDİĞİ ZAMAN DA YARIM DİLİM EKMEK VE BİR KAÇ LOKMA KATIKLA KİFÂF-I NEFS EDERDİ. İHVANLA BİRLİKTE YENİLDİĞİNDE “İHVANLA YENİLENDE BEREKET VARDIR VE BUNDAN SUÂL OLUNMAYACAKTIR” BUYURARAK FAZLACA YENİLMESİNE MÜSÂADE, HATTA TEŞVİK EDERLERDİ.

AZ UYURLARDI SEHER VAKTİNİ İHYÂ ETMEK EN BÜYÜK ZEVKLERİYDİ. EVİNDE MİSAFİR KALANLAR VEYA KENDİLERİYLE BİR YOLCULUĞA ÇIKANLAR, GECENİN HANGİ SAATİNDE KALKSALAR ONU AYAKTA BULURLARDI. HATTA ONUN ANLAYIŞINA GÖRE YATIP UYUMANIN ADI BİLE İSTİRAHATTI. NİTEKİM BİR DEFASINDA BAĞLILARINDAN BİRİNİN EVİNDE MİSAFİR BULUNDUKLARINDA GECENİN İLERLEYEN SAATLERİNDE HÂNE SAHİBİ KENDİLERİNE:

-EFENDİM ARTIK YATARSANIZ YATAK HAZIRLAYALIM, DER. O:

-YATMANIN ADI İSTİRAHATTIR, BUYURURLAR. BİR MÜDDET SONRA EV SÂHİBİ TEKRAR:

-YATAR MISINIZ? DEYİNCE O YİNE:

-YATMANIN ADI İSTİRAHATTIR. FAKİR İSTİRAHAT EDEYİM, SİZİ DE EKSİK KALAN DERSİNİZİ TAMAMLAYIN, BUYURUR. HÂDİSEYİ ANLATAN ZÂT DİYOR Kİ, “GERÇEKTEN O SABAH DERSİM YARIDA KALMIŞ VE AKŞAMA KADAR DA TAMAMLAMAYA FIRSAT BULAMAMIŞTIM.”

AZ KONUŞURLARDI. KONUŞTUKLARI ZAMAN YA HİKMET SÖYLERLER VEYA NASİHAT EDERLERDİ. DEĞİLSE SUKÛTU İHTİYAR EDERLERDİ. NİTEKİM MERHÛM ALİ YEKTÂ EFENDİ ŞÖYLE DİYOR: “EVLİYÂULLAH’IN TASARRUFLARI YA KAVLEN YA DA HAL İLE OLUR. SÂMİ EFENDİ’NİN TASARRUFU HAL İLEDİR. KELÂMİ DERGÂHININ EN FEYİZLİ GÜNLERİNDE ORAYA DEVAM EDEN PEK ÇOK ULEMÂ VE FUZALÂ VARDI. FAKAT SÂMİ EFENDİ O ZAMAN PEK GENÇ OLMASINA RAĞMEN BUGÜNKÜ GİBİ KÂMİL VE HÂL SÂHİBİ İDİ.”

ALİ YEKTÂ EFENDİ, MÜFTÜLÜĞÜNÜN YANISIRA KELÂMÎ DERGÂHINDA SEYR U SÜLÛKUNU ES’AD EFENDİ’DEN TAMAMLAYARAK HİLÂFET İCÂZETNÂMESİ ALMIŞ BİR ZATTIR. O, BU İCÂZETNÂMESİNİ ÖMRÜ BOYUNCA SAKLAMIŞ VE BİR GÜN TESÂDÜFEN O İCÂZETNÂMEYE MUTTALİ OLAN YAKINLARINA “ONU SAKIN KİMSEYE SÖYLEMEYİN. O VAZİFENİN EHLİ VE SALÂHİYETLİSİ SÂMİ EFENDİ’DİR.” DEMİŞTİ.

EDEB

SÂMİ EFENDİ’NİN BÜTÜN HAYATI EDEB ÇİZGİSİ İÇİNDE GEÇMİŞ, HER AN HADİS-İ ŞERİFDE İFADE BUYRULAN “ALLAH’I GÖRÜYORMUŞÇASINA İBADET ETMEK VE O’ NUN MUŞÂHEDESİ ALTINDA BULUNDUĞU DUYGUSUNA SÂHİB OLMAK” (BUHÂRI, TEFSİR SÛRE, 31) MÂNÂSINA GELEN İHSAN DUYGUSU İÇİNDE YAŞAMIŞTIR. EN CİDDİ İNSANLARIN, EN OTORİTER SİMALARIN BİLE BİR ZAAF VE HAFİFLİKLERİ BULUNABİLİR. FAKAT ONUN HAYATINDA BÖYLE BİR ZAAF VE HAFİFLİK HİÇBİR ZAMAN GÖRÜLMEMİŞTİR. İSTİKAMET VE EDEBİ HER YERDE VE HER AN MUHAFAZA EDEBİLMEK KESKİN KILICIN ÜZERİNDE YÜRÜMEYE BENZER. BU ANCAK KEMÂL EHLİ, TEVFİK-I İLÂHİYE MAZHAR KİMSELERİN KÂRIDIR. ALLAH RASÛLÜ (S.A.) EFENDİMİZ’İN “EMROLUNDUĞUN GİBİ İSTİKAMET ÜZRE OL!” (HÛD, 112) AYETİ BENİ İHTİYARLATTI”

BUYURMASI, BU İŞİN GÜÇLÜĞÜNE EN GÜZEL DELİLDİR.

O’ NUN SOHBETLERİNE DEVAM EDENLER BİLİRLER Kİ, O HİÇBİR ZAMAN AYAK AYAK ÜSTÜNE ATARAK, AYAK UZATARAK VEYA BAĞDAŞ KURARAK OTURMAMIŞTIR. DAİMA DİZÜSTÜ OTURMAYI TERCİH ETMİŞTİR. SOHBETLERİNDE SIK SIK:

EDEB BİR TÂC İMİŞ NÛR-İ HUDÂ’DAN GİY O TÂCI EMÎN OL HER BELÂDAN

BEYTİNİ OKUYARAK EDEBDEN BAHSEDERLERDİ. SOHBETLERDE KUR’ÂN TİLAVETİ ESNASINDA KENDİLERİ KOLTUK KANEPEDE BİLE OLSA HEMEN DİZÜSTÜ OTURUR KUR’ÂN OKUYACAK KİMSE YERDE İSE HEMEN KOLTUK VE SANDALYEYE OTURTULURDU.

BİR GÜN HALEP MEŞÂYIHINDAN MUHAMMED EN-NEBHÂNÎ İSTANBUL’A GELİR. SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ BAZI İHVÂNIYLA KENDİLERİNİ ZİYARETE GİDERLER. NEBHÂNÎ VE ARKADAŞLARI GAYET RAHAT VE SERBEST OTURURKEN SÂMİ EFENDİ VE İHVANI DİZÜSTÜ OTURURLAR. ONLARIN BU HALİNİ GÖREN MUHAMMED NEBHANÎ:

RAHAT OTURUN, DER EFENDİ HAZRETLERİ VE İHVÂNI OTURUŞLARINI DEĞİŞTİRMEDEN:

BİZ BÖYLE DAHA RAHATIZ, DERLER, NEBHÂNÎ DE BU EDEB KARŞISINDA:

EDEB, TÜRKLERDEDİR, DEMEKTEN KENDİNİ ALAMAZ.

KALB-İ SELÎM

SOHBETLERİNDE SIK SIK “O GÜN KALB-İ SELÎM’DEN BAŞKA NE EVLÂD, NE MAL; HİÇBİR ŞEY FAYDA VERMEZ.” (ŞUARÂ SÜRESİ: 88-89) AYETİNİ OKUYARAK KALB-İ SELÎMİ ÎZAH EDERLERDİ. O’NUN TEFSİRİNE GÖRE KALB-İ SELÎM, NE İNCİNEN, NE DE İNCİTEN KALBDİ. “İNCİNMEMEK İNCİTMEMEKTEN DAHA ZORDUR. ÇÜNKÜ İNCİTMEMEK ELDEDİR AMMA İNCİNMEMEK ELDE DEĞİLDİR,” DERLERDİ. VE İLÂVE EDERLERDİ: FAKİR HİÇ KİMSEDEN İNCİNMEM VE KİMSEYİ İNCİTMEMEYE ÇALIŞIRIM.” GERÇEKTEN DE BİR ASRA YAKLAŞAN ÖMRÜ BOYUNCA O’NUN HİÇ KİMSEYİ İNCİTTİĞİ GÖRÜLMEMİŞTİR.

KAPISINA GELEN HERKESİ KABUL EDİP ONLARLA GÖRÜŞMEK ONLARA İLTİFAT VE İKRAMLARDA BULUNMAK ADETLERİYDİ. BİR DEFASINDA ZİYARETİNE GELENLERE BİR YAKÎNİNİN: “EFENDİ’NİN İSTİRAHATA İHTİYACI VAR” DİYE GERİ ÇEVİRMESİNE MUTTALİ OLUNCA:

–         BURASI HAK KAPISIDIR. KİMSE GERİ ÇEVRİLMEZ. HEM DE İHVANIN KÖTÜSÜ OLMAZ, BUYURURLAR.

BU TAVIR, ONUN İNSANA VE MÜSLÜMANA VERDİĞİ DEĞERİN EN GÜZEL İFADESİDİR. TORUNU YAŞINDAKİLERE BİLE HİTAB EDERKEN İSİMLERİNİN SONUNA EFENDİ, BEY SIFATLARINI EKLEYEREK KONUŞMASI AYNI ANLAYIŞTAN KAYNAKLANMAKTADIR. H. SÂMİ EFENDİ, KENDİNİ ALLAH’A VE ALLAH’IN KULLARINA HİZMETE ADAMIŞ BİR HAKK DOSTU İDİ. DAHA SÜLÛKÜNÜN İLK YILLARINDA “YARATILANI YARATAN’INDAN ÖTÜRÜ SEVMEK” ESASINA BAĞLI KALARAK, HİZMETİ SOHBETE, GAYRETİ DE HİMMETE VESİLE BİLEREK ŞEVKLE ÇALIŞIRDI.

NİTEKİM KELÂMÎ DERGÂHI BAĞLILARINDAN CİDE MÜFTÜSÜ H. HÜSEYİN EFENDİ’YE YAPTIĞI HİZMETLER HER TÜRLÜ TAKDİRİN FEVKİNDEDİR. KELAMÎ DERGAHINDA BULUNAN H. HÜSEYİN EFENDİ SON ZAMANLARINDA HASTALANIR. HASTALIĞININ ŞİDDETİ HER GEÇEN GÜN ARTAR. VE NİHAYET MÜFTÜ EFENDİ YATAĞINDAN KALKAMAZ OLUR. MÜRİDÂN BİRER HAFTA NÖBETLEŞE BAKMAYA BAŞLARLAR. HASTALIĞIN ŞİDDETİ DAHA DA ARTIRINCA ACELE AİLESİNE BİR TELGRAF ÇEKİLMESİ KARARLAŞTIRILIR. BU HABERİ DUYAN O ZAMANLAR DERGAHIN EN GENÇ MÜRİDİ BULUNAN SAMİ EFENDİ MÜRŞİDİ ES’AD EFENDİ’YE:

– EFENDİM, MÜSAADE BUYURURSANIZ DA MÜFTÜ EFENDİ’YE BEN BAKSAM VE ÂİLESİNE TELGRAF ÇEKİLMESE, DER. ES’AD EFENDİ DE BU TEKLİFİ MEMNÛNİYETLE KABÛL EDER. H. SAMİ EFENDİ BUNDAN SONRA TAM ON SEKİZ AY MÜFTÜ EFENDİ’YE EN GÜZEL ŞEKİLDE HİZMET EDERLER. GÖRENLER ONUN BU HİZMETİNE İMRENİRLER. MÜFTÜ EFENDİ DE YAŞLI GÖZLERLE:

– ALLAH’IM! BANA NE İHSANDA BULUNMUŞSAN HEPSİNİ SAMİ EFENDİ’YE BAĞIŞLIYORUM, DİYE MÜNACÂTTA BULUNUR. VE ES’AD EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜKLERİNDE DE:

SAMİ EFENDİ EVLADIMIZ, BİZE HİZMETTE İNŞALLAH HAKK’IN RIZASINA ERDİ, DİYE TEBŞİRATTA BULUNUR.

ASLINDA HAYLİ ZAMANDAN BERİ DERGAHTAKİ HİZMETLERİN EKSERİSİ BU GENÇ İLMİYELİ DERVİŞ TARAFINDAN GÖRÜLMEKTE İMİŞ MEĞER. GECE HERKES YATAĞINA YATTIĞINDA O, GİZLİCE KALKAR, YAPILACAK HİZMETLERİ İFÂ EDER, HER TARAFI TEMİZLER, SULARI ISITIR VE ÖYLE YATAĞINA YATARMIŞ. NİTEKİM CİDE MÜFTÜSÜ HÜSEYİN EFENDİ, SAĞLIKLI ZAMANLARINDA ERKEN KALKMAYA ÇALIŞIP BU HİZMETLERİN KİMİN TARAFINDAN YAPILDIĞINI ÖĞRENMEK İSTERMİŞ. FAKAT NE MÜMKÜN. BİR SEFER AKŞAMDAN YATMAMAĞA KARAR VEREREK BİR KENARA GİZLENMİŞ. YATAĞINDAN KALKIP BU HİZMETLERİ GÖREN SAMİ EFENDİ TAM ÇÖP TENEKESİNİ ALACAĞI SIRADA HÜSEYİN EFENDİ TENEKEYİ KAPAR VE:

– EVLADIM BU HİZMETİ DE FAKÎRE MÜSAADE BUYUR, DER.

SAMİ EFENDİ NEZAKETLE ALMAK İSTERSE DE HÜSEYİN EFENDİ:

– ALLAH AŞKINA BIRAK DEYİNCE SAMİ EFENDİ DE BU HİZMETİ ONA BIRAKIR.

İRŞAD VAZİFESİYLE MEMLEKETİ ADANA’YA GÖNDERİLDİĞİNDE ORADAN İSTANBUL’A MÜRŞİDİNE HEDİYELER GÖNDERMEK ADETİYDİ. FAKAT O, HEDİYELERİNİN BİZZAT KENDİ ELİNİN EMEĞİ OLMASINA BÜYÜK İTİNA GÖSTERİRDİ. RİVAYETE GÖRE EKİNLER BİÇİLDİKTEN HASAD TOPLANDIKTAN SONRA TARLALARA GİDER, YERLERE DÖKÜLEN BAŞAKLARI TOPLAR, ONLARI GÜZELCE BULGUR YAPAR VE İSTANBUL’A GÖNDERİRDİ. O’NUN BU HÂLİNE MUTTALİ OLAN BABASI:

– OĞLUM, BENİM AMBARLARIM BUĞDAY OLDU. NİÇİN EFENDİ’NE ONLARDAN GÖNDERMİYORSUN? DEDİ. O DA:

– O KAPIYA LÂYIK OLAN EL EMEĞİ, GÖZ NURUDUR, BUYURURLAR.

H. SAMİ EFENDİ HAZRETLERİ KENDİSİNİ SEVENLERİ VE BAĞLILARINI ESKİ KÜLTÜRÜMÜZE VE BÂ-HUSÛS ESKİ HARFLERLE OKUYUP YAZMAYI ÖĞRENMEYE SEVK EDERLERDİ. HATTA BU YÜZDEN SON YILLARA KADAR ESERLERİNİ YENİ HARFLERLE NEŞRE MÜSAADE ETMEMİŞTİ.

AYRICA KENDİLERİ İYİ DERECEDE FRANSIZCA BİLDİKLERİ HALDE BATI KÖKENLİ KELİMELERİN TÜRKÇE’DE KULLANILMASINDAN HOŞLANMAZLAR, BÖYLE FRANSIZCA VEYA LATİNCE ASILLI KELİMELERİ ASLA KULLANMAZLARDI. MESELA İLAÇLARIN İSİMLERİNİ BİLE LATİNCE ADIYLA DEĞİL, KENDİLERİNİN ONA TAKTIKLARI BİR AD VEYA SIFATLA ZİKREDERLERDİ. KIRMIZI HAP, PEMBE ŞURUP GİBİ. BU DAVRANIŞ LİSANDA ÖZENTİ MERAKIYLA BATI KÖKENLİ VEYA UYDURMA KELİME KULLANMAYI İTİYAD EDİNENLERE BİR İBRETTİR.

SOHBETLERİNDE BİR ARA RÛHÛL-BEYAN TEFSİRİNDEN NAKLEN KÖPEĞİN ON HASLETİNDEN ISRARLA BAHSETMİŞLERDİ DE (BK MUSAHABE VI) HAL SAHİBİ BİR İHVAN “BİZ HENÜZ KÖPEĞİN MERTEBESİNE GELEMEDİK” DEMEKTEN KENDİNİ ALAMAMIŞTI. SOHBETLERİNDE NEFS DÜŞMANININ İNSANA KURDUĞU TUZAKLARDAN BAHSEDEN VE İHSANA NEFİSLERİNİN TEHLİKESİNDEN KORUNABİLMEK İÇİN ŞUNLARI TAVSİYE BUYURURLARDI:

1-AÇLIK VE AZ YEMEK, ORUCA DEVAM,

2-AZ UYUMAK VE TEHECCÜDE DEVAM,

3-HUŞÛ İLE İBADET, MÂNÂSINI DÜŞÜNEREK KUR’AN OKUMAK,

4-ZİKR-İ DAİM İÇİNDE BULUNMAK,

5-SALİH VE SADIKLARLA BERABER OLMAK.

SÂMİ EFENDİ, DAİMA HUZÛR-İ İLAHÎDE BULUNDUĞU VE HER NEFESİNİN SON NEFESİ OLABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİYLE DAİMA ABDESTLİ BULUNMAYA VE ABDEST ÜSTÜNE ABDEST ALMAYA BÜYÜK İTİNA GÖSTERİRDİ. NİTEKİM ONUN MUHASEBESİNİ TUTTUĞU BİR ZATIN TESBİTİNE GÖRE EFENDİ DEFTERLERİ ABDESTLİ YAZARDI. YAZMA İŞİ BİTİNCE DEFTERLERİ KALDIRIR, ABDEST ALIR, BİRAZ KUR’ÂN OKURDU. AZ SONRA EZAN OKUNUNCA BU SEFER NAMAZ İÇİN TEKRAR ABDEST ALIRLARDI.

ONUN İRŞADDAKİ USÛLÜ NEBEVÎ ÜSLÛPTA İDİ. İNSANLARIN KUSURLARINI YÜZLERİNE VURMAZ, HATALARINDAN DOLAYI ONLARI AZARLAMAZ VE HELE NEFSİ İÇİN HİÇ KIZMAZDI. ONLARA ÖRNEK OLMAK SÛRETİYLE İRŞAD ETMEYİ TERCİH EDERDİ. İRŞADDA EN GEÇERLİ YOL DA BUDUR. ÇÜNKÜ İRŞAD HALKALARI MERKEZDEN MUHİTE DOĞRU YAYILIR. “ÖNCE NEFSİNDEN BAŞLAMAK’ ESASTIR. HİÇ KİMSEYE AÇIKÇA “ŞUNU YAP, ŞUNU YAPMA” DEMEZ, DOLAYISIYLA BUNU İHSAS ETTİRMEYE ÇALIŞIRDI. HİÇ KİMSEYE “BİZDEN DERS AL, BİZİM SOHBETİMİZE KATIL GİBİ EMİRLER VERMEZDİ. HATTA KENDİLERİ DİKKAT ÇEKECEK, FİTNE UYANDIRACAK VE RİYÂYA DÂVETİYE ÇIKARACAK ŞEKLE MÜTEALLİK ŞEYLERDEN HUSÛSİYLE SAKINIRDI.

ANCAK YAKINLARINI HELAL KAZANCA, FAİZE BULAŞMAMAYA TEŞVİK EDERLER, BAZAN BUNU SAMİMİ BULDUKLARINA AÇIKÇA SÖYLERLERDİ. DEĞİLSE DOLAYLI OLARAK İFADE BUYURURLARDI.

ŞÖHRETTEN VE AŞIRI HÜRMETTEN ÇOK RAHATSIZ OLURLARDI. NİTEKİM İSTANBUL TAHTAKALE’DE ÇALIŞTIĞI YILLARDA ÖNCELERİ ÖĞLE VE İKİNDİ NAMAZLARINDA RÜSTEMPAŞA VE MARPUÇÇULAR CAMİLERİNE CEMAATA DEVAM EDERLERDİ. CAMİDE KENDİSİNİ TANIYANLARIN AŞIRI TÂZİM VE HÜRMETİ ONU RAHATSIZ ETMİŞ, BİLÂHARE BU NAMAZLARI YAZIHANEDE KILMAYA BAŞLAMIŞLARDIR. YALNIZ, İHVÂNA;

– SİZ CEMAATA DEVAM EDİN, O ŞEREF VE FAZİLETTEN MAHRUM KALMAYIN, BUYURMUŞLARDIR.

REİSÜ’L-KURRA VE HÂDİMU’L-KUR’ÂN GÖNENLİ MEHMED EFENDİ ONUN HAKKINDA “SÂMİ EFENDİ BU ÜMMETİN EN BÜYÜĞÜ İDİ. BAŞKA NE SÖYLENSE BOŞTUR ” DEMİŞTİ.

ALİ YAKUB HOCA EFENDİ DE:”TAKVA BÂBINDA BÜTÜN EVSÂFIYLA SELEF-İ SALİHİN ZÂHİD VE ÂBİDLERİNİ ANDIRAN BU ZATIN KEMÂLÂT-I MÂNEVİYESİ HAKKINDA SÖZ SÖYLEMEK BİZİM GİBİ NAÇÎZ BİR ABDI ACİZİN KÂRI DEĞİLDİR.” DER.

MÂHİR İZ HOCA EFENDİ, GÖRDÜĞÜ BİR RÜYA ÜZERİNE MUHIBB VE BAĞLILARI ARASINA KATILDIĞI H. SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ HAKKINDA “O HAZRETİ SAMİ’DİR. BİZ DEVRİ PÂDIŞÂHÎDEN BERİ NELER GÖRDÜK, FAKAT BÖYLESİNE TESADÜF ETMEDİK” DİYORDU.

BEKİR HAKİ EFENDİ DE SÂMİ EFENDİ’Yİ SEVİP TAKDİR EDENLERDENDİ VE SÂMİ EFENDİNİN BİR SOHBETİNDEN DÖNERKEN ŞUNLARI SÖYLÜYORDU.

“BU ZENGİNLERİ SAATLERCE DİZ ÜSTÜ SESSİZCE OTURTMAK. BOĞAZDAN GELEN BİR GEMİYİ SARAYBURNU’NDA BAĞLAMAKTAN DAHA ZORDUR. BİZLER BU İŞİ YAPAMAYIZ. BUNU ANCAK SÂMİ EFENDİ YAPABİLİR.”

BEKİR HAKİ EFENDİ BELKİ BUNLARI SÖYLERKEN ES’AD EFENDİ’NİN SÂMİ EFENDİ’YE VERDİĞİ İCAZETNAMEDE ÇİZDİĞİ İRŞAD STRATEJİSİNDEN HABERSİZDİ. ES’AD EFENDİ ŞÖYLE DİYORDU:

İCAZETNAMEDE “NE TİCARET, NE DE ALIŞVERİŞİN ALLAH’IN ZİKRİNDEN ALIKOYAMADIĞI KİMSELER VARDIR.” (NUR, 37) AYETİ CELÎLESİNİN İLAN HÜKÜMLERİNE VAKIF OLAN MUHTEREM İHVANIMIZA ARZ EDEBİLİRİM Kİ, BÂTININI TASFİYE VE NEFSİM TEZKİYEYE TALİB OLANLARIN… SÂMİ EFENDİ’NİN SOHBETLERİNE DEVAM VE AÇIKLAYACAĞI USÛL VE ADABA GÖSTERECEKLERİ GAYRET VE İHTİMAM SAYESİNDE BU İSTEKLERİNE KAVUŞACAKLARDA ŞÜPHE YOKTUR. ” (MEKTUBAT, 134 MEKTUP SH. 361)

Görüştükleri Muhterem İnsanlar, Mahmud Sami Ramazanoğlu k.s. kategorisinde yayınlandı. MAHMÛD SÂMİ RAMAZANOĞLU HAZRETLERİ için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: