ZİLHİCCE AYININ İLK 10 GÜNÜ VE FAZİLETİ (12 AĞUSTOS PAZAR)

Zilhicce’nin ilk 10 günü aynı Ramazan gibidir:

Kur’an’da “O on geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle övülen ve üzerine yemin edilen bu 10 gecenin kıymetini bilemiyoruz. İşte o günler bizi bekliyor. Efendimiz, bu günleri gündüzünü oruçla, gecesini ibadetle ihya etmiştir. Zilhiccenin ilk on günü miladi takvimle 12 Ağustos ile 21 Ağustos tarihleri arasına denk geliyor. Bu günleri neden ihya etmiyoruz?

Samimi bir kul olarak Rabbimizin rızasını aramak hiçbir şeye değiştirilemeyecek bir nimettir. Manevî makamlar, keramet, iç okuma ve bu şekilde insanlara müessir olma.. bunların hiçbiri bizim ardına düştüğümüz hedefler olamaz. Rabbimizin lütfu olarak bu türden bir nimete mazhar olursak, onu da derin bir şükür mülahazasıyla karşılar; meseleyi yine her nimetin asıl Sahibine bağlar ve ayağımızı kaydırmaması için yine O’nun engin rahmetine sığınırız.

İnsan her zaman bu çizgisini koruyamayabilir; fakat temelde böyle bir duyguya bağlı olursa asla kaybetmez. Evet, bazen hata edebiliriz. Ancak esas olan hata etmemek değil, bağlandığımız kapıya sıkıca yapışmak ve oradan ayrılmamaktır. Zaten Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de “Her insan hata edebilir. Hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” buyurmuyor mu? Cenâb-ı Allah günah işleyenleri kapısından kovmamış; tevbe etmeleri için onlara fırsatlar vermiştir. Bir anlık sürçmesine rağmen tekrar doğrulup kulluk yoluna yönelenler rahmet kapısının kendilerine daima açık olduğunu görmüşlerdir. Yaptıkları samimi tevbeler ve salih ameller sayesinde kulluklarında derinleşmişler ve gösterdikleri üstün kulluk performansıyla Rablerine yakınlaşmışlardır.

KUTLU 10 GECE BİZİ BEKLİYOR

Bahsini ettiğimiz bu kulluk performansını yakalama ve yaşama adına Rabbimiz bize sene içinde rahmet denizinin coştuğu bir fırsatlar zinciri lutfediyor. Geçtiğimiz günlerde bu fırsatların Recep, Şaban, Ramazan, Regaib, Miraç, Berat, Kadir zincirlerini yaşadık. Şayet bu günleri iyi değerlendiremedik veya o kutlu zaman dilimlerine doyamadık diyorsanız üzülmeyin Cenab-ı Hak önümüze yeni bir fırsat daha lutfediyor: Arabi aylardan Zilhicce ayının ilk 10 günü.
Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nde, “O on geceye yemin olsun ki…” (Fecr, 89/2) ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin kıymeti maalesef pek bilinmiyor. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (aşure gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Bizim miladi takvimimize göre bu on gün
12 Ağustos ile 21 Ağustos tarihleri arasında yaşanacak.
Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz 1’inden 10’una kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere” yani 10 mübarek gecedir. 10. gün Kurban Bayramı’nın ilk günü oluyor. Bu günlerin ne kadar bereketli olduğunu Sevgili Peygamberimiz şu ifadelerle anlatıyor: “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevgili olsun…” (Tirmizi, Savm, 52; Darimi, Savm, 52)
HADİSLERLE 10 GECE NASIL ANLATILIYOR?
Bunun dışındaki aşağıdaki hadisler de bu günlerin kıymetini anlamamız adına dikkat çekici:
“Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.” (Tirmizi, Savm, 52; İbn Mace, Sıyam, 39)
“Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.”
“Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu (Arefe) günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.”
“Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.” (Tirmizi, Savm, 52) “Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257) Tesbih, Sübhanallah; Tahmid, Elhamdülillah; Tehlil, Lâ ilâhe illallah; Tekbir ise Allahu ekber demektir. Ayet ve hadislerle övgülere mazhar olan bu ikram günlerini, günahların boğucu ikliminden fecre uyanmak, gönül dünyamızı çepeçevre saran karanlık bulutları fecir ışıklarıyla aydınlatmak için bir fırsat bilip değerlendirmeliyiz.

Muhammed Sıddık Haşimi Hazretleri Mana Aleminde Şöyle Buyurur;
Zilhicce 1, Zilhiccenin Fazileti Kadir gecesine denktir. Kadir gecesini bilmek mümkün değil. 365 gün içinde bilmek Ramazan ayında son 10 gecede aramak, peygamberimiz (a.s) kadir gecesine denktir diyor. Bilinen geceler olduğu için Allah bu 10 geceye yemin ediyor. Bu 10 gece içerisinde önemli olaylar İslam tarihinde, peygamberler tarihinde önemli olaylar var. Zilhiccenin 4 ünde İsa (a.s) doğum günü, Musa (a.s) Cenabı Hakkla 40 gün sözleştiği Zilkade ayının 30 günü Zilhicce ayının ilk 10 günü olmak üzere 40 güne tamamlıyor. Zilhiccenin ilk 10 günü önemli olan gün. Musa (a.s) 40 gün boyunca oruç tutuyor. 30. uncu gece dişlerini misvaklıyor Cenabı Hak soruyor. Ya Musa niye dişlerini misvakladın. Ya Rabbi sizinle görüşürken ağzım kokmasın diye oruçtan dolayı. Ya Musa benim katımda oruçlunun ağız kokusu bütün kokulardan daha efdaldir. Misk kokusu gibidir buyuruyor. Onun üzerine Musa (a.s.) 30 uncu günü tamamlayınca bir 10 gün daha ne yapmam lazım Ya Rabbi diyor. 10 gün daha ilave edildi. 40 gün içerisinde Tevratın 10 emri metinler geliyor, veriliyor Hz Musa (a.s)’a. Yine Yusuf (a.s) ‘ın kuyudan kurtarıldığı gün, Yunus (a.s) ‘ın balığın karnından kurtarıldığı gün, İbrahim (a.s) ‘ın ateşten kurtarıldığı gün. Bu 10 gün içerisinde İbrahim (a.s) yine İsmail (a.s) kurban etme mevzuunda İsmail (a.s) ‘ın kurtuluş günü, İnna ataynake -sana ihsan ettik- kelkevser -kevseri ihsan ettik diyor- Cenabı Hak orada kevserden kasıt ehli beyt, ehlibeyt imamları, peygamberimzin (a.s) torunları ve kevser havuzu yani senin neslin büyüyecek, onların nesli ebter olacak şeklinde, ifadenin de olduğu ve salli -namazını kıl, ve rabbike Rabbin için, venhar kurban kes, inne şaniyeke hüvel ebter o senin şanını düşürmek isteyenlerin nesli ebterdir, soysuzdur diye Cenabı Hak bu sureyi indiriyor. Yani bu ay kutlu kutsal bir ay ilk 10 güne de yemin edilmiş bir gün . Bu gün her gece yapılan ibadet 700 derece yani geçmiş aylar, geçmiş günlerde ki yapılan ibadetlere karşılık 700 derece sevabı olduğunu peygamberimiz (a.s) bildiriyor. Tırmizi de, İbni Mace de gibi bunları bildiriyor. Kütüb-i Sitte de bildiriyor. Yine bu 10 gün kadir gecesine denktir deniliyor. Bu 10 gün kadir gecesi hükmünde. Bu 10 gecede yapılan ibadetler kadir gecesinde yapılan ibadetler gibi bu Allahın kabul olduğunu söylediği gece. Kadir gecesinde yapılan ibadetler 1000 (bin) aydan hayırlıdır. 1000 ayda 83 sene yapıyor. 10 gün bu ibadetleri yapar oruç tutarsak 830 sene ibadet yapmış gibi sevaba nail olunuyor. Peygamberimiz (a.s) hadislerde böyle buyuruyor. Bu gecede yapılan “La ilahe İllallah” demek “Bismillahirrahmanirrahim” demek diğer şeyleri yapmak çok kıymetli ve faziletli inşallah. Bu gecenin faziletini insanoğlu bilirse bütün işini gücünü Cenabı Hakka doğru yönlendirirse ahiret aleminde insanoğlunun yapmış olduğu ibadetlere ihtiyacı olacak. 10 gecede 1 inci gecesi gibi, kurban gününe kadar olan zaman çok önemli çok kutsal mübarek gecelerdir. 10 uncu günde kurban etiyle açmak bayram namazından geldikten sonra bu da çok kıymetli, bu zaman zarfında kurbana kadar traş olmamak, tırnak kesmemek gibi belli şeyler var. Onları da kurbanla beraber kesilmesi gerektiği hadislerle bildiriliyor. (Allah kabul etsin.)

Reklamlar
15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. ZİLHİCCE AYININ İLK 10 GÜNÜ VE FAZİLETİ (12 AĞUSTOS PAZAR) için yorumlar kapalı

Türkiye – 24 Haziran 2018

Yeni hükümet sistemimiz Türkiyemizi en güzel yarınlara ulaştırmasını alemlerin Rabbi olan Allahımızdan niyaz ediyoruz. Tüm İslam Dünyası, milletimiz ve insanlık için hayırlara vesile olsun inşallah.

NURUSEMS Ailesi

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Türkiye – 24 Haziran 2018 için yorumlar kapalı

Babalar Gününüz Kutlu Olsun

En büyük babamız olan Hz. Adem’den Hz. Muhammed (sav) kadar olan peygamber aleyhisselamların, ashablarınının, velilerin, evliyaullahların, şehit ve gazi babalarının günü kutlu olsun.

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Babalar Gününüz Kutlu Olsun için yorumlar kapalı

20 Nisan 571 onsekiz bin alemin peygamberinin doğum günü kutlu olsun


15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. 20 Nisan 571 onsekiz bin alemin peygamberinin doğum günü kutlu olsun için yorumlar kapalı

Teşrik Tekbiri

Teşrik, doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir.

Teşrik tekbiri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe “yevm-i nahr”, diğer üç güne ise “eyyâmü’t-teşrîk (teşrîk günleri)” denir. Bayramdan bir gün önceki güne de “arefe günü” denir.

Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz namazının arkasından birer defa

“Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” diye tekbir getirilir ki, buna “teşrîk tekbiri” denir. Anlamı şöyledir: “Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah’a mahsustur”. Tekbirlerin bu şekli Hz. Ali ve Abdullah b. Mes’ûd (r. anhümâ)’ya dayanır.

Teşrîk tekbirlerinin başlangıcı Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme olayına kadar uzanır. İbrahim (a.s), gördüğü sahih rüya üzerine oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir. Kurban hazırlıkları sırasında Cebrail (a.s) gökten buna bedel olarak bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında yetişememe endişesi ile Cebrail (a.s); “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek tekbir getirir. İbrahim (a.s) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve onun bir koçla geldiğini görünce; “Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber” diye cevap verir. Bu tekbir ve tevhîd kelimelerini işiten ve kurban edilmeyi bekleyen İsmail (a.s) da; “Allahu ekber velillâhi’l-hamd” der. Böylece kıyamet gününe kadar sürecek büyük bir sünnet başlatılmış olur (es-Saffât, 37/102, 107; İsmail” maddesi; el-Mavsılî, el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtar, Kahire (t.y), I, 87, 88).

Tekbirlerin yirmiüç vakit okunması Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göredir. Fetvâ da buna göre verilmiştir. Ebû Hanîfe’ye göre, teşrîk tekbirleri arefe günü sabah vaktinden, bayramın ilk günü ikindi vaktine kadar olan sekiz vakit farz namazlarının arkasından getirilir.

Teşrîk tekbirleri birçok fakihe göre vaciptir. Bazılarına göre ise sünnettir. Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre farz namazlarını kılmakla yükümlü olanlara bu tekbirler vaciptir. Bu konuda tek başına kılanla, imama uyan, yolcu ile mukim, köylü ile şehirli, erkekle kadın eşittir. Böyle teşrîk tekbirleri cemaatle de, yalnız başına da eda edilir. Kaza da edilebilir. Erkekler tekbiri açıktan, kadınlar ise gizlice getirir. Vitir namazı ile bayram namazları sonunda tekbir getirilmez.

Ebû Hanîfe’ye göre, teşrîk tekbirlerinin vacip olması için yükümlünün hür, mukîm ve erkek olması ve farz namazın cemaatle kılınmış bulunması şarttır. Bu yüzden yolcu, köle, kadın ve tek başına namaz kılana bu tekbirler vacip olmaz. Ancak bu sayılanlar imama uyarlarsa, cemaatle birlikte tekbir alırlar. Cuma ve bayram namazı kılınmayan küçük yerleşim merkezlerinde de teşrik tekbiri getirilmez ve cuma günü öğle namazını cemaatle kılan özürlü kimselere de vacip olmaz.

Bir yılın teşrîk günlerinde kazaya kalan bir namaz, yine o yılın teşrik günlerinden birinde kaza edilse, sonunda teşrik tekbiri alınır, fakat başka günlerde veya başka yılın teşrîk günlerinde kaza edilse, teşrîk tekbiri alınmaz.

Bir namazda sehiv secdesi, teşrîk tekbiri ve telbiye bir araya gelse, önce sehiv secdesi yapılır, sonra tekbir alınır, daha sonra da telbiyede bulunulur (telbiye için bk. “Hacc” maddesi).

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Teşrik Tekbiri için yorumlar kapalı

Şevval Ayının 1. Günü (Ramazan Bayramı)

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Şevval Ayının 1. Günü (Ramazan Bayramı) için yorumlar kapalı

Çerkez Şeyhi Ömer Lütfi Efendi

Hayat-ı Şerifleri

Batmantaş Köyü, Tokat

Çorumlu velîlerden olup, Edirneli Seyyid Muhammed Nuri Efendi Hazretleri’nin halifelerindendir. İsmi Ömer Lütfi olup, babasının ismi Abisal Bey’dir. Çerkez Şeyhi ismiyle meşhur olmuştur. 1849 (H. 1266)’da Kafkasya’da doğmuştur. Ailesi yedi yaşında iken önce Trabzon’a yerleşmiş, sonra da Tokat’ın Batmantaş Köyü’ne taşınmıştır.

Çerkez Şeyhi’nin akrabalarından Kundukzâde Mûsâ Paşa, tahsîlini tamamlaması için kendisini İstanbul‘a götürmüştür.

Çerkez Şeyhi, daha 7 yaşında iken rüyâlarında gördüğü bir zât ona devâmlı; “İlim öğrenmek için İstanbul‘a gel!” diyordu. İstanbul’a gittikten sonra, her cuma namazını başka bir camide kılmaya çalışan Çerkez Şeyhi, bir Cuma namazı akabinde rüyâsına giren zâta rastladı. Bu zât Edirneli Şeyh Seyyid Muhammed Nûrî idi. Çerkez Şeyhi ona talebe oldu. On bir senelik bir tahsil hayâtından sonra icâzet, diploma alan Çerkez Şeyhi, hocası tarafından Sivas’ın Aziziye kasabasına bağlı Kazancı köyüne ilim yaymak için gönderildi. Burada iki sene kadar insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını öğretmeye çalıştı.

Sonra Çorum’un Bakırboğazı Köyü’ne yerleşerek, bir tekke inşâ ettirdi. Dört sene kadar bu köyde kaldıktan sonra 1891’de Çorum’a yerleşti. Çorum’da tâliplerine ilim öğretmeye çalıştı.

Sakarya Meydan Muhârebesinin başladığı gün, Çerkez Şeyhi bâzı talebeleri ile sohbet ederken birden bire ayağa kalkıp, kıbleye dönerek ezan okumaya başladı. Meclistekilerin hepsi ayağa kalkarak, şaşkın vaziyette birbirlerine bakıyorlardı. Ezanı bitiren Çerkez Şeyhi, mütebessim bir çehre ile; “Çok şükür, müjdeler olsun, Yunan kâfiri Sakarya’da bozguna uğradı, kaçıyor. Fakat çok da şehîdimiz var.” dedi.

ACELE ÇORUM‘A DÖN

Talebelerinden Abbâs Efendi ticâret maksadı ile Samsun’da bulunduğu sırada gece rüyâsında Çerkez Şeyhi’ni gördü. Ona; Acele Çorum’a dön.” diyordu. Abbâs Efendi uyanmasına rağmen tekrar uyudu. Aynı rüyâ birkaç defâ tekrarlandı. Son defâ ise Çerkez Şeyhi rüyâsında elinde bir sopa ile yürüyünce hemen kalkıp, acele ile hazırlandı. Yanındakileri kaldırıp hemen yola çıktı. Çorum’a geldiğinde Abbâs Efendi yolda rastladığı birisine; “Çerkez Şeyhi vefât etti mi?” diye sordu. O da; “Hayır! Fakat ağır hasta olduğunu söylüyorlar. ”dedi. Abbâs Efendi derhal hocasının ziyâretine gitti. Odadan içeri girer girmez daha bir şey söylemeden; “Abbâs Efendi, bizim sopayı görmeden niçin yola çıkmayıp da, beni üzersin.” diyerek tebessüm etti.

Çerkez Şeyhi’nin büyük oğlu askerlikte öğrendiği fotoğrafçılık mesleğini sivil hayâtında da sürdürmekte idi. Babasının ne kadar resmini çekmek istedi ise hep filmleri yanmıştı. Bir yaz günü, sabah kahvaltısı bahçede hazırlanmıştı. Oğlu fotoğraf makinesini de getirmişti. Çerkez Şeyhi’nin gözleri katarakt sebebi ile çok zor seçiyordu. Bu sebepten hanımının yardımı ile bahçeye indi. Son basamağa geldiğinde, birden geri dönerek odasına gitti ve; “Hanım ben resmimin çekilmesini istemiyorum. Çekilenler için de çıkmaması için Allahü teâlâya yalvarıyoum. Söyle ona, bir daha böyle bir münâsebetsizliğe sebebiyet vermesin.” dedi.

Çerkez Şeyhi, Çorum Ulu Câmiinde verdiği son Cumâ vâzında; Ey cemâat! Artık ihtiyarladım. Sanırım bu son Cumâmızdır. Hakkınızı helâl edin.” dedi. Vefâtından elli gün kadar önce evde çocukları ile sohbet ederken, rahatsızlandı ve sol tarafına felç geldi. Bir ara iyileştikten sonra 1924 (H.1343) senesi Ramazan ayının on altıncı akşamı iftardan önce vefât etmiş ve vasiyeti üzerine Çelebi Hüsâmeddîn Efendinin yanına defn edilmiştir.

TAZE BAZLAMALAR

Çerkez Şeyhinin halifelerinden olan Köprücü Hacı Mustafa Tandoğan Hazretleri de, hocaları ile yaşadıkları bir manevi hallerini şöyle anlatmıştır: “Hocamla Çorum’dan ayrılıp yola çıkmıştık. Akşama doğru bir köye geldik ve geceyi bu köyde geçirdik. Sabah namazı için kaltığımızda, evinde misafir olduğumuz kişi sabah namazına kalkmayınca, namazı birlikte eda ettik, sonra da Efendim Hacı Ömer Lütfi Hazretleri bana, Hadi oğlum, hazırlan, gidiyoruz” buyurdular.  Birlikte yürümeye başladık, köyden çıktık, bir müddet yürüyüp birkaç dağ tepe aştıktan sonra, bir ovaya geldik.

Tabii, bu arada epeyce bir vakit yürüdüğümüz için, ben oldukça acıkmıştım. Ancak, yanımızda, yemek veya yiyecek olmadığı gibi, yiyecek bulmamız da pek mümkün görünmüyordu. Zira uzun süredir ıssız ve kırsal arazide yürüyorduk. Tam ben bunları düşünürken ve açlıkla uğraşırken, uzakta karşımızda bir yeşillik ve ağaçlık bir yer gördük. Efendim, bana, “Oğlum, inşallah orada hem su olur, içeriz, hem de yiyecek buluruz” buyurdular.  Gerçekten de o ağaçlık yere vardığımızda, karşımızda bir ağaç gördük ki, çok ilginçtir, ağacın yanında masaya benzer bir kayanın üzerinde, dört tane yeni pişirilmiş bazlama  (bir çeşit Anadolu ekmek veya çöreği) gördük. Bazlamalardan yeni pişmiş olacak ki, duman çıkıyordu.. kimsenin olmadığı böyle ıssız bir yerde böylesine güzel ve taze bazlamayla karşılaşmamız beni çok şaşırtmıştı. Neyse, Hocam bazlamalardan bir tanesini aldı, ancak, yarısını yedi. Bu arada ben, bazlamanın bir tanesini çoktan yemiştim. Öyle ki, böylesine lezzetli bir bazlamayı daha önce hiç yememiştim. Sanki Cennetten gelmiş gibiydi, dünya nimeti olan bazlamalarda bulunmayacak kadar güzel bir tadı vardı. Hocam yarısını yedikleri bazlamanın kalan yarısını da benim yememi istedi. Diğer iki bazlamaya ise hiç dokunmadık, onları sanki başka birilerine bırakmıştık. Sonra oradan karnımız doymuş olarak ayrıldık. Bu hadiseyi hayatım boyunca hiç unutmadım. Çünkü bu olay, hem hocamın büyüklüğünü gösteren açık bir kerametti hem de özel bir ikram-ı ilahi idi..”

MESELE YOĞURT DEĞİL DOSTLUKTUR

Çerkez Şeyhi’ni çok seven Kürevî Hâfız Mustafa Efendi isminde bir zât vardı. Çerkez Şeyhi ona, kısa boylu ve çok şişman olduğu için Kürevî lakabını takmıştı. Bu zât her hafta hocasını ziyârete gelir ve evinde yapılan yoğurttan bir tas getirirdi. Bir hafta yine hanımına; “Bugün yoğurt çal da hocamı ziyârete gideyim.” dedi. O gün çamaşır hazırlığında olan hanımı; “Yarın da süt götürüver. Ölmezsin ya.” dedi. Hâfız Efendi de sütü alıp hocasının evine gitti. Sıkıntı ile içeri girdi ve sütü hizmetçilere verdi. Biraz üzüntülü olarak hocasının yanına girdi. Çerkez Şeyhi onu kucaklayarak; “Kürevî mesele süt, yoğurt değil, dostluktur dostluk.” diyerek gönlünü aldı.

OSMAN KULUNU BAĞIŞLA


Derin alimlerden olan Osman Efendi, Muhammed Kudsî’nin bazı talebeleriyle sohbet ederken, bu büyükler yoluna inanmadığını söyler, onlara dil uzatırdı. “Seni üstâdımıza götürelim” diye zorladılar. “Gelirim, fakat elini öpmem” dedi. Muhammed Kudsî hazretlerinin huzuruna geldiler. Osman Efendi, içeri girer girmez, feryâd edip, birden düşüp bayıldı. Ağzından köpükler gelmeğe başladı. Bir saat sonra ayıldı. Sağına soluna baktı. Muhammed Kudsî Efendi kendisine: “Gördüğünüz burada var mıdır?” buyurdu. “Yoktur” dedi. “Sizin irşâdınız bizden değildir” buyurdu. Talebeler, bu hâle hayret ettiler. Sonra elini öpüp çıktılar. Dışarı çıkınca Osman Efendiye: “Niçin bayıldın?” dediler. Şöyle anlattı: “İçeri girip hoca efendiyi görünce, bana bir hâl geldi. Feryâd ettim. Kendimi, kıyamet kopmuş, arasatta amellerimi tartarlarken gördüm. Hiç bir hayırlı amelim çıkmayınca, emr-i ilâhî gelip: “Bu kulumu Cehennem’e atın!” dendi. Zebânîler tuttular. Ya Rabbî! Ben senin Kur’ân-ı Azîm’ini öğrendim ve öğrettim. Bu kadar hadis ezberledim. Şu kadar tefsir aklımdadır. Benim hiç hayırlı amelim yok mudur? diye yalvardım. Hiçbiri ilâhî dergâhta makbul olmadı.” emri geldi. Umudum kalmadı. Yardım dileyeceğim yer kalmadı. Aniden büyük bir zât göründü. Uzunca boylu, iri yapılı, yeşil cübbeli, büyük sarıklı olup, güneş gibi parlıyordu. “Ya Rabbî! Osman kulunu bana bağışla” buyurdu. Uyandım. Etrâfıma bakındım. Böyle bir zât aradım. Göremeyince, Muhammed Kudsî buyurdu ki: Sizin irşâdınız bizden değildir. Yâni benden değil, benim de hocam olan Mevlânâ Hâlid hazretlerindendir.

Osman Efendi çok ağladı. Ettiklerine pişman oldu. İstiğfar etti. Bütün mülkünü ve kitaplarını fakirlere ve talebeye hediye edip, doğru Şam-ı şerîfe gidip, hazret-i Mevlânâ Hâlid’in huzuru ile şereflendi. Osman Efendi’ye, kırk gün ibadet etmesini emir buyurdu. Kırk gün tamamlanınca, hücresinden birçok sesler duyuldu. Hizmetçilerden biri, Mevlânâ Hâlid hazretlerine: “Efendim, Osman Efendinin hücresinden sesler geliyor” deyince, Mevlânâ Hâlid hazretleri: “Osman Efendi, evliyânın reisi oldu. Duyulan sesler, evliyânın ruhlarının sesleridir.” buyurdu.

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Çerkez Şeyhi Ömer Lütfi Efendi için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: