Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

9. Derece: UZLET

ALLAH U TEALAL(CC) DÂVUD(A.S.)’A ŞÖYLE VAHYETTİ: ” YA DÂVUD! SANA NE OLUYOR Kİ HALKTAN KOPUYORSUN VE TECRÎD OLUYORSUN? DÂVUD[AS] ŞÖYLE CEVAP VERDİ: “EY RABBİM HALKI SENİN İÇİN TERKEDİYORUM.” ALLAH(CC) ŞÖYLE BUYURDU: “EY DÂVUD! UYANIK OL. VE KENDİNE DİN KARDEŞİ EDİN. KİM Kİ BANA İTAAT HUSUSUNDA SANA MUTABIK OLMAZSA, ONUNLA ASLA DOST OLMA. ÇÜNKÜ O, SENİN APAÇIK DÜŞMANINDIR.” BU HADİS-İ ŞERİFTE TÂLİB-İ HAK OLMAYANLARDAN KAÇARAK UZLETE GİRMENİN CAİZ OLDUĞUNU ANLIYORUZ.

VE TARİKİMİZİN EN ÖNEMLİ ŞARTLARINDAN BİRİ DE AVAMDAN OLAN İNSANLARDAN İ’TİZÂL ETMEKTİR (UZAKLAŞMAKTIR). BU MÂNÂYA MUVAFIK OLARAK HZ. MEVLÂNÂ “DÜNYA VE ÂHİRET İYİLİĞİ İÇİN İNSANLARDAN KAÇMAK DAHA HAYIRLIDIR” BUYURMAKTADIR. EBU BEKİR EL-VERRÂK ŞÖYLE DEDİ: “DÜNYA VE AHİRETE AİT HAYRI, UZLETTE BULDUM. HEM DÜNYA VE HEM AHİRETİN ŞERRİNİ İSE KESRETTE (İNSANLARIN ÇOK OLDUKLARI YERLERDE) BULDUM.” İHLAS VE SIDK, ANCAK HALKTAN KAÇINIP ONLARA OLAN MUHABBETİ KALBTEN SÖKÜP ATMAKLA MÜMKÜNDÜR.

ZÜNNÛN-U MISRÎ ŞÖYLE BUYURDULAR:

“İHLAS VE SIDK’IN HUSULE GELMESİNDE UZLETTEN DAHA GÜZEL BİRŞEY GÖRMEDİM. BİR KİMSE UZLETİN İPİNE SARILIRSA, İHLÂSI MUTLAKA YAKALAYACAKTIR.”

ÇÜNKÜ, İNSANLARI GÖRMEK VE ONLARLA HEMHAL OLMAK, ÇOĞUNLUKLA SÂLİKİN İHLÂSINI FEVT EDER. İMAM GAZÂLÎ HAZRETLERİ BU MEVZUDA ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:

“MUHAKKAK Kİ İNSANLAR, İBADETTEN VE TAATTEN HUSULE GELEN İHLASI İFSÂD EDİYORLAR. ALLAH’A ÂSİ OLMAK İSTEMİYOR VE İHLÂSINI MUHAFAZA ETMEK İSTİYORSAN UZLETE ÇEKİL. TA Kİ İNSANLARIN ŞERRİNDEN DE EMİN OLURSUN.”

SÂLİK’E LÂZIM OLAN, HÜCRESİNDE ALLAH’I ZİKREDEREK KALBİNİ MÂSİVADAN TEMİZLEMESİDİR. ABDURRAHMAN ES-SELEMÎ ŞÖYLE DİYOR:

“KİM UZLET YAPMAK İSTİYORSA, GİRMİŞ OLDUĞU UZLETTE SAMİMİ BİR KALP BİLE BÜTÜN İSTEKLERDEN SIYRILMIŞ OLARAK ALLAH’I ZİKRETSİN. KİM UZLETİNİ BU MİNVAL ÜZERE YAPMAZ İSE, ONUN UZLETİ FİTNE OLUR.”

İŞTE BU HAKİKAT GEREĞİNCE SÂLİKİN UZLETİ, ALLAH’IN RIZÂSI İÇİN OLMALIDIR. BUNUN AKSİNE HALK ARASINDA ŞÖHRET BULMAK İÇİN, HALKIN KENDİSİNE RAĞBET ETMESİ İÇİN VE BU SAYEDE BİRTAKIM DÜNYEVÎ MENFAATLERDEN İSTİFÂDE ETMEK İÇİN YAPILAN UZLET ŞEYTANÎ BİR UZLETTİR. VE RİYADAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. TARİKATİMİZDE DAHİ BAZILARININ HALKIN TEVECCÜHÜNÜ KAZANMAK, ALAKALARINI AVLAMAK İÇİN BU YOLA BAŞVURDUKLARINI GÖRÜYORUZ. HALBUKİ UZLET KELİMESİNİN HER HARFİ AYRI BİR HUSUSİYETE İŞARET EDER. ŞÖYLEKİ ARAPÇA YAZILIŞ İTİBARİYLE (UZLET) KELİMESİNİN BİRİNCİ HARFİ OLAN ‘AYIN’ HARFİ İLME İŞARET EDER. “Z” HARFİ ZÜHD’E İŞARET EDER. “LAM” HARFİ ALLAH İÇİN OLMASINA VE “TA” HARFİ DE TAKVAYA İŞARET EDER. BU DÖRT ESASIN OLMADIĞI BİR UZLET, ZİLLETTEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. ZİRA “AYIN” HARFİNİ KALDIRDIĞINIZDA GERİYE KALAN HARFLER “ZİLLET” KELİMESİNİ MEYDANA GETİRİR. ZÜHD’E İŞARET EDEN “ZA”YI KALDIRDIĞINIZDA “İLLET” OLUR. HAL BÖYLE OLUNCA BU HUSUSİYETLERİ GÖZÖNÜNDE BULUNDURMADAN UZLETE GİREN BİR KİMSENİN HAYVANDAN FARKI KALMAZ. UZLETİN HER HARFİ BİR ŞARTI MUHTEVİDİR. UZLETE GİREN KİMSENİN BU DÖRT ŞARTI KATİYYETLE GÖZÖNÜNDE BULUNDURMASI İCAP EDER.

Reklamlar
Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

8. Derece: HALVET

ALLAH U TEÂLÂ (C.C.) DAVUD’A [A.S.] VAHYETTİ: “YÂ DÂVUD BENİM İÇİN BİR EV BOŞALT Kİ ORASI BENİM OLSUN.” KÂŞÂNÎ BU HADİSİ ŞÖYLE TEFSİR ETTİ:

BURADAKİ EVDEN MURAD, DÂVUD(A.S.)’UN KALBİDİR. EVİ BOŞALTMAK İSE, DÂVUD(A.S.)’IN KALBİNİ MÂSİVÂDAN TEMİZLEMESİDİR Kİ ALLAH U AZİMÜŞŞAN ORADA TECELLİ EYLESİN. BİR KİMSE KALB SARAYINI TEMİZLEMEK İSTEYEREK YABANCILARDAN EMİN HALE GETİRMEYE AZMETMİŞSE, O KİMSENİN KALB SARAYININ KAPISINI VE PENCERELERİNİN PERDELERİNİ KAPATMASI LAZIMDIR. BU KAPI VE PENCERELER ONUN BEŞ DUYU ORGANIDIR. BU ORGANLARI HER TÜRLÜ VESVESEYE VE ŞEYTANÎ ŞEYLERE KAPAMAK, KALP SARAYINI TERTEMİZ VE PÂK OLARAK ALLAH’A AÇMAKTIR. TARİKÂTİMİZİN EN AKILLI VE SALİM OLAN KİMSELERİ, HALKTAN KAÇIP HALVETTE TECRÎD OLANLARDIR. BİLHASSA GENÇ SALİKLERİN BU SAYEDE HALKIN ŞEYTANÎ FİTNELERİNDEN HALÂS OLMALARI MÜMKÜN OLACAKTIR.

BU MEVZUA MÜNASİP OLARAK HZ. MEVLÂNÂ ŞÖYLE BUYURMUŞTUR.

AKILLI OLAN KİMSE OTURMAK İÇİN KUYU DİBİNİ SEÇMİŞTİR.

ÇÜNKÜ GÖNÜL SAFALARI HALVETLERDİ.

KUYUNUN KARANLIĞI HALKIN VERDİĞİ KARANLIKLARDAN İYİDİR.

HALKIN AYAĞINI TUTAN, HALKLA KARIŞIP GÖRÜŞEN,

BAŞINI KURTARAMAMIŞ, SELAMETE ERİŞMEMİŞTİR.

HALVET ETMEK SÜNNETTİR. NİTEKİM HZ. RESULULLAH(SAV)EFENDİMİZ BİDAYET HALLERİNDE HİRÂ MAĞARASINA ÇIKARAK PEK ÇOK KERE HALVET YAPMIŞLARDIR. TA Kİ VAHİY GELENE KADAR. BU MEŞHUR VE MÜTEVATİR HABERLERDEN BİRİDİR.

HZ. MEVLÂNÂ BİDAYET HALLERİNDE HALVETE EPEY BİR MÜDDET DEVAM ETMİŞLERDİ. BUNUN BÖYLE OLDUĞU MENÂKIBLARINDA YAZILI OLDUĞU GİBİ HALK ARASINDA DA MEŞHURDUR. ANCAK DAHA SONRA ŞEMS İLE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA HALVETTEN ÇIKMIŞ CELVETİ İHTİYAR EYLEMİŞTİR. FAKAT ÇOĞU VAKİTTE YİNE DE HALVETİ TERKETMEMİŞTİR. SELEFİMİZİN DE YOLU BUDUR. TARİKİMİZDE SÂLİKE HALVET YAPMASI ŞARTTIR. ANCAK ÇOĞU HALİFELER HALVETİ TERKEDEREK, CELVETİ İHTİYAR EYLEMİŞLERDİR. VE TARİKATTE BU MİNVAL ÜZERE DEVAM ETMİŞLERDİR. ZİRA HALVETTEN MAKSAT KALBİ, KÖTÜLÜKLERDEN VE YABANCI OLAN ŞEYLERDEN TEMİZLEMEKTİR. VE KALBİ YÂRİN (ALLAH’IN) TAHTGÂHI OLARAK HAZIR TUTMAKTIR. BU İSE MÂSİVÂDAN PERHİZ ETMEKLE VE NEFSİ TERBİYE ETMEKLE MÜMKÜN OLACAK BİRŞEYDİR. HZ. MEVLÂNÂ MESNEVİSİNDE ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR.

AĞYARDAN HALVET ETMEK GEREK, YARDAN DEĞİL.

KÜRK KIŞIN İŞE YARAR, BAHARIN DEĞİL.

HAKİKAT ŞU Kİ HALVET HÂNE OLAN KALBİ, AĞYARDAN (MÂSİVADAN) TEMİZLEMEK VE GÖNLÜ YÂRİN EVİ KILARAK KESRET İÇERİSİNDE VAHDETE ERİŞEBİLMEKTİR. EĞER BİR KİMSE ÖMÜR BOYU HALVETTE OLSA BİLE KALBİNİ MÂSİVADAN TEMİZLEMEDİĞİ MÜDDETÇE ASLA HALVET YAPMIŞ OLAMAZ. AMA BİR KİMSENİN KALBİ MÂSİVADAN TEMİZLENMİŞSE, O KİMSE KESRETTE DE OLSA EHL-İ HALVETTİR.

FÜTUHATTA ZİKREDİLDİĞİNE GÖRE; “İNSANLARDAN BAZILARI HALVET SAHİBİ OLAN BİRİNE ŞÖYLE DEDİLER; RABBİNİN KATINDA HALVETE GİRDİĞİN ANI BİZE ANLAT.” ADAM ŞÖYLE CEVAP VERDİ: BEN SANA BUNU ANLATTIĞIMDA O’NUNLA HALVETTE OLAMIYORUM.” ALLAH U TEÂLÂNIN LİSANINDAN HZ. MEVLÂNÂ ŞU BEYİTLERİ İRÂD EYLEDİLER:

MADEMKİ BİZİM MAHALLEMİZE GELİYORSUN,

GÖNLÜNÜ YABANCILARDAN TAHLİYE ET.

MADEMKİ BİZİM YÜZÜMÜZÜ GÖRMEYE NİYETLENMİŞSİN,

BİZDEN BAŞKASINA BAKMA.

ŞEYH HAZRETLERİ FÜTUHÂT’IN TÂK-İ HALVET KISMINDA ŞÖYLE DEDİ: “VAHDET-İ ZÂTIN KEŞFİ, HALVETİ MENEDER. BU DURUM HALVETTE OLAN İÇİN DE AYNIDIR. EĞER BİR KİMSE HALVET ANINDA OLMADAN, KENDİ BAŞINAYKEN VAHDET-İ ZÂTI MÜŞAHEDE ETSE VE BU MÜŞAHEDEDEN SONRA DA HALVETE GİRSE, BU HAREKETİ ONUN CAHİLLİĞİNE DELİLDİR. ZİRA BU KİMSE ZÂTEN ÂLEM-İ AĞYARDAN VE MÂSİVADAN HALÂS OLMUŞTUR.” İNSAN ZAHİRDE VE BÂTINDA ALLAH’TAN BAŞKA KİMSEYİ GÖRMEYİNCE HALVET ONA MUHAL OLUR. BU KADAR İZÂHDAN SONRA SANA LÂZIM OLAN MÜŞAHEDE SAHİBİ OLMAN VE HALVETİ TERKEDİP CELVETTE KARAR KILMANDIR.

Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

 

 

 7. Derece HALKTAN VE SAİR ŞEYLERDEN HAKK’A FİRAR ETMEK

ALLAH U TEÂLÂ KUR’AN-I KERİM’DE ŞÖYLE BUYURUYOR: “EY MUHAMMED! SEN ONLARA ŞÖYLE SÖYLE; “ALLAH’A KOŞUN! ŞÜPHESİZ BEN, ALLAH TARAFINDAN SİZLERE GÖNDERİLEN APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (ZARİYAT, 50)

ŞEYHU’L-İSLÂM ‘MENÂZİL-Ü ŞÂİRİN’ DE ŞÖYLE BUYURUYOR: “FİRAR, VÜCUDU OLMAYANDAN (HALKTAN) VÜCÛDU BAKÎ OLANA (HAKK’A) KAÇMAKTIR.” BİR KUL SAFAYI KALP İLE ALLAH’A FİRAR ETMEZ İSE VE BUNA MUKABİL HAK TEÂLÂ ONU KENDİ KATINA CEZBETMEK İSTERSE, BUNUN ALÂMETLERİ HALKIN O KİMSEYE BUĞZ VE DÜŞMANLIK GÖSTERMELERİ ŞEKLİNDE TEZAHÜR EDER. BÖYLECE O KİMSENİN KALBİ HALKTAN SOĞUR VE HAKK’A YÖNELİR.

IBN-İ ATA HAZRETLERİ ŞÖYLE BUYURMUŞTUR. “ALLAH U TEÂLÂ BİRİNİ RAHATSIZ ETMEK İSTERSE, ONUN BAŞINA ZOR ŞEYLER MUSALLAT EDER Kİ, TÂ SÜKÛNETE ERSİNLER.” ZİRA HALKLA YETİNMEK VE ONLARIN ARASINDA TATMİN BULMAK HAKK’TAN YÜZ ÇEVİRMEYE VESİLEDİR.

HALKIN SÂLİKE KARŞI BUĞZETMELERİ DE, ONU SEVMELERİ DE AYNIDIR. BU MEYANDA HZ. MEVLÂNÂ SÂLİKLERİ İRŞAD MAKSADIYLA ŞU BEYİTLERİ BUYURDULAR:

 HAKİKATTE DOSTLAR SENİN DÜŞMANLARINDIR.

ÇÜNKÜ ALLAH’TAN SENİ UZAKLAŞTIRIR VE MEŞGUL EDERLER.

EĞER ÂLEMDE HALKIN SANA ŞU CEFASINI BİLSEN,

BU SENCE GİZLİ BİR ALTIN HAZİNESİ SAYILIR.

HALKI SANA KARŞI KÖTÜ HUYLU EDER DE SONUNDA ÇARESİZ KALIR;

HEPSİNDEN YÜZ ÇEVİRİRSİN.

SENDEN YÜZ ÇEVİRDİĞİ İÇİN FERYAD ETME.

KENDİNİ AHMAK VE BİLGİSİZ BİR HALE DÜŞÜRME.

ALLAH’A ŞÜKRET; YOKSULLARA EKMEK VER Kİ ONUN ÇUVALINDA

ESKİMEDİN, YIPRANMADIN.

EBU’L-HASAN ŞÂZELÎ VE ABDÜ’S-SELÂM’IN ÇOĞUNLUKLA ETTİKLERİ DUA ŞU İMİŞ:

“EY ALLAHIM! HALKIN BANA OLAN NEFRETİNİ ARTTIR. VE ONLARIN KALPLERİNİ BENDEN EĞRİLT. TÂKİ YÖNELECEĞİM TEK YOL VE TEK MERCİ SEN OLASIN.”

HZ. ŞEYH FÜTUHÂT’INDA ŞÖYLE BUYURDULAR:

“ALLAH U TEÂLÂ’NIN KUR’AN’INDA ANLATTIĞI ÜZERE HZ. MÛSA[AS] FİRAVUN VE ONA TÂBİ OLANLARA ŞÖYLE DEDİ: “BEN O SUÇU İŞLERKEN CAHİLLERDEN BİRİYDİM. SİZDEN KORKUNCA DA ARANIZDAN KAÇTIM. NİHAYET RABBİM BANA HİKMET LÜTFETTİ VE BENİ PEYGAMBERLERDEN KILDI. ISRAİLOĞULLARINI KÖLELEŞTİRMESİ KARŞISINDA, O BAŞIMA KAKTIĞIN BİR NİMET MİDİR?” (ŞUARA, 20–21–22)

ŞEYH HAZRETLERİ BUYURURLAR Kİ:

“ALLAH U TEÂLÂ MÛSA [AS]‘NIN FİRARINA, RİSÂLET, HÜKÜM VE HİLÂFETİ VERDİ. HALKIN ŞERRİNDEN ÂŞIKLARA İSE; ZEVK-İ HİLÂFETİ, ZEVK-İ VUSLATI VERİR.” AVAMIN FİRARI İSE, EŞYADAN HİDAYETE KAÇIŞTIR. VE ONLARIN DUASI; “ALLAHIM YARATMIŞ OLDUĞUN ŞEYLERİN ŞERRİNDEN SANA SIĞINIRIM.” DUASIDIR. HAVASIN FİRARI İSE SIFATTAN SIFATADIR. ONLARIN DUASI İSE; “ALLAHIM ÖFKENDEN RAHMETİNE SIĞINIRIM. ALLAHIN GAZABINDAN RIZANA SIĞINIRIM” DUASIDIR. ANCAK EHASS-I HAVASSIN DUASI, HÜDÂDAN YİNE HÜDÂYADIR. “ALLAHIM SENDEN SANA SIĞINIRIM” DERLER.

ŞEYHÜ’L-LSLÂM MENÂZİL-Ü ES-SÂİRÎN DE ŞÖYLE DİYOR:

“FİRAR ÜÇ DERECE ÜZEREDİR. BİRİNCİSİ, AVAMIN CEHALETTEN İLME VE ESHAB-I YAKİNE KAÇMASIDIR. VE BUNLARA GÖRE FİRAR, AMEL ETMEK VE İTİKÂDÎ DOĞRULTUDA KARARLILIKLA İBÂDETLERİ DEVAM ETTİRMEKTİR. İNSANIN TABİATINDA BULUNAN TEMBELLİĞİ YENİP SA’YE SARILMASIDIR. HAVASIN FİRARI İSE; SIR OLAN HABERLERDEN ŞÜHÛD ÂLEMİNE GEÇMEK VE GÖRÜNÜŞTEN MUHTEVAYA (USULE) GEÇMEK VE KALABALIKTAN – TECRİD OLARAK YALNIZ KAÇMAKTIR. YANİ ŞERİATİN GÖRÜNÜŞTE VA’Z ETTİĞİ AHKÂM VE USÛLDEN, TARİKATIN BÂTINÎ SIRLARINA DALMAK VE ORADA ALLAH’I MÜŞAHEDEYE ERMEKTİR. BURADAKİ TARÎKİN USÛLÜ ALLAH’IN SIFATLARI VE ONUN TECELLİLERİDİR. EHASS-I HAVAS’IN FİRARINA GELİNCE, BUNLARIN FİRARI, MÂSİVÂDAN HAKK’A FİRAR ETMEKTİR. BU NEVİ FİRAR, İNSANIN KENDİ VÜCUDUNDAN HALÂS OLUP HAKK’A ERİŞMESİDİR. VE HAKK’TA VÜCUD BULMASIDIR. ONDAN SONRA İSE HAKK’A FİRAR ETMEKTEN FİRAR EDERLER. BÖYLECE İNSANİYETTEN TECRİD OLUP HAK’TA FENA BULURLAR.

Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

 

6. Derece: İ’TİSÂM

 

ALLAH U TEÂLÂ BİR AYET-İ KERİMESİNDE ŞÖYLE BUYURUYOR: “HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILIN.” (ÂL-İ İMRAN, 103) ALLAH’IN İPİNDEN MURÂD “BİR TARÎK ÜZERE AHDETMEK” MÂNÂSIDIR. BU MÂNÂ İSTİÂRÎ BİR ÜSLÛPLA İŞARET EDİLMİŞTİR. İ’TİSAM; TUTUNMA, YAPIŞMA VE SARILMA MÂNÂLARINA GELİR. KUR’ÂN’IN İŞARET ETTİĞİ MÂNÂ İSE SIKI SIKIYA BAĞLANMADIR. BÖYLECE SÂLİK’E DÜŞEN; KUR’ÂN’IN YOLUNDAN ASLA AYRILMAMASI VE HAKK’IN DAİMİ KULU OLMASIDIR. TÂ Kİ ÂLEM-İ MÂNÂYI BULANA KADAR.

NİTEKİM HZ. MEVLÂNÂ BU MEVZUA MÜNÂSİP ŞÖYLE BUYURUYOR:

EY YÛSUF CANLI! NİÇİN BEDEN KUYUSUNDA KALIYORSUN?

BU KUR’ÂN İPİNE TUTUN VE SUBHÂNÎ ARŞA YÜKSEL.

İ’TİSÂMIN ÜÇ DERECESİ VARDIR: BİRİNCİ DERECESİ, AVAMIN İ’TİSÂMIDIR. ONLARIN İ’TİSÂMI ZAHİRÎ HABERLERİ TASDİK EDİP VA’D VE VÂİDİ İKRAR ETMEKTİR. VE GÜCÜ YETTİĞİ MÜDDETÇE HAKK’IN EMİR VE NEHİYLERİNİ YERİNE GETİRMEKTİR. BUNUNLA BİRLİKTE ALLAH’IN MERHAMETİNE YÖNELİP ONUN TECELLİSİ YÖNÜNDE GAYRET SARFETMEKTİR.

ŞİİR

HALKIN İ’TİSÂMI SENİN MAĞFİRETİN İÇİNDİR.

VASFEDENLER ACİZ KALDI SIFATINI.

TEVBELER OLSUN BİZE Kİ; BİZ BEŞERİZ.

“MÂ AREFNÂKE HAKK’A MA’RİFETİK.”

İ’TİSÂMM İKİNCİ DERECESİ HAVASIN İ’TİSÂMIDIR. HAVASIN İ’TİSÂMI GİZLİ HABERLER ÜZEREDİR. YANİ ZAHİR VE BÂTINI TERKEDİP “URVETÜ’L- VÜSK” YA MUHABBET DUYMAKTIR. DİĞER BİR İFADEYLE, URVETÜ’L VÜSKÂYA İSTİMSÂK ETMEKTİR. ALLAH’IN İPİ, “MUHABBETULLAHDIR”. BUNA ERİŞEN ELBETTE ALLAH’A ULAŞMIŞ OLUR.

İ’TİSÂMM ÜÇÜNCÜ DERECESİ “EHASS-I HAVAS”DIR. BU GRUBA TÂBİ OLANLAR MÂSİVADAN EL ÇEKİP, “ALLAH’IN İPİNE SARILINIZ ZİRA O SİZİN MEVLANIZDIR” EMRİNCE, MEVLÂLARI OLAN ALLAH’A SARILMIŞLARDIR. NİTEKİM ÂYET-İ KERİMEDE, “KİM Kİ, ALLAH’IN DİNİNE SIMSIKI SARILIRSA ŞÜPHESİZ Kİ O, DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR.” (ÂL-İ İMRAN 101) BUYURULMAKTADIR.

ALLAH’A İ’TİSÂM ETMEK DEMEK, BİZZAT VASITASIZ OLARAK ALLAH’I MÜŞAHEDE KILIP ONA TEMESSÜK (SARILMAK) ETMEKTİR. KUR’AN-I KERİM’DE DAHİ, HİTAP İKİ KISIM ÜZERE OLMUŞTUR. BİRİNCİSİ AVAM VE HAVASA HİTAPTIR Kİ, “HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE SARILIRIZ” BUYURULUR. İKİNCİSİ İSE EHASS-I HAVASA HİTAPTIR Kİ; VASITASIZ OLARAK “ALLAH’A (DİNİNE) SARILINIZ” BUYURULDU. ZİRA AVAM OLANLAR CENÂB-I ALLAH’A VASITASIZ OLARAK İ’TİSÂM EDEMEZLER. ONLARA LÂYIK OLAN VASITA İLE ALLAH’A SARILMAKTIR. ANCAK KAMİL OLANLAR İÇİN BU VASITA REF EDİLMİŞTİR (KALDIRILMIŞTIR). VE BÖYLECE SEBEPLERİN HALKEDİCİSİ OLAN YARATICIYI MÜŞAHEDE ETMİŞLERDİR. EN AZİZ OLAN HİTAB İSE, YİNE ONLARADIR. ONUN İÇİN SEYYİD ET-TAİFE HAZRETLERİ BU MEVZUA MÜNÂSİP OLARAK “ALLAH’A VASITASIZ OLARAK İ’TİSÂM EDİNİZ” BUYURMUŞTUR.

Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

5. Derece: TEFEKKÜR


RESULULLAH EFENDİMİZ (SAV) ŞÖYLE BUYURDULAR: “TEFEKKÜRDEN BÜYÜK İBADET YOKTUR. ÇÜNKÜ TEFEKKÜR KALBE MAHSUSTUR. VE HAKK’A TAHSİS EDİLMİŞTİR.” ÇÜNKÜ KALB EN ŞEREFLİ ÂZADIR. EN ŞEREFLİ ÂZÂYA MAHSUS OLAN MEFHUM ELBETTE Kİ ŞEREFLİ OLACAKTIR. ONUN İÇİN BİR SAAT TEFEKKÜR ETMEK, BİR SENE İBADET ETMEKTEN EFDALDİR. YİNE RESULULLAH EFENDİMİZ(SAV) BİR HADİS-İ ŞERİFLERİNDE ŞÖYLE BUYURURLAR: “BİR SAATLİK TEFEKKÜR, BİR SENELİK İBADETTEN DAHA HAYIRLIDIR.” ANCAK TEFEKKÜRÜN YAPILACAĞI YERLERİN DE İYİ TAYİN VE TESPİT EDİLMESİ ŞARTIYLA… TEFEKKÜR YA HAYIRLI İŞLERDE, YA ALLAH’A AİT SANATIN MUCİZEVÎ MUVÂZENESİNİ MÜŞAHEDE ETMEDE YADA ALLAH’IN SIFATLARININ TEZAHÜRÜ OLAN NİMETLERİNDE YAPILMALIDIR. YALNIZ ALLAH’IN ZAT-I NAHİYESİNE AİT MESELELERDE FAZLA TEFEKKÜRE DALMAK NEHYEDİLMİŞTİR.

ABBAS(R.A.)’DAN RİVAYET EDİLDİĞİNE GÖRE; RESULULLAH[SAVL TEFEKKÜR ETMEKTE OLAN BİR KAVMİ GÖRDÜ VE ONLARA HANGİ HUSUSTA TEFEKKÜR ETTİKLERİNİ SORDU. ONLAR DA CEVABEN; ‘ALLAH’IN ZÂTINI YA RESULALLAH’ DEDİLER. BUNUN ÜZERİNE PEYGAMBERİMİZ(SAV) ŞÖYLE BUYURDULAR: “ALLAH’IN ZÂTINI DÜŞÜNMEYİNİZ. BİLAKİS O’NUN ULÛHİYYETİNİ TEFEKKÜR EYLEYİNİZ.” ZİRA ALLAH’IN ZÂTINI TASAVVUR ETMEK İNSAN ZİHNİNİN GÜÇ YETİRECEĞİ BİRŞEY DEĞİLDİR. ŞAYET BÖYLE BİR TEFEKKÜRE GİRERSE, KAFASINDA ŞEKİLLENDİRDİĞİ SAÇMA SAPAN VE BÂTILA AİT HAYAL UNSURLARINI ALLAH’A TEŞMİL EDER Kİ BU SON DERECE TEHLİKELİ BİR DURUMDUR.

NİMETLER HAKKINDA DÜŞÜNMEK YOLUN ŞARTIDIR.

FAKAT HAKK’IN ZÂTI HAKKINDA DÜŞÜNMEK GÜNAHA SEBEP OLUR.

HAKK’IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK BÂTIL OLUR.

HÂSILI TAHSİL ETMEYİ İMKÂNSIZ BİL

EVHAM VE HAYALE AİT BİR KISIM TASAVVURLAR ONUN CELÂLİNİ ASLA MÜŞAHEDE EDEMEZ. İNSAN HAYALİNİN ALLAH U TEÂLÂ HAKKINDAKİ TASAVVURUNUN EN SON VARACAĞI NOKTA HAYRET NOKTASIDIR. ZİRA “ALLAH’IN İLMİNİ HİÇBİR ŞEY İHÂTÂ EDEMEZ.” BU HÜKME BİNAEN HİÇ BİR KİMSENİN BİLGİSİ ALLAH’I MUTLAK HÜVİYETİYLE BİLMEYE YETMEZ. HİÇ BİR AKIL ONUN GAYBÎ HÜVİYETİNİ İDRAK EDEMEZ. SÂLİKE LÂZIM OLAN İSE; GÖRMÜŞ OLDUĞU EŞYADAKİ AHENK VE MUVAZENEYE BİNÂEN ALLAH’I SANATINDA ARAMASI VE ON DA TEFEKKÜR ETMESİDİR. ÇÛNKİ ALLAH’I YARATTIĞI SANATINDA DÜŞÜNMEK İNSANA SÜRÜR VERDİĞİ GİBİ BİLGİSİZLİĞİNİ İZÂLE EDER. İBN-İ ATA ŞÖYLE DEMİŞTİR:

“FİKİR (TEFEKKÜR) SADRIN NURUDUR. VE SÜRÜRÜN KAYNAĞIDIR. TEFEKKÜRSÜZ KALAN KALB KARARMAYA MAHKUMDUR. VE CEHALETLE BERABER KESİF BİR GURURA KAPILIR.”

TEFEKKÜR SENİ BU EVDEN YUKARI ÇEKER.

SENİ SIRLAR SARAYINA DOĞRU ÇEKER.

BU MİSİLLİ FİKİR ETFÂL-İ ŞERİATİN FİKRİDİR. AMA ESHÂB-I HAKİKATİN FİKRİ İSE; ALLAH’IN SIFATLARINA AİT SIRLARIN TECELLİYATINI TEFEKKÜR ETMEKTİR. MASNÛA (YARATILMIŞ GÜZELLİKLERE) BAKSALAR, ONDA SANİİ GÖRÜRLER. MÜESSİRDEN ESERİ İSTİDLAL KILARLAR. VE ONUN NURUYLA BU EŞYAYI BULURLAR. BU DERİNLİKTEKİ TEFEKKÜRE ESHÂB-I ŞERİAT VÂKIF DEĞİLDİR.

YILDA EMEKLEYEN ÇOCUKTA ERLERİN DÜŞÜNCESİ NERDE?

NERDE ONUN HAYALİ, NERDE DOSDOĞRU HAKİKAT?

ÇOCUKLARIN DÜŞÜNCELERİ YA DADIDIR YA SÜT.

YA KURU ÜZÜMDÜR, CEVİZDİR, YAHUT BAĞIRIP AĞLAMA.

ABDURRAHMAN SELEMİ’YE ŞU SORUYU SORDULAR: “ZİKİR Mİ DAHA EVLÂDIR, FİKİR Mİ? ÇÜNKÜ ZİKİR, ALLAH’IN SIFATINI ZİKRETMEKTİR. ALLAH (C.C.) ‘SİZ BENİ ZİKREDİNİZ Kİ BEN DE SİZİ ANAYIM’ BUYURUYOR. FİKİR İSE KULUN SIFATIDIR. NİTEKİM ALLAH U TEALA ÂYET-İ KERİMESİNDE ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: ‘GÖKLERİN VE YERİN YARATILIŞINI DÜŞÜNÜR LER VE ŞÖYLE DERLER; RABBİMİZ SEN BUNU BOŞ YERE YARATMADIN. SENİ TEŞBİH VE TENZİH EDERİZ. BİZİ CEHENNEM ATEŞİNDEN KORU’.” (ÂL-İ IMRAN 191)

BU ÂYET-İ KERİMENİN İFADESİNDEN DE ANLAŞILACAĞI ÜZERE, ZİKİR, FİKİRDEN (TEFEKKÜRDEN) EVLÂDIR.

BEN BU KADARINI SÖYLEDİM; ÖTESİNİ SEN DÜŞÜN.

FİKRİN DONMUŞSA, DÜŞÜNEMİYORSAN, YÜRÜ ZİKRET.

ZİKİR FİKRİ TİTRETİR, HAREKETE GETİRİR.

ZİKRİ BU DONMUŞ FİKRE GÜNEŞ YAP.

Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

4. DERECE: MUHASEBE

 

 

RESULULLAH EFENDİMİZ (A.S.) BİR HADİS-İ ŞERİFLERİNDE ŞÖYLE BUYURUYORLAR: “HESABA ÇEKİLMEDEN EVVEL, KENDİNİZİ HESABA ÇEKİNİZ. KIYAMET GÜNÜ AMELLERİNİZ TARTILMADAN, AMELLERİNİZİ TARTINIZ. VE ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ.” AMELLERİNİZİ, AKLINIZIN VE ŞERİATE AİT ÖLÇÜLERİN YARDIMIYLA TARTINIZ. ZİRA BİR ÂYET-İ KERİMEDE; “O GÜN, SEVAP TARTISI AĞIR GELEN, RAZI OLACAĞI BİR HAYAT İÇİNDEDİR. SEVAP TARTISI HAFİF GELENİN İSE, KUCAĞINA SIĞINACAĞI ANASI, BİR UÇURUMDUR.” (KARİA, 6, 7, 8, 9) BUYURULMAKTADIR. AHİRETE MEMNUN VE MESRUR GİTMENİN YOLU, BU DÜNYADA İNSANIN KENDİSİNİ HESABA ÇEKMESİDİR.

 

ŞEYH HAZRETLERİ FÜTUHAT’IN OTUZÜÇÜNCÜ BABINDA ŞÖYLE BUYURUYOR:

 

“BİZİM ŞEYHLERİMİZ, HZ. PEYGAMBERİN; ‘HESABA ÇEKİLMEDEN EVVEL, NEFİSLERİNİZİ HESABA ÇEKİNİZ’ EMRİNE İMTİSÂLEN, KONUŞTUKLARI VE İŞLEDİKLERİ BÜTÜN AMELLERDEN KENDİLERİNİ HESABA ÇEKERLERDİ. HATTA SÖYLEDİKLEDİKLERİ SÖZLERİ VE YAPTIKLARI İŞLERİ BİR DEFTERE KAYDEDERLERDİ. YATSI NAMAZINI KILDIKTAN SONRA EVLERİNE ÇEKİLİP KENDİLERİNİ MUHASEBE EDERLERDİ. VE DEFTERLERİNİ HAZIR HALE GETİRİRLERDİ. DEFTERE YAZMIŞ OLDUKLARI AMELLERİNİ OKUYARAK MUHASEBE EDERLER, ŞAYET YAPTIKLARI İŞLERDE MÂSİYET MEVCUT İSE TEVBE İSTİĞFAR EDERLER, YOK ŞAYET ŞÜKRÜ GEREKTİRECEK BİR HUSUS VAR İSE ŞÜKREDERLERDİ. O GÜN BU MUHASEBEYİ YAPMADAN UYUMAZLARDI.”

 

VE ŞEYH HAZRETLERİ DEVAMEN ŞÖYLE DEDİ:

“BEN BÜTÜN BU SIFATLARI KENDİSİNDE TAŞIYAN İKİ KİMSEYLE KARŞILAŞTIM. BİRİ ABDULLAH BİN MÜCAHİD, DİĞERİ İSE ABDULLAH BİN KASIM İDİ. BUNLAR BU MAKAMA SAHİP İDİLER. VE BUNLAR TEVBE EDENLERİN KUTBUYDU ÂDETA.”

 

EY HAK TALİBİ OLAN KİMSE, İŞTE HAKİKÎ MUHASEBE EDENLER, BU İTİNAYI VE İHTİMAMI GÖSTERMİŞLERDİR. EN BÜYÜK SERMAYESİ OLAN ÖMRÜNÜ BOŞ İŞLERLE DOLDURAN NE BÜYÜK ZARARDADIR BİR DÜŞÜN… ONUN SONU HÜSRANDIR. HAKK’IN HUZURUNDA REZİL OLMAKTIR.

 

NİTEKİM, HASAN BİN ALİ’DEN, HZ. AİŞE (ANHA)‘DAN VE HASAN-I BASRÎ’DEN RİVAYET EDİLEN BİR HADİS-İ ŞERİFTE RESULULLAH EFENDİMİZ(A.S.) ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:

“KİM, İKİ GÜNÜ BİRBİRİNE EŞİTSE ZARARDADIR. KİMİN GÜNÜ DÜNÜNE GÖRE, KÖTÜLÜKLE GEÇİYORSA O MAHRUM OLANLARDANDIR. KİMİN GÜNÜ DE ZİYADESİZ GEÇERSE O APAÇIK BİR NOKSANLIK İÇERİSİNDEDİR. BU HALİYLE ÖLÜM ONA DAHA HAYIRLIDIR.”

 

AHMED DEDİ Kİ:

İKİ GÜNÜ BİR OLAN KİMSE ALDANMIŞTIR VE ŞÜPHEYE KAPILMIŞTIR. YAKÎNSİZ KİMSE APTALLIK İÇİNDE YAŞAR. BOŞ TORBA GİBİ İÇİ HAVAYLA DOLU OLUR. BU KAPIYI REDDEDEN CEHENNEM’E DOĞRU GİDER; YANGIN VE İZDİ RAP İÇİNDE KALIR.

 

İBNÜ’L-ATA HAZRETLERİ ŞÖYLE DEDİ:

“ALLAH’IN DAHİL OLMADIĞI HİÇ BİR VAKİT VE SANİYE YOKTUR. ÖYLEYSE HER VAKİT YENİDEN ALLAH’I MÜŞAHEDE ET.”

 

ALLAH’I MÜŞAHEDE ETMENİN YOLU ZAHİRÎ VE BÂTINÎ İBADETLERİ YERİNE GETİRMEKLE OLUR. ZAHİRÎ İBADETLER; NAMAZ, ORUÇ VS. BÂTINÎ İBADETLER İSE MÜNACAAT, TEVCÎHÂT VE TECELLİYÂT VE VARİDATTIR. HER VAKİT İÇİN BİR İBADET VAZ’EDİLMİŞTİR. VE İBADETLERİN VAKTİNDE EDA EDİLMESİ, HASSASİYETLE YAPILMASI GEREKEN BİR HUSUSTUR. ŞAYET BİR İBADETİ ZAMANINDA YAPAMAMIŞSAN, ONU DİĞER BİR VAKİTTE KAZA ETMEN LAZIMDIR. NAKLEDİLDİĞİNE GÖRE BİRGÜN CÜNEYD HAZRETLERİ HÜZÜNLÜ BİR VAZİYETTEYDİ. MÜRİDLERDEN BİRİ ONUN MAHZUN OLMASININ SEBEBİNİ MERAK EDEREK NİÇİN HÜZÜNLÜ OLDUĞUNU SORDU. CÜNEYD HAZRETLERİ CEVABEN ŞÖYLE BUYURDU: “EVRAD VAKTİM GEÇTİ ONUN İÇİN HÜZÜNLÜYÜM.” ARKADAŞI ONA ŞÖYLE DEDİ: “O HALDE KAZA ET.” CÜNEYD HAZRETLERİ, “NASIL KAZA EDEBİLİRİM. HER VAKTİN TASARRUFU VE FAİDESİ O VAKTE AİTTİR.” CÜNEYD HAZRETLERİNİN BU SÖZÜ İBADETİ VE VİRDİ ZAMANINDA EDA ETMENİN HASSASLIĞINI VE GEÇMİŞ ZAMANDAN DAHA EHEMMİYETLİ OLDUĞUNU İFADE EDER. ZAMANINDA EDA EDİLMEYEN VİRD KAMİL OLANLARDA CİDDİ BİR EKSİKLİK HUSULE GETİRİR. ÇÜNKÜ VİRDİ OLMAYANIN EVRADI OLMAZ, İBN-İ ATA HAZRETLERİ ŞÖYLE BUYURUYOR:

 

“VİRDİ HAKİR GÖRÜP ONU BIRAKMAK, DALAVERE VE SAHTEKÂRLIKTAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. VEYA VİRDİ BİRTAKIM HİLELERDE KULLANMAK İSTİDRACTIR. İSTİDRAC İSE HİLE YOLUYLA İNSANLARA BİR KISIM HAYALİ GÖZ BOYAMA HADİSELERİ SERGİLEMEKTİR. ZAHİRDEKİ BU MUVAFFAKİYET GİBİ GÖZÜKEN GÖZ BOYAMACILIK EKSERİYETİ VİRDDEN YÜZ ÇEVİRTİR. VE İBADETLERDE TEMBELLİĞE YOL AÇAR. İSTİDRAC SAYESİNDE KEMALE ERDİĞİNİ ZANNEDENLER İBADET VE TAATİ DE BIRAKIRLAR.”

 

MEVLÂNÂ HAZRETLERİ MESNEVÎ’SİNDE ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:

KENDİSİNİ HER KONAKTA

SOFRA BAŞINA VARACAK SANMAYAN KİŞİYE KUL OLAYIM.

ADAMIN, BİR GÜN EVİNE VARABİLMESİ İÇİN

BİRÇOK KONAKLARI TERKETMESİ LAZIMDIR.

KİM KENDİ NOKSANINI GÖRÜP ANLARSA,

YEDEĞİNDE DOKUZ AT OLDUĞU HALDE TEKEMMÜL YOLUNDA KOŞAR.

KENDİSİNİ KÂMİL SANAN, ULULUK SAHİBİ

ALLAH’IN YOLUNDA UÇAMAZ.

EY MAĞRUR VE SAPIK!

CANINDA KENDİNİ KÂMİL SANMAKTAN DAHA

BETER BİR İLLET OLAMAZ.

SENDEN BU KENDİNİ BEĞENME İLLETİ

DEFOLUNCAYA KADAR GÖNLÜNDEN DE

ÇOK KAN AKAR, GÖZÜNDEN DE!

 

BU İSTİDRÂCIN ASLI, HAYAL VE NEFSANÎ AHVALE İTİMAD VE HEVÂ VE HEVESE UYMAKLA OLUR. SANA GEREKEN İSE HEVÂ VE HEVESLERİNİN ESİRİ OLUP O GÜZELİM ÖMRÜNÜ HEDER ETMEMENDİR. ZİRA ÖMÜRDE KAÇIRILAN FIRSATLAR VE KIYMETLİ VAKİTLER TEKRAR GERİ DÖNMEZ. GÜZEL VAKİTLERİN KIYMETİNİ İSE HİÇBİR ŞEY ÖDEYEMEZ. CÜNEYD HAZRETLERİ BU MEVZUDA ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:

“KAYBOLAN VAKTİN DEĞERİNİ HİÇBİR ŞEY KARŞILAYAMAZ. VE VAKİTTEN DAHA AZİZ BİRŞEY YOKTUR.”

 

BU MEVZUA MÜNASİP OLARAK MESNEVÎ’DE ŞÖYLE GEÇMEKTEDİR:

“BİRGÜN MEVLÂNÂ HAZRETLERİ MECLİSTE SAKİN BİR VAZİYETTE OTURUYORLARDI. İNSANLARDAN BİRİSİ MECLİSTEKİ SÜKÛTU BOZMAK İÇİN LAFA GİRDİ; ‘SULTANIM, BUGÜN ŞEHRE ŞEVKETLİ BİR PAŞA HAZRETLERİ GELDİ. VE FİLAN BEYE, SULTAN ALAADDİN BÜYÜK BİR BEYLİK YETKİSİ VERİP GİTTİ.’ BUNUN ÜZERİNE HZ. MEVLÂNÂ ŞÖYLE BUYURDULAR:

ÖKÜZ GELMİŞ, EŞEK GİTMİŞ.

BİZE NE BU HİKÂYEDEN?

AMAN HA, ÖMÜR ÇOK AZİZDİR.

BU ARBEDEDEN KURTUL DA GEL.

 

ŞEYH HAZRETLERİ FÜTUHAT’IN 92. BABINDA ŞÖYLE BUYURUYOR: BİZİM YARANIMIZDAN BAZILARI SEYAHATLERİ ESNASINDA BAZI ABDALLARLA KARŞILAŞIYORLARMIŞ. KARŞILAŞTIKLARI BU ŞAHISLAR BULUNDUKLARI YERİN FISK-I FÜCURA AİT AHVALİNİ BİR BİR ANLATIYORLARMIŞ İHVANIMIZA. BUNUNLA DA KALMAYIP BAŞLARINDA BULUNAN HÜKÜMDARIN YÖNETİMDEKİ KUSURLARINI ANLATMIŞLAR. BUNUN ÜZERİNE İHVANIMIZDAN VELÎ OLAN BİRİSİ KIZARAK ŞÖYLE DEMİŞ: “EFENDİYLE TEBÂSI ARASINA GİRİLMEZ. SEN KİM OLUYORSUN Kİ, HADDİNE OLMAYAN MESELEDE AHKAM KESİYORSUN. EĞER BİR MEŞGULİYET İSTİYORSAN O DA ALLAH’A TAÂT VE İBADETTİR. NAZARINI ALLAH’TAN BAŞKASINA ÇEVİRME.” NE GÜZEL DEMİŞ. ÇÜNKÜ UMUMUN İŞLERİNE AİT LAKIRDILARLA ÖMRÜ TELEF ETMEK EN BÜYÜK ZİYANDIR. VE EN GÜZEL SERMAYEYİ MAHVETMEKTİR.

 

HZ. ALİ (RA) ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR:

“MÜ’MİNİN ÖMRÜNÜN KIYMET KARŞILIĞI YOKTUR,

ZİRA FEVT OLAN ŞEYLERİ O GÜZEL ÖMRÜNDE İDRAK EDER.”

 

EĞER SÂLİK, ÖMRÜNÜ BOŞ YERE GEÇİRİRSE, DÜNYASI DA AHİRETİ DE HÜSRANA UĞRAR.

 

YOLCU! KENDİNE GEL, KENDİNE…

VAKİT GEÇTİ; ÖMÜR GÜNEŞİ KUYUYA DOĞRULDU.

BU İKİ GÜNCEĞİZİNDE OLSUN,

KUVVETİN VARKEN KOCALIĞINI HAK YOLUNA SARFET.

ELİNDE KALAN ŞU KADARCIK TOHUMU EK DE

ŞU İKİ ANLIK MÜDDETTEN UZUN BİR ÖMÜR BİTSİN.

BU AYDIN ÇERAĞ SÖNMEDEN KENDİNE GEL DE

HEMEN FİTİLİNİ DÜZELT, YAĞINI TAZELE.

YARIN YAPARIM DEME.

NİCE YARINLAR GEÇTİ.

EKİN ZAMANI TAMAMİYLE GEÇMESİN.

UYANIK OL.

 

 

Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

3. Derece: İNABET


“Size azap gelmeden önce Rabbinize yönelin ve ona teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız.” (Zümer; 54)

İnabet, lügatte rücû demektir. Daha açık ifadeyle, Allah’a yönelip tevbe etmektir. Ancak tevbe ile inabet arasında fark vardır. Tövbe, Allah’a isyan ve muhalefet ettikten sonra Allah’a yönelmek ve af dilemektir. İnabet ise, bir kulun Allah’a isyan etmese bile normal haliyle de O’na tevbe ederek yönelmesidir. Nitekim Osman Mağribî hazretleri dahi bu mevzua muvafık olarak şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin masiyetten ötürü Allah’a yönelmesi tevbedir. Ve ona taib denir, münib denmez. Münib ise; bütünüyle Rabb’ına yönelen demektir.” Ama Ebu Ali Dekkâk hazretleri tevbeyi üç mertebeye ayırmıştır. Ve bu mertebelerde inabeti, tevbenin orta dereceli olanı diye tarif etmiştir. Ve Şeyhu’l-İslâm hazretleri Menazil-i Sairin’de buyuruyor ki, “İnabet üç şeyden müteşekkildir. Hakk’a rücû eylemek ve bundan taat ve ıslah olmayı gaye edinmektir. Çünkü tevbe, günah ve masiyetten Allah’a sığınmaktır. Ahdine vefa eylemektir. Tövbesinde vermiş olduğu söze sadık kalmaktır.” “Topluca Allah’a tevbe ediniz ey mü’minler!” emrine icabet etmekle, amelini ve taatini ıslah etmiş sayılmaz. Ve bu haliyle de Hakka rücû etmiş sayılmaz.

Tövbe etmenin şartı üçtür. Evvela günahlardan pişman olmak ve onlardan dolayı tevbe etmek gerekir. Farz ve vacip ibadetlerinden kılmayıp da fevt ettiği ibadetleri varsa onları eda etmek lazımdır. Hakka rücû etmek ve ahdine vefa göstermek ise üç şeyle mümkündür. Birincisi, günahlardan alınan lezzeti terketmek lazımdır, ikincisi, günahkârlara karşı tavır almak ve günahlarından dolayı onları ihtar edercesine tahkirle bakmak gerekir. Üçüncüsü, günahkârlara Hakk’tan mağfiret dilemek ve kendisinin onlardan daha günahkar olduğunu kabul etme tevazuunu elden bırakmamaktır.

Buna benzer olarak hâlen tevbe etmek de üç esasa dayanır: Birincisi, “Allah sizi yarattı, ancak siz bunu bilmezsiniz” âyetine binaen tek fiil sahibinin Allah olduğunu kabul etmekle hâl tevbesi gerçekleşir, ikincisi, tevbe edenin Allah karşısında fakrını ve acziyetini ifade eden bir hal içerisine girmesidir. Üçüncüsü, ise “Ölmeden evvel ölünüz” sırrına matuf olarak inabın sırrını anlamasıdır.

Yolun Mertebeleri kategorisinde yayınlandı. Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe için yorumlar kapalı
%d blogcu bunu beğendi: